“1925, yani içinde yaşadığımız rejim; tasfiye, tedhiş ve tahkir politikaları üzerine kuruldu. Rejimi, Tanrı buyruğuymuş gibi kabullendirmeye çalıştılar. İtiraz edeni idam ettiler. Rejimi, vatanla özdeşleştirdiler. İtiraz edeni vatan haini ilan ettiler.
Terörün, siyasete gölge düşürmediği tek bir on yılımız olmadı. Terörle mücadele, rejim için bir varlık sebebiydi. Dinci, Kürtçü, Türkçü diyerek yadırgadılar, yaftaladılar, yargıladılar insanları. Rejim, kendi halkına düşmanlık etti.
Terörsüz Türkiye’nin; siyasetin yapılış şeklini temelden değiştireceğini ve siyasetin artık milletin korkularını zinde tutarak değil, milletin rızasını arayarak yapılmasının önünü açacağını anlamak gerek. Ve terörize etmeyen siyasetin; milleti aldatmaktan ziyade, milleti ikna etmek üzerine inşa edileceğini, milleti ve devleti birlikte güçlendireceğini görmek gerek.”
Nazım Hikmet, "Türk Köylüsü" şiirinde Türk Milletinin irfanını över.
Yakup Kadri, Yaban'da Türk Milletini geri kalmış olarak küçümser.
Yaban'a cevap niteliğinde Nurettin Topçu Taşralı adlı eserinde Türk Milletini Nazım çizgisinde ele alır.
Bu sıralamada okuma yapılabilir.
Şu nefis beyit, Muallim Nâci'nin (1849-1893), Fransızcadan yaptığı bir şiir tercümesi:
"Ey şi'-i terim, eşkim ile hem-cereyân ol
Sinemdeki nirân-ı gama reşha-feşân ol"
Ya şimdi bu tercümeyse şiir nedir? Bu şiirse tercüme nedir?
Biz de kendimize güya şiir çevirmeni diyoruz :)
💣 Arkhé Tarih yayınında gergin anlar...
🔥 Cerrahoğlu, Nişanyan ve Alp Eren Topal, 1622 senesinde Sultan Genç Osman'ın tahttan indirilip vahşice katledilmesiyle neticelenen Yeniçeri isyanının anlamını dönemin Yeniçeri ağalarından Hüseyin Tuği'nin Musibetnâme adlı eserinden coşkulu bir tanıklık eşliğinde tartışıyorlar.
- « Kullarım ne ister? »
+ « Kul Allah'ındır, sen bir mütevellisin! »
📺 Osmanlı bir Yeniçeri Cumhuriyeti miydi? | Konuk: Alp Eren Topal
https://t.co/etw1BcSksl
Tarih büyük ölçüde hiyerarşiktir; papaları, cumhurbaşkanlarını ve başbakanları konu edinir. Peki ya bunun sebebi bütünüyle hiyerarşik yapıdaki arşivlerin hiyerarşiler tarafından yaratılmasıysa?
7 MAYIS 1924 – Atatürk'ün, Millî Mücadele ve Bağımsızlık Savaşı üzerine Yunus Nadi Bey'le görüşmesinin Cumhuriyet gazetesinde yayımlanması:
"…Türkiye'nin ve Türk milletinin ve Türk milleti menfaatlerinin en emin savunmasının ancak Ankara'dan olabileceği olaylarla belli olmuştur."
Cumhuriyet’in 7 Mayıs 1924 tarihli ilk sayısı, sekiz sayfadan oluşmakta idi. Cumhuriyet’in ilk sayısının birinci sayfası, Mustafa Kemal’in beyanatlarına, dış politik olaylara ve Yunus Nadi’nin kaleme aldığı gazeteyi tanıtan bir yazıya ayrılmıştı.
“Cumhuriyet’in Karilere Takdimi” başlıklı yazıda, “…gazetemiz ne hükümet gazetesi, ne de bir fırka gazetesidir. Cumhuriyet sadece Cumhuriyet’in daha aleni ve şamil ifadesiyle, demokrasinin müdafiidir. Cumhuriyet ve demokrasi fikir ve esaslarını ihlal eden, yıkan, yıkmaya çalışan her kuvvetle mücadele edecektir. Memlekette her manasıyla hakiki bir demokrasi ve hakiki bir cumhuriyet tesisi için gazetemiz bütün varlığıyla çalışacaktır. Memlekette halkın, halk tarafından, halk için idaresi bizim mefkuremizdir. Ve biz yalnız bu mefkurenin esiriyiz, başka hiçbir kuvvetin değil” sözleriyle gazetenin siyasi kimliği ve hedefleri net bir biçimde ortaya konmakta idi.
