KAMUOYUNA
Tam 33 yıl önce, büyük bir inanç ve umutla Cumhuriyet Halk Partisi saflarında örgütlü mücadeleye başladım.
O gün yalnızca bir siyasi partiye üye olmadım. Cumhuriyet’e, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve millet egemenliğine bağlı kalacağıma söz verdim.
Cumhuriyet Halk Partisi benim için sadece bir siyasi parti değil; hayatı öğrendiğim, hukuku savunduğum, haksızlığa karşı mücadele ettiğim, sokakta, meydanda, mahkeme salonlarında ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde millet adına görev yaptığım büyük bir okul oldu. Hayatımın en güzel ve en verimli 33 yılını bu mücadeleye adadım.
31 Mart 2024 seçimlerinde milletimiz Cumhuriyet Halk Partisi’ni Türkiye’nin birinci partisi yaptı. Bu sonuç yalnızca bir seçim başarısı değil, halkın değişim iradesinin güçlü bir ilanıydı. Millet, iktidarın değişmesini istediğini açıkça ortaya koydu.
Ancak ne yazık ki o büyük umut büyütülmek yerine kuşatıldı. Demokratik siyaset ağır tartışmaların ve müdahalelerin içine sürüklendi.
Ben hayatım boyunca şu ilkeye inandım:
“Hayatı değiştirenler, sürekli erteleyenler değil; doğru zamanda doğru kararı alıp harekete geçenlerdir.”
Çünkü tarih; bekleyenleri değil, sorumluluk alanları yazar.
Bugün de Türkiye böyle tarihî bir eşiktedir.
12 Eylül 1980 askerî darbesiyle siyasi partiler kapatıldı. Cumhuriyet Halk Partisi de kapatıldı. Ancak Cumhuriyet fikri kapatılamadı. Demokrasi mücadelesi durdurulamadı. Millet iradesi teslim alınamadı. O gün nasıl yeni siyasi yollar açıldıysa, bugün de demokrasiyi yaşatmanın yolu, milletin umudunu yeniden örgütleyebilmektir.
Son dönemde İstanbul İl Başkanlığımızda ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde yaşananlar, demokratik siyaset adına hepimizi derinden yaralamıştır. Bir siyasi partinin merkezine yönelik müdahaleler, parti hukukuna ilişkin tartışmalar ve ortaya çıkan görüntüler, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından uzun süre konuşulacak olaylar olarak hafızalara kazınmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde yaptığı uyarı bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır:
“İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır.”
Cumhuriyet’e yönelik tehditler yalnızca dışarıdan gelmez. İçeride yaşanan gelişmeler de demokrasiyi ve millet iradesini zayıflatabilir. Böyle dönemlerde yapılması gereken, umutsuzluğa kapılmak değil; Cumhuriyet’in temel değerlerine daha güçlü sarılmaktır.
Bu nedenle bugün verdiğim karar, bir kırgınlığın değil; tarih ve vicdan önünde taşıdığım sorumluluğun sonucudur.
Bugün itibarıyla, 33 yıldır onurla üyesi olduğum Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ediyorum.
Ancak Cumhuriyet’ten ayrılmıyorum.
Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden ayrılmıyorum.
Demokrasiden ayrılmıyorum.
Hukukun üstünlüğünden ayrılmıyorum.
Milletimin yanında olmaktan ayrılmıyorum.
Bugün, Sayın Özgür Özel liderliğinde, milletimizin değişim umudunu büyütmek ve demokrasi mücadelesini daha güçlü sürdürmek amacıyla YENİ PARTİ çatısı altında yeni bir siyasi yürüyüşe başlıyoruz.
Bu karar, geçmişi inkâr etmek değildir.
Bu karar, mücadeleyi yarıda bırakmak değildir.
Bu karar, gömlek değiştirmek değildir.
Bu karar, millet için ateşten gömlek giymektir.
Çünkü tabelalar değişebilir.
Parti isimleri değişebilir.
Logolar değişebilir.
Siyasi adresler değişebilir.
Ama ilkeler değişmez.
Cumhuriyet değişmez.
Demokrasi değişmez.
Hukukun üstünlüğü değişmez.
Millet egemenliği değişmez.
Bizim sadakatimiz tabelalara değil; Cumhuriyet’e, demokrasiye, hukuka ve aziz milletimizedir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün de mücadelemizin özünü ifade etmektedir:
“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.”
