💡Zamanın İçişleri Bakanı Soylu:
➖"Birleşik Arap Emirlikleri, ABD ile birlikte 15 Temmuz'un faili" demişti.
💡Zamanın Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu:
➖"Darbenin finansörü Birleşik Arap Emirlikleri" demişti.
💡Zamanın Milli Savunma Bakanı Akar:
➖"BAE, zarar vermek amacıyla Türkiye karşıtı terör örgütlerini destekliyor. Doğru yer ve zamanda hesabını soracağız." demişti.
🇺🇸Şimdi ABD'nin isteğiyle,
🇦🇪S-400'leri Birleşik Arap Emirlikleri'ne vermeye çalışıyorlar.
🇺🇸Haberi de Amerikan basınından öğreniyoruz!
SÜTÜ BOZUKLAR!
Adalet Bakanı Akın Gürel!
Gerçekten yolsuzlukları ortaya çıkarmak mı istiyorsunuz? Adresini Polisin bildiği Eski Meslektaşınız Zekeriya Öz’ü getirtip, sorgulayın…
Bu deyimin anlamı, sütçüden veya marketten alınan sütün bozuk çıkması veya bozuk süt satanlar değildir.
Anasından emdiği sütün yani mayasının bozuk olduğu, kötülüğün genlerine işlediği ve ahlaksızlık yapan kimseler için kullanılır.
Bu kişilerde ar-namus-hayâ-helal-doğruluk-dürüstlük ve cesaret duyguları yoktur. Bunlar için tek geçerli şey, kendi menfaatleri ve siyasi-maddi güçtür.
17/25 Aralık 2013 tarihinde Türkiye, derinden sarsıldı! Tarih boyunca hem Türkiye’de, hem de yurt dışında çeşitli yolsuzluk-hırsızlık olayları görmüş okumuştuk! Bunlar “Sütü Bozuk” kişilerin yalnızca menfaat sağlamak için yaptıkları pis işlerdi! Bu olay farklıydı!
İlk kez bir devlet, seçimle işbaşına gelen hükümet tarafından, hem hırsızlık hem de rejimi devirmek için organize bir şekilde göz göre-göre soyuluyordu…
Dönemin Başbakanının, çocuklarıyla ve kamu görevlileri ile yaptığı konuşma tapeleri, Bakanların çocuklarıyla iğrenç konuşmaları, Bakanın televizyon canlı yayınında dönemin Başbakanını açıkça suçlaması, hırsızlık-rüşvet paraları, sıfırlama çalışmaları, para kasaları, para sayma makineleri, aylık kirası 20 bin avro olan evlerde oturan Bakan çocukları, evinde milyonlarca avro-dolar saklayan banka genel müdürü, kaçak saatler, avanta piyanolar yani pisliklerin “sadece” bir kısmı ortalığa dökülmüştü…
İzniniz olursa o gün badem ekibinin neler yapmadıklarını konuşalım. Olur mu?
-Dönemin Başbakanı; “Sayın Cumhurbaşkanı ile görüştüm. Bu iddiaların doğru olmadığı ispat edilinceye kadar, yerimi kendi partimden (X) arkadaşıma bırakıyorum. Bağımsız Yargı hiçbir etki altında kalmadan görevini yapmalıdır.
Yolsuzluk-Hırsızlık-Rüşvet gibi iddialar araştırılmazsa o toplum çöker. Bizler namuslu insanlarız, haram ve kul hakkı yemeyiz, buyrun araştırın”diyemedi…
-Dönemin Başbakanı; “Benim ve çocuklarımın yaptığı söylenen konuşmaların montaj olduğu, ses kayıtlarının düzmece olduğunu ispat etmek için, yurt içinde ve yurt dışındaki uzman kuruluşlara başvurdum, işte belgeleri, gerçek ortaya çıkacak” diyemedi…
-Dönemin Başbakanı; “Benim yaptığım iddia edilen telefon konuşmalarının doğru olmadığını kanıtlamak için ‘telefon trafik kayıtlarını çıkarttım’ , bakın o anlarda ben bahis konusu telefonlar ile o konuşmaları yapmamışım” diyemedi…
-Dönemin Başbakanı; “Ben kimseye devletten ihale verip, onlardan alınacak avantalarla 630 Milyon Dolarlık bir ‘Haram Havuzu’ oluşturun ve medya grupları satın alın demedim. Binali’ye iftira ediliyor. Bunu televizyonlarda söyleyen müteahhitler yalan söylemektedirler. Onlar hakkında dava açacağım.
