|
BOP Eşbaşkanı, mandacı mısın? İmralı canisi sana el mi verdi, büyü mü yaptı, gözünü mü boyadı? PKK iradene pranga mı vurdu? Genelkurmay başkanları terörist olarak izansızca itham edilmektedir.Fakat gerçek teröristlere önem atfedilmektedir. PKK dışarıda TSK içeride. TSK mahkum ve müebbetlik, PKK serbest ve güvencededir. Türkiye'yi İmralı'nın ağzına bakar hale getirmeye kimin ne hakkı vardır?''
Kaşif Kozinoğlu dosyasında fethi kabir işlemleri sırasında kefeninin ve yumuşak dokularının beklenenden farklı şekilde korunduğuna dair bilgileri günlerdir düşünüyorum.
İnsan böyle bir ayrıntıyla karşılaşınca ister istemez bazı sorular soruyor.
Bunun elbette tek başına bir anlam taşıdığını veya bilinçli olarak yapıldığını söylemek mümkün değil. Bunun bilimsel ve adli açıdan uzmanlar tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Ama aklıma şu ihtimal geliyor:
Acaba o dönemde yaşanan bazı olaylarla ilgili devletin elinde bugün henüz bilmediğimiz bilgiler veya belgeler var mıydı?
Çünkü o yıllarda devlet, içerideki sızıntılarla ve hain yapılanmalarla ciddi bir mücadele yürütüyordu. Belki de bazı gerçeklerin ortaya çıkarılması için süreç içinde izler ve deliller korunmuş olabilir.
Bunlar benim şahsi düşüncelerim. Bir iddia değil, sadece üzerinde düşündüğüm ve araştırdıkça daha fazla merak ettiğim sorular.
Şimdi kalkıp bayrağa sarılıp şehit naaşlarını hıçkıra hıçkıra ağlayan şehit analarını emzikli bebeklerimizin vücudunda açılan kurşun deliklerini unutalım mı? Bir uzvunu kaybetmiş muhterem gazilerimizi unutalım mı? Hadi biz milli davadan vazgeçtik diyelim. Tarih ve millet affeder mi?
Mücadele gittikçe sertleşiyor.
Türk Milleti alınmaya çalışılan bu kıskaçta kendine elbette en doğru yolu bulacaktır. Tarihin en vahim dönemine ülkemiz adına şahit oluyoruz.
Ve bizler yaratılan korku iklimine yenik düşmemek için parangalarımızdan sıyrılıp zamanı bugün diyerek birlik olmalıyız.
Bize dayatılan bu onursuz tablonun figüranı olmayacağız. Ya İstiklal Ya ölüm!
Bundan ötesi yok kardeşlerim.
Üzerimize düşen sorumluluğun bilincinde olarak millete anlatmaya devam edeceğiz.
İhanete BAYRAK AÇIYORUZ.
Sen de gel kardeşim. Safımız belli fikrimiz belli şimdi değilse ne zaman !
Son bulsun bu teslimiyet.
Yaşaşın millet
Yaşasın Cumhuriyet.
Türkiye Cumhuriyeti'nde hiç kimse, hangi suçtan hüküm giymiş olursa olsun, kanunun öngördüğünden daha ağır bir muameleye tabi tutulamaz.
Ancak aynı ilke, kanunun öngördüğünden daha hafif, daha ayrıcalıklı bir rejimin de keyfi biçimde uygulanamayacağı anlamına gelir.
Çünkü infaz hukuku, kişiye değil, kanuna göre işler.
TCK ve 5275 sayılı Kanun hükümleri, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının nasıl infaz edileceğini tek tek, saymıştır.
Bu hükümler, ölüm cezası yerine ikame edilmiş en ağır cezanın, kanun koyucunun iradesiyle çizilmiş sınırlarıdır.
Bu sınırların dışına çıkmak, hangi gerekçeyle sunulursa sunulsun, kanunsuz infaz anlamına gelir.
