Bugün Nesimi abiyle çok güzel bir anı sahibi olduk aklıma bu geldi.
Kuşaklar değişir, isimler değişir, iktidarlar değişir,
Bu örgüt varolur, varolacak !
Bu mücadele varolacak
Yaşasın KESK !
#meclisÖMKyireddet#öğretmeneşiddetömkyireddet
7 birimden oluşan ve yaklaşık 30 bin yurttaşa sağlık hizmeti sunan Harbiye Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan sağlık emekçilerinin yürüttüğü tüm görüşme ve girişimlere rağmen, İl Sağlık Müdürlüğü’nün “yaptım oldu” anlayışıyla hareket etmesi sonucunda bugün ASM binasının sağlık emekçileri tarafından boşaltılması zorunlu hale getirilmiştir.
İl Sağlık Müdürlüğü tarafından geçici hizmet alanı olarak gösterilen İzmir Çarşısı içerisindeki prefabrik yapılar ise, depremin üzerinden 3,5 yıl geçmiş olmasına rağmen defalarca dile getirdiğimiz kalıcı sağlık hizmeti alanları ve kalıcı barınma alanları talebiyle hiçbir şekilde örtüşmemektedir.
Gösterilen alanın geçici nitelikte olması, 7 hekim, 7 hemşire ve 4 destek personeli olmak üzere toplam 18 sağlık emekçisi için yalnızca 10 prefabrik yapı planlanması ve yaklaşık 30 bin yurttaşın bu koşullarda sağlık hizmetine erişmesinin beklenmesi kabul edilebilir değildir.
Oluşturulan planlamaya göre hekimin muayene yaptığı alanda hemşirenin aynı anda gözlem ve takip hizmeti sunması beklenmektedir. Ayrıca gösterilen alanda personel ve yurttaşların kullanabileceği tuvalet bulunmadığı gibi, hizmet almak için gelen yurttaşların bekleyebileceği uygun bir bekleme alanı da yoktur. Depremin üzerinden 3,5 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ yağmurda, çamurda ve güneş altında hem sağlık emekçilerini hem de halkı mağdur eden bu yaklaşım, kamusal sağlık hizmeti anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Bunun yanında prefabrik yapılarda engelli rampasının dahi bulunmaması, alanın erişilebilirlik açısından da uygun olmadığını açıkça göstermektedir.
İl Sağlık Müdürlüğünü, Harbiye Aile Sağlığı Merkezi binasının boşaltılması kararının gerekçelerini kamuoyuyla şeffaf bir biçimde paylaşmaya çağırıyoruz. Eğer binanın boşaltılmasını zorunlu kılan teknik ve bilimsel gerekçeler gerçekten mevcutsa, başta sağlık emekçilerinin güvenli ve nitelikli hizmet sunum koşulları ile sağlık hizmeti alan yurttaşların hakları gözetilerek, insan onuruna yakışır ve sürdürülebilir bir tahliye ve hizmet planlaması düzenlemesi için çağrıda bulunuyoruz
@sesgenelmerkezi
⚫Madımak’tan Bugüne 33 Yıl! Karanlığa Teslim Olmadık, Olmayacağız!👇
https://t.co/LYI3E5LzIq
Bundan tam 33 yıl öce; 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, göz göre göre, planlı bir şekilde 33 aydın ve 2 otel emekçisi diri diri yakıldı. Bu, münferit bir “linç” değil; örgütlü, kışkırtılmış, cezasızlık zemininde büyütülmüş bir derin devlet operasyonuydu. Katliam öncesi günlerce dağıtılan bildiriler, yayılan yalanlar, hedef gösteren manşetler, göz yumulan gerici mitingler ve nihayetinde seyirci kalan kolluk kuvvetleri; hepsi aynı senaryonun parçalarıydı.
Bugün, yeryüzünün en kapsamlı savaş aygıtı ABD’nin başkanı’nı Ankara’da dikensiz gül bahçesinde ağırlamak adına, sıkıyönetim dönemlerini hatırlatan ,tüm alanları ve eylemleri yasaklayan devlet, 33 yıl önce Madımak’ta aydın, yazar, sanatçıların diri diri yakılmasını izledi. Bir kentin merkezinde, 15 dakikada tüm güvenlik güçlerini bölgeye aktararak, bu toplu cinayeti önleyebilecekken, saatlerce pasif biçimde beklemeyi tercih etti. Halklarımız bunu asla unutmayacaktır.
Karanlık dehlizlerde planlanıp uygulanan katliamda, ateş sadece Madımak Oteli’ne değil, sönmemek üzere yüreklerimize de düştü.
Yüreğimiz hâlâ kanıyor, hâlâ yanıyor… Çünkü Madımak ’ta yalnızca insanlar değil; düşünce ve ifade özgürlüğü, laiklik, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşama umudu da yakıldı.
AKP iktidarı boyunca cemaatler ve tarikatlarla kurulan ittifaklar sayesinde eğitimden yargıya, sağlıktan güvenliğe kadar her alan dini referanslarla yeniden dizayn edildi. Bir cemaatin tasfiyesi, başka cemaatlerin önünü açarak telafi edildi. Laiklik ve inanç özgürlüğü karşıtı bu politikalar sadece kurumları değil, toplumsal dokuyu da tahrip etti. Kadın hakları, LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkı, Alevilerin inanç özgürlüğü, seküler eğitim sistemi doğrudan hedef alındı. Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumu dinsel referanslara göre şekillendiren bir aparata dönüştürüldü. Kamusal kaynaklar dini dernek ve vakıflara aktarıldı. Bu yetmezmiş gibi, tarikatlar ve onların servetleri, finans varlıklarına dönük inandırıcı ve halkın vicdanını rahatlatan bir denetim yapılmadı.
Bu uygulamalar, Sivas Katliamının zihinsel zeminini oluşturan tekçi ve otoriter anlayışın günümüzdeki yansımalarıdır.
Cezasızlık politikası, aynı zihniyetin iktidarda olduğu AKP döneminde daha da pervasızlaştı.
Aradan geçen bunca yıla rağmen gerçek failler yargılanmadı; tersine, ödüllendirildi. Firari sanıklar hakkında etkin bir soruşturma yürütülmedi. Adresleri bilinen failler korunarak, kamu görevlerinde çalışmaları, askerlik yapmaları, evlenmeleri görmezden gelindi. Arama kararları olmasına rağmen hiçbir işlem yapılmadı. Üstelik katliam sanıklarının avukatlarının AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılması, yalnızca adaletsizliği değil, aynı zamanda ideolojik ortaklığı da açıkça ortaya koymaktadır.
Laikliğe, Adalete, Emeğe, Barış İçinde Birarada Yaşama İdealine Saldırılar Sürüyor!
Bugün iktidarda olanlar, sadece geçmişin karanlıklarını aydınlatmaktan kaçınmakla kalmıyor; aynı karanlığı derinleştirmeye devam ediyor. Kutuplaştırıcı dil, hedef gösterme siyaseti, muhalefeti kriminalize eden uygulamalar artarak sürüyor.
Biliyoruz ki laiklik karşıtı politikalar sadece Alevilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin demokratik geleceğini, özgürce birarada yaşam iradesini tehdit etmektedir.
Biliyoruz ki, gericiliğe yaslanan bu politikalar, aslında halkımızın, gençlerin bilimden, akıldan ve toplumsal vicdandan beslenmesi engellemek içindir.
Sivas Katliamı, sadece bir inanç grubuna değil; tıpkı 10 Ekim Katliamı gibi, farklı olan herkese, tüm muhalif kimliklere, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış taleplerine karşı organize bir sindirme operasyonudur.
Katliamlara, ölümlere alışmayacağız!
