Rusya Federasyonu’nun Milli Günü dolayısıyla İstanbul Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen resepsiyona, Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkiler Başkanlığı olarak katılım sağladık. Resepsiyonda MYK Üyemiz ve Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkiler Başkan Yardımcımız Samet Meletli, İstanbul İl Başkanımız Cahit Vural ve Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkiler Başkan Yardımcımız Ufuk Gedikbaş yer aldı.
🇹🇷🇷🇺 #RusyaMilliGünü #İstanbul
Batı Trakya Türkleri Yalnız Değildir
Türkiye’de millete sorulmadan Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması tartışılırken, Patrik Bartholomeos her türlü hukuki itiraza rağmen “Ekümenik” sıfatını kullanmaya devam ederken, 5 Haziran 2026 tarihinde Yunanistan’ın İskeçe kentinde yaşananlar ibret vericidir.
Batı Trakya Türklerinin kendi seçtikleri dinî temsilciler ve vakıf yöneticileri üzerindeki haklarını savunmaları nedeniyle açılan Çınar Camii davasının duruşması sırasında, İskeçe Adliyesi önünde “Türkler dışarı” ve “Yunanistan” sloganları atılmış; Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan azınlık haklarını savunan soydaşlarımız güvenlik güçlerinin gözü önünde hedef gösterilmiştir. Bu açık çifte standardın artık görülmesi ve Türkiye’de atılacak her adımın mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde ele alınması gerekmektedir.
Unutmayalım; Lozan yalnızca geçmişte kalmış, miadı dolmuş bir antlaşma değil, Batı Trakya Türklerinin de hukukunu koruyan uluslararası bir teminattır. Türkiye kendi topraklarında iyi niyet gösterirken, Yunanistan’daki Türk varlığının hukukunu da aynı kararlılıkla savunmak zorundadır.
Artık dur deme zamanıdır. Batı Trakya Türkleri yalnız değildir. 🇹🇷
Çevreyi korumak için önce doğayı rantın değil, milletin emaneti görmek gerekir. Toprağı, suyu ve ormanı koruyamayanların çevre günü mesajları samimiyet sınavından geçemez.
Bugün kutlama değil, muhasebe günüdür. #5HaziranDünyaÇevreGünü#SıfırAtıkSıfırSonuç
ALTAYLARIN KAYBOLMAYA YÜZ TUTAN KADİM MİRASI: KUMANDI TÜRKLERİ
Altaylar, Hunlardan Göktürklere, Uygurlardan Kıpçaklara kadar birçok Türk devlet ve topluluğunun izlerini taşıyan, Türk tarihinin en önemli merkezlerinden biri olup Kumandı Türkleri de kökleri Altay Türk topluluklarına dayanan kadim bir Türk halkıdır. Araştırmalara göre, yüzyıllardır Türk kültürünün şekillendiği bu coğrafyada varlıklarını sürdürmüşler ve hâlihazırda Rusya Federasyonu’na bağlı Altay Bölgesi ve Altay Cumhuriyeti sınırları içinde yaklaşık 2.500 kişi olarak yaşamaktadırlar. Bu yönüyle Türk dünyasının nüfus bakımından en küçük topluluklarından birisidirler.
Kumandıların yaşadığı Altay coğrafyası da dağları, ormanları, nehirleri ve zengin doğal yapısıyla dikkat çekmektedir.Ancak bu zenginliğin ne kadarı bölge halkına yansımakta bu tartışmalıdır.
Kumandı Türklerinin de diğer küçük Türk topluluklarında olduğu gibi günümüzde karşı karşıya bulunduğu en önemli meselelerden biri, ana dillerini ve kültürel miraslarını koruyabilmektir. Çünkü nüfuslarının az olması, genç kuşakların işsizlik, yoksulluk vb sebeplerle farklı yerleşim merkezlerine yönelmesi ve günlük yaşamda Rusçanın yaygınlaşması, Kumandı Türkçesinin kullanımını giderek daha zor hâle getirmektedir. Bu nedenle de UNESCO ve çeşitli Türkoloji araştırmalarında Kumandı Türkçesi, korunması gereken Türk lehçeleri arasında gösterilmektedir.
