3 Mayıs 1944’te Tek Parti Rejimi’ne karşı büyük mücadele vermiş, Batıcılara karşı milliyetçilik destanı yazmış dava büyüklerimize rahmet ve minnetle…
Türk Dünyası’nın 3 Mayıs Milliyetçiler Günü kutlu olsun.
Sistematik dezenformasyon yaparak iç cephemizi hedef alan karanlık unsurlara ve onları kullanan yabancı devletlere karşı hakikat mücadelesi vermekte olan İletişim Başkanlığı’ndan rahatsız olmak yabancı devletlerden medet uman mandacılar için normaldir.
Hoca tane tane anlatmış 👇
Bugün Gassal dizisi sonrası ortaya çıkan tartışmaları, linç ve saldırıları ele alıyorum:
“Kültürel Hegemonyanızı Kim Yıkayacak?”
https://t.co/p4uQTD07Ey
Ben çocukluğumdan beri hep yanlış çağa doğduğumu düşünmüşümdür. Mesela 15. veya 16. Yüzyılın ihtişamına, büyüklüğüne ve yüksek ruhuna doğmak varken bu çağa doğmak da kaderimizde varmış, ne yapalım? Etimle, kemiğimle nefret ettiğim bu çağa doğmak…
Tam 1 sene oldu… Bu dünyanın kurulduğu günden itibaren bitmeyen bir mücadelenin; zâlimle mazlumun, iyiyle kötünün, hak ile batılın, ihanetle sadakatin, düşmanlıkla aşkın, nefretle sevginin, kirlenmişlikle masumiyetin, namussuzlarla namusluların, namertle mertin mücadelesinin en son ve en hazin perdesi açılalı tam tamına bir sene oldu…
Bin yıllık Haçlı Seferleri tarihinin en son seferi ile geldiler… Yedi düvelin çoluk çocuk bombaladığı, bizim eski vilayetlerimizi yakıp yıktığı bir hâkim düzen gösterisini yeniden sahnelediler. Bu sahne belki de 1. Dünya Savaşı’nın bitmeyen bir cephesinin sahnesiydi…
Tüm bunlar olurken kimin, hangi devletin, hangi yazarın, aydının, akademisyenin nasıl tavır aldığını veya almadığını da tarih yazdı. Tarih mağlup olacağını bile bile haysiyetiyle direnenleri de yazdı..
Tarih tarafsız ve sessiz kalanları da yazdı elbet… Halbuki ne diyordu Cemil Meriç? Zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur!
Tarih, tarihlileri de yazdı, tarihsizleri de yazdı…
Ama biz İsrail’in 1 tonluk bombalarının altında kalan bebeklerin feryadının zalimin yanına kalmayacağına, hesap gününün geleceğine iman ettik…
Gecenin en karanlık ânında söken şafağın, bu doğan güneşin, bu sabahların, yerin ve göğün sahibi olduğuna… O bebeklerin bir sahibi olduğuna…
Elbet bu günler de geçecek, o zâlimler yenilecek ve herkes tarihe bu günlerdeki duruşuyla kaydedilecek.
Bugünkü yazım kültürel hegemonya tartışmalarındaki o özgüvensiz, karamsar havanın tersine dev bir meydan okumayı; “Tabii”yi anlatıyor:
Batı’nın Kültürel Hegemonyası “Tabii” ki yıkılacak
İskoçya’nın Müslüman Başbakanını tartıştım.
Yıllar önce Edinburgh’da tanıştığım Hamza Yusuf’un Başbakanlığı tarihin sömürgeci İngilizlerden aldığı bir rövanş mı? Yoksa küresel egemen söyleme uyumun mu bir neticesi? Ya da Türkiye’ye model gösterilecek bir çoğulculuk örneği mi?