İNGİLTERE VE TÜRKİYE’NİN DERİN İLİŞKİSİ; STRATEJİK EKLEMLENME
“İngiltere -Türkiye ilişkisinin, ABD ile geçmişte olduğu gibi tek yönlü, edilgen bir bağımlılık ilişkisi olmadığı ve karşılıklılık boyutu içerdiği de açıktır. Eşitsiz gelişme yasası dünya güç dengelerini sürekli değişime uğrattığı gibi, iki ülkenin dünya güç haritasındaki ağırlıklarını da değiştirmiştir.”
✍️İlhan YILDIRIM
https://t.co/dVjfMHNLiP
SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz gözaltına alındı
🦉 İstanbul merkezli 11 ilde sabaha karşı düzenlenen ev baskınlarında aralarında SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz’in de bulunduğu 39 kişi gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmanın etkin pişmanlık kapsamında alınan ifadeler doğrultusunda yürütüldüğünü açıklarken, sosyalist ve demokratik örgütler operasyonlara tepki gösterdi.
https://t.co/YtvWCmRCt7
Dünya Halklarının Özgürlüğü ve Barışı İçin; NATO Savaş Aygıtı Dağıtılsın, Askerî Üsler Kapatılsın!
Emperyalist paylaşım ve hegemonya mücadelesinin keskinleştiği, savaş ve çatışmaların dünya halklarının yaşamını kâbusa çevirdiği bugünlerde insanlık, 3. Dünya Savaşı gerçeğine her geçen gün biraz daha yaklaştırılmaktadır.
NATO, emperyalist merkezler tarafından sosyalist bloğa karşı kurulan bir özel savaş aygıtı olarak, dünya halklarının eşitlik ve özgürlük mücadelesini boğmayı; işçi sınıfının ve ezilen halkların mücadelesini özel savaş yöntemleriyle bastırmayı hedeflemiştir. Sosyalist bloğun yıkılmasının ardından ise dünya halklarının yarattığı tüm birikim ve değerleri, kendi hegemonya ve sömürü düzeni adına iç savaşlar ve emperyalist müdahaleler yoluyla ortadan kaldırmaya yönelmiştir. NATO'nun genişlemesi ve yeni üyelerin katılımıyla, emperyalist paylaşım mücadelesinde ABD-AB emperyalist blokunun üstünlüğünü pekiştirmeye çalışmıştır.
2008 yılında neoliberal sermaye birikim modelinin krize girmesi, emperyalist güç merkezleri arasındaki çelişkileri daha da derinleştirmiş; ekonominin askerîleştirilmesine, savaş ve çatışmaların dünyanın farklı bölgelerine yayılmasına yol açmıştır. Vekâlet güçleri üzerinden yürütülen savaşlar, Ukrayna ve İran'da yaşanan çatışmalarla birlikte, emperyalist ve hegemonik güçlerin doğrudan karşı karşıya geldiği yeni bir aşamaya sıçramıştır.
Öyle ki Pasifik Denizinin ana gücü ABD ile Kuzey Atlantiğin (başta İngiltere, Almanya, Fransa gelmek üzere) emperyalist Avrupa ülkeleri arasındaki çelişkiler ve stratejik yönelim farklılıkları bütünüyle derinleşmiş, bunun yarattığı gerilim ve çatışmalar İran ve Ukrayna'da daha görünür hâle gelmiştir. Bundan da öte emperyalist güç merkezleri arasındaki taktik farklılaşmalar stratejik düzeye doğru genişleme eğilimine girmiştir. Bu durum, dünyada ve bölgemizde çatışma ve savaş risklerini artırırken, hangi güçlerin ve ülkelerin emperyalist paylaşımın nesnesi hâline geleceğine ilişkin belirsizlikleri de derinleştirmekte, kaotik bir dönemi beraberinde getirmektedir.
Savaş ve çatışmaların derinleştiği, faşist rejimlerin adeta bir virüs gibi yayılarak insanlığı ve yeryüzündeki yaşamı açık biçimde tehdit ettiği bu dönemde, 36. NATO Zirvesi 7-8 Temmuz'da Ankara'da gerçekleştirilecektir. Türkiye'deki finans kapital ve egemen sınıflar, dünya ölçeğinde yaşanan bu faşistleşme ve hegemonya mücadelesine kendi çıkarları doğrultusunda uyum sağlayacak dönüşümleri hayata geçirmeye çalışmaktadır. NATO Zirvesi'nin Türkiye'de düzenlenmesi, yeni karargâh ve kolorduların kurulmasına yönelik planlar, yayılmacı hedeflerle emperyalist paylaşım politikalarının kesiştiğinin göstergeleridir.