Kumandılar tüm zorluklara rağmen yine de geleneksel yaşam biçimlerini, halk anlatılarını ve kültürel değerlerini yaşatmaya devam etmeye çalışmaktadırlar.İyi ki de öyledir. Zira yüzyıllar boyunca Altayların zorlu şartları içerisinde kimliklerini korumayı başaran bu topluluk, Türk dünyasının kültürel çeşitliliğine güç katmaktadır.
Anahtar Parti olarak Kumandı Türklerini yalnızca küçük bir topluluk olarak değil, Türk dünyasının yaşayan kültürel miraslarından biri olarak görüyor ve Türk dünyasının gücünün; tarihini, dilini ve kültürünü yaşatmayı sürdüren tüm toplulukların ortak birikiminden oluştuğuna inanıyoruz. Bu nedenle de Türkiye tarafından Rusya Federasyonu’nun egemenlik haklarını ihlal etmeden bu toplulukların eğitim vb hususlarda desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
#KumandıTürkleri #Kumandılar #Altay #TürkDünyası #TürkKültürü #TürkTarihi #Türkistan #AnahtarParti
Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkiler Başkanımız Sayın Prof. Dr. Selma Yel başkanlığında, Ankara Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkiler Başkanımız Sayın Ruhi Ilıkhan’ın koordinasyonunda Ankara Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkiler Başkanları aylık toplantısı gerçekleştirildi.
Gerçekleştirilen toplantıda, önümüzdeki döneme ilişkin faaliyet planlamaları, teşkilat çalışmaları ve Türk dünyasına yönelik projeler üzerine istişarelerde bulunuldu.
Toplantının hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, katkı sunan tüm başkanlarımıza teşekkür ediyoruz.
Türk Dünyasında Kimlik Meselesi Üzerine (3)
Oğuzların Müslüman olmasından sonra, 10. yüzyıldan itibaren Arap ve Fars kaynaklarında onlara Türkmen denilmeye başlanmıştır. Zamanla bu ad Oğuzların da benimsediği bir kimliğe dönüşmüştür. Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti Oğuz-Türkmen kökenli devletlerdir. Günümüzde Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan nüfusunun büyük bölümü de Oğuz kökenlidir.
Nasıl ki bir Kayı mensubu hem Kayı, hem Oğuz, hem Türkmen, hem de Türk ise; Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmenler de kendi kavmî kimliklerini ifade ederken aynı zamanda ortak Türk tarihinin ve medeniyetinin mensuplarıdır.
Ne yazık ki bu ortak tarih ve medeniyet bilinci bugün Türk dünyasının eğitim programlarına, ders kitaplarına ve akademik müfredatına henüz yeterince yansımış değildir. Bu nedenle Türkistan’ın farklı bölgelerinde yaşayan kardeş topluluklar birbirlerinin tarihini çoğu zaman parçalı olarak öğrenmektedir. Oysa Hunlardan Göktürklere, Karahanlılardan Selçuklulara uzanan ortak geçmişimiz, bizi birbirimize bağlayan en güçlü mirastır.
İnşallah bir gün, hem de çok uzak olmayan bir gelecekte, ortak Türk tarihi ve ortak Türk kültürü bakış açısını eğitim sistemlerimize daha güçlü şekilde taşıyacak; Türk dünyasının çocuklarına aynı kökten geldiklerini daha doğru anlatacağız.
Türk Dünyasında Kimlik Meselesi Üzerine (2)
Bu durumun temel sebeplerinden biri Sovyet döneminde uygulanan milliyetler politikasıdır. Stalin döneminde Türk toplulukları arasında ayrı ulusal kimlikler oluşturulmaya çalışılmış, farklı alfabeler, farklı tarih anlatıları ve farklı ulusal kimlikler teşvik edilmiştir. Bu politika kısmen başarılı olmuş, ancak tarihî ve kültürel bağları tamamen ortadan kaldıramamıştır.
Aslında Kazaklık, Kırgızlık, Özbeklik veya Türkmenlik ile Türklük birbirinin alternatifi değildir.
Türk milletinin oluşumunu anlamak için Oğuz kavmi iyi bir örnektir. En küçük yapı oguştur yani ailedir. Aileler birleşerek soyları, soylar boyları meydana getirir. Kayı, Kınık, Avşar, Bayındır, Salur ve Çepni bunlara örnektir.
