Senin kadar çok yönlü, senin kadar usta birini nadir gördüm abi... Bizi duyuyorsan bil ki hepimiz çok yakınımızı kaybetmiş acısı çekiyoruz. Bil ki arkandan bir tane kötü konuşan yok. Bil ki çok seviliyorsun.
Allah seni yanına erken alışını cennetiyle taçlandırsın Serhat Kılıç😢
İETT'ye 650 yeni araç alıyoruz. Ve bu yatırımı İBB'nin özkaynaklarıyla yapıyoruz.
Dünyanın hiçbir yerinde bu büyüklükte bir yatırım özkaynakla karşılanmaz. Karşılanmamalı!
Ama 6 yıldır yatırım programına almıyorlar. Alsalar uygun finansmanla 10 yılda taksitler halinde ödenecek milyarlarca lirayı 1,5 yılda ödeyeceğiz. Otobüs filosunu 3 yılda yenileyebileceğiz.
Ama bu kötülüğü yapıp sonra da otobüs yatırımı yapmadınız diye suçluyorlar.
Kime kötülük ediyorlar?
İstanbul'a... İstanbul'da yaşayanlara!
Ama her şeye rağmen biz vazgeçmiyoruz. Çünkü #İBBHepYanında
Timur Soykan: "Büyük şaibelerle Üsküdar Belediye Başkan Yardımcılığı koltuğuna oturan Dündar Ziya Gültekin.
Her gün, aslında hak etmediği koltuğu, hak etmediği başkanlık unvanıyla sokaklarda geziyor. Bakın, bir çocuğa sarılıyor orada, orayı görünce benim kanım donuyor.
Neden biliyor musunuz? Çünkü onun bu koltuğa oturması için Amine Cansu Çelik hapsedildi. Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı. Niye? Mecliste oy kullanamasın diye.
Amine Cansu Çelik'in 4 yaşında bir kızı var. Ve o 4 yaşındaki kızı annesinden kopartıldı. Niye? Bu adam bu şovları yapacak diye, ya bir çocuk annesinden koparıldı, senin o koltuğa oturman için.
4 yaşında bir çocuk annesi için ağlıyor, annesini cezaevinde gördüğünde "Teyze" demiş. "Annem nerede teyze?" diye soruyor."
ilker ayrık, sydney’deki hyde park’ta atatürk’ün topraklarımızda hayatını kaybeden avustralyalı askerlerin annelerine başsağlığı dileklerini ilettiği mektubun yer aldığı atatürk anıtı’nı ziyaret etmiş.
ey büyük atatürk,
yüceliğin karşısında titriyorum.
78'inci PAZAR
Sonbahar geldi. Kuyunun dibini andıran o minicik avlunun esintisinden, o avluya açılan penceremin artık tam açık tutamadığım serinliğinden ve geceleri iki pikenin üst üste örtülüp pencerenin neredeyse kapalı uyunmasından, bu hücredeki 7. mevsimimin gelişini izliyor, yaşıyor, hüzünleniyorum.
Hazan mevsiminin hüznü bu ve bu hüzün en fazla pazar günleri geliyor üzerime. Hem havanın yüzü asık; güneş hiç görünmüyor, parçalı çok bulutlu. Hem yalnızlığın soğuk yüzü mütevazı pazar soframla kalbimden yüzüme çarpmasın diye uğraşıyorum. İlk sonbahara çoktan çıkmış olurum diye beklerken üzerinden dört mevsim daha geçip ikinci sonbahara da geldik. İkinci kışa da burada çıksam diye dua ediyorum artık.
Bugün 78. pazar. Bir yıl 52 hafta ise 52 + 26… Bugün, bir buçuk yılın da geride kaldığını gösteren pazar demek. Bir buçuk yıldır her günüm özgürlüğümden yoksun, sevdiklerimden ayrı geçti. Anlık küçük temaslara, saatlik görüşebilme fırsatlarına sığındım. Birlikte iki lokmayı yiyip bir bardak çayı, bir pazar kahvesini içebilmenin kıymetini bir buçuk yıldır her gün daha iyi biçimde anlarken, bu acının kalbime vuruşunu pazar günleri gümbür gümbür gelen iç sızılarıyla hissediyorum artık.
Artık küçücük masama gazete kâğıdı serip sofra hâline getirmek istemiyorum. Melamin tabak, incecik eğilen çatal, haşlanmış, beklemiş ve tekrar ısıtılmış yumurta görmek istemiyorum. İstediklerimi sıralayınca şımarıklık gibi de anlaşılabilir belki. Kızarmış ekmek ne büyük güzellikmiş. Çıtır ekmek yiyip koparabilmek ne özel bir zenginlikmiş. O ekmeği yumurtaya banmak mutlulukmuş. Beyaz örtüler, porselen tabaklar, çatal bıçaklar, peynir çeşitleri, zeytinler… Sayacak onca şey var ama en kıymetlisi, tartışmasız, yanında sevdiklerinin olmasıymış. Boğazına inen iki lokmanın en kıymetlisinin yanında eşin, dostun varken yenilen lokmalar olduğunu, özgürlüğünden mahrum, tek başına yaşamak zorunda kalanlar dışında kimse anlamazmış.
Bu kadar hüzün yeter. Sadece bu pazar için bana dair bir “yeter” sesi değil bu. Aynı zamanda geçen 543 günden sonra, kanunsuz tutulduğum günlerin başladığı bugünlerden gelen her kanunsuz güne de yeter.
Kanıtladığımız, kabullendiğimiz ve artık değişmez, “hep böyle gider” dediğimiz gün tükendiğimiz gündür. Bu hüzünler, bu isyanlar mücadeleye dair tükenmemeye ve ayağa kalkmaya ait. Bu kapıdan dimdik, onurla ve büyük bir gururla çıkacağım. Hüzünleri sevince döndüreceğim. Asla pes etmedim, etmeyeceğim. Ama hüzünlerimiz de bilinsin. Hazanlarla birlikte tarihe not olarak geçsin. Adalet bir gün herkese lazım olur. Olacak. Zamanı yakın.
Not: Bu yazı üzerinden 1 hafta daha geçti. Bu 79'uncu pazar ve 550'inci gün!
Yazdığım mesajları şu anda siliyorlar.Daha önce yüzlerce mesajımı ve takipçilerimi sildikleri gibi.O nedenle”afetlerle ilgili bölüme”daha sonra devam edeceğim.Şunu söyleyeyim; İBB’nin başarılı belediyecilik modelini ve çalışkanlığını izlemek bana müthiş güven verdi,gurur duydum.
Mahir Bey İBB mirasla destan yazmaya devam ediyor. Sadece destan değil ecdad yadigarlarına sahip nasıl çıkılır'ın da kitabını aynı zamanda. Şu güzel insanlara ne zulümler yapıldı, hala da yapılıyor. Onlarsa İstanbul'u çiçek gibi yapmak için canla başla çalışmaya devam ediyor.
@muratagirel Paylaşımında tam da oyun ve tiyatro olduğunu vurgularıyla iddia etmiş.!
Ne anlatıyorsunuz.!?
Milletin aklıyla alay etmeyin, hele ki devletin savcı ve hakimleriyle hiç etmeyin.!
Sonra ciyaklayıp duruyorsunuz.!!!
@ferhatgocer Sanırım siz ana oğul çalışmasının ve disiplininin yanında olmadığınız için biraz da olsa vicdan azabı duyarsınız, malikaneniz de çok mesgulsunuz zira.
Eubie Blake’e ithaf edilen sözde olduğu gibi, “Bu kadar uzun yaşayacağımı bilsem,kendime daha iyi bakardım”…neyin ne zaman, nasıl olacağını bilemeden yaşadığımız şu hayatın -sanıyorum- bana sunduğu en önemli hediyelerden biri, 54 yılımı anne ve babamla geçirmiş olmam.Teşekkürler