Türkiye’nin Sessiz Devrimi: Baykar Nükleer Reaktör Üretiyor!
Dün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın ağzından çıkan tek bir cümle, Türkiye’nin yakın geleceğini değiştirecek bir depremin ilk sarsıntısıydı:
“Baykar, 40 MW kapasiteli küçük modüler nükleer reaktör (SMR) prototipi üzerinde çalışıyor.”
Bu cümle, sosyal medyada birkaç saat içinde milyonlarca kez paylaşıldı. Kimisi “yine abartı” dedi, kimisi “hayal” dedi. Ama gerçek şu ki:
Türkiye, ilk kez özel sektör eliyle, kendi mühendislerinin tasarladığı bir nükleer reaktör geliştirmeye başladı. Ve bu reaktörün adı Baykar olacak.
Bu haber, sadece bir enerji projesi değil. Bu, Cumhuriyet tarihinin en büyük “bağımsızlık hamlesinden” biri.
Neden şimdi? Neden Baykar?
Türkiye 2024’te elektrik üretiminin %38’ini ithal doğalgazla yaptı. Her ay 5-6 milyar dolarlık doğalgaz faturası ödedik. Cari açığın en büyük kalemi hâlâ enerji. Akkuyu gibi dev santraller güzel ama 20 yılda ancak bir tane yapabiliyoruz ve Rus teknolojisiyle.
Baykar’ın geliştirdiği 40 MW’lık SMR ise bambaşka bir dünya.
Fabrikada üretilecek, tırla taşınacak, 3-4 yılda devreye girecek.
Bir Organize Sanayi Bölgesi’ne koyduğunuzda, o bölge artık doğalgaza muhtaç olmayacak.
Bir limana koyduğunuzda, gemileriniz aylarca yakıtsız dolaşabilecek.
Kızılelma’nın kanatlarına koyduğunuzda, “nükleer enerjili insansız savaş uçağı” diye bir kavram doğacak – dünyada henüz kimse yapamadı.
Evet, yanlış okumadınız. Baykar sadece İHA yapmıyor artık. Baykar, Türkiye’yi enerji kölesi olmaktan çıkarıp enerji silahı olan bir ülkeye dönüştürüyor.
Bir SMR’nin Türkiye’ye maliyeti ne olacak?
Bir tane 40 MW SMR, yılda yaklaşık 320 milyon metreküp doğalgaz ithalatını önleyecek. Bugünkü fiyatlarla bu, yıllık 400-450 milyon dolar demek.
100 tane SMR koyduğunuzda (ki Baykar’ın hedefi bu), sadece doğalgaz faturasından yılda 40-45 milyar dolar tasarruf ediyoruz.
40 milyar dolar ne demek biliyor musunuz?
2024’te savunma sanayii ihracatımız 5,5 milyar dolardı.
40 milyar dolar, her yıl 8 tane savunma sanayii ihracatı demek.
Veya 20 tane Akkuyu demek.
Veya 100 bin km bölünmüş yol demek.
Ama asıl bomba başka. Bu teknolojiyi ihraç edeceğiz.
2050’de dünya neye ihtiyaç duyacak?
Küresel SMR pazarı 2035’te 300 milyar dolar, 2050’de 1,5 trilyon dolar olacak (IAEA tahmini).
Bugün bu pazarda NuScale (ABD), Rolls-Royce (İngiltere), Rosatom (Rusya) var. Yarın dördüncü oyuncu “Baykar” olacak.
Bir düşünün, Katar çölde 100 tane Baykar SMR alıyor. Pakistan 50 tane. Endonezya adalarına dağıtıyor.
Türk mühendisi tasarlamış, Türk işçisi üretmiş, Türk bayrağı taşıyan reaktörler…
Bu, sadece para değil, jeopolitik güç demek.
“Ama nükleer tehlikeli değil mi?”