Alışmayacağız! Alışmak yeni katliamlara davetiye çıkartmaktır!
Alışmayacağız! Alışmak faşizmin kurumsallaşması demektir!
Alışmayacağız! Her türlü gerici, ırkçı dayatmaya karşı mücadele etmeye devam edeceğiz!
Unutmayacağız, unutturmayacağız!
Unutmuyoruz! Çünkü unutturulmak istenen her gerçek, gelecekte daha büyük adaletsizliklerin kapısını aralar.
Unutmuyoruz! Çünkü bu ülkede hâlâ laik, demokratik, eşit yurttaşlığa dayalı bir yaşam için direnen milyonlar var.
Unutmuyoruz! Sivas’ın hesabı sorulana, gerçek failler yargılanana ve Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi”ne dönüştürülene kadar bu ülkenin vicdanı olarak mücadelemizi sürdüreceğiz.
Sivas Katliamının 33. yılında, yaşamını yitiren canları saygıyla anıyoruz.
Sivas Katliamını Unutmadık, Unutmayacağız!
YÜRÜTME KURULU
Bugün İhd İstanbul şubede @ihdistanbul ,@ihdisthapishane, @CHD_istanbul, @istabip, TUHAY-DER, SES İSTANBUL ŞUBELERİ , @ohd_istanbul ile ortaklaşa basın açıklamamızı gerçekleştirdik.
BASINA VE KAMUOYUNA
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde yapılan operasyonlar kapsamında çok sayıda kişi gözaltına alınmış, aralarında kadın hakları savunucuları, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve sendikacıların da bulunduğu birçok kişi tutuklanmıştır.
Tutuklananlar arasında bulunan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Bakırköy Şube Yöneticisi Çiğdem Yıldırım ile İstanbul Tabip Odası ve SES İstanbul Aksaray Şube üyesi Dr. Barış Kaya’nın hapishane koşullarına ilişkin aktardıkları bilgiler, özellikle sağlık hakkına erişim bakımından ciddi kaygı yaratmaktadır.
Kronik ürtiker tanısı bulunan sağlık emekçisi ve sendika yöneticisi Çiğdem Yıldırım’ın düzenli kullanması gereken ilaçlara erişemediği ve revire çıkma taleplerinin karşılanmadığına yönelik aktarımları, hapishanelerde sağlık hizmetlerine erişim konusunda yaşanan sorunları bir kez daha gündeme getirmektedir.
Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin sağlık hizmetine zamanında, eşit ve kesintisiz erişimi devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu temel insan hakları yükümlülüklerinden biridir. Kronik hastalığı bulunan kişilerin tedavilerinin kesintiye uğramaması, ilaçlarına erişimin sağlanması ve gerekli sağlık hizmetlerinden yararlandırılmaları hapishane idaresinin sorumluluğundadır.
NATO Zirvesi öncesinde günlerce süren ev baskınları, çok sayıda kişinin gözaltına alınması, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik yasaklar ile tutuklamalar birlikte değerlendirildiğinde, temel hak ve özgürlüklerin kullanımına ilişkin kaygıları artırmaktadır. Bunun yanında hapishanelerde tutulan kişilerin en temel sağlık haklarının korunması ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin güvence altına alınması hukuk devletinin ve insan haklarına saygının gereğidir.
Başta hapishane idaresi olmak üzere ilgili tüm kurumları, mahpusların kişilerin sağlık hizmetine erişimini gecikmeksizin sağlamaya, kamuoyuna yansıyan iddiaları etkili biçimde incelemeye ve ulusal ile uluslararası insan hakları standartlarına uygun hareket etmeye davet ediyoruz.
Yaşam hakkının ve sağlık hakkının korunmasının, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler bakımından da devletin vazgeçilmez yükümlülüklerinden biri olduğunu bir kez daha hatırlatıyor; sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.
Bugün şubemizde @ihdisthapishane, @CHD_istanbul, @istabip, TUHAY-DER, @SESAksaraySube, @ohd_istanbul ile ortaklaşa basın açıklamamızı gerçekleştirdik.
BASINA VE KAMUOYUNA
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde yapılan operasyonlar kapsamında çok sayıda kişi gözaltına alınmış, aralarında kadın hakları savunucuları, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve sendikacıların da bulunduğu birçok kişi tutuklanmıştır.
Tutuklananlar arasında bulunan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Bakırköy Şube yöneticisi Çiğdem Yıldırım ile İstanbul Tabip Odası ve SES İstanbul Aksaray Şube üyesi Dr. Barış Kaya’nın hapishane koşullarına ilişkin aktardıkları bilgiler, özellikle sağlık hakkına erişim bakımından ciddi kaygı yaratmaktadır.
Kronik ürtiker tanısı bulunan sağlık emekçisi ve sendika yöneticisi Çiğdem Yıldırım’ın düzenli kullanması gereken ilaçlara erişemediği ve revire çıkma taleplerinin karşılanmadığına yönelik aktarımları, hapishanelerde sağlık hizmetlerine erişim konusunda yaşanan sorunları bir kez daha gündeme getirmektedir.
Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin sağlık hizmetine zamanında, eşit ve kesintisiz erişimi devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu temel insan hakları yükümlülüklerinden biridir. Kronik hastalığı bulunan kişilerin tedavilerinin kesintiye uğramaması, ilaçlarına erişimin sağlanması ve gerekli sağlık hizmetlerinden yararlandırılmaları hapishane idaresinin sorumluluğundadır.
NATO Zirvesi öncesinde günlerce süren ev baskınları, çok sayıda kişinin gözaltına alınması, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik yasaklar ile tutuklamalar birlikte değerlendirildiğinde, temel hak ve özgürlüklerin kullanımına ilişkin kaygıları artırmaktadır. Bunun yanında hapishanelerde tutulan kişilerin en temel sağlık haklarının korunması ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin güvence altına alınması hukuk devletinin ve insan haklarına saygının gereğidir.
Başta hapishane idaresi olmak üzere ilgili tüm kurumları, mahpusların kişilerin sağlık hizmetine erişimini gecikmeksizin sağlamaya, kamuoyuna yansıyan iddiaları etkili biçimde incelemeye ve ulusal ile uluslararası insan hakları standartlarına uygun hareket etmeye davet ediyoruz.
Yaşam hakkının ve sağlık hakkının korunmasının, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler bakımından da devletin vazgeçilmez yükümlülüklerinden biri olduğunu bir kez daha hatırlatıyor; sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.
🗓️ *30 Haziran 2026- Salı*
⏰ *17.00*
📍 *İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi*
NATO toplantısı öncesi yapılan keyfi operasyonla tutuklanan SES Bakırköy şube yöneticisi Çiğdem Yıldırım ve İTO ve SES Aksaray şube üyesi Dr. Barış Kaya’nın sürecine dair basın toplantısına çağrı.
Bir avuç ciğeri beş para etmez özel okul sahibi sermayedar müsade etmiyor diye öğretmenlerimizin günlerdir açlık grevine girmesine sebep olanlardan HESAP SORACAĞIZ!#ÖğretmenlerAcilÇözümİstiyor
Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde sağlık alanlarında eğitim gören stajyer öğrencilerle gerçekleştirdiğimiz etkinliğin ardından, stajyer öğrencilerden sorumlu arkadaşımızın Sağlık Hizmetleri Müdürü Hatice K. tarafından alelacele görevden alınması kabul edilemez.
Bu hukuksuz uygulamaya ilişkin Başhekim Serhat S.’nin, “Ben görevden aldım, böyle uygun gördüm” şeklindeki yaklaşımı da keyfiyetin açık bir göstergesidir.
Soruyoruz;
Stajyer öğrencilerle yaptığımız etkinlikte sizi rahatsız eden neydi?
