“kıyılar boyunca akan suyu izlemek. rıhtımlar boyunca gitmek, duvarların dibinden yürümek. zaman kaybetmek, tüm tasalardan, sabırsızlıktan kurtulmak. arzulamayan, gücenmeyen, isyan etmeyen biri olmak.”
“evet önümüz bahardır biliyorum, leylaklar açacak biliyorum, kiraz da çıkacak yakında. iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum. sevgilim, güzelim, birtanem biliyorum da, şimdilik bağışla.”
nietzsche ağladığında kitabında "yirmi yaşımdan beri kırkımı yaşıyorum" diye bir söz geçiyordu, her yaşın acemisi olmayı beceremeyecek kadar ustalaştıran hayata da biraz kırgınız..
Şimdi açsam pencereyi beklesem
Sen gelsen
Olmaz ya hani geliversen
Hiçbir şey sormasan
Hiçbir şey söylemesen
Sussam
Sussan
Sussak…
Sırt sırta otursak
Katılasıya ağlasak
Sarılsam
Sarılsan
Sarılsak
Ve yine hiç bir şey konuşmasak
Ama anlasak
Olmaz ya
Hani diyorum olsa ne vardı🤍
Alıp başını gitme isteği, kendinden kaçma isteği değildir. Daha temiz, daha duru, daha berrak sularda yüzme isteğidir. İçinde bulunduğumuz, kirlenmiş ve artık bize berbat hissettiren sudan kaçma isteğidir.
Ancak toplum, her kaçış isteğini zayıflık olarak etiketler, her yeni başlangıç arayışını sorumsuzluk diye damgalar. Oysa gerçek, bunun tam tersidir. Alıp başını gitme isteği, aslında kişinin kendine dönüş arzusu, otantik yaşam arayışı ve ruhun arınma özlemidir. Temiz havaya, berrak sulara, net ilişkilere, dürüst yaşamlara olan özleminiz, ruhunuzun sağlıklı olduğunun kanıtıdır. Bu istek, kendinden kaçma değil, kendine koşmadır. Sahte benlikten gerçek benliğe, yapay yaşamdan doğal yaşama, zoraki mutluluktan içten huzura koşmaktır. Bazen en cesurca hareket, bulunduğun yeri terk edip, kendi renginde bir yaşam inşa etmektir.
- Tunç Tataker (Farkındalık Cehennemdir)