Adı geçen medya grupları bağımsız yayın organlarıdır” diyemedi…
-Bakanlar; “Tüm bu iddialar yalandır, iftiradır. Bizler namuslu insanlarız. Çocuklarımız bu servetleri helal yoldan kazandılar ve devlete vergilerini verdiler, işte belgeleri. Gerçekten aklanmak için lütfen bizi Yüce Divan’a gönderin. Aklanalım ve bizlere bu kumpası kuran alçaklardan hesap soralım”
diyemediler…
Hepsi birdensustular, ne bir basın bülteni ile ne bir basın toplantısı ile ne bir tv programı ile kendilerini savunamadılar.
Bu korkunç olay sadece Yüce Divandan kaçırılan basit bir “hırsızı koruma” olayı değildir. Bu olay AKP üst yönetiminin gerçek yüzüdür.
Yazıyı Filozof Bergamus ’un bir deyişiyle tamamlayalım;
“İhanet bumerang gibidir. Devletine, milletine ihanet edenler en kısa zamanda kendi yakınları tarafından ihanete uğrarlar…”
Bu çirkin olaylar ve bugünlerde yaşanan rezilliklerin canınızı acıttığını biliyorum, tıpkı elinize diken batmış gibi! Ama unutmayın ki, dikenin üstü gül ’dür!
Görelim bakalım Yüce Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler…
Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Temmuz 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
Mahkeme başlayınca her şey açıkça ortaya çıkacak diye iddialarda bulundukları İmamoğlu Davasında 4 aydır duruşma yapılıyor, ancak Sayın İmamoğlu’nun 1 kuruş haksız gelir elde ettiği ortaya konulamadı.
Zaten öyle bir şey olsa;
Ne Sayın İmamoğlu’nun Avukatı Mehmet Pehlivan’ı konuşmasın diye hapise tutmaya ne de Sayın İmamoğlu’nu susturmak için savunma hakkı vermeden duruşmadan atmaya tenezzül ederlerdi.
Sayın İmamoğlu 1 kuruş haksız gelir elde etmiş olsa kendisine Mahkemede hakkı olduğu gibi avukatıyla birlikte uygun gördüğü şekilde savunması yaptırılırdı.
Şunu aklınızdan çıkarmayın: Savunma engelleniyorsa aslında ortada suç yoktur.
Küba'dan bir çığlık yükseliyor !
DÜNYAYA AÇIK BİR MEKTUP: Küba'dan bir kadın, kimsenin görmek istemediği suçu ifşa ediyor.
--- Tüm insanlığa, dünya annelerine, Sınır Tanımayan Doktorlar'a, dürüst gazetecilere ve hâlâ adalete inanan hükümetlere sesleniyorum:
İsmim, milyonlarca diğer insanınkiyle aynı. Ünlü bir soyadım ya da yüksek bir makamım yok. Ben sıradan bir Kübalı kadınım. Bir evlat, bir kız kardeş, bir vatanseverim. Ve bunları paramparça olmuş bir ruhla, titreyen ellerle yazıyorum; çünkü halkımın bugün yaşadığı şey bir kriz değil. Bu, Washington tarafından soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, yavaş ve hesaplanmış bir cinayet.
Ve dünya başka yöne bakıyor.