En çok duyduğumuz soru bu. Cevap basit: Baykar’ın geliştirdiği 4. nesil SMR’ler pasif güvenlik sistemine sahip. Elektrik kesilse bile kendi kendine soğuyor, erime riski sıfır.
Çernobil’in olduğu 2. nesil, Fukuşima’nın olduğu 3. nesil teknolojiler değil bunlar. Bugün ABD’de bile üniversitelerin kampüsüne SMR konuluyor.
Bu bir makine değil, bir manifesto
Baykar’ın nükleer reaktör projesi, Selçuk Bayraktar’ın 2023’te TEKNOFEST’te söylediği şu cümlesinin somut hali:
“Biz artık takip eden değil, yol açan ülke olacağız.”
O gün İHA/SİHA’da söylediler, yaptılar.
Bugün nükleer reaktörde söylüyorlar.
Yarın uzayda, yapay zekâda, kuantumda da söyleyecekler.
Türkiye, 100 yıl önce “muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkacağız” diye bir hedef koydu. O hedefe en yakın olduğumuz an, belki de tam şu andır.Çünkü bu kez hedefi devlet değil, bir avuç Türk genci koyuyor.
Paylaşın ki, Türkiye’nin sessiz devrimini herkes duysun.
Millet olarak son iki asırdır çok yönlü bir kuşatmayla karşı karşıyayız.
Milletin ruh köküyle, medeniyet değerleriyle bağını zayıflatmak isteyenler yıllardır aynı noktaya hançer vuruyor.
Bu milletin iman kalesini çökertmek için yıllardır pervasızca saldırıyorlar.
Aralarında FETÖ’cülerin ve bölücülerin de olduğu malum mahfiller, bunu son derece planlı, sinsi ve kurnazca yapıyor.
Artık eskisi kadar olmasa da hâlen birilerinin bu manevi işgal projesine gönüllü taşeronluk yaptığını görmekteyiz.
Kimileri de millet ve memleket düşmanlarının tuzağına düşerek bu manevi yıkım projesine destek veriyor.
Ülke gündemine gelen bazı hadiseler, bu çevreler tarafından milletle ve milletin inanç değerleriyle kavga vasıtası haline getiriliyor.
Bu ideolojik bağnazlık son günlerde öyle vahim boyutlara ulaştı ki Cuma hutbesini, hutbede okunan ayetikerimeleri hedef almaya başladılar.
Kendini bilmezin birisi çıkıyor, hem de bu ülkenin muhalefet partisi adına, doğru düzgün bilgisinin olmadığı dinî konularda ahkâm kesiyor; Diyanet Teşkilatımıza, hocalarımıza utanmazca had bildirmeye kalkıyor.
Buram buram tek parti faşizmi kokan bu ilkellik karşısında maalesef mensubu olduğu parti içerisinden akıl, vicdan ve biraz feraset sahibi hiç kimse itiraz etmiyor, genel başkan dâhil hiç kimse tepki göstermiyor.
İrşat vazifesini layıkıyla yapan, iman kalemizin muhafızları hocalarımızın yıpratılmasına eyvallah etmedik, etmeyeceğiz.
'İSRAİL'İN DEMİR KUBBESİ VARSA TÜRKİYE'NİN DE ÇELİK KUBBESİ OLACAK'
▫️Çelik Kubbeli Katmanlı Hava Savunma Sistemi, Türk savunma sanayisi tarafından "sistem içinde sistem" olarak geliştirildi.