İnanıyorum ki Türkiye’nin ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey; ayrışma değil birlik, kavga değil hukuk, umutsuzluk değil yeni bir umut, durmak değil yürümektir.
Mücadele bitmedi.
Asıl mücadele şimdi başlıyor.
Saygılarımla,
Av. Mahmut TANAL
ŞANLIURFA MİLLETVEKİLİ
Özgür Özel'in bu videosu sosyal medyada oldukça beğeni aldı!
Arkadaki şarkının sözleri ise manidar bulundu... ''Hesap var ki sorulacak, defter var ki dürülecek!''
LOZAN'IN GİZLİ MADDELERİ YALANI NASIL UYDURULDU?
1950'de Demokrat Parti'nin iktidar olmasıyla, İsmet Paşa ile özdeşleşen Lozan DP'yi rahatsız etti ve bilinçli olarak gözden düşürülmek istendi. Basında Lozan eleştirileri başladı. Yetmedi! DP, 1950'lerin ortalarından itibaren Lozan Günü kutlamalarını yssakladıi.
Türkiye’de Lozan Antlaşması’na yönelik saldırılar özellikle 1960’larda arttı. Atatürk, İnönü ve Cumhuriyet düşmanlığıyla kaleme sarılan Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarının ve Rıza Nur’un hatıralarının 1960’larda piyasaya çıkması, bu dönemde İslamcı yayımların sayısının artması, Lozan dezenformasyonunun (çarpıtmasının) da artmasına yol açtı. Aslında “Lozan’ın gizli protokolleri!” ve “Lozan’da Yahudi parmağı!” gibi asılsız komplo teorileri ilk kez, tescilli bir laik Cumhuriyet karşıtı Necip Fazıl Kısakürek’in yönetimindeki Büyük Doğu dergisinde, 1949’da başlayan bir yazı dizisinde gündeme getirildi. Bu tür Lozan yalanlarının kaynağı, 1923-1950 yılları arasında milletvekilliği de yapan İbrahim Arvas’ın hatıra notlarıydı. O zaman “Dedektif X Bir” mahlasıyla bir yazı dizisine konu olan bu Lozan yalanları, 1960’larda “fesli tarihçi” Kadir Mısıroğlu’nun “Lozan Zafer mi Hezimet mi?” adlı kitabına kaynaklık edecekti. Mısıroğlu ve diğer siyasal İslamcılar, Atatürk, İnönü ve Cumhuriyet düşmanlığı ile Lozan’ı çarpıtmak için hayali senaryolar, hatta hayali konuşmalar uydurdular. Örneğin, Lord Curzon’un Lordlar Kamarası’nda söylediği iddia edilen ancak parlamento tutanaklarında olmayan; “Asıl bundan sonradır ki, Türkler bir daha eski satvet ve şevklerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden söndürmüş bulunuyoruz. Artık bunun üzerine her şey apaçık anlaşılıyor, değil mi?” şeklindeki uydurma ifadeler, yıllarca Lozan’ı ve Lozan’ı yapanları karalamak için kullanıldı.
Gerçek şu ki, Lozan'ın gizli maddesi falan yok. Bu gizli madde palavrası, Lozan'da aradıkları "hezimeti" bulamayan şark kurnazı Cumhuriyet düşmanlarının uydurmasıdır. Maalesef inananı çok olan bir palavra bu.
Lozan'da gizli madde yok, olmasına da imkan yok. Çünkü Lozan iki kişi veya birkaç kişi arasında veya iki ülke arasında imzalanmış bir ikili antlaşma değil Lozan, birçok ülkenin katıldığı bir konferansta aylarca görüşülüp imzalandı. Parlamentolarca da onaylandı.
143 maddelik Lozan'ın metni, ekleri, protokolleri herkese apaçıktır.
Sinan Meydan yazdı : Lozan düşmanlığı ve psikopolitik saldırı | Cumhuriyet https://t.co/wEeHXfg37X
Afşin Hatipoğlu'ndan Tuncay Sonel'e canlı yayında çok sert sözler:
🎙️ "AKP kendisine tabi olan, liyakati değil de sadakati öncelediği bir sistem kurduğu için karşınıza bu bahsettiğimiz vali modelleri çıkıyor. Bu kurumu liyakatten uzaklaştırırsanız ve denetim mekanizmasını koymazsanız, bu kişiler de kriminal olaylara yakın kişilerse, karşınızda böyle mafyamatik, gayrimeşru özentili, kendisini gerçek anlamda Polat Alemdar zanneden ama Şaban bile olmayan insanlar görürsünüz." @AfsinHatipoglu
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel:
"Yeni parti, ilk kez ve son kez ana muhalefet partisi olarak bütçe çalışmalarına katılacak. Yeni partinin muhalefette bütçe çalışmalarına katıldığı ilk ve tek yılı yaşayacağız.
