Benim oy verdiğim bir milletvekili ya da belediye başkanı; benim bilgim ve onayım olmadan parti değiştirerek, oyumu çalacak olursa ona verdiğim oyu geri alana kadar Anayasal haklarımı kullanarak mücadele ederdim. Yok öyle geçtim gitti…..
Bir vatandaş olarak “oy hakkı” benim varlık gerekçemdir, onurumdur, haysiyetimdir. Hiç kimsenin bunu çalmaya ve gasp etmeye hakkı yoktur.
Bu parti değiştirenler benim oyumu çalmadıkları için çok rahatlar.
Sahi önümüzdeki seçimlerde vereceğiniz oyların transferler ile çalınmaması ve gasp edilmemesi için bir irade ortaya koymayı düşünüyor musunuz?
Mobbing yapanın yeri okul değil, hapishanedir.
İntihar eden kızın ailesine söylediği söze bakın:
“Kızınıza sahip çıksaydınız!”
Torpil, cezasızlık algısı; korunma ve kollanma zamanla yerini haddini aşmaya, terbiyesizliğe ve pişkinliğe bırakır.
İzlerken içim kıyıldı! Vicdansızlar! Bu nasıl bir hukuksuzluk? Nasıl bir kin? Doktor diyor ki "erlere su verilmiyor musluktan içip hastalanıyorlar", vakti geçmiş ilaçlar bile engelleniyor, antibiyotik yok diyor... 15-16 Günde bir yıkanmalarına izin var. Çoğu uyuz olmuş diyor.. İnsan hakları nerede ?
Allahsızlar!
@gergerliogluof@abakingurlek@drmemisoglu
KAAN ARTIK YOK!
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese
iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum..
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum. En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı. Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)
Şehit haberi geldiğinde kutlama yapan gayrimeşru bir proje takımının bu denli parlatılması açıkça ihanettir.
Vatan için can veren kahramanları onurlandırmak yerine, onların aziz ruhlarını huzursuz etmeye devam etmek, yalnızca Tanrı'nın gazabını getirir.
Tanrı ülkemizi korusun.
12 şehit verdiğimiz gün dalga geçen Amedspor’un köprüdeki paçavrası indirilmesin diye başına polis koyuldu.
İhanetin büyüklüğü, Türk milletinin canını yakıyor.
Hiç şaşırmadım! İlk davamızda katiller için hemen gözlemci vekil gönderdiler, SSÇ’ler için de ardı arkası kesilmeyen açıklamalar yaptılar. Ama ben kendilerini ziyaret etmeyince ne oldu? Hemen ırkçı damgasını yapıştırdılar!
Siz kimi kandırıyorsunuz? Katili koruyan, çocuk katillerini kollayan sizsiniz! Vicdanınız yok, adaletiniz yok. Biz adalet istiyoruz, siz katilleri aklıyorsunuz. Bu utanç verici düzen değişmezse, yeni Ahmet’ler olmaya devam edecek!
‼️Bursa İnegöl ormanlarında yaşayan kızıl geyikler için avlanma izni verilmiş…
Kızıl geyikleri avlama bedeli ise 225 bin lira imiş…
Şimdi soruyorum sayın @mustafaciftcitr ;
Bu hayvanlar;
📌Allah’ın dilsiz kulları değil mi?
📌Allah’ın emaneti değil mi?
📌Yaşam hakkına neden sahip değil?
📌Sadece zevk için avlanmaları vicdani mi?
📌Köpeklerden neden değersiz?
Hani merhamet, hani emanet, hani can!!!
Ayrıca sırf keyif almak için hayvanların öldürülmesine karşıyım…
Spor adı altında sırf keyif için avlanmaya izin verilmemeli…
Köpeğin patisi incinmesin diye çocuklar parçalanıyor diğer tarafta keyif için avlanma izni veriliyor…
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu…
Bu yıl bölücüler onlarca kez miting ve yürüyüş yaptı. PKK sloganları atıldı, bebek katilinin posterleri açıldı.
Ancak hiçbirinde böyle bir muamele görmedik.
Türk milleti büyük bir ihanetin içinde.
Beyler,
Atatürk'ten daha zeki değilsiniz.
Daha milliyetçi hiç değilsiniz.
Atatürk'ün "ihanet ocağı" diyerek siyasi ve hukuki yetkilerini söküp attığı yeri, yeniden diriltmeyin.
"Hristiyan FETÖ"ye ve onların ajan okullarına izin vermeyin. Bu hatadan dönün.
16 Temmuz 2015 sabahı Ankara. Yükümlü er araçtan çıkıp teslim olmak istiyor. Dikkatle izleyin yükümlü Er'den kendisini kurtarmaya gelen Polisimize:
''Ben beş günlük askerim.''
Fetöcüler her şeyden yırtsalar bu günahsız erbaş ve erlere yaşattıkları için kurtulamayacaklar.
Dicle Üniversitesi Hukuk fakültesinden mezun olan genç kızlarımız Türk bayrağı açıyor ve bir grup bölücü vatanhaini tarafından yuhalanıyor.
Diyecek söz kalmadı.
Bayrağa düşman olanlar NAMUSSUZDUR.
NOKTA.
Kızlarımızın alnından öpüyorum.
"Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır."
Fıkra için yaygara koparanlar, bu sözlerin sahibi olan Öcalan'a "kurucu önder" diyor.
Asıl fıkra bu.