Gelecekte meslektaşımız olacak arkadaşlarımıza sendikamızı ve emek mücadelemizi anlatmamız mı?
Yoksa SES bayraklarının hastanede görünmesi mi?
SES’in tarihini, sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin hakları için verdiği mücadeleyi okumanızı tavsiye ediyoruz.
Çalışanların görevleriyle oynanması, baskı altına alınması ve cezalandırılmaya çalışılması kabul edilemez. Bu uygulamalar ne sendikamızı ne de üyelerimizi geri adım attıracaktır.
Hastane yönetimine bir kez daha hatırlatıyoruz: SES bu hastanede yetkili sendikadır. Emekçilerin örgütlü gücüne ve sendikal iradesine saygı göstermek zorundasınız.
SES’in mücadelesine tahammül edemiyorsanız, çözüm sendikal faaliyetleri engellemek değil, bulunduğunuz görevlerden ayrılmaktır.
Hastane başhekimi ve sağlık bakım hizmetleri müdürüne açık çağrımızdır.
Derhal istifa edin!
İstifa edene kadar sizleri muhatap almayacağız.
Baskılara boyun eğmeyeceğiz; sendikal haklarımızı, örgütlü mücadelemizi ve dayanışmamızı büyütmeye devam edeceğiz.
@Diyarbakirism@dbakirvalilik@ituc@etuc_ces
@mhakankocak 3. Dünya savaşı dönemindeyiz.
Bahçeli için: sen olmadan ben var olamam, ben olmadan da sen var olamazsın.
CB. İçin: Ahlaki, cesur bir duruş sergileyerek büyük bir uzlaşmanın kapısını açabilirse işte o zaman kazanımlar on değil elli olur. Ama 'küçük olsun benim olsun' denirse…
OHAL KHK’leriyle yaratılan hukuksuzluğun 10. yılındayız. İhraç edilen kamu emekçileri görevlerine iadelerini bekliyor, yaşadıkları mağduriyetler son bulsun istiyor.
SES Amed Şubesi yöneticisi ve sosyal hizmet uzmanı Ümit Çetiner’in göreve iade talebi yıllar önce yöneticiliğini yaptığı Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği gerekçe gösterilerek reddediliyor. Bu durum, örgütlenme hakkına ve meslek örgütlerine yönelik bir müdahaledir. Meslek örgütlerine üyelik ve yöneticilik yapmak suç değildir!
Yine Barış Akademisyeni, Dokuz Eylül Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Profesörü Dr. İzge Hakan Günal verdiği hukuk mücadelesini kazanarak 8 yıl sonra görevine iade edilmesine rağmen üniversite yönetimi tarafından fiilen engelleniyor; 2 aydır hekimlik yapamıyor, öğrencilerine ders veremiyor!
Toplumsal barıştan, adaletten ve demokratik bir gelecekten söz edeceksek eğer yıllardır süren hukuksuzluklar ve KHK zulmü artık bitmeli, haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilmeli, tüm hak ihlalleri son bulmalıdır! #KHKlarİptalEdilsin @PlatformKHK@sesamed21@BarisAkademik
@t24comtr 2 günlük sendika gündemi, biri 100 yıllık geleneğin temsilcileri diğeri koltuklarının temsilcileri.
30bine yakın hekimi uyutan bir yapısınız yazıklar olsun.
Bu şiddete dair çalışma bakanı, içişleri bakanı, ankara valiliği hiç bir açıklama yapmıyor olması şiddeti meşru gördüklerinin net örneğidir!
Bunu unutmayacağız, Cenevre’de sarı sendikalarla poz vermeye benzemeyecek bu rezalet peşinizi bırakmayacak!
@isikhanvedat@TC_icisleri
Bu fotoğraf, peşinizi hiç bırakmayacak!
-Bir sendika genel başkanının barışçıl bir toplu eylemde, bir hak arama eyleminde şiddet kullanarak gözaltına alınmasının fotoğrafı -
Ters kelepçe işkenecedir!