Allah'ın izni, milletimizin takdiriyle bundan sonra milletin yüzünü güldürecek, halkın sorunlarını çözecek, ülkeye huzuru, refahı, barışı getirecek bundan sonraki bütçeleri yapacak iktidarı kuracağız. Yolumuz açık olsun."
Biri de çıkıp demiyor ki; “Ya sen ne diyorsun kardeşim? Sen peygamberliğini mi ilan ediyorsun?”
👉 Timur Soykan, ‘Allah’a liste veriyoruz’ diyen Menzil şeyhi hakkında konuştu:
• Biliyorsunuz Menzil tarikatı jandarmada, poliste, yargıda aklınıza gelecek her yerde çok örgütlü.
• Şimdi Menzil şeyhi şöyle demiş:
• “Bize hizmet edenlerin listesini Allah’a bildiriyoruz.”
• Şimdi Deniz Göktaş içeride değil mi? Dini duyguları güya işte hakaret etti filan iddiasıyla…
• Şimdi bu adam bu lafı söylüyor. Diyor ki: “Bize hizmet edenlerin listesini Allah’a bildiriyoruz.”
• Yani biz Allah’la temas halindeyiz diyor.
• Şimdi bu kişiyle ilgili ne bir soruşturma açılıyor, ne bir siyasetçiden ses çıkıyor, ne Diyanet “ya sen ne diyorsun?” diyor. Kimse bir şey demiyor.
• Bir Allah’ın kulu da çıkıp demiyor ki: “Ya sen ne diyorsun kardeşim? Sen peygamberliğini mi ilan ediyorsun?”
• Bunlar sahte peygamberler. İp tutuşturuyorlar milletin eline. Ondan sonra onların tövbelerini alıyorlar. Bir çeşit günah çıkartma.
• Ondan sonra diyor, bütün tövbelerini affettim diyor filan.
• Yani bunlar şunu bile iddia ediyorlar. Şeyhin öyle bir gücü var ki Azrail geliyor ölen müridi alıyor götürecek.
• Azrail’i durduruyor. Diyor ki: “Nereye götürüyorsun? Allah’a söyle. Bizim Gavs-ı Azam’ımız, yani Allah’ın görevlendirdiği yöneticisi izin vermiyor de.’ diyor.
• Azrail de gidiyor Allah’a söylüyor. Diyor ki gavs bırakmadı. Allah diyor o zaman gavsın bir bildiği vardır.
• Şimdi bu kişi diyor ki, bakın etrafına topladığı insanlara diyor ki: “Bize hizmet edenlerin listesini Allah’a bildiriyoruz.”
• Kim içeride? Deniz Göktaş içeride.
• Bu kişiler ne yapıyor biliyor musunuz?
• Jandarmada, adliyede, poliste, aklınıza gelecek devletin bütün kurumlarında örgütleniyorlar.
Timur Soykan: "Ben inanmak istemedim gerçekten. AKP'ye geçeceği yönünde çok acayip duyumlar almaya başladım. Sadece AKP cenahından değil, CHP çevresinden de görüşmeler olduğu söyleniyordu.
Cemil Tugay, Murat Kurum'la fotoğraf paylaştı. AKP'ye geçen pek çok isim daha önce bu hareketi yapmıştı.
Cemil Tugay da CHP'lilerin oyunu alıp AKP'ye geçecek bir noktaya geldiyse vay ki vay. Bu siyasetçiler nasıl insanlardır gerçekten? Benim aklım almıyor."
Deniz Yavuzyılmaz: "Tarihin en büyük soygunu
Akp’nin bu icraatı, nükleer santral yaptırmak değil, ülkeyi soydurmaktır!
Rusya'nın Akkuyu Nükleer Güç Santralinin işletme ömrü boyunca elde etmeyi planladığı toplam gelir 478 milyar $'dır
Akp, Akkuyu Nükleer A.Ş.’ye yani Rusya'ya 2010 yılında yapılan sözleşmeden sonra
Her ne hikmetse Önce 9.82 Milyar $,
Şimdi de 5 milyar $ teşvik ve vergi indirimi veriyor
BU TEŞVİKLER NE KARŞILIĞINDA VERİLDİ ?
Rusya’yla yapılan sözleşmenin şartları 2010 yılında belirlendi ve imzalandı.
AKP ise, sözleşmede olmayan milyarlarca dolarlık teşvikleri 2012 yılından itibaren Rusya’ya vermeye başladı.
Peki ne karşılığında?
Ne karşılığında maç başladıktan sonra bu kurallar değiştiriliyor?
Eğer bu uygulama bir ihale de yapılmış olsaydı, bunun adı, ihaleye fesat karıştırmak suçu oluşmuştu"
Prof. Dr. İlber Ortaylı :
✅ Lozan Antlaşması kesin bir diplomatik zaferdir. Bu antlaşma sayesinde Türkiye Türklerin olmuştur.
✅ 12 Adalar’ın Lozan’la verildiği yalandır, 1912 Uşi Antlaşması ile İtalya’ya terk edilmiştir...
✅ Batı’ya verilen tüm taviz ve kapitülasyonların Lozan ile kaldırılması sayesinde tam bağımsızlık kazanılmıştır.
✅ Lozan sayesinde Atatürk, Cumhuriyet kurulduktan sonra yabancıların elindeki demiryolu, gaz, posta vs. tüm kamu hizmetlerini devletleştirmiş, imtiyazlı yabancı şirketlerin imtiyazları iptal edilmiş
ve ekonomik bağımsızlık kazanılmıştır.
✅ II. Abdülhamid döneminde kurulan Düyûn-u Umûmiye ve Düyûn-u Umûmiye’nin reji idaresi vardı ki binlerce köylüyü katletmiştir, feshedilmiştir. Reji idaresi kaldırılmış ve Türk köylüsü köle olmaktan kurtulmuştur.
✅ Kendi mahkemeleri ve hukukları olan azınlıklara verilen tüm tavizler kaldırılmıştır, eğitim imtiyazları iptal edilmiştir eğitim birliği sağlanmıştır.
✅Lozan öncesi Yunanistan ile imzalanan mübadele anlaşması Lozan antlaşması ile teyit edilmiş , anlaşmanın eki olmuş ve Anadolu'daki 3 bin yıllık Yunan varlığı son bulmuştur. Türkiye Türklerin olmuştur.
✅ Ekümenik sıfatı ile devlet içinde devlet olan Fener Rum Patrikhanesi, Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir kilise olmuş, tüm siyasi ve idari yetkileri kaldırılmıştır. Bu sayede Megali İdea’ya bir darbe de vurulmuştur. (İlk darbe Kurtuluş Savaşı)
✅ Yunanistan Anadolu’da Türk katliamları yaptığını kabul etmiş, savaş tazminatı olarak Karaağaç Türkiye’ye verilmiştir. Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı sebebiyle ödeyeceği savaş tazminatı da silinmiştir.
✅ Osmanlı borçları, Osmanlı’dan ayrılan diğer milletlerle paylaşılmıştır...
Atatürk Lozan Antlaşması için;
"Bu antlaşma, Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir vesikadır. Osmanlı tarihinde emsali görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.” Demiştir.
Lozan Anlaşması Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tapusudur. Sevr hayali kuran BOPçu Türk düşmanları yıllardır Lozan'a saldırmaktadır...
"AĞZINDAN TEK LAF ÇIKMADI ERDOĞAN'A KARŞI!"
🗣️Afşin Hatipoğlu (@AfsinHatipoglu): Kemal Bey, bu iktidar seni Kandil'ci yaptı, Apo'cu yaptı, teröristleri affedecek dedi. Bunun yüzünden sen Cumhurbaşkanlığı'nı kaçırdın. Adamlar bugün Apo'yu Meclis'e getirmeye çalışıyor, sen CHP'nin genel başkanısın ama ağzından tek cümle laf çıkmadı Erdoğan'a karşı. Niye demiyorsun ya! Polatlı'da çocuklarla fotoğraf çekileceğine Çankaya'da Erdoğan'a konuş!