▫️Çelik Kubbeli Katmanlı Hava Savunma Sistemi, sensörler ve silahların, havadan görüntülerin gerçek zamanlı olarak oluşturulup operasyon merkezine iletilmesini sağlayan yapılandırılmış bir ağ altında birbirleriyle entegre çalışmasını sağlıyor. Veriler, Yapay Zeka (AI) yardımıyla karar vericilerin eline geçiyor
▫️Çelik Kubbe" Katmanlı Hava Savunma Sistemi, sistemin "beyni" olarak çeşitli hava savunma sistemlerini, radarları, elektro-optik sistemleri, iletişim modüllerini, Yapay Zekalı (AI) komuta kontrol istasyonlarını barındıracak
▫️KORKUT, HİSAR-A+, GÖKDEMİR, GÖKER, GÖKBERK,SUNGUR, HİSAR-O+ ve SİPER'den oluşan hava savunma sistemleri entegre bir şekilde görev yapabilecek
▫️Ayrıca hedeflerin tespiti, takibi ve sınıflandırılması ile görevli radar bileşenleri, elektro-optik sistemler de Çelik Kubbe Katmanlı Hava Savunma Sistemi içerisinde entegre bir şekilde çalışacak.
▫️Rus yapımı S-400 "Triumf" hava savunma sistemine rakip olduğu söylenen ASELSAN firmasının geliştirdiği "SiPER" uzun menzilli hava savunma sistemi, bu yılın sonundan itibaren Türk hava sahasını koruma görevine başlayacak. SiPER Blok 1 füzesini kullanıyor
▫️Geçtiğimiz yıl testlerine başlanan SiPER Block II füzesi, 150 kilometreye kadar hava hedeflerini vurabilecek, hava tehditlerine karşı daha yetenekli ve etkili olacak şekilde tasarlandı.
▫️Geliştirilmekte olan SiPER Block 3 füzesi ise 200 km'nin üzerinde mesafeye kadar hava hedeflerini vurabilecek hava savunma sistemine sahip olacak.
-Defense Security
Hadi buna çok güçlü bir destek verelim arkadaşlar.
Katil Netanyahu’yu konuşturup alkış tutan Amerika Kongresi’ne verilecek en güzel cevap,İsmail Haniyye'yi TBMM'ye davet edip ve bir konuşma yaptırmak ve hepimizi..
Hepimizi dünyaya karşı alkışlatmak.
#HaniyyeTBMMdekonuşsun
METE YARAR’DAN
MÜTHİŞ BİR MHP VE ÜLKÜ OCAKLARI YORUMU…
BU KADAR MI GÜZEL ANLATILIR…
HELÂL OLSUN SANA
METE YARAR👏👊
@meteyarar
Bİ DİNLEMEYE BAŞLAYIN SONUNA KADAR NEFESSİZ DİNLEYECEKSİNİZ…
ÜLKÜCÜ KARDEŞLERİMİZİN
BU VİDEOYU İZLETMEDİĞİ KİŞİ KALMAMALI…
🇹🇷Türkiye, SUNGUR’la birlikte ilk kez MANPADS ihraç eden ülkeler kulübüne katılıyor
▪️ROKETSAN'ın ürettiği 8 kilometre menzilli SUNGUR , Dünyanın en uzun menzilli MANPADS sistemi
▪️Alçak irtifada seyreden döner ve sabit kanatlı insanlı platformlar ve SİHA’lar karşısında önemli bir yetenek olarak tasarlanan SUNGUR’un, TB-2 dahil olmak üzere SİHA entegrasyonu gündemde.
@roketsan #SUNGUR
Türkiye'ye biçilen rol , patates, domates, elma üretip ihraç etmekten ibaretti. Türkiye uçak , helikopter, füze de yapacağım ve pazarlayacağım deyince İşler değişti, planlar bozuldu...
Olası bir savaş durumunda top yekün saldırıya geçecekler, Bu kadim devlet, yaklaşan tehlikenin farkında ve yıllardır savunmasını güçlendirecek, güvenlik çemberini sağlamlaştıracak hamleler yapıyor. "Helikopter mi yiyecez" diyen şımarık bir kesim ise uyumaya , yalanla, algıyla cambaza bakla uyutulmaya devam ediyor...
MOSKOVA'DAKİ SALDIRININ PARMAK İZLERİ...
"TERÖR MÜHENDİSLERİ" NEDEN TÜRKİYE BAĞLANTISI KURDU?
BUNUN BİZE MALİYETİ NE OLACAK? SONUÇLARI NERELERDE GÖRÜLECEK?