Son günlerde NATO Zirvesi'nin protesto edilmesine dahi tahammül göstermeyen devlet, devrimci ve demokratik güçlere yönelik gözaltı ve tutuklamalarla emperyalizme "dikensiz gül bahçesi" görüntüsü sunmaya; böylece kendisini meşrulaştıran emperyalist koalisyonun bir parçası olmayı hedeflemektedir.
Faşist rejimler eliyle yürütülen hegemonya ve paylaşım mücadelesi, doğayı ve insanlığı yok oluşa sürüklemektedir. Bu emperyalist sisteme karşı anti-faşist, anti-emperyalist ve anti-militarist uluslararası mücadeleyi ortaklaştırmak; yakıcı hâle gelen enternasyonal dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmek tarihsel bir görev olarak devrimcilerin önünde durmaktadır.
Kaosun ve çatışmaların kurbanı olmak Dünya halklarının kaderi olamaz. İnsanlığın kurtuluşunu ve kalıcı barışı sağlayacak yeni bir dönemin kapısını aralayabilecek tarihsel olanak önümüzdedir. Bu olanağı hayata geçirmek için ulusal ve uluslararası ölçekte birleşik mücadeleyi örmek, devrimciler açısından acil bir zorunluluktur. Dünya Halklarının Özgürlüğü ve Barışı İçin; NATO savaş aygıtı dağıtılmalı, askerî üsler kapatılmadır.
Ve nihayet; Enternasyonalle kurtulur insanlık
Kahrolsun NATO!
Kahrolsun Emperyalizm ve Paylaşım Mücadeleleri!
Yaşasın Enternasyonalizm!
BİRLEŞİK SİYASET
#natodefol #nato
Your cryptos don’t have to sit in one market.
Trade stocks, CFDs, precious metals, commodities, and more, all with crypto.
Swipe right to discover moreYour cryptos don’t have to sit in one market.
Trade stocks, CFDs, precious metals, commodities, and more, all with crypto.
Swipe right to discover moreYour cryptos don’t have to sit in one market.
Trade stocks, CFDs, precious metals, commodities, and more, all with crypto.
Swipe right to discover moreYour cryptos don’t have to sit in one market.
Trade stocks, CFDs, precious metals, commodities, and more, all with crypto.
Swipe right to discover moreYour cryptos don’t have to sit in one market.
Trade stocks, CFDs, precious metals, commodities, and more, all with crypto.
Swipe right to discover more.
Ağaç A.Ş. işçisi Özgür Balkı:
"Geçen yıl 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkma şüphesiyle gözaltına alındım. Bu olay gerekçe gösterilerek 6 yıldır çalıştığım İBB Ağaç A.Ş.’de işime son verildi. İşimi geri istiyorum"
Hatırlatmak gerekir ki 2024 yılında CHP de Taksim çağrısı yapmıştı.
AKP, KHK’larla emekçileri işinden ederken; CHP’li İBB yönetimi de “güvenlik soruşturması” bahanesi ile işçileri işlerinden edip, işe iade yönündeki mahkeme kararlarını da tanımıyor!
21 Mayıs Perşembe saat 16.00’da Saraçhane’ye tüm emek dostlarını desteğe davet ediyoruz.
Faşizme ve Savaşa Karşı Birleşik Mücadeleyi 1 Mayıs’ta Büyütelim!
Emperyalist paylaşım savaşlarının ve faşist rejimlerin giderek derinleştiği; halkların emeğine, geleceğine ve yaşamlarına pervasızca saldırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Dünyada ve bölgemizde artan hegemonya mücadeleleri aşırı silahlanma ve savaşlar; ezilenlere daha fazla yoksulluk, daha fazla baskı ve daha fazla ölüm getirmeye devam ediyor. Burjuvazi; devrimci çağında yarattığı değerleri emperyalist çağında kusarak çıkarttığı bir uygarlık krizinde debelenirken, insanlığı da hızla üçüncü dünya savaşının eşiğine sürüklüyor. Karşı karşıya bırakıldıklarımız yeniden reayalaştırılma, krallık/padişahlık rejimleri, teknofaşizm, nükleer yıkım ve epstein ahlakıdır.