👵 BÜYÜKANNEM VE BÜYÜKBABAM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yaşlı insanların vaktinden önce ölmesini ifşa ediyorum; çünkü abluka, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon ve diyabet ilaçlarının ülkeye girişini engelliyor. Mesele kaynak yetersizliği değil. Bu, kasıtlı bir yasak. Küba'ya satış yapmak isteyen şirketler para cezasına çarptırılıyor, baskı görüyor ve tehdit ediliyor. Kendi hükümetleri ise sessiz kalıyor. Ve bu sırada, Kübalı bir büyükbaba göğsünü tutarak bekliyor. Ölüm uyarı yapmaz; ama abluka yapar.
---
👶 ÇOCUKLARIM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yakıt yetersizliği nedeniyle kuvözlerin kapatılmak zorunda kalmasını ifşa ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hangi ülkelerin bize petrol satıp hangilerinin satamayacağına karar verirken, yenidoğan bebeklerin hayatta kalma mücadelesi vermesini... Washington'daki bir ofiste imzalanan bir emrin, kıyılarından sadece 90 mil ötedeki bir çocuğun feryadından daha önemli görülmesi yüzünden çocuklarının hayatının tehlikeye girdiğini gören Kübalı annelerin varlığını...
Uluslararası toplum nerede? Çocuk haklarını bu denli hararetle savunan örgütler nerede? Yoksa Kübalı çocuklar yaşamayı hak etmiyor mu?
🍽️ KASITLI AÇLIĞA KARŞI SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Ablukanın, kurgulanmış bir açlık yaratma girişimi olduğunu ifşa ediyorum. Gıda, sebepsiz yere ortadan kaybolmuş değil. Gerçek şu ki, onu satın almamız engelleniyor. Gıda taşıyan gemiler taciz ediliyor. Banka işlemleri engelleniyor. Bize tahıl, tavuk ve süt satan şirketlere yaptırım uygulanıyor.
Küba'daki açlık bir tesadüf değil. Bu, ABD hükümetinin bir devlet politikasıdır; 60 yıl boyunca geliştirilmiş, her yönetim tarafından güncellenmiş, Donald Trump tarafından şiddetlendirilmiş ve Marco Rubio tarafından acımasızca uygulanmıştır.
Buna "ekonomik baskı" diyorlar. Bense buna açlığa mahkûm etme terörü diyorum.
ÜLKEMİN DOKTORLARI İÇİN BİR ÇAĞRI:
Tüm dünya çökerken pandemi sırasında hayat kurtaran doktorlarımızın bugün şırınga, anestezi ve röntgen ekipmanından yoksun bırakılmasını kınıyorum. Bunları nasıl üreteceğimizi bilmediğimiz için değil; yetenekten yoksun olduğumuz için de değil. Aksine, abluka yüzünden malzeme, yedek parça ve teknolojiye erişimimiz engellendiği için.
Bilim insanlarımız beş COVID-19 aşısı geliştirdi. Beş tane. Kimsenin yardımı olmadan. Tüm zorluklara rağmen. Ablukaya ve yalanlara rağmen. Yine de imparatorluk, bunu başardığımız için bizi cezalandırıyor.
🌍 DÜNYAYA SESLENİYORUM:
Küba sadaka dilenmiyor.
Küba asker istemiyor.
Küba sevginizi istemiyor.
Küba adalet istiyor. Ne fazlasını, ne de azını.
Halkımın çektiği acıları normalleştirmeyi bırakmanızı istiyorum.
Ablukayı gerçek adıyla, yani İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇ olarak adlandırmanızı istiyorum.
Biz boğulurken "diyalog" ve "demokrasi" masallarıyla kandırılmamanızı istiyorum.
Hayırseverlik istemiyoruz. Sadece yaşamamıza izin verilmesini istiyoruz.
Sessiz kalarak buna ortak olan hükümetlere:
Tarih sizden hesap soracak.
Yalan söyleyen medyaya:
Gerçek her zaman bir yolunu bulup ortaya çıkar.
Yaptırımlara imza atan cellatlara:
Küba halkı unutmaz ve affetmez.