1- Rusya’da 150’ye yakın insanın öldüğü terör saldırısını kurgulayanlar iyi "mühendislik çalışması" yapmış.
2- Gözaltına alınanlardan biri 4 Mart’ta Türkiye’ye geldiğini itiraf etmiş. Kendisine 5.400 dolar teklif edildiğini söylüyor.
3- “Terör Mühendisleri” Moskova’daki saldırının Türkiye ile bağlantısının kurulması için özellikle planlar yapmış.
4- Bakalım bu “bağlantı işi”ne Türkiye için ne tür sonuçlar yüklediler. Sonuçlar Kafkasya ile mi ilgili, Suriye ile mi ilgili yoksa Ukrayna ile mi ilgili, Karadeniz'le mi ilgili göreceğiz.
5- Biz biliyoruz ama bilmeyenler asıl orada öğrenecek terörün gerçek adresini. Müslümanları tetikçi olarak kullanıp yeni ve pis bir oylun kurdular.
6- Son 30 yıldır, İslam ve terörizm kavramlarını sonuna kadar kullanıp, Müslüman dünyadan seçtikleri kişi ve çevrelerle sayısız terör örgütü kurdular, kullandılar. Bunlar hep ABD, İsrail ve Avrupa’nın çıkarları için çalıştı.
7- İslam ve terörizm kavramını, kendi terör örgütleri ve yöntemlerini kamufle etmek için kafamıza vura vura bize kabul ettirdiler.
8- Bu tuzağa düştük. Müslüman öncülerimiz, bu suçlamadan kurtulmak için diz çöküp özür dilemelere girdiler. “Biz terörist değiliz” yalvarmalarına girdiler.
9- Ne acı, ne onursuzca bir durumdu. Oysa ürettikleri bütün kavramlara göre askeri, güvenlik, ekonomik, siyasi, jeopolitik örgütlenmeleri, çalışmaları onlar yapıyordu.
10- Bizleri aptal yerine koydular. Ve biz bu aptallığa razı olduk. Onlarca yıldır, bu “aptallığımız” sayesinde ülkelerimiz mahvoldu, şehirlerimiz harabeyle döndü, milyonlarca insanımız öldü, bütün değerlerimiz çiğnendi, işkence ve aşağılamanın her türünü gördük. Şuan bu Gazze’de devam ediyor.
11- Savurmada kalan herkes kavgayı yüzde elli kaybetmiştir! Bu her alanda böyledir. Bu savunmacı ve özür dileyici eziklik nesillerimizi mahvetti.
12- Unutmayın, Batı dünyanın geleceğini kaybetti. Kendi ulusal sınırlarına çekilmek zorunda. Artık “savunma hali”ne, ABD- Avrupa-İsrail için tetikçilik yapma haline son verme zamanı geçti. Siyasi aklımız, bu idrakin fersah fersah ötesine geçmesi lazımdı. Bunun için çok acı örnekler yaşadık.
Uyanın artık!
13- Moskova’daki terör saldırılarının bölgesel ölçekte çok ciddi sonuçları olacak. Bu terör değil, savaşın bir parçası. Öyleyse;
Parmak izlerini sıkı takip edeceğiz...
1- Moskova’daki terör saldırısı sırasında, saldırganların vücut kameralarının kaydettiği görüntüleri var.
2- Asla izlemenizi tavsiye etmem. Ancak şu tespitleri yapmamız lazım;
3- İsrail’in şuan Gazze’de yaptığı şiddetin ruhu ve ölçeği ile Moskova'daki şiddetin ruhu ve ölçeği aynı. Yerde yaralı yatanların bıçakla boğazları kesiliyor.
4- ABD ve İsrail’in;
Ebu Gureyb’de, Bağram askeri üssünde, okyanuslardaki işkence gemilerinde, Avrupa başkentlerindeki gizli cezaevlerinde, İsrail Negev Çölü’ndeki gizli işkence merkezinde uyguladıklarının aynısı.