Diğer yandan bölgedeki emperyalist paylaşımın hem nesnesi hem de öznesi olan Türkiye'de ise finans kapital açık ve gizli işbirlikleriyle, olağanüstü büyütülen savaş sanayisiyle ganimetten pay alma peşindedir. NATO zirvesinin Türkiye'de yapılması, yeni karargah ve kolorduların kurulma planları, yayılmacı hayallerle emperyalist paylaşımın kesişme göstergeleridir. Tüm bunların ekonomik maliyeti, açlık sınırına itilmiş işçi ve emekçilere ödetilirken; siyasi maliyeti ise baskı ve düşman hukuku yoluyla faşizme ilk evrilen ülkelerden biri olmaktır. Yayılmacılık bölge halklarına olduğu gibi kendi halkına karşı da yürütülen bir savaştır.
İç çelişkilerini tasfiyeler ile gidermeye çalışan AKP-MHP iktidarı, bir dönem daha yerini koruyabilmek için çıplak zor ve hukuksuzluğa dayanarak yükselen toplumsal muhaleteti bastırma ve CHP'yi de çoğunluk konumundan düşürme mücadelesi veriyor.
Kürt sorununda inkar ve imha siyasetinin sürdürülemez hale gelmesiyle, faşist rejim ne demokratikleşme adımları atabildiği ne de savaşa geri dönebildiği bir ikilemde, çözümsüzlük politikasında kilitlenmiş durumdadır.
Yerel, bölgesel ve uluslararası yakıcı sorunların üst üste yığıldığı böylesi bir tarihsel momentte işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs'ın politik çağrısı; işçilerin, kadınların, gençlerin ve tüm halkların birleşik mücadelesini örgütleme ve bağımsız iradesini inşa etme görevidir.
Demokrasi güçleri bir bütün olarak örgütsüzdür, direnme kapasitesi parçalı ve çeşitlidir. Fakat buna rağmen süregelen direnişlerin toplamı da faşizmin 10 yıldır toplumsal zaferini ilan etmesini engelleyebilmiştir. Direnişin bu bütünsel niteliğini görememek, mücadele biçimlerini ve alanları karşı karşıya getirmek, mevcut dinamiği bölmek, Devrimci Güçlerin tutumu olamaz. Devrimci harekete düşen sokaklara, alanlara taşan direniş potansiyellerini ayrıştırmak değil niteliklerine uygun örgütsel modeller üreterek yan yana getirmeye çalışmak olmalıdır.
1 Mayıs 2026'da Taksim'e çağrı yapmanın devrimciler açısından önemli bir taktik değeri vardır. AKP-MHP iktidarının bütün saldırılarına rağmen toplumsal tabanını kaybetmeye devam edeceği, çatışmasızlık ortamının kitleleri cesaretlendireceği, moral politik üstünlüğün de artarak muhalefet saflarına geçeceği ve bunun önümüzdeki sene yapılacak seçimlere kadar süreceği öngörülmelidir. Toplumsal muhalefetin savunma konumundan çıkışı ve faşizmi geriletme hamlesine geçişinin önemli bir anı 1 Mayıs ve bunun alanı da Taksim meydanıdır. Ancak bu geriletme hamlesi, birleşik mücadeleden koparılarak yalnızca alana indirgenen dar bir perspektifle ele alınmamak koşuluyla değerlendirilmelidir.
Demokrasi ve eşitlik için mücadele eden Kürt halkı, insanca yaşam için sendikal mücadele veren işçi ve emekçilerin, patriyarkanın karşısında toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele eden kadınların, geleceği kurtarma mücadelesi veren gençlerin bu mücadeleleri Kadıköy mü Taksim mi tartışması ile ayrıştırılamaz.
Bizler, eğitimin kamusal, demokratik ve eşitlikçi niteliğini savunmaya, okulları şiddetin değil yaşamın ve özgürlüğün mekânları haline getirmek için mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.
Okullarımızı Şiddete Teslim Etmeyeceğiz!
#DivriğiMadenİşçileriDirenişi 142. Gün
Yeraltı Demir Madeninin kapatılıp işçilerin haksız ve hukuksuz işten çıkarılmasına karşı OYAK Finans Merkezi önündeyiz.