Kalbinde hâlâ insanlık taşıyanlara:
Küba'ya bakın. Ona neler yapıldığına bakın. Ve kendinize sorun: Tarihin hangi tarafında yer almak istiyorum?
---
Bu küçük adadan, devasa bir halkın içinden; pes etmeyi reddeden sıradan bir Kübalı kadından...
Ikay Romay
Eğer bu yazı içinizde derin bir his uyandırdıysa, paylaşın.
İster 10 arkadaşınız olsun ister 10.000 takipçiniz; fark etmez.
Profilinizin herkese açık ya da gizli olması; fark etmez.
Normalde hiç paylaşım yapmıyor olmanız; fark etmez.
Ama bu farklı.
Bu, bir gün batımı fotoğrafı değil.
Bu, bir dedikodu değil.
Bu, sadece bir fikir beyanı değil.
Bu bir HAYKIRIŞ. Ve haykırışlar kendine saklanmaz. Onlar DUYULUR. Onlar TEKRARLANIR. Onlar KOCAMAN BİR KALABALIĞA DÖNÜŞÜR.
Bugün sizden bir "beğeni" istemiyorum.
Sizden, başparmaklarınızı sadece ekranda gezinmekten çok daha büyük bir amaç için kullanmanızı istiyorum.
PAYLAŞIN.
Ki dünya, Küba'da yaşananların sadece bir kriz olmadığını bilsin.
Bu bir SUÇ.
Ki başka ülkelerdeki anneler bilsin; burada çocuklar, abluka yüzünden elektriği kesilen kuvözlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ki başka diyarlardaki büyükanneler ve büyükbabalar bilsin; burada yaşlılar, Washington'ın ülkeye girişine izin vermediği ilaçları beklerken can veriyor.
Ki bu duruma ortak olan hükümetler utanç duysun.
Ki yalan haber yayan medya organlarının saklanacak yeri kalmasın.
Ki sorumlular, SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI bilsin.
Bu mesajı paylaşan tek bir kişi dünyayı değiştirmez.
Ama binlercesi, milyonlarcası—işte onlar değiştirir.
Soyadı Arapça kökenli. “Yanmış” anlamına geliyor. Neden o soyadını taşıdığını ise şöyle anlatıyor:
“22 Haziran 1822’de büyükbabamın büyükbabasının babası, Kaptanı Derya Ali Paşa, Sakız Adası’nda şehit oldu. Rumların, Osmanlı’ya ilk büyük isyanı 1822 yılında İngilizlerin kışkırtmasıyla başlayan Sakız isyanıdır. Bu isyanı bastıran kumandan, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Kaptanı Derya Ali Paşa 5. kuşak büyük babamdır.
İsyan bastırıldıktan ve kontrol Osmanlı donanmasına geçtikten sonra, Osmanlıların amiral gemisini ateş kayıklarıyla düzenlediği saldırıda yakmayı başaran ve Yunanların ‘Kara Ali’ dediği büyük büyük büyük dedemi şehit eden Kanaris adlı gözüpek Yunan denizci, kendi ülkesinin milli kahramanlarından biridir. Bu olaydan sonra başbakanlık makamına kadar yükselmiştir. Sakız Adası’nın en büyük meydanındaki en büyük heykel, bu olayın anısına dikilmiş Kanaris’in heykelidir. Bu acı olaydan sonra Mahrukizade olan aile lakabımız, 1934 Soyadı Kanunu’yla birlikte, ‘ateşte yanmış’ anlamına gelen Mahruki olmuş ve ailemize şerefli bir miras olarak kalmıştır.”
Torun Ali Nasuh Mahruki’nin tutuklandığını duyunca aklıma şehit dedesi Ali Paşa geldi. Ne acı; iki asır önce Osmanlı’nın uçsuz bucaksız mavi denizlerini korurken şehit olan bir komutanın aynı adlı torunu, bugün “halkı düşmanlığa tahrik ediyor” denilerek bir avuç mavi gökyüzüne hapsedildi…
Kendi kardeşlerine de bunları hatırlatıp neden sormuyorsun dedin mi hiç Varank?
