ABD-İsrail bloğu, Türkiye’nin ulus devlet yapısının parçalanmasını, Türklük tanımının kaldırılmasını, uniter yapı yerine yerel yönetimlere özerklik getirerek gevşek bir federasyona geçilmesini istiyor.
ABD büyükelçisi bunu açıkça ifade ediyor.
Emperyalizm, bu sebeple Erdoğan iktidarını destekliyor; bu sebeple Türkiye’nin Erdoğan ile otokratik bir rejime evrilmesinin önünü açıyor.
Yeni anayasa arayışı bu sebeple gündeme getiriliyor.
AKP-Öcalan-MHP tarafından kurulan masa bu sebeple kuruldu.
Masanın ambalajı “barış ve kardeşlik. Terörsüz Türkiye”!
Oysa ambalajın altındaki hedef bu.
CHP masaya oturmayıp, durumu ifşa etseydi, büyük bir direnme mevzisi yakalayacaktı.
CHP adına TV programlarına katılanlar, aynen Öcalan gibi, “eşit yurttaşlık” kavramını dile getiriyor.
Oysa, ANAYASA MADDE 10-Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Konu yasal eksiklik değil, uygulamalardaki hatalar.
CHP hem masaya katılarak hem de Öcalan ile söylem birliği yaparak tuzağa düşüyor, bu parçalanma sürecini zımnen destekler duruma geliyor.
Türk Milleti olarak müdafaa hattını antiemperyalizm üstüne kurmak, bu projenin karşısında mevzilenmek zorundayız.
Bu bağlamda CHP’nin masaya oturması büyük hataydı; bu projeyi meşrulaştırdı, direnme hattını oluşturamadı. Halen TV katılımcılarının söylemleriyle de hatasını sürdürüyor.
DEM oylarının hesabını yapanlar, DEM’in Erdoğan karşısında hizalandığını, bu projenin onlara hizmet ettiğini ve oy bloğunun AKP’ye kayacağını görmeyecek kadar saf mı?
Evet. Kimi zaman saf kimi zaman hin…
Bugün yaşananlar için kafanız karışıksa hiç karışmasın, durum basit anlatımıyla budur.
✍️ Emperyalizmin rejime seçim öncesi USD swap hattı sağlaması, Türkiye’den bir kamu bankası satın alması gibi kaynakları uyduruk haberler, ilgili resmi taraflar doğrulamadıkça basit manipülasyon çabalarıdır. Ama böyle gelişmeler fiilen olur, emperyalizm rejimin arkasında tam olarak yer alırsa, ben şu anlamda sevinirim; kimin ne mal olduğunu, mandacıları, ali kemal’leri herkes görebilir. Türkiye bu rejim devam ettikçe artık ekonomik olarak kendi kendini idame edemez, dış desteğe muhtaçtır. Emperyalizm, açığı (her sene kabaca 50-60 milyar dolar) kapatmaya hazır mı, görmüş de oluruz. (Ben o mertebede paraların, yatırımların bu rejime düzenli gelebileceğini hiç sanmıyorum.)
💭 Herşeyi bir kenara bırakın, aşağıdaki twiti iyi okuyun ve sadece şu sorunun cevabını verin:
Bu ülkeyi kim idare ediyor, rejimin adı ne?
Doğru cevabı verirseniz kk, öö, ychp, ıvır zıvır, hepsinin, tüm tartışmaların, argümanların gürültü olduğunu anlarsınız.
Rejimde göstermelik partiler, kukla siyasetçiler ve tasarlanmış seçimler varsa, gündelik siyasetle burada, gerçek hayatta boşuna zaman harcıyorsunuz. Bu rejim nasıl değişir, egemenlik nasıl geri alınabilir, ona konsantre olalım, çare düşünelim.
Ben sıkıldım aynı sığ, kocakarı dedikodusu gibi şeyleri okumaktan..
ABD Büyükelçisi sosyal medya üzerinden kısaca şöyle buyurmuş:
“Irak, Suriye ve Türkiye Orta Doğu istikrarının merkezindedir. ABD, bu üç ülke arasında denge kurarak bölgeyi ortak refah ve düzene yönlendirmek istemektedir…Türkiye, Irak ve Suriye ile birlikte ABD’nin Orta Doğu düzeni kurma projesinde merkezi bir rol oynamalıdır.”
NATO zirvesine üç hafta kala ABD vites artırıyor. Adeta 2004’de ilan edilen BOP projesine bu kez açıkça saldırgan Siyonist paradigma ile devam niyeti ilan ediliyor.
Ancak o günlerde bugün arasında büyük bir fark var. ABD İran’da yenildi. Hürmüz Boğazını açamıyor. Bab el Mendeb’den donanmasını geçiremiyor.
Büyükelçiye hatırlatalım:
Türkiye, yalnızca Levant ve Anadolu ekseninde tanımlanabilecek bir devlet değildir. Türkiye; Akdeniz, Balkanlar, Karadeniz ve Kafkasya havzalarını birbirine bağlayan, aynı anda üç kıtaya açılan eşsiz bir jeopolitik merkezdir. Etki alanı sadece Batı Asya ile sınırlı değildir.
Nil, Tuna, Dinyeper (Özi), Dinyester (Turla), Don ve Volga havzalarına kadar uzanan geniş bir tarihî ve stratejik derinliğe sahiptir.
Bu nedenle Türkiye’yi yalnızca Irak-Suriye eksenindeki sorunlara indirgemek, onu Batı Asya’nın bitmeyen çatışmalarına mahkûm etmek anlamına gelir. Böyle bir yaklaşım, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye için oluşturduğu çok yönlü ve dengeli dış politika mirasına aykırıdır. Atatürk Türkiye’si, herhangi bir büyük gücün bölgesel planlarının aracı değildir. Türkiye kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bağımsız bir jeopolitik aktördür.
Bugün Türkiye’nin önüne konulan en büyük tuzaklardan biri, onu yeniden Ortadoğu’nun mezhep, etnik kimlik ve vekâlet savaşları girdabına çekmektir. Türkiye’nin stratejik ufku bundan çok daha geniştir. Türk dış politikası, Balkanlar’dan Orta Asya’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e, Kafkasya’dan Afrika’ya uzanan çok boyutlu bir perspektife sahip olmak zorundadır.
Eğer Amerika Birleşik Devletleri bölgede Türkiye’nin dengeleyici etkisinden yararlanmak istiyorsa, öncelikle Türkiye’nin Mavi Vatan’daki meşru hak ve çıkarlarına saygı göstermelidir. Doğu Akdeniz, Ege ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti başta olmak üzere Türkiye’nin egemenlik, güvenlik ve deniz yetki alanları konularındaki hassasiyetleri göz ardı edilerek stratejik ortaklıktan söz edilemez.
ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye karşıtı politikalarına verdiği siyasi ve askerî desteği gözden geçirmek, bu aktörlerin bölgede oluşturduğu gerilim ve kutuplaşmayı teşvik eden tutumlarına son vermeden Türkiye ‘ye öğüt veremez.
Daha da önemlisi, Washington yönetimi kendi Kongresi’nde ve Senatosu’nda yıllardır beslenen Türkiye karşıtı siyasi atmosferi değiştirmeden, Türkiye’den bölgesel istikrarın taşıyıcısı olmasını bekleyemez. Bir yandan Türkiye’yi stratejik ortak olarak tanımlarken diğer yandan Türkiye’ye yönelik yaptırım tehditlerini, silah ambargolarını, Doğu Akdeniz’de askerî dengeyi bozacak silahlandırma politikalarını ve düşmanca söylemleri sürdürmek ciddi bir çelişkidir. Büyükelçinin dile getirdiği beklentiler ile ABD’nin sahadaki ve siyasi sistemindeki uygulamaları arasında açık bir uyumsuzluk bulunmaktadır.
Ayrıca bölgede kalıcı barış ve refahtan söz edilecekse, bunun ön şartı İsrail’in mevcut saldırgan ve yayılmacı politikalarının sınırlandırılmasıdır. Gazze’de yaşanan soykırım ve uluslararası hukuku hiçe sayan Batı Şeria, Lübnan ve Golan’daki saldırgan uygulamalar devam ettiği sürece Ortadoğu’da kalıcı istikrarın tesis edilmesi mümkün değildir.
İsrail’in eylemlerini koşulsuz destekleyen bir devletin yaklaşımı ile bölgesel barış çağrısı yapmak kendi içinde tutarsızdır.
Çökmekte olan ve bu süreçte İsrail ile her alanda birleşen hegemonun çıkarları uğruna Türkiye’yi yeniden Batı Asya’nın kanayan fay hatlarına karıştırmak ne bölge halklarının ne de Türkiye’nin çıkarlarına hizmet eder. Türkiye bu tuzağa düşmeyecektir.
Bu tuzağa belli kesimler düşse bile millet düşmeyecektir.
Asrın Tok gibi Siyasal İslamcılar elbette Amerikan projesi Ruhban Okulu’nun açılmasına tepki göstermeyecek.
Bu okul açıldığında Patrik Bartholomeos, ekümenlik iddialarını güçlendirecek.
Fethullah Gülen de çok uğraşmıştı, onun yolundan gitmeye devam ediyorlar.
Hani din elden gidiyordu? Papa Türkiye’ye geldi, ağzınızı açamadınız. Ekümenlik ilan edilecek ortada yoksunuz.
Taliban ile poz veren Şeriatçı Asrın Tok, “Özgürce dinlerini yaşasınlar, kafalarını mı keselim” demiş. Komedi resmen. Yabancı gördüklerinde salavat getiren tipler, sırf Amerika’ya karşı çıkmamak için barış elçisine dönüştüler.
Sizin müslümanlığınız Amerika dur diyene kadar.
Neymiş efendim Diyarbakır'ın eski ismi amed'miş.
Eee!?
İstanbul'un eski ismi Kostantin, İzmir'in eski ismi Symrna, Çorum'un eski ismi de Hattuşa idi.
İstanbul'u İtalyanlara, İzmir'i Yunanlara, Çorum'u Hititlilere mi verelim?
Ruhban Okulu’nun açılmasına tepki gösteren tek bir tarikat veya dini oluşum gördünüz mü?
Konu kadınların giyimi olduğunda ortalığı ayağa kaldıranlardan çıt yok.
Ruhban Okulu’yla ilgili tepki gösteren tek dini oluşum Türk Ortodoks Topluluğu.
Siyasal İslam’ın özeti.
Biz de onu soruyoruz. Tüyü bitmemiş şehit evlatlarının, çiçeği burnunda şehit eşlerinin, oğlunun al bayraklı tabutuna sarılıp bırakmayan şehit annelerinin, düşman sevinmesin diye acı haberi aldığında ağlayamayan şehit babalarının vebali nasıl ödenecek!
Yattığı yerde çürüsün, gün yüzü göremesin!
Almanya'ya karıştınız Doğu, Batı diye bölündü.
Kore'ye karıştınız Kuzey, Güney diye bölündü.
Vietnam'a karıştınız Kuzey, Güney diye bölündü.
Irak'a karıştınız, Kürt, Arap bölgesi diye bölündü.
Türkiye'ye karıştırıp Doğu Batı diye böldürmeyiz Barrağım.