Gazetenin ikinci sayfası; yorum ve makale ağırlıklı düzenlenmişti. Yorum ve makaleler ele alınan konuların uzmanları tarafından ele alınıp derinlemesine ve titizlikle incelenmekte idi. Bu sayfa, okuyucuyu eğitmesi, yetiştirmesi ve yurt sorunlarına ışık tutarak Türk düşünce hayatına hizmet etmesi nedeniyle övülmüştür. Üçüncü sayfa, haber ve yazıların devam sayfası idi. Gazetede biri siyasi içerikli, diğeri toplumsal nitelikli iki karikatür yer alıyordu. Gazetede ayrıca toplumun her kesimine hitap etmeyi hedeflemesinin sonucu olarak; çocuk sütunu, kadın sütunu, spor sütunu, iktisadi sütun gibi bölümlerle, “her gün bir hikaye”, “gazetenin doktoru” gibi popüler sütunlar da bulunmakta idi . Fakat bu popüler sütunlara bazı farklılıklar getirilmişti. Örneğin, spor sütunu diğer gazetelerin yaptığı gibi sadece “futbol” sayfasından ibaret olmayıp, diğer bütün spor dallarına yer vermesi ile dikkat çekmekte idi. Ayrıca spor gazete sayfalarından izlenmekten çıkarılmaya çalışılmış, geniş kitlelerin yaptığı bir etkinliğe dönüştürme çabası hep hissedilmiştir. Gazetenin son sayfası ise, ilan ve reklamlara ayrılmıştı.
Ne mutlu Türküm diyene! dedim hep ben, kendimi bildim bileli. Lakin bugün ayrı bir gururla söyledim bu cümleyi. Hayaldi, gerçek oldu. Tarihi bir gün.
Barış anaları hepimizin anaları; tıpkı Şehit anaları gibi. Onlara sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmak. Çok şükür bugünleri görmek nasip oldu.
Halklardan bir ulus yaratmaksa eğer ülkümüz, bir ulus böyle yaratılır! Cumhuriyet demokrasi ile taçlanacaksa eğer bir gün, ancak ve ancak böyle taçlanır.
MÜNİR NURETTİN'İN TİMUR SELÇUK'A UNUTULMAZ NASİHATİ: TÜRKİYE'NİN DEĞİŞMEYEN GERÇEKLERİ
Klasik Türk Musikisi'nin ölümsüz ustası Münir Nurettin Selçuk, bir toplantıda şarkıyı hatalı söylediği için Atatürk'ü dahi uyarmaktan çekinmemiş olan, müzikte taviz tanımaz bir otoriteydi. İlginçtir ki bu büyük üstadın sevenleri arasında Fransa'nın eski başbakanlarından Alain Juppé de bulunuyordu.
Münir Nurettin 1981'in kasvetli bir Nisan günü defnedilirken, onun yetenekli ve idealist oğlu Timur Selçuk, babasının tavsiyelerini büyük bir hüzünle anımsayacaktı:
"Ben şanslı bir dönemin insanıydım, ama gene de neler yaşadığımı gördün. Benim yanlışlarımı tekrarlama.
Yurt dışında sonuna kadar diren. Maddiyata önem ver, zengin cahillere, kendinle ilgili koz verme.
Yaptıklarını sergilemekte tedbirsiz bir cömertlikle davranma, gerektiğinde gerektiği kadar, anlaşılabilecek kadarını ver.
Ne halktan, ne meslektaşlarından, ne basından ne de yetkililerden seni anlamalarını, takdir etmelerini bekleme, yüce Yaratan için, kendin için yap."
Timur Selçuk, kendi ifadesiyle bunları sıradan bir nasihatmiş gibi dinlemiş olmanın pişmanlığı ve yaşamakta olduğu o inanılmaz "nankör" anın ağırlığıyla cami avlusuna girmişti.
Türkiye'nin değişmez gerçekleri, Münir Nurettin'in öğütlerinde ne kadar haklı olduğunu oğul Selçuk'a da göstermişti. 12 Eylül'den sonra pasaportuna 8 yıl müddetle el konmuş olan Timur Selçuk, bir konserine gelen Kenan Evren'in tesadüf eseri bu yasağın varlığından haberdar olması sayesinde adeta jet hızıyla yurtdışına çıkış hakkını geri kazanmıştı.
ODTÜ Bahar Şenliği'nde İlkay Akkaya'nın sahne aldığı sırada bir grup tarafından provokasyon girişimi yaşandı. Okul inceleme başlattı. https://t.co/SDguoUUKxo
Pertev Naili Boratav'ın çalışmaları Yalçın Küçük'ün Aydın Üzerine Tezler'deki görüş ve iddiaları ve İsmet Özel'in tezleri ile beraber okumak ve değerlendirmek gerekiyor.
İslam’ın gelecekte nasıl yorumlanacağına dair üç ana yaklaşım: geleneksel Sünnilik, reform arayışındaki düzelticiler ve seküler perspektif. https://t.co/26Qzof4GWw
Uğratıldıklarımızla hayal imrendirildiklerimizle etiz
Bu demek kepimiz kaptırılmış demek biz ikimiz
Sürgün edildiğimiz dünyanın kalıplarına
Uğrayan ve imrenen kalpazancıklar
Çekelim rüyadan mahşer kalıbını aydınlık bilelim
İsmet Özel