Musul Lozan'da kaybedilmedi.👇
1. Dünya Savaşı sonunda 1918'de işgal edilen Musul, dönemin koşulları içinde bir daha geri alınamadı ki kaybedilsin. 1918'de İngilizler Musul'u işgal ederken Padişah Vahdettin'di. 1. Dünya Savaşı yeni bitmişti. Kurtuluş Savaşı daha başlamamıştı. Musul işgal edildiğinde Lozan Antlaşması'na yaklaşık 5 yıl vardı.
Türk heyeti, Kasım 1922'de Lozan'a giderken Musul askeri olarak kurtarılmış değildi.
Türk heyeti Musul için Lozan'da büyük bir mücadeleye girdi. İsmet Paşa'nın deyişiyle Lozan'da masa başında bir "Musul savaşı" verildi. Ancak konferansın başlarında yapılan görüşmeler tıkandı. Böyle olunca Musul konusunun Lozan sonrasında İngiltere ve Türkiye arasında ikili görüşmelerde çözülmesine, olmazsa Milletler Cemiyeti'nin sorunu çözmesine karar verildi. Yani Musul Lozan da kaybedilmedi.
Lozan'da Musul'la ilgili madde, Musul konusunun Lozan sonrasında Türkiye ve İngiltere arasında görüşüleceği, sonuç alınmazsa Milletler Cemiyeti'ne gidileceği yönündeydi.
Lozan sonrasında Türkiye ve İngiltere arasında Musul görüşmeleri başladığında Türkiye'nin güney sınırında İngiliz destekli Nasturi İsyanı çıktı.
Musul sorunu Milletler Cemiyeti'ne aktarıldığında da bu sefer Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesinde Şeyh Sait İsyanı çıktı.
Musul konusundaki Türk tezi Türk-Kürt kardeşliği teziydi. Şeyh Sait İsyanı bu tezi zayıflattığı gibi yarattığı güvenlik endişesiyle Türkiye'nin yeni toprak kazanmak yerine yeni kurulan Cumhuriyeti ve mevcut Misakı Milli sınırlarını koruma refleksini güçlendirdi. Türkiye Cumhuriyeti bir an önce Türkiye - Irak sınırının çizilmesine odaklandı. Bu sırada Milletler Cemiyeti, Musul'un Irak'ta kalmasına karar verdi.
1926 yılında İngiltere ile imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul İngiltere mandasında Irak sınırları içinde kaldı. Buna karşın Türkiye Musul petrol gelirlerinden 25 yıl süreyle yüzde 10 pay alacaktı.
1926 yılında, henüz daha 3 yıl önce kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti, Milletler Cemiyeti'nin müdahil olduğu bir konuda diplomatik yollarla kurtarılamayan Musul için askeri operasyon yapmayı ulusal çıkarlar açısından doğru bulmadı. Çünkü bu durumda hem daha 3 yıl önce Lozan Barış Antlaşması ile 10 yıllık savaşın ardından sağlanan barış bozulacak hem de çok daha önemlisi Türkiye Cumhuriyeti uluslararası arenada Milletler Cemiyeti kararlarını tanımayan "barış yıkıcı" bir devlet damgasını yiyerek bütün dünyanın tepkisini üzerine cekecekti. Savaştan yeni çıkmış, kendi ayakları üstünde durmaya çalışan, Şeyh Sait İsyanı ile sarsılan ve henüz daha 3 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin o yıllarda Musul için bir maceraya atılması büyük bir hata olurdu. Atatürk ve dava arkadaşları ile TBMM bu hataya düşmedi.
Gerçek şu ki!
Lozan'da Türk askerinin koruduğu ve fillen Türkiye'nin elinde olan hiçbir toprak kaybedilmedi. Daha önce 1. Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında kaybedilen Batı Trakya, Musul, Adalar kurtarılamadı. Buna karşın Gökçeada, Bozaccada ve Tavşan Adaları Lozan'da kurtarıldı. Ayrıca Hatay da Lozan'dan sonra Atatürk'ün büyük cabadiyla 1938'de kurtarıldı, 1939'da Türkiye'ye bağlandı. Lozan'daki Boğazlar komisyonu ve Boğazlardaki askersizleştirilmiş bölgelere de 1936 Montrö ile son verildi.
Cumhuriyeti kuranlar, Atatürk ve dava arkadaşları toprak kaybetmedikleri gibi toprak da kazandılar; Hatay'ı kurtardılar.
Tutuklanan İzmit Belediye Başkanı
Fatma Kaplan Hürriyet’in avukatı:
“Bu dosyada sadece bir gizli tanık beyanıyla soruşturma sürdürülmüş ve müvekkilim tutuklanmıştır. Duyuma dayalı gizli tanık beyanları, Danıştay kararının önüne geçmiştir.”