📆 18 Nisan 2026 Cumartesi
🕛 15:00
📍Ayazağa Mah. Kemerburgaz Cad. Vadi İstanbul Park Sitesi, 7 B Blok, Sarıyer/İstanbul
Sivas Divriği’de OYAK’ın madeni kapatarak 270 işçiyi işsiz bırakmasına karşı 125 gündür direnen madencilerin yanındayız! Bugün kurumumuz HDK'yi ziyaret eden Dev-Maden Sen'den Yücel Yalıncak ve Divriği Kültür Derneği YK Üyesi Kemal Yalıncak ile süreci değerlendirdik. "Madenler kamunundur" şiarıyla ekmeğine ve memleketine sahip çıkan Divriği halkının ve emekçilerin haklı taleplerinin yanındayız, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız! ✌️⛏️
Bugüne kadar yapılmış sayısız operasyon, işkenceler, gözaltılar, tutuklamalar ESP'li devrimcileri mücadeleden vaz geçiremedi, bu da vaz geçiremeyecektir.
Bu sabah İstanbul merkezli olmak üzere 22 ilde gerçekleştirilen operasyonlarda; aralarında siyasi parti eş başkanları, sendika temsilcileri, hukukçular, gazeteciler ve şube yöneticilerimiz Mehmet Acettin ile Tuğba Kahraman’ın da bulunduğu 100'e yakın kişi gözaltına alınmıştır.
İnsan Hakları Derneği olarak bu gözaltı operasyonlarını, örgütlenme özgürlüğü ile basın özgürlüğüne yönelik açık bir saldırı olarak değerlendiriyoruz. Yaşanan süreci yakından takip ettiğimizi kamuoyuna duyururuz.
Aralarında ileri yaşta ve ağır hasta kişilerin de bulunduğu gözaltındakilerin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
IŞİD Artığı HTŞ Çeteleri Kürt Halkına Katliam Yapıyor.!
IŞİD barbarlığına karşı tüm Dünya Halklarının onuru için savaşan ve kazanan Kürt halkı, bugün HTŞ çetelerinin saldırısıyla karşı karşıyadır. ABD - İngiliz Emperyalizminin desteğiyle ve İsrail denetimiyle yürütülen bu saldırı aynı zamanda Suriye’de Halkların ortak ve eşit bir yaşam kurabilmesine de bir saldırıdır. Geçici Şam Yönetimi, kendileriyle birlikte Suriye’yi ve bölgeyi karanlığa sürüklemekte ve Halklara daha fazla kan ve gözyaşından başka hiçbir şey vaat etmemektedir.
AKP – MHP iktidarı marifetiyle de içine düşülen mevcut çatışma süreci 40 yıllık savaşın durdurulması ihtimalini berhava etmektedir. Bilinmelidir ki bütün imkanlarla yok edilmeye çalışılan Rojava, Ortadoğu’da Halkların kendi renkleriyle Eşit ve Özgür olarak birlikte yaşamasının mümkün olduğunu gösteren tek modeldir ve dünyanın bütün güçleri biraraya gelse de Rojava'nın yarattığı ilham ve umudun yok edilebilmesi mümkün değildir. Anlaşılmaktadır ki Ortadoğu'da birilerini vekil olarak kullanarak ganimet peşinde koşanlar; yarattıkları istikrarsızlığın aynı vekiller üzerinden kendilerini de ganimete çevirebileceğini görmekten acizdirler.
Türkiyeli Sosyalistlere ve Devrimcilere düşen görev ise açıktır: Enternasyonalist sorumluluğunu yerine getirmek, İşçi Sınıfını bu emperyalist-ganimetçi savaş politikalarına karşı örgütlemek ve Kürt Direnişinin yanında durmaktır.
Kürt Halkı dün nasıl IŞİD barbarlığını durdurduysa bugün de onun ardıllarını püskürtecek iradeye sahiptir.
Biliyoruz ki Kürt Halkı Teslim Olmayacaktır.
Biliyoruz ki Kürt Halkı ile birlikte bütün Ortadoğu Halkları Kazanacaktır.
IŞİD Artığı Çeteler Yenilecek,
Kürt Halkı kazanacak!
Yaşasın Halkların Kardeşliği ve Eşitliği!
Yaşasın Direniş!
Yaşasın Rojava!
İki harita iki gerçeklik!
Rakka ve Deyrizor’u içeren bir haritayı hiç paylaşmadık. Çünkü ikisi de Arap kentleri.
Paylaştığımız harita;
Efrin-Qamişlo-Dêrik-Heseka üçgenindeki Kürt coğrafyası yani Batı Kürdistan.