Boylar birleşerek Oğuz kavmini oluşturur. Oğuzlar gibi Kıpçaklar, Karluklar, Kırgızlar ve diğer Türk kavimleri de daha büyük bir tarihî bütünün parçalarıdır.
Türk Dünyasında Kimlik Meselesi Üzerine (1)
Uzun yıllara dayalı akademik hayatım boyunca en çok karşılaştığım sorulardan biri şu oldu. Hocam, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bütün Türkistan halklarıyla yeniden kucaklaşacağımızı düşünüyorduk. Fakat tanıştığımız bir Kazak “Ben Kazak’ım”, bir Kırgız “Ben Kırgız’ım”, bir Özbek “Ben Özbek’im”, bir Türkmen de “Ben Türkmen’im” diyor. Neden kendilerine Türk demiyorlar?
Nitekim 3 Mayıs 2024 Türkçülük Günü dolayısıyla konferans vermek üzere bulunduğum Mersin Üniversitesinde tanıştığım Kazak bir genç kız da, Kara Harp Okulunda dersine girdiğim Kazak bir öğrencim de Dede Korkut’u, Hunları ve Göktürkleri kendi tarihlerinin parçası olarak gördüklerini ifade ettiler.
O hâlde neden kendilerine “Türk müsün?” diye sorulduğunda “Ben Kazak’ım” veya “Ben Kırgız’ım” cevabını veriyorlar?
29 Mayıs 1453 yalnızca bir şehrin fethi değil, çok büyük bir medeniyet yürüyüşünün de tarihidir.
Fatih Sultan Mehmet Han ve kutlu ordusu; inançları ve azimleri ile İstanbul’u milletimizin ebedî yurdu hâline getirmiştir.
İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümünde başta Fatih Sultan Mehmet Han olmak üzere bu büyük zaferin tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
28 Mayıs 1918 tarihinde kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, 1913 yılında kurulan Gümülcine Cumhuriyeti’nin ardından Türk tarihinin ikinci cumhuriyeti, Türk ve İslam dünyasının ise ilk parlamenter demokratik cumhuriyeti olarak tarihteki yerini almıştır. 1917 Bolşevik İhtilali neticesinde Çarlık Rusyası’nın dağılmasını müteakip Azerbaycan Türkleri bağımsızlık yolunda önemli bir adım atmış, millî iradeye dayalı çağdaş bir devlet kurarak bütün Türk dünyasına örnek olmuştur. Aradan geçen yıllara rağmen Azerbaycan, bağımsızlığına, millî kimliğine ve kardeşlik hukukuna sahip çıkmaya devam etmektedir.
Kutlu olsun bu aziz gün. Bir millet iki devlet şuurunun en güçlü temsilcisi olan Can Azerbaycan’ın bağımsızlığı sonsuza kadar sürsün. Sen ebediyete kadar yaşa Can Azerbaycan! 🇦🇿🇹🇷
Rahmet, bereket ve paylaşmanın en güzel nişanesi olan mübarek Kurban Bayramı’na bir kez daha kavuşmanın huzurunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bayramlar; gönüllerin birleştiği, kardeşliğin güçlendiği ve dayanışmanın büyüdüğü en kıymetli zamanlardır.
Bu mübarek Kurban Bayramı’nın başta aziz milletimiz olmak üzere, gönül coğrafyamızın ayrılmaz bir parçası olan tüm Türk Dünyası’na ve tüm Müslüman âlemine sağlık, huzur ve barış getirmesini temenni ediyoruz.
Anahtar Parti Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkiler Başkanlığı olarak; ortak tarih, kültür ve kardeşlik bağlarımızın daha da güçlendiği, barışın, adaletin ve iş birliğinin hâkim olduğu bir gelecek için çalışmaya devam edeceğiz.
Kurban Bayramımız mübarek olsun.
Dün Adalet Bakanlığından çok sevdiğim bir bürokrat arayıp bu çalışmamızdan çok istifade ettiklerini söyleyince son yıllarda editörlüğünü yapmaktan gurur duyduğum çalışmalardan birisi olan ve Aralık 2024’te Türkiye Adalet Akademisi tarafından yayımlanan “Türk Yargı Eğitimi Tarihi” adlı eseri yeniden hatırladım. Prof. Dr. Esra Yakut ile birlikte editörlüğünü üstlendiğimiz bu çalışma, Türk hukuk ve yargı tarihi alanında bir ilk olma özelliği taşıyor . Hun Devleti’nden başlayarak Cumhuriyet dönemine ve günümüz Türkiye Adalet Akademisine kadar uzanan süreçte yargı eğitimi tarihî ilk kez bütüncül bir bakış açısıyla bu çalışmada ele alındı.