Çalışma Bakanı olarak peşinizi hiç bırakmayacak, sizin siciliniz olarak hep anılacak, emin olun @isikhanvedat@egitimsen@KemalIrmak_
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, ters kelepçeyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.
Irmak, TÖS’ün ilk başkanı Fakir Baykurt’un şu sözlerini hatırlattı:
“Ağa çocuğunun hep ağa olmadığı, yoksul çocuğununda hep yoksul kalmadığı bir dünya için mücadelemiz”
Eğitim sen genel başkanı Kemal Irmak ve MYK üyesi Özlem Tolu,
SES Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey ve SES Genel Sekreteri Ferit Ceylan şahsında temsiliyetleri 100 yıllık örgütlü mücadelemize yapılan hadsiz bir saldırıdır.
Eğitim emekçileriyle dayanışmaktan geri durmayacağız !
Ankara’da haklarını arayan Özel Sektör Öğretmenler Sendikası üyesi eğitim emekçileri ile dayanışmaya giden iş kolu sendikalarımızdan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Genel Tis ve Hukuk sekreteri Özlem Tolu ,SES Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey ve SES Genel Sekreteri Ferit Ceylan’ın darp edilerek ters kelepçeyle gözaltına alınmasını örgütümüze ve sendikal mücadelemize yönelik doğrudan bir saldırıdır. Yapılanları kınıyoruz asla kabul etmiyoruz.
Özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenler en temel talepleri için Ankara’da demokratik haklarını kullanmaya çalışırken şiddete uğradılar ve gözaltına alındılar. Bu uygulamayı kabul etmiyoruz, en güçlü şekilde protesto ediyoruz.
Meslektaşlarımız seçimden önce verilen ve seçim sonrası hemen unutulan sözlerin yerine getirilmesini, talep etmektedirler. Mülakat eşitsizliğinin giderilmesini, taban ücret haklarının geri verilmesini talep eden öğretmenler bunun karşılığında darp, gözaltı ve ters kelepçeyle karşılaşmışlardır.
Ülkenin başkenti en demokratik ve anayasal haklarını kullanan öğretmenlere karşı iki gündür adeta abluka altındadır.
Öğretmenler bir yandan mobbing, şiddet, ekonomik şiddet, siyasi baskı ve zorbalıklarla karşı karşıya bırakılmışken bir yandan da en demokratik ve anayasal haklarını kullanmak isterken emekçilere şiddetle uygulanmaktadır. Ayrıca İstanbul’da bu sabah evinden Ses Bakırköy şubesi örgütlenme sekreteri Çiğdem Yıldırım ve işçi sendikaları yöneticilerinin bulunduğu arkadaşlarımız gözaltına alınmıştır. Haksız hukuksuz bir şekilde gözaltına alınan arkadaşlarımızın derhâl serbest bırakılmalarını bekliyoruz.
Bizler 120 yıla varan bir mücadele geleneğinin temsilcileri kamu emekçileriyiz. On binlerce üyemizle tarihin hiçbir anında geri adım atmadık. Bugün MYK üyelerimizi ters kelepçeyle gözaltına alanlar şunu bilmelidirler ki dün olduğu gibi bugün de yılmayacağız Parasız bilimsel demokratik anadilinde kamusal hizmet mücadelemizden asla ödün vermeyeceğiz.
Mülakat mağduru meslektaşlarımızın yanındayız, özel sektör çalışanı öğretmenlerimizin talepleri taleplerimizdir. Onların kararlılığını sahipleniyoruz ,birleşerek kazanacağımızı bir kez daha haykırıyoruz
KESK İSTANBUL ŞUBELER PLATFORMU
MYK üyelerimizin katılımıyla Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası önünde basın açıklamasındayız
Eş Genel Başkanımız Nazan KARACABEY kısa bir konuşma yaptı