Diyanet’te aile saadeti: Başkan’ın eşi yönetimde
Diyanet Vakfı’nca kurulan 29 Mayıs Üniversitesi’nin mütevelli heyetinde değişiklik yapıldı. Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş’un eşi Hatice Arpaguş’un da üniversite yönetimine girdiği öğrenilirken başkanlık kaynakları, “Başkan kendi eşini mi denetleyecek?” diye sordu
https://t.co/szlls5XB3s
📣Gazeteci Timur Soykan:
⭕Biliyorsunuz Deniz Göktaş’ı gerici İhsan Şenocak hedef göstermişti.
⭕Savcılık dedi ki ‘ne tehditi canım?’
⭕Yani yobaz diyor ki ‘ben salonda olsaydım sahneye çıkacaktım, Deniz Göktaş’ı öldürecektim.’
⭕Yani bu kadar net ifade ediyor İhsan Şenocak değil mi?
⭕Canı pahasına, canı pahasına bunu yapacakmış. Yani bu kadar ifade ediyor.
⭕Yetmiyor. Bir seri paylaşımda daha bulunuyor. Orada ne diyor? Küfür domuzu diyor, domuz diyor, deyyus diyor. Aklınıza gelebilecek her türlü hakareti söylüyor.
⭕Şimdi bu kişi, halkı kin vs düşmanlığa sürüklemiyor öyle mi?
⭕Bu kişi bu tehditlerle, bu küfürlerle, bu hakaretlerle herhangi bir suç işlemiyormuş savcılığa göre.
⭕Bakın ne demiş savcı: ‘Bahse konu paylaşımların eleştiri ve kaba söz mahiyetinde olduğu…’
⭕Bir de işin kötü yanı sanki Deniz Göktaş insanların dini inançlarına hakaret etmiş gibi, Kur’an-ı Kerim’e hakaret etmiş gibi bir yalanı da söylüyor.
⭕Yani halkı yanıltıcı bilgiyi de yayıyor bu şahıs ama yok problem yok.
CHP'li Murat Emir'den AKP'li Abdulhamit Gül'e:
"Ahbap'la ilgili bir tereddüt, şu anda görülmekte olan bir soruşturma var. Orada toplanan 158 milyon dolarlık kaynağın nasıl harcandığına dönük iddialar var. Hepimiz gerçekten kaygılıyız.
Ama bunu denetlemesi, gözetlemesi, zamanında buna izin vermemesi gereken kim? AKP iktidarı, İçişleri Bakanlığı, valilik, dernekler masası; siz seyretmişsiniz.
Şimdi, dönüp bunun üzerinden, Ahbap üzerinden Kızılay'ı, AFAD'ı temize çıkarmaya çalışıyorlar.
İnsanlar niye Ahbap gibi diğer seçeneklere yönlendirildi?
Hatırlayın, Kızılay depremzedeye çadır sattı bu ülkede, Kızılay bu ülkede depremzedeye gıda maddesi sattı.
Ben Derin Deniz. 2,5 yıldır hamileyken bile eşimden şiddet gördüm. Son olayda bebeğimi kucağımdan zorla aldılar. Eşim beni yatağa fırlatıp defalarca yumrukladı, kaşım patlayınca durdu. Küçük kızımın önünde canıma kastedildi. Ölmek istemiyorum, sesimi duyun! #DerinDenizinSesiyiz
Akkuyu Nükleer Güç Santralinin ömrü;
işletme süresi, uzatma süresi, sökümü dahil toplam 100 yıl!
Bu sözleşme Türkiye’yi 2125 yılına kadar, Rusya’ya göbeğinden bağımlı hale getiren
berbat bir sözleşme.
Kozmik bir belge olan Akkuyu Nükleer A.Ş.’nin Yeminli mali müşavir raporuna ulaştık.
Bu rapora göre;
Rusya’nın, Akkuyu Nükleer Güç Santralinin işletme ömrü boyunca
elde etmeyi planladığı toplam gelir:
478 Milyar Dolar!
Yani vatandaşın her yıl cebinden çıkacak,
Rusya’nın kasasına girecek yıllık tutar:
7 Milyar Dolar!
Bunun adı, kendi vatandaşına değil, Rusya’ya çıkarlarına hizmet etmektir!