Eserde İslamiyet’ten Önce Türklerde Töre, Hukuk ve Yargı Sistemi başlıklı bölüm Üçler Bulduk tarafından; İlk Türk İslam Devletlerinde Yargı Eğitimi bölümü Said Nuri Akgündüz tarafından; Osmanlı Devleti’nde klasik dönem hukuk öğretimi ve hukukçu eğitimi bölümü İrem Karakoç tarafından; Tanzimat dönemi hukuk eğitimi bölümü Esra Yakut ve Ferda Esengün Hasekioğlu tarafından; Mekteb-i Hukuk-ı Şahane’den İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine uzanan süreç ise Elif Yeşiltepe Tursucu tarafından kaleme alındı.
Cumhuriyet dönemi yargı eğitimini ele alan bölümlerde Arda Baş, Belkıs Konan, Bilge Bingöl Schrijer ve Yaşar Salihpaşaoğlu’nun kıymetli çalışmaları yer almakta.Böylece Hunlardan, Gazneliler ve Selçuklulara; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve Türkiye Adalet Akademisine kadar uzanan yargı eğitimi tarihi , herbiri alanında uzman akademisyenlerin katkılarıyla tek eser içinde bir araya getirildi.
Elbette bu kıymetli eserin ortaya çıkışında vizyonu, çalışkanlığı ve kurumsal birikimiyle önemli katkılar sunan dönemin Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Sayın Muhittin Özdemir’e ayrıca teşekkür borçluyuz. Emeği geçen tüm yazarlarımıza, akademisyenlerimize ve çalışma arkadaşlarımıza bir kez daha şükranlarımı sunuyor ve Türk yargı teşkilatının asırlara yayılan birikimini kayıt altına alan bu eserin, gelecekte yapılacak araştırmalara ve yeni nesil hukukçulara önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.@OzdemirMuhy@AdaletAkademisi
21 Mayıs 1864, tarihin yalnızca bir sayfası değil; insanlığın hafızasına kazınmış en acı sürgün hadiselerinden biridir.
Çarlık Rusyası’nın esaret zincirini kabul etmeyen Kafkas halkları, “Ya Hristiyan olacaksınız ya da ata yurdunuzu terk edeceksiniz” tehdidi karşısında, o günün imkânsızlıkları içinde Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda bırakılmıştır.
Bir kısmı Karadeniz’in kuzeyinden bugünkü Köstence’ye, oradan İstanbul’a ulaşmaya çalışmış; bir kısmı ise derme çatma teknelerle Karadeniz’in hırçın sularına açılarak Anadolu’ya varmaya gayret etmiştir. Kayıtlara göre binlerce insan yollarda hayatını kaybetmiş, sağ kalanlar ise Samsun, Trabzon, Sinop, İstanbul ve Anadolu’nun farklı şehirlerine sığınmıştır.
Anadolu halkı, dilini bilmediği fakat aynı kıbleye yönelip aynı duaya amin dediği bu insanları bağrına basmıştır. Çerkesler de örfüyle, adabıyla, cesaretiyle ve sadakatiyle Anadolu kültürüne derin bir renk katmıştır.
İyi ki geldiniz.
İyi ki Türkiye çatısı altında, iyi günde kötü günde bize can oldunuz, yoldaş oldunuz.
İlgili kitabın bölüm yazarları şu isimlerden oluşmaktadır.
I.Bölüm – Osmanlı Dönemi’nde Trablusgarp
Orhan Kılıç
Abdullah Erdem Taş
Nevzat Artuç
Muhammed Sarı
II. Bölüm – İtalyan İşgaline Karşı Trablusgarp’ta Mücadele Eden Şahsiyetler
Abdullah Özdağ
Tekin Önal
Fatma Rezzan Ünalp
Ahmet Kavas
Sezai Balcı
Levent Ünal
Süleyman Kızıltoprak
III. Bölüm – Cumhuriyet Dönemi Türkiye-Libya İlişkileri
Çağatay Benhür
Mevlüt Samet Yıldız
Arda Baş
Enes Demir
Cihat Yaycı
Emre Erdemir
Hurşit Furkan Dikmen
IV. Bölüm – Libya’da Kültürel Hayat
Hilmi Demir
Nurettin Ceviz
Oğuzhan Aydın
Toplamda kitapta 21 bölüm yazarı yer almakta olup Osmanlı dönemi Trablusgarp idaresinden İtalyan işgaline, Libya’nın bağımsızlık sürecinden Türkiye-Libya ilişkilerine, deniz yetki alanları meselesinden Libya’nın kültürel hayatına kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
Türkiye’nin deniz yetki alanları hakkında aldığı son kararları doğru anlayabilmek için her biri alanında yetkin akademisyenler tarafından yazılmış ve şahsımın da editör olarak katkıda bulunduğu bu eser faydalı olacaktır .
Akdeniz ve Adalar Denizinde Türk Hak ve Menfaatleri
Anahtar Parti Genel Başkanı Sayın Yavuz AĞIRALİOĞLU;
Verilen bu “mutlak butlan” kararıyla;
Yüksek Seçim Kurulu’nun,
sandığın
ve millet iradesinin yok sayılması kabul edilemez.
Demokrasinin meşruiyeti;
siyasi rekabetin sonunda verilen kararlardan değil,
milletin sandıkta ortaya koyduğu iradeden doğar.
Bugün verilen bu kararın;
demokrasimize,
hukuk sistemimize,
ülke ekonomimize
ve uluslararası itibarımıza ağır sonuçları olacaktır.
Anahtar Parti olarak;
adaletin,
demokrasinin,
millet iradesinin
ve devletin kurumsal varlığının yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.
Kararı doğru bulmadığımızı Türk milletine saygıyla arz ederiz.
#Milletİradesi
@anahtarparti@yavuzagiraliog@APartiSimo
Olağanastü gündemle toplanan Anahtar Parti Başkanlık Divanı’nın verilen ‘mutlak butlan’ kararı ile ilgili açıklaması aşağıdaki gibidir:
“Verilen bu mutlak butlan kararıyla Yüksek Seçim Kurulu, sandık; dolayısıyla demokrasi yok sayılmıştır.
Verilen bu kararın demokrasimize, hukuk sistemimize, ülke ekonomimize ve uluslararası itibarımıza ağır sonuçları olacaktır.
Anahtar Parti olarak her zaman adaletin, demokrasinin, millet iradesinin ve devletin kurumsal varlığının yanında olduğumuzu ifade ederek, kararı doğru bulmadığımızı Türk milletine saygıyla arz ederiz.”
Prof. Dr. Aygün Attar’ın 20 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan “Cımbız Siyaseti ve Bulmaca Çözen Diplomatlar” başlıklı yazısı; son günlerde Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Sayın Dr. Reşad Memmedov üzerinden Türkiye–Azerbaycan kardeşliğini hedef alan bilinçli algı operasyonlarına karşı güçlü bir duruş ortaya koymaktadır.
Biz de bu yazının her satırına katılıyor, Sayın Büyükelçi Reşad Memmedov’un yanında olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz. Yıllarını “Tek Millet, İki Devlet” anlayışına, Türk dünyasının birliğine ve Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin güçlenmesine adamış tecrübeli bir diplomata yönelik haksız saldırıların tesadüf olmadığının farkındayız.
Son günlerde bazı karanlık merkezlerin, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik hukukunu zedelemeye, ortak geleceğimizi hedef almaya ve Türk dünyasının birlik iradesini zayıflatmaya çalıştıkları aleniyet kazanmış durumda. Ancak bilinmelidir ki Türkiye–Azerbaycan kardeşliği; kirli hesapların, manipülasyonların ve yapay krizlerin çok üzerinde gerçek kardaşlık hukukuna dayalıdır.
Biz de Anahtar Parti olarak Türkiye–Azerbaycan kardaşlığının bozulmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü bu bağın yalnızca diplomatik değil; tarihî, millî ve vicdani bir kardaşlık bağı olduğuna inanıyoruz. Sonuna kadar da bu kardaşlığın yanında olmaya devam edeceğiz. 🇹🇷🇦🇿@AzEmbassyTurkey@aygunattar1