Bizce, yapılacak görüşmelerde;
Rakka ve Deyrizor Suriye Geçici Hükümetine devredilmeli.
Buna karşılık, Efrin-Qamişlo-Dêrik-Heseka’yi içeren coğrafya Özerk Rojava olarak tanınmalı. Kürt siyasetinin sahada ve masada direnme hattı bu üçgen olmalı.
BARAJLARI YIKTIK, OYUNLARI DA BOZACAĞIZ!
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yayımlanan Ocak 2026 İstatistikleri, ülkede istatistik üretme pratiğinin siyasal araca nasıl dönüştürüldüğünü bir kez daha göstermektedir. Bugün ülkede iki ayrı ama aynı doğrultuda işleyen tek tablo vardır: Bir yanda hayat pahalılığını gizleyen TÜİK, diğer yanda sendikal örgütlülüğü görünmez kılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı…
TÜİK, emekçilerin yoksullaşmasını rakamlarla perdelemeye çalışırken; Bakanlık da işçilerin sendikal iradesini istatistik oyunlarıyla dağıtmaktadır. Biri ücretlerin gerçek değerini saklamakta, diğeri örgütlü emeğin gerçek gücünü yok saymaktadır. Alanları farklı olsa da amaç aynıdır: İşçiyi örgütsüz bırakarak yoksulluğu derinleştirmek ve sermayeye dikensiz bir gül bahçesi sunmak.
01 No. lu Avcılık, Balıkçılık Tarım ve Ormancılık işkolunda da karşı karşıya olduğumuz bu tablo, basit bir veri hatası değil, bilinçli bir sendikasızlaştırma modelidir. Sendikamız BTO-SEN bünyesinde örgütlenen üyelerimiz, aynı işi aynı yerde yapmalarına rağmen Bakanlık kayıtlarında ısrarla farklı işkollarında gösterilmektedir. Biz bu usulsüzlüğün düzeltilmesi için başvuruda bulunduğumuzda ise karşımıza "inceleme" adı altında bitmek bilmeyen bir bürokratik duvar örülmektedir. Bakanlık bu işlemi tamamlayana kadar, işyerindeki taşeron sözleşmeleri kasıtlı olarak bitirilmekte; ihale bir başka işverene devredilmekte ve süreç en başa sarılarak işçiler yine farklı bir işkolunda örgütsüzlüğe hapsedilmektedir.
Bu bir "başa sarma" oyunudur! Bakanlık, inceleme süreçlerini kaplumbağa hızıyla işleterek taşeronun ihale süresine uydurmakta; böylece işçinin toplu sözleşme hakkı daha doğmadan elinden alınmaktadır. Binlerce üyemiz aynı fidanı dikmeye, aynı ormanı korumaya devam ederken, kağıt üzerindeki bu ihale cambazlıklarıyla örgütlü gücümüzden koparılmak istenmektedir.
Son bir yıl içerisinde 2.000’e yakın üyemizin istatistiklerden buharlaştırılmasının altındaki asıl gerçek, işte bu Bakanlık-İşveren-Taşeron el birliğiyle kurulan sendikasızlaştırma düzenidir.
Kimi yandaş yapıları baraj üstünde tutmak için her türlü kolaylığı sağlayan Bakanlık, BTO-SEN’in haklı mücadelesi karşısında bürokrasiyi bir silah olarak kullanmaktadır. Ancak bilinmelidir ki; her iki üyemizden birinin yok sayıldığı bu organize saldırıya rağmen Sendikamız, bir kez daha ülke barajını aşmayı başarmıştır. İşçinin iradesi, ne ihale sürelerine ne de Bakanlığın sahte tablolarına sığar!
BTO-SEN olarak, üyelerimizin hakkını bu taşeron garabetine ve Bakanlık adaletine teslim etmeyeceğiz. Bu hileli döngüyü her alanda teşhir ederek yıkacak, işçinin emeği ile iradesini savunmaya ve yükseltmeye devam edeceğiz.
Son söz olarak; her türlü hukuksuz uygulamaya ve müdahaleye rağmen, Sendikamız baraj sorununu yine aşmıştır. Tarım ve Orman işçilerinin tek umudu olan BTO-SEN, büyüyerek yoluna devam etmektedir.
Birlikte Mücadele Edecek, Birlikte Kazanacağız!
BİRLEŞİK TARIM ORMAN İŞÇİLERİ SENDİKASI (BTO-SEN) YÖNETİM KURULU