5- ABD ve İsrail’in planlayıp, uygulayıp, servis ettiği, Suriye ve Irak’taki, Ortadoğu’nun bir çok bölgesindeki IŞİD (DAEŞ) kafa kesme görüntüleriyle aynı.
6- Bütün bunlar aynı “Terör Mühendisleri” tarafından kurgulanmış, planlanıp uygulanmış. Korkunç bir vahşet, korkunç bir Müslüman imajı servis ediliyor.
7- Bu görüntüleri izleyince, Moskova’daki saldırıyı ABD ve İsrail’in planladığına kesinlikle ikna oldum. Zaten biliyordum ama "terörün parmak izleri" artık çok net ortaya çıktı.
8- Otuz yıldır, Mossad’ın bu tür vahşet görüntülerini izliyoruz. Müslümanlar üzerinden servis edilen bu kirli ve kanlı oyunun adresleri artık ortada. Buna son vermek bu coğrafyada yaşayan herkesin boynunun borcu olmalı.
9- Rusya, terörün patronlarını bulmak için nereye bakacağını bilmeli. Tetikçilere değil, gerçek adreslere yönelmeli.
10- DAEŞ (IŞİD) dediğiniz her terör CIA ve Mossad'dır.
Net!
Bu da ikincisi!!!
Turgut Altınok’un 1986 yılında umreden dönerken seyahat ettikleri otobüsün tırla çarpışması sonucunda annesiyle birlikte vefat eden babasının mal varlığını diline dolayan muhalif sermaye ile onun siyaset ve medyadaki uzantılarının KOÇ ailesinin servetinin kaynağını konuştuklarını hiç duydunuz mu?
Aşağıdaki linkte(Yıldıray Oğur’un yazısı) ne garip tesadüftür ki Ohannes Kasapyan adlı, tehcirde sürülen bir Ermeni’nin KEÇİÖREN’deki yazlık köşkünün nasıl Vehbi Koç’ın malvarlığı listesine girdiği anlatılmakta.
Erol Toy’un İmparator adlı romanındaki kahramanın da Vehbi Koç’u anlattığı bilinir. Okuyanlar bilir, sermayenin imparatoru nasıl olunduğunu. Kitap ilk yayınlandığında tüm baskıları kitabevlerinden toplatılmıştı. Yazar Erol Toy daha sonra pek kitap yazmasa da kitaplarının “meçhul eller” tarafından biner biner satın alınıp toplatması sayesinde zengin olmuştu!
İmparator’un devletten aldığı işlerle büyümesi ise bizdeki solcuların gayet olağan kabul ettikleri bir süreçtir. Türkiye’deki sosyalist ideolojinin ve solun güdüklüğünün temel sebeplerinden biridir bu tür konulardaki şaşılık. Yani Türk burjuvazisinin besleme burjuva olduğu ve bu yüzden burjuva demokrasisinden de uzak olup her dönemde darbeleri desteklediği gerçeğini fark edemeyişleri. Gezi kalkışmasına da destek veren bu grubun asıl amacının, salakça bir heyecana kapılarak eyleme katılan solcu ve idealist gençleri aparat olarak kullanıp iktidarı dizayn etmek olduğunu de yine bu yüzden anlayamazlar. Ananas yemedikleri için herhalde.
https://t.co/42bzxmvtYt
Devlet Aklı Bağdat'a Gitti
Geçtiğimiz gün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın ile beraberlerindeki heyet Irak'a son derece kritik bir ziyaret gerçekleştirdiler.
Ramazan ayından hemen sonra da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Irak'a kapsamlı bir ziyaret gerçekleştireceği biliniyor.
Uzunca bir zamandan bu yana bu köşeyi takip edenler bilirler Irak'a yönelik bu yıl içerisinde gerçekleştirilecek çok kapsamlı bir harekata dair sizlerle bazı hususları paylaşıyorum.
