Why deploying ELTA AESA Radar and David’s Sling missile system on islands adjacent to Turkiye poses a critical threat to regional peace:
1️⃣ Violation of Treaties: The 1923 Lausanne & 1947 Paris Treaties explicitly require the non-militarized status of these islands.
2️⃣ A2/AD Capability: Combined with long-range interceptors, the radar’s 475 km coverage projects power deep into Anatolia, creating an unacceptable air dominance zone.
3️⃣ Unilateral Escalation: Placing high-tech sensor and missile hubs kilometers away from a neighbor's mainland disrupts the strategic balance and drastically increases the risk of miscalculation.
Preserving international law and the demilitarized status of the Aegean islands is vital for long-term stability.
Ne yazık ki öyle bir kitle var ki; bir uçağın yalnızca envantere girmesi ile tam anlamıyla operasyonel kabiliyet kazanması arasındaki o kritik farkı bir türlü anlatamıyoruz. Keza, ilk MMU’ların öncelikle eğitim süreçlerinde istihdam edileceğini de aktaramıyoruz.
Oysa bu geçiş safhasında, şayet imkân bulabiliyorsak iki filo F-35 tedarik etmeliyiz. Bu hamle; hem platformu yakından tanımamızı sağlayacak, hem MMU’nun olgunlaşma yolculuğunda önümüzü aydınlatan büyük bir kılavuz olacak, hem de kendi yerli sistemlerimizi test etmemizin önünü açacaktır.
'Bütçe' ve benzeri gerekçelerin ardına sığınılıyor; oysa etrafımızda dönen jeopolitik gerçekler ve tehdit çemberi ortada. Gerekirse bu ülkenin yarısı var gücüyle Türk Silahlı Kuvvetleri için çalışmalı; vekil beyler lükslerinden feragat edip otobüse binmelidir.
Uçaklar yerde bulunuyordu ama E-7’ler için HAS (Hardened Aircraft Shelter) denilen güçlendirilmiş özel hangarlar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu uçakların tanesi bugün 760 Milyon £, yani yaklaşık 1 milyar $. Dünya üzerinde rakibi olmayan ve sadece 3-4 ülkenin işletebildiği çok özel bir sistemden bahsediyoruz.
E-7T’ler harika uçaklar olsalar da oldukça pahalı, kıymetli ve yerlerine yenisinin konulması neredeyse imkansıza yakın platformlar.
Bu yüzden ben şahsen; hizmete geri dönecek C-130EM’lerin AWACS (Erken İhbar ve Kontrol) uçağına dönüştürülmesini ve E-7T filosuna, daha basit görevlerde destek vermesi gerektiğini düşünüyorum.
Zaten nakliye filosu için her halükarda ek A400M ve C-130J tedariki gerekiyor ve önümüzdeki süreçte bu adım atılacak gibi duruyor.
2028 sonuna kadar mevcut envanterin;
•4 Preveze sınıfı,
•4 Gür sınıfı,
•6 Reis sınıfı,
olması bekleniyor ve planlanıyor. 2031 yıllarında ise ilk MİLDEN’lerin envantere girmesi bekleniyor.
Preveze artık "orta yaşlı" diyebileceğimiz bir sınıf; ama YÖM geçirdiler, daha uzun yıllar hizmet vereceklerdir. Gür sınıfı ise genç denizaltılar; onlar için de YÖM programı yürütülüyor. MİLDEN ile birlikte, aynı zamanda denizaltılarımızda VLS kullanabilme yeteneğine sahip olacağız. Kısa bir vadede Türk Donanmasının denizaltı filosunun bölgesel tek rakibi Fransa olacak.
Mevcut durumda 11 adet aktif denizaltı var.
1 Ay sınıfı
4 Preveze sınıfı
4 Gür sınıfı
2 Reis sınıfı
Muhtemelen bu sene sonunda 1 adet daha Reis sınıfı teslim alınır.
Türk ordusu BLUEFOR, Yunan ordusu ise REDFOR olsun.
Adalar Denizi'nde, REDFOR egemenliğinde irili ufaklı, kayalıklar dahil olmak üzere 2.500 ila 3.000 civarında ada ve adacık bulunmaktadır. Ancak bu coğrafi formasyonların ezici bir çoğunluğu üzerinde insan yaşamı bulunmayan; dolayısıyla ekonomik ya da askeri bir ölçeğe sahip olmayan alanlardır. İnsan yaşamının ikame edildiği, yerleşime açık ada sayısı ise 200 civarındadır. Askeri strateji, jeopolitik dengeler ve BLUEFOR ana karasının güvenliği açısından bakıldığında, bu adaların içerisinden özellikle 23 tanesi büyük ve "kritik" öneme haizdir.
Madalyonun diğer yüzü incelendiğinde; bu adaların büyük bir kısmının BLUEFOR ana karasına aşırı yakın konumlanması stratejik resmi değiştirmektedir. Adalar, BLUEFOR Donanması için potansiyel bir tehdit unsuru teşkil etse dahi; eş zamanlı olarak REDFOR adına savunulması korkunç derecede zor ve lojistik ikmali neredeyse imkânsız hale getiren riskli bir operasyonel zafiyet doğurmaktadır.
Olası bir çatışma durumunda, doğrudan BLUEFOR namlu ve roket topçusunun menzilinde yer alan bu adalara sahip olmak, REDFOR için bir avantajdan ziyade açık bir dezavantajdır. Zira bu izole hatları savunmak amacıyla bölgeye sevk edilecek her askeri unsurun, daha yolun başında ağır zayiat riskiyle karşı karşıya kalacağı aşikardır.
Aynı zamanda bölgede bulunan ada takımlarının BLUEFOR kıyı şeridine olan ekstrem yakınlığı, bu mevzilerin çatışmanın ilk safhalarında hızla "overrun" durumuna düşmesine yol açacaktır. Neticede, Adalar Denizi gibi dağınık bir geometride savunulması gereken onlarca adanın varlığı, uzun vadeli bir yıpranma savaşında avantaj değil, tam aksine lojistik ve askeri bir yük olarak kalacaktır.
Böyle bir senaryoda BLUEFOR'un öncelikli harekat tarzı; adalardaki konuşlu unsurlara ve REDFOR’un derinlikteki hava üslerine yönelik yoğun seyir ve balistik füze taarruzları gerçekleştirmek olacaktır. Bu ilk dalganın amacı, düşmanın reaksiyon ve harekat kabiliyetini olabildiğince kısıtlamaktır. REDFOR’un elindeki kısıtlı savunma bütçesi ve sınırlı entegre hava savunma imkânları göz önüne al��ndığında, BLUEFOR'un bu baskılama ihtimali oldukça güçlenmektedir.
İlk yumuşatma ve baskılama atışlarının ardından, stratejik noktalarda kalan ceplere yönelik SAT ve AHT (Amfibi Hücum Timleri) birimleri ile sızma/temizlik operasyonları icra edilecektir.
Adalar Denizinde başarılı bir müşterek harekat yürütebilmek için statik kara parçalarına konuşlanmaktan ziyade; yeterli düzeyde füze stoku, katmanlı bir hava savunma şemsiyesi ve hava üstünlüğünü elinde tutabilecek güçlü bir hava kuvvetleri yapısı çok daha kritik.
@Emir_1867 Sence adalar denizinde başarılı bir hareket yürütmek için deniz unsurları mı güçlü olmalı yoksa hava unsurları mı. Yunanistanın taktiği belli. İyi jetlerle i�� bölgelerdeki kıymetli hedefleri vurup üçüncü tarafların araya girmesini umuyor. Bizim nasıl bir planımız var.