Bahçeli'nin tarif ettiği, bahçeli, iki katlı, ofis ve yaşam alanı ayrımı yapılmış, akrabaların yerleşebileceği bir konut, bu maddelerin hiçbirinde karşılığı olmayan bir uygulamadır.
Hükümlüyle birlikte, süresiz biçimde aynı çatı altında yaşanması, kanunun tanımladığı ziyaret rejiminin ötesine geçer.
Bu ortak ikamettir ve infaz hukukunda buna cevaz veren tek bir hüküm yoktur.
Haberin en çarpıcı ve daha da vahim kısmı, inşa edilen evin ötesinde bu evde yaşamayı kimin hangi şarta bağladığıdır.
Bahçeli'nin anlatımına göre şartı koyan terör hükümlüsüdür. Adama zaten hukuki dayanağı olmayan bir konfor alanı sunuluyor ama o bunu dahi yetersiz bulup "Çerçeve Yasası'nın kurulları işlemeye başlasın, ben o kurullarda görev almaya başlayayım, ondan sonra eve geçerim" diyerek devlete karşı statü pazarlığı yürütüyor.
Bir hükümlünün, resmî kurullarda görev yapması, infaz mevzuatının ruhuyla zaten açıkça çelişir.
Böyle bir görev verilmesi hukuken mümkün değildir. İkincisi ve daha da vahim olanı, bir hükümlünün, kendisine tanınan imkânı bile beğenmeyip, resmî bir statü elde edene kadar devletin teklifini askıya alması, akılla açıklanabilir bir durum değildir.
Normal şartlarda infaz rejimini, devlet belirler. Burada ise hükümlü, belirleyen taraf konumuna geçmiştir.
Bir terör hükümlüsünün, devletin kendisine sunduğu imkânı reddedip karşılığında resmî statü talep edebilmesi ve bunun kamuoyuna bir siyasetçi tarafından, gayet sakin bir üslupla aktarılabilmesi, infaz hukukunun değil, bir pazarlık masasının kurallarının işlediğini göstermektedir.
Sorulması gereken soru artık "bu ev hangi kanuna dayanıyor" sorusunun ötesine geçmiştir. Soru şu:
Bir hükümlü, devletin kendisine nasıl davranacağını belirleyebiliyorsa, hukuktan geriye ne kalmıştır, devletten geriye ne kalmıştır?
6 Eylül 2015...
16 yiğidimizi Doski vadisinde, Dağlıca yolu üzerinde bu vatan için şehit verdiğimiz gün...
Yaşadığım en acı günlerden biriydi.
Başlı başına bu olay bile "PKK'ya af" sürecine karşı çıkmak için yeterlidir.
Başta beyfendiliği ile tanıdığım Tabur Komutanı kahraman kardeşim Yarbay İlker olmak üzere şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Herkes unutur biz unutmayız🇹🇷🇹🇷🇹🇷
apo şerefsiz katildir.
Gayrimeşru ellerin gayrimeşru çocuğudur.
Bir yapının siyasi zemine çekilmesi, geçmişteki suçlarından, sorumluluklarından ve taşıdığı sıfatlardan arındığı anlamına gelmez, gelemez!Ben bu süreç ihanetinin tam karşısındayım.
Milletin birliğini, devletin bütünlüğünü ve Cumhuriyet’in temel değerlerini pazarlık konusu yapan hiçbir anlayışın yanında olmayacağım.
Birileri Var, şehitlerimizin isimlerini ve hatıralarını yaşatmak için oluşturulmuş dijital bir arşivdir.
Şehitlerimizin isimlerini unutmamak ve gelecek nesillere aktarmak için https://t.co/qhToKkwyTa’yi takip ediniZ.
Türk Silahlı Kuvvetleri; milletimizin bağımsızlığının, vatanımızın bölünmez bütünlüğünün ve bayrağımızın şerefli bekçisidir.
Vatan uğruna can veren kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, şanlı ordumuzun ve kahraman Mehmetçiklerimizin Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nü kutluyorum.