6 Mart 2024 tarihli 'Kabuslar Yaşatacağız' başlıklı yazımda kaleme almıştım, bu vesile ile bir kez daha belirtmek istiyorum, Türkiye'nin Irak'taki terör üslerine yönelik gerçekleştireceği harekât, Irak'ın Türkiye sınırları boyunca uzanan 30 kilometrelik hattı ile sınırlı kalmayacak.
Türkiye'nin harekâtı farklı harekât yöntemleriyle olsa da Süleymaniye'de Bafıl Talabani'den tutun da son zamanlarda PKK'nın yerleştiği Sincar – Musul- Kerkük – Süleymaniye hattındaki şehir ve kasabaları da kapsayacak.
Neden şimdi?
Bu sorunun cevabını üç başlık altında değerlendirebiliriz.
Bunlardan en başta geleni ve birincisi şüphesiz PKK'nın Irak'taki varlığının Türkiye'ye karşı oluşturduğu tehdit. Bu tehdit orada var olduğu sürece birileri her seçimde Türkiye'de masa kurduracak ve bu yumuşak karın üzerinden ülkedeki siyasete de tesir etmeye devam edecektir.
Dışişleri Bakanlığınca yapılan açıklamada 'Taraflar ayrıca, PKK'nın Türkiye ve Irak için güvenlik tehdidi teşkil ettiğinin altını çizmişler ve söz konusu örgütün Irak topraklarında mevcudiyet göstermesinin Irak Anayasası'nı ihlal ettiği anlamına geldiğini kayda geçirmişlerdir' cümleleri bu açıdan son derece kıymetlidir.
Irak ve Suriye merkezli terör tehdidinin bertaraf edilmesi Türkiye'de siyaset mekanizması ve onun aktörlerini de rahatlatacaktır.
Böylece silaha ve şiddete dayanarak siyaset yapmanın mümkün olmaması nedeniyle söz konusu aktörler gerçeklere dayanan demokratik bir siyaset üretme zorunluluğunda kalacaktır.
İkinci unsur ise Türkiye ve Irak arasında var olan güçlü ticari bağların kalkınma yolu projesi başta olmak üzere tarım, enerji, su, sağlık ve ulaştırma alanlarında çok daha büyük bir potansiyel ile güçlenmesi.
Irak terör ve terör örgütlerinden arındırıldığı takdirde bu alanlardaki refahın kısa vadede dahi sonuçları görülebilecektir.
Kuşkusuz başta kalkınma yolu olmak üzere bu projelerin hayata kolaylıkla geçeceğini söylemiyorum zira başta İran olmak üzere bu projelerin hayata geçirilmesine itiraz edecek bölgesel aktörlerin varlığını unutmamak gerekir.
İşte burada üçüncü unsuru ele almak lazım gelir o da ABD sonrası Türkiye'nin Irak vizyonu ile izah edilebilir.
ABD işgallerinin ve DEAŞ saldırılarının Irak'ta avantajlı hale getirdiği yegâne ülke İran.
Türkiye 2005 ila 2010 yılları arasında geçen süreyi Cumhuriyet Mitingleri, 'Ordu Göreve' pankartları ve parti kapatma davaları ile patinaj yaparak geçirirken İran, Irak'ta sürekli olarak güç tahkim etti.
Son zamanlarda sıkça konuşulan ABD'nin Irak ve Suriye'den çıkması projesi hayata geçerse İran'ın Irak'ta çok daha fazla güç tahkim ederek vesayet altında bir Irak oluşturmak isteyeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.
İşte Türkiye bu üç ana eksen üzerinden Irak ile olan ilişkilerini kazan – kazan çerçevesinde geliştirmek, burada oluşabilecek bir güç boşluğunun Türkiye aleyhine sonuçlar üretmesinin önüne geçmek maksadıyla çok önemli adımlar atıyor.
Bu adımların ne kadar sonuç vereceğini hep birlikte göreceğiz. https://t.co/mmcWby0gnX