Togg Üretim ve Teknoloji Kampüsü’nde önümüzdeki yıl satışa sunulacak olan T6X ile bugün tanıtımı yapılam T10F 4More Kehribar serisine yönelik çalışmaları inceledik.
10 çalışana 1 endüstriyel robot ortalaması ile otomotiv sektörümüzün en dijital altyapısına sahip tesisi olan #Togg, günde 375 araç üretim hızıyla yoluna güçlü şekilde devam ediyor. 💪🏻🦾🚘🇹🇷
Togg T10F 4More Kehribar Serisi ile tanışın…
Anadolu'nun ruhunu taşıyan ve zamanın izini aktaran Kehribar, şimdi geleceğin teknolojisiyle buluşuyor. <🤎>
Çift motor teknolojisi, 500 km karma menzili ve güçlü performansıyla Togg T10F 4More Kehribar Serisi yollarda yeni bir iz bırakmaya hazır.
Detaylar Trumore’da.
#Togg #T10F #KehribarSerisi
Rahatsız olduğunuz şey ne tam olarak? Qatar Debate ortaklığı mı yoksa Dr. Hayat Abdulla Maarafi‘nin kıyafeti mi? Tam olarak neye takıldık? Mırıldanınca anlaşılmıyor.
HSBC’nin “şer’î uyumlu” olarak pazarladığı Islamic Global Equity Index Fund’ın, İsrail ordusuyla bağlantılı beş şirkete 100 milyon doların üzerinde yatırım yaptığı ortaya çıktı. Bunlar arasında İsrail ordusuna teknoloji sağlayan Palantir’e yapılan yaklaşık 38 milyon dolarlık yatırım da bulunuyor.
Bu örnek, uluslararası İslami endekslere ve bu endeksleri takip eden fonlara ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini bir kez daha gösteriyor.
Türkiye’de katılım endeksi konusunda gözetilen hassasiyetin uluslararası endekslerde aynı ölçüde bulunduğunu söylemek güç. Özellikle şirketlerin fiilî faaliyetleri ile şer’î uygunluk değerlendirmeleri arasında ciddi farklılıklar ortaya çıkabiliyor.
Dolayısıyla bir fonun adında “İslami” veya “şer’î uyumlu” ifadesinin bulunması, içeriğinin sorgulanmadan kabul edilmesi için yeterli değil. Yatırımcıların özellikle uluslararası İslami fonlara yatırım yaparken portföy içeriklerini ve endeks kriterlerini dikkatle incelemeleri gerekiyor.
Azerbaycan’ın İslam düşmanı diktatörü Aliyev’in emriyle okullarda başörtüsü yasağı şiddetli bir şekilde sürüyor. Azerbaycan’dan utanç verici görüntüler geliyor. İslam kardeşliğine inanan hiç bir Müslüman bu zulüm karşısında sessiz kalamaz. Herkesi Azeri Türkü kardeşlerimiz için ses vermeye çağırıyoruz.
Cuma gününün sünnetleri nelerdir?
Gün olarak Cuma bizim için mübarektir. Bu ümmetin farklılıklarından biri de Cuma Günü ve Cuma Namazı farkıdır. Bu nedenle Cuma ile alakalı özel emirler ve tavsiyeler vardır. Cuma günü şuuru oluşması bir anlamda Sünnet mantığına kavuşma anlamına gelmektedir. Özellikle belirtmek gerekirse Cuma’yı namazı kadar Günü ile de izlemek gerekmektedir. Genel bir çerçeve içinde Cuma günü ile alakalı şu hususlara dikkat edilmelidir:
1- Cuma gününe mahsus bir gusül abdesti alınır. Bu farz değildir ama önemli bir Sünnet’tir. O gün ne zaman yapılsa yerine gelmiş olur. Gusül ile beraber tüy ve tırnak temizliği gibi diğer temizlikler de yapılmalıdır. Cuma Günü’ne mahsus olarak, ağır olmayan kokular özellikle kullanılmalıdır. En temiz elbiselerin giyilmesi de Cuma gününün gereklerindendir.
2- Cuma namazına gecikmemek hatta ‘cumaya erkenden gitmek’ denebilecek bir görev vardır. Cuma namazına kim ne kadar erken giderse sevabı da o kadar fazla olur. Ezanla beraber camiye girmek yerine mümkün olan en uygun vakitte, önceden gidip zikir veya kıraatle ya da başka bir ilmi faaliyetle meşgul olmak o günün azameti ile ilgili işlerdendir.
3- Cuma hutbesini dinlemek bir ibadet çeşididir. Hutbeyi ibadet kalitesinde dinlemek şarttır. Hutbe irat edenlerin de namaz kalitesinde bir iş yapmaları gerektiğini bilmeleri ve Allah’tan korkmaları gerekir.
4- Bilhassa Cuma namazı için gelinen camide oturma ve mü'minlerle beraberlik ortamı cumanın önemli farklılıklarındandır. Kimseyi rahatsız etmemek, rahatsızlık verecek şekilde oturmamak önemlidir. Ter kokusu, bu konuda ikaz edilmiş bir konudur. Bu zamanın ayrıntılarından biri olarak, kullanılan parfümlerin rahatsız edici olmamasını da öne çıkarabiliriz. Belki söylenmesi dahi abes sayılabilecek kadar uzak bir ayrıntı gibi dursa da şunu kaydetmemiz mecburidir: Cep telefonu ve benzeri cihazların Cuma namazı esnasında verdiği rahatsızlık bir yandan kul hakkı diğer yandan da Cuma kıvamını zedeleyen bir sıkıntıdır.
5- Cuma günü Kehf suresini okumak önemli bir Sünnet’tir.
6- Cuma gününde duaların reddedilmediği bir İCABET SAATİ vardır. O saat, gün içinde gizlidir. Cuma günü, Perşembe günü akşam ezanı okunmasından başlar Cuma günü akşam ezanı vaktine kadar devam eder. İcabet saati bu yirmi dört saatlik zaman diliminde gizlidir. Ağırlıklı olarak bu icabet saatinin, cuma namazının kılınmasına yakın saatlerde olduğu umulsa da esasen o günün bütününü icabete layık olma şuuru ile geçirmeye çalışmak gerekir. İcabet saati mantığı da çokça istiğfar etmeyi, duayı ve zikri gerektirir.
7- Cuma gününün çok önemli farklılıklarından biri de, o gün Peygamber aleyhisselama salavat getirmenin önemli olmasıdır. En azından on kere salavat getirmek o günümüzün farkı olmalıdır.
8- Bir başka husus da Cuma gününün bir ibadet ortamı olmasına dikkat ederek Cuma gününün nasıl geçirildiği denebilecek bir endişe taşımak gerekir. O günümüzün bizim için ecir kaynağı olmasına, yaptıklarımızın kabulüne dua etmemiz gerekmektedir.
Nureddin Yıldız
15.05.2015
Boykot işe yaramıyor diyenler izlesin! Tam 365 gün sonra Üsküdar’da bulunan McDonald’s şubesi boykot nöbeti nedeniyle kapandı! Allahu Ekber. Elhamdülillah
Her geçen gün daha kötü olayların yaşanacağını, günahların iyice yayılacağını, takva ehli müminlerin azalacağını ve İslam'ın garipleşeceğini Allah Resulü haber veriyor. Bunlara rağmen insanların ıslahı için yaşamaya çalışanların olacağını ve onların sahabeden elli kişinin sevabı gibi ecir kazanacağını da buyuruyor. (Tirmizî, 3058)
Bu zaman için yapabileceğimiz en güzel şey, Allah'a itaat ederek ve kul hakkından sakınarak tertemiz kalmaya çalışmaktır. Gelecek nesillerin, kirlenmemiş insanların varlığına şahit olmalarını sağlamaktır. Genç nesillerin umudu olacak büyükleri olmayı hedeflemektir.
Belki de daha zor günler bizi bekliyor. Özellikle İslam'ı yaşama noktasında güzel örneklerin iyice azalacağı ve bundan dolayı sekülerleşmenin daha da prim yapacağı zamana doğru ilerliyor olabiliriz.
En kötü zamanda yaşasak bile ümitvar olmalıyız. Çünkü Allah gerçek mümin kullarını zor zamanlarda ortaya çıkarır. Biz de o güzel insanlardan olabilmeye söz verirsek İslam'ın istikbali aydınlıktır. Bunun için;
1. Kur'an ile bağımızı güçlendirmeliyiz.
2. Yüz yüze sohbet ve ders halkalarına devam etmeliyiz.
3. Yaşantımızla çevremize örnek olmalıyız.
4. Kendimizden küçüklerle özel olarak ilgilenmeliyiz.
5. Bulunduğumuz yeri İslamlaştırmak için çalışmalıyız.
6. Hedeflerimiz uğrunda tecrübeli büyüklerimize danışmalıyız.
Rabbim ayaklarımızı sabit kılsın. Bizleri, zor günlerin değerli insanlarından olmaya muvaffak eylesin.
Hz. Şuayb'ın dediği gibi: "Ben gücüm yettiğince düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın sayesindedir." (Hûd, 88)
“Başkalarını bilen zekidir, kendini bilen ariftir. Başkalarını yenen güçlüdür, kendini yenen kudretlidir. Kanaat eden zengindir. Kararlılıkla yürümeye devam eden iradelidir.” (Laozi)
Ak Parti Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı için şahsımı görevlendiren Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum.
Mesuliyeti izzetine denk bu vazifede Allah’ın rızasını gözeterek aziz milletimize hizmet etmeyi Rabbimden diliyorum.
@RTErdogan@Akparti@AKPartiSPBGM
Maçın 10:14 dakikasında her şey durdu, ışıklar söndü ve İsrail’in öldürdüğü 1014 sporcu için tüm stattakiler telefonlarının ışıklarını yaktı.
Spor tarihinde görülmemiş bir tablo çıktı ortaya
Ahilik kültürü ile yoğrulmuş bu topraklarda ticaret, yalnızca kazanç değil; emanet, ölçü ve itibar meselesidir. “Pabucu dama atılmak” deyimini üreten bu anlayıştı. Kusurlu malın, hilenin ve güveni istismar etmenin ağır toplumsal bir bedeli vardır. Çünkü Ahi geleneğinde esas olan, her ne pahasına olursa olsun kazanmak değildir. Ne kadar kazandığın da değildir. Esas olan kazanma hırsını meşru sınırlarda tutmayı başaracak şekilde insani ve ahlaki değerlerle dizginleyebilmektir.
Boğaziçi Üniversitesi son sınıfta AD 401 Business Policy dersinde iki hafta “Business Ethics” konusu işlendi. Abraham Zaleznik’in The Managerial Mystique kitabını okuduk. O dönemde gelişmiş ekonomilerde ardı ardına büyük finansal yolsuzluklar patlak vermişti. Derste şu konu tartışıldı:
“Amerika’nın en iyi eğitim kurumlarından yetişmiş, iyi bir işi, yüksek geliri olan ve toplumsal konumu gereği saygı ve itibar gören yöneticiler, ihtiyaçları olmamasına karşın neden piyasayı dolandırıyor, yatırımcıları kandıracak entrikalar peşinde koşuyor?”
Bir haftadır gündemin ilk sırasında yer alan, yüz binlerce yatırımcıyı mağdur eden sermaye piyasası yolsuzlukları açığa çıktıkça 35 yıl önce derste tartıştığımız sorular aklıma geliyor. Göklere çıkartılan ve her derdin devası gibi gösterilen “uyum ve yönetişim (compliance & governance)” kültürü, yöneticilerin bireysel vicdanını devre dışı bırakarak mekanik biçimde uygulanan bir yasak savma yolu haline gelmiş. Oysa ahlaki davranış, kurallara şeklen uyar görünmek değildir. Şirket baskıları, insanları kendi iç seslerinden uzaklaştırarak sırf “prosedür” adı altında normalde asla onaylamayacakları kararları rasyonelleştirmeye itebilir.
Bugün iş dünyasının en büyük krizi teknik eksiklik değil bağımsız ahlaki pusulasını koruyabilen karakter eksikliğidir. Gerçek etik, bireyin bağımsız düşünebilme cesaretini göstermesi ve aldığı kararların arkasında durarak sorumluluk almasıdır. Doğrudan yolsuzluğa bulaşmasalar bile, gözlerinin önünde gerçekleşen yanlışa dur demeyen, buna gücü yetmiyorsa yüksek sesle itiraz etmeyen, ona da gücü yetmiyorsa en azından ihtirazi kaydını koyarak yanlışla arasına mesafe koyamayan yöneticilerin sorumluluğu konusu kamu vicdanında değerlendirilecektir.
“Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini hakir görmesi yeter.” Müslim, 32.
Kafaya asmalık bir kural. Prensipleriniz olacaksa böyle şeyler olacak.
Kuran’dan sonra okumaya değer tek mirasımız hadis külliyatımız. İlim de orada, ahlak da orada. Gerisi lafügüzaf.
Bir insan, çocuğunun ayağına diken batsın istemez, gönlü kırılsın, hor görülsün istemez. Kimse onu incitmesin ister. Bir şey başa gelecekse onun değil benim başıma gelsin der. Çocuk için diğergamlık bir erdem bile değildir, hayatın tabii fıtri akışıdır.
Doksanlı yılların başında, Türkiye’nin gıda sektörünün önde gelen holdinglerinden biri, Amerika’da o dönemde oldukça meşhur olan bir danışmanlık firmasından şirketleri için bir “check-up” yapmasını ister.
Amerikan danışman gönderilir. Adam yaklaşık bir hafta boyunca holdingin fabrikalarını, şirketlerini, üretim süreçlerini ve operasyonlarını en ince ayrıntısına kadar inceler. Her tarafı dolaşır, çalışanlarla konuşur, depoları gezer, sevkiyatları ve üretimi gözlemler.
Bir hafta sonra yönetim kurulu toplantısı yapılır.
Toplantıya dört erkek kardeş katılır. Yaşları ilerlemiş olmasına rağmen şirketin başında hâlâ aktif olarak görev yapmaktadırlar.
Amerikalı danışman toplantıya başlar başlamaz şöyle der:
“Lütfen herkes cebindeki parayı çıkarıp masanın üzerine koysun.”
Dört kardeş de biraz şaşkınlıkla ceplerindeki paraları çıkarıp masanın üzerine koyarlar.
Danışman paraları tek tek toplar. Hepsini onların gözleri önünde masanın üzerinde çatır çatır yırtar ve çöpe atar.
Odada büyük bir şaşkınlık oluşur.
Danışman onlara bakarak şöyle der:
“Şu anda hepinizin yüzü kızardı. Morardınız. Sinirlendiniz. Çünkü gözünüzün önünde paranızın yok olduğunu gördünüz. Para sizin için çok değerli olduğu için buna tahammül edemediniz.”
Sonra masanın üzerine doğru eğilir ve devam eder:
“Peki, bir düşünün… Fabrikanızda sevkiyat sırasında kenarda köşede kalan kolilerin ezilmesi, ürünlerin zarar görmesi, kamyonların yarım kapasiteyle gitmesi, çalışanların gereğinden fazla zaman harcaması, depolarda ürünlerin beklemesi…
Bunların her biri sizin paranızın kaybolması demek.
Ama bunları neden cebinizdeki paranın yırtılması kadar önemsemiyorsunuz?”
Ardından şu mesajı verir:
“Çünkü cebinizdeki parayı kendi paranız olarak görüyorsunuz. Oysa fabrikanızda, deponuzda ve operasyonlarınızda kaybolan her şey de aslında sizin paranız.”
Bisküvi imparatoru Sabri Ülker'in tasarruf anlayışı, şirketin en güçlü olduğu dönemde bile çalışanların aklını başından alacak seviyedeydi:
Fabrikaya tonlarca un ve şeker çuvallarla gelirdi. İşçiler üretimin hızlanması için çuvalların ağzındaki ipleri bıçakla kesip çuvalı hızlıca boşaltırlardı.
Sabri Ülker bunu fark ettiğinde üretimi durdurdu. İşçilerin karşısına geçip çuvalın düğümünü elleriyle tek tek çözmeye başladı.
İşçilere dönüp şunu söyledi: "Bu ipi keserseniz çöp olur. Ama düğümünü çözerseniz, o ipleri toplar bağlarız, yarın kolileri bağlamak için kullanırız. Çuvalı da yırtmamış oluruz, onu da un fabrikasına geri satarız." Devasa holding, yıllarca çuval iplerini biriktirerek on binlerce lira tasarruf etti.
Lc waikiki sahibi Vahap Küçük şirketin hikayesini anlatıyor.
Bence çok önemli ve örnek alınacak bir hikaye
Ben bu işe başladığımda aklımda büyük bir marka kurmak yoktu.
1988’de Zeytinburnu’nda yaklaşık 150 metrekarelik küçük bir atölyede konfeksiyon üretimi yapıyorduk. Sonra karşımıza Fransız bir marka olan LC Waikiki çıktı. Önce onların üretimini yaptık, sonra Türkiye’deki potansiyelini gördük.
Kendi kendimize şunu sorduk:
“Neden sadece üreticisi olalım?”
Türkiye’de markanın haklarını aldık. 1997’de ise dünya üzerindeki haklarını satın aldık.
Ama asıl dönüm noktası bundan sonra geldi.
Bir dönem hem üretim hem perakende yapıyorduk. Sonra bunun bizi yavaşlattığını fark ettik. Bir Amerikalı perakende yöneticisinin söylediği bir söz beni çok düşündürdü:
“Hem üretimde hem perakendede aynı anda başarılı olan şirket çok azdır.”
Biz de üretimle perakendeyi ayırdık ve LC Waikiki’ye tamamen perakende şirketi olarak odaklandık.
Tam ardından ekonomik kriz geldi.
O dönemde birçok insan küçülmeyi düşünürken biz perakendeye daha fazla yatırım yaptık.
Çünkü bizim çok net bir fikrimiz vardı:
“İyi giyinmek herkesin hakkıdır.”
Amacımız kaliteli ürünü mümkün olduğunca uygun fiyata sunmaktı.
Sonra Türkiye’nin her yerine, ardından başka ülkelere gittik. Her pazarda müşteriyi anlamaya çalıştık.
Bugün geriye baktığımda LC Waikiki’nin başarısını tek bir karara bağlamıyorum.
Fırsatı görmek, cesaret etmek, yanlış yaptığında değiştirmek ve müşteriyi her zaman merkeze koymak…
Bence bizim hikâyemizin özü bu.
Biz büyük başlamadık. Küçük bir fırsatı ciddiye aldık ve peşini bırakmadık.
Hayat ne kadar güzelse dünya o kadar çirkin.
Dünyanın çirkinliğini tebarüz ettiremediğimiz zaman hayatın güzelliğinden istifade edemeyiz. Dünya gerçekten çirkin midir ve neden olsun? Hadisenin insana mahsus şerefle doğrudan irtibatı var.
…
Dünyanın çirkinliğinde karar kılmamız insanlığımızı korumanın ön şartıdır. Evet, karar kılmak… İnsanoğlu dünyaya boş yere gelmemiştir. Bir görev gereği buradayız. Kendi vücudunuza bir bakın. Öne çıkmak üzere yaratılmışız. Türkler “Baş ol da, soğan başı ol” demişler. Gücümüzün kaynağı hayatın kendisidir. Ahlâk fırsatçılığın terkiyle tekemmül eder. Hangi iş üzerindeysek o işin en iyisini başarmağı hedef edinmeliyiz. Zirve her zaman münhaldir. Bâtıl itikatlar üzerinden üstünlük edinilmez. Eğer kâinatın işleyişinin Allah’ın elinde olduğundan habersiz iseniz ve Allah resulünün dünya düzenine hangi yeri tahsis ettiğinden haberiniz yoksa elinizden hayır sadır olmayacaktır.
...
Kur’an dünya sevgisinin insan karakterini bozmasına engel olmak için indirildi. Buna mukabil Dünya Sistemi bütün çabasını dünya sevgisinin insanlarda kökleşmesi uğruna sarf etti. Bunda büyük ölçüde muvaffak da oldu. Menkul değerlerin dünya ölçüsünde geçerliliği altın karşısında kısa, orta, uzun vadede dünyevî faaliyetlerin zaferini getirdi. Bugün Türkeli’nde öğrenciler üniversite tercihlerini bitirdikleri okulun kendilerine hangi iş imkânlarını sağlayacağını göz önüne alarak yapıyor. Bu kapitalizmin dünyaya kaymak bağlattığının delilidir. Sermaye bütün insanları ayrıntılara hapsederek ömrünü uzatıyor. Dünyanın üzerinden kaymağını sıyırmadan dünya sevgisine mâni olamıyoruz.
İsmet Özel