Gençlere bir önceki kuşağın bilgisini, bilginizi aktarabilmek için yaşlanmayı, ölmeyi bilmeniz gerekiyor. Geri çekilmeyi bilmezseniz bilgiyi aktaramazsınız.
Bir türlü yaşlanamayan adamlar doldu ortalığa, “jaws” gibi sokaklarda dolaşıyorlar. (5.5.2019 HG Tv)
ankara’yı prezentabl yapmak için bu kadar masraf yapılacağına başka bir ülkenin başkentini birkaç günlüğüne airbnb gibi kiralasak nato’yu orada ağırlasak daha uyguna gelir sanki
Gösteriyi izlerken umarım başına bir iş açılmaz diyorsun. Sonra fark ediyorsun ki adam gösteri boyunca sahnede kellesi koltukta konuşuyor, gösterinin adını da Ölü Deniz koymuş. Daha nasıl anlatsın. Deniz Göktaş zekası, cesareti ve mizah kalitesiyle gerçekten başka bir seviye.
Deniz Göktaş'ın gösterisini izledikten sonra koşa koşa twitter'a gelip "kesin alırlar" yazanların, bunu Deniz Göktaş için endişelendiklerinden değil, Deniz Göktaş'ın cesaretini takdir ettiklerinden de değil, kendi siyasal sinikliklerini onaylatma refleksiyle yaptıklarını düşünüyorum. Bu aptallığın başka açıklaması olamaz.
Deniz Göktaş, YouTube'da yayınladığı yeni stand-up gösterisinde, Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili de espriler yaptı:
"Biraz tatsız bir şey söyleyeceğim. Ben Recep Tayyip Erdoğan'ı hiç sevmedim. Hayatımda bir dakika bile. Ama..."
📍Şu skandala bakın!
“BİR SABAH UYANDIK, TAPUMUZ YOK!”
İstanbul Sarıyer'de rezerv alan ilan edilen bölgedeki tapular iptal edildi. Vatandaşlar feryat etti:
“— Bir sabah kalktığımızda tapularımızın özel bir firmaya satıldığını öğrendik.
— Boğaz manzaralı 3+1 ev için 1,2 milyon TL gibi ödeme yapılıyor ve tapunuz alınıyor!..”
Ekrem İmamoğlu ne demişti?
“Bugün benim 30 yıllık diplomamı iptal edenler, yarın sizin 40 yıllık tapunuza, arsanıza, banka hesabınıza da çökebilirler!”
Şimdi bu sözü daha iyi anlıyor muyuz?
... Ne demiş Yaşar Kemal "Bugünkü dünyada bile yoksulluk varsa, bu en aşağılık şeydir. İnsanlar yoksul olmamalı. Çünkü insanların yoksul olmasını engelleyecek her şey bu dünyada var
Yoksulluğun hallerini anlatmak giderek zorlaşıyor. Uzun zamandır gördüklerimi yazmıyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Bir zamanlar insanların bir geçim stratejisi vardı makalelere konu olan. Bir şeyden vazgeçip daha önemli olanı tercih edebilmek gibi. Şimdi ise aynı anda birden fazla temel ihtiyaca erişememek.
Birincisi barınma, ikincisi gıda, ulaşım, eğitim…
Mesela farelerin dolaştığı, çatısı akan bir evde, ne onu onarma imkanı ne de başka bir eve taşınma olanağı olmadan, çocuklarla birlikte her gün tükenerek yaşamak zorunda kalmak.
Mesela banka hesabı borç nedeniyle blokeli olmak, Mesela, yoğun bakımda yatan bebeğine gidecek yol parasına bile güçlükle ulaşan bir anne olmak,
Mesela okul devamsızlığı yapan çocukların bir süre sonra eğitimden kopması ve bunu sorgulamayan bir sistem,
Mesela sürekli ev değiştiren, faturalarla ve geçimle boğuşmaktan çocuğunun eğitimiyle ilgilenemeyecek noktaya gelen anne babalar.
Mesela eşinden şiddet gördükten sonra çocuklarıyla birlikte hayata tutunmak için günlük çalışan yalnız bir annenin, her ay kira ve faturaları ödeme günü yaklaştıkça büyüyen kaygısı.
Ekonomik büyüme rakamlarına odaklanan sistem, derin yoksulluğun içinde büyüyemeyen, eğitimden kopan çocukları görmezden geliyor. Dahası, kamu harcamalarını kısan politikalarıyla bu yoksulluğu bile, isteye daha da derinleştiriyorlar. @memetsimsek@tcailesosyal@tcmeb@csgbakanligi
Bu nedenlerle dayanışmaktan ve umutlu olmaktan vazgeçmeyin... Ne demiş Yaşar Kemal "Bugünkü dünyada bile yoksulluk varsa, bu en aşağılık şeydir. İnsanlar yoksul olmamalı. Çünkü insanların yoksul olmasını engelleyecek her şey bu dünyada var."
AKP'lilerin "Artık dövebiliyoruz" dediği, bakanın "Giden gitsin" dediği bilim insanlarından birisi...
Bir kamu üniversitesinde cerrah. Öyle bir yorulmuş, enerji kaybetmiş ki, muhtemelen hemen yemekhaneye indirmişler.
Süslü bir basın toplantısı, yanında protokol filan yok. Yemeğini yerken aynı anda mutlulukla ameliyatların önemini anlatıyor.
Psikiyatrinin anhedoni dediği şeyi Marx çok daha erken ve çok daha doğru bir isimle tanımlamıştı: Yabancılaşma (Entfremdung).
Haftanın neredeyse tamamını kendi hayatın, arzuların ve potansiyelin üzerinde hiçbir kontrolün olmadan yalnızca hayatta kalabilmek için harcadığında; ürettiğin şeye de harcadığın zamana da, nihayetinde kendine de yabancılaşırsın.
Biyolojik indirgemecilik şöyle der:
"Beyninde kimyasal dengesizlik var biraz yürüyüş yap ve dopamin detoksu dene."
Oysa sınıfsal gerçeklik şudur:
Haftada 45–50 saatini (ve buna eşlik eden bitmek bilmeyen yol çilesini) başkasına sermaye üretmek için harcayan birinin, pazar günü iki saat kahve içtiğinde "aydınlanma ve coşku" yaşamaması bir hastalık değildir bu ruhun maruz kaldığı sömürüye verdiği en insani ve en sağlıklı tepkilerden biridir.