-Deniz Feneri,
-Yimpaş,
-Kombassan,
-kurban paraları,
-Ayakkabı kutuları,
-Para sayma makina ve kasaları,
-Yetim, dul, fakir,
fukara, garip gureba ve kul hakları,
-KIZILAY üzerinden TÜRGEV’e vergi kaçakçılığı,
-TÜRGEV’den TURKEN’e döviz kaçakçılığı,
-Rıza Zarrap,
-Milyarlık saatler,
-Bakara, makara, din tüccarları,
-Habur’da kurulan çadır mahkemeleri ve davul-zurna ile karşılanan PKK maşaları,
-Oslo, Dolmabahçe, Apo yandaşları ve İmralı ziyaretleri,
-Askerin yoluna döşenen mayınlar,
-Kazılmasına göz yumulan hendekler,
-Heba edilen yüzlerce kahraman Şehitler, unutulan Gaziler,
-İnadına BOP eş başkanlığı sözleri,
-Başına çuval geçirilen askerler, NOTA verilsin diyenlere müzik notası mı diyenler,
-Halâ iade edilmeyen yahudi üstün liyakat nişanı,
-Allah Amerikan askerlerini korusun diye dua edenler,
-Üç beş şehit için meclisi mi toparlanırmış diyenler,
-Şehit askere kelle diyenler,
-Askerse asker ölmek için maaş alıyor diyenler,
-Belediyelerden, Kızılay Maden Suyu şişesine kadar kaldırılan T.C. ibaresi,
-Yasaklanan öğrenci Andımız,
-Tartışmaya açılan Nutuk,
-Usulen kutlanan milli bayramlar,
-Alçakça indirilen bayraklar,
-İstiklal Marşı'nda oturan gafiller,
-Türkiye Cumhuriyeti Devleti adından rahatsız olan hainler, devletin adı Anadolu olsun, Türk bayrağı değil Türkiye Bayrağı olsun diyenler,
-TRT’ye çıkarılan Osman Öcalan,
-İstanbul seçimlerinde okutulan terörist başının mektubu,
-Dağıtılan kömürler, makarnalar, suyu, elektriği olmayan köylere gönderilen buzdolapları, çamaşır makineleri,
-Gözden çıkarılan Kıbrıs ve feda edilen Ege adaları,
-Sınırda petrol kaçakçılığı,
-Barzani’ye gönderilen paralar,
-Sözde Kürt devleti televizyonuna TÜRKSAT’tan yayın izni,
-Türk düşmanı, bölücü alçak Şivan Perver ve İbo ile gözyaşları dökülerek yakılan megri megri ağıtları, elele-kolkola verilen pozlar,
-Madenlerde yandaşların çıkarı için ölen gariban işçiler,
-Yandaş cemaat ve tarikat yurtlarında tecavüze uğrayan masum çocuklar,
-Kadın cinayetleri,
-Bağımsız basına yapılan baskı, yandaş basına destek,
-Tutulmayan sözler, siyasi yalanlar,
-Büyük şehirlerdeki imar talanları,
-Katar’a satılan varlıklar,
-Cumhuriyetin kazanımlarını babalar gibi satanlar,
-İç üreticiyi bitirip, tohumdan, samana, diş macunundan deterjana kadar dışarıdan ithal edilen ürünler,
-Devlet hazine müşteri garantili otoyol, köprü, tünel, havaalanı, enerji santrali ve hastanelerle rant devşirilen uyanık yandaşlar,
-Her ihalede alınan avantalar,
-Alınan üçer-beşer, çifte çitfe maaşlar,
-Çalınan sınav soruları,
-Açız diyen çiftçiye "ananıda al git" diyen zihniyet,
-Milletin anasına küfreden yandaş işadamları,
-Bitirilen tarım ve hayvancılık,
-Zam yapıyor diye suçlanan esnaf,
-Ucuz ekmek ve tanzim satış kuyrukları,
-Çöpten yiyecek toplayan insanlar,
-Onbeş milyona yaklaşan işsiz,
-Mağdur edilmiş emekliler,
-Yok edilmiş eğitim sistemi, bilgi yoksunu öğrenciler,
-Sağlıktan, eğitim ve barınmasına kadar her şeyi bedava karşılanan, istediği üniversiteye doğrudan kayıt edilen tam burslu mülteciler,
-Kendi ülkesinde mülteci gibi yaşayan vatandaşlar,
-Dünya'nın en pahalı elektriği, suyu, benzini, mazotu, doğalgazı,
-Rant için sık sık yapılan araç muayeneleri,
-Pahalı ancak çekmeyen internet ve telefon hizmeti,
-Sıkıştıkça habire yapılan zamlar,
-20 yılda 20 kat artmış olan dolar ve 20 kat fakirleşmiş bir millet,
-İcralar, iflaslar, intiharlar, artan boşanmalar, dağılan yuvalar,
-Aynı dağda düşen ve bir saatte bulunan ABD’li dağcılardan 2 hafta önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun 4 günde bulunamayan helikopteri,
-Ülkesinden soğutulduğu için yurt dışana giden beyinler ve yurt dışına kaçan milli sermaye,
-Kur korumalı mevduat sayesinde döviz artışından servetine servet katanlar,
-Arka kapı orerasyonlarıyla hazineden yok olan milli servetimiz,
-Avantadan gemicikler, yatlar, villalar, saraylar, uçaklar saltanat süren aileler,
-Buharlaşan 128 milyar dolar
👇
İşte AKP paşaları böyle olur:
15 Temmuz’un tam göbeğinde Genelkurmay Başkanı iken,
darbe söylentileri göğe tırmanmışken
darbe kalkışmasından haberi olmayan;
ne hikmetse bu ağır kusuru yüzünden ödüllendirilip Milli Savunma Bakanı bile yapılan Hulusi Akar,
kendi gazilerini ortada bırakıp ABD’de bir İsrail yanlısı gaziye plaket verip takdirini sunmuş.
Tam bir “yerli ve milli paşa!”
“Neler yapmadık bu vatan için
Kimimiz öldük kimimiz nutuk söyledik”
Oyları da nutukçulara verdik.
Aha !
Tilkiyi kuyruğundan yakaladım😊
Size ne demiştim;
“tavuklara operasyon varsa, tilkiler de işin içindedir”.
Bakın tavukçulara operasyonun ardından ne buldum…
Türkiye’de kısmen soya üretilse de soya ticaretinin büyük çoğunluğu yabancı bir firmanın tekelindedir; Kargil.
Peki, tavukçulukla alakası nedir?
Ülkemizde tavuk yeminin %50’den fazlasını soya küspesi oluşturuyor.
Yani hammaddeyi Kargil tedarik etmek istiyor ama henüz pazara hakim değil.
Lakin ülkemizdeki tavukçular yem için hammaddeyi bu firmadan almak istemiyorlar. Bu konuda milli düşünüyorlar. Farklı tedarikçileri ve hammaddeleri tercih ediyorlar.
Tabi bu firmadan alışveriş yapan Kargildaş birkaç firma var elbet.
Tutuklama şu şekilde gelişiyor.
Tavukçuların kendi aralarında yazıştıkları bir whatsapp grubu var.
Onlar aralarında konuşurlarken;
“mangal sezonu başlıyor onun için hammadde fiyatları yükseldi. Bizim de tavuk fiyatlarını güncellememiz gerekiyor”, diye yazışıyorlar.
Tabi Kargildaşlar durur mu.
Onlar hemen bu yazışmaları bildiriyorlar.
Hukukçular da hemen bu tavukçular hakkında
“fiyatlar konusunda kartel oluşumu yapıyorlar”, diye şikayette bulunuyorlar.
İşte o şikâyet neticesinde tavukçulara operasyon yapılmış.
Peki, esas derin gerekçe nedir?
Amerikan soya küspesini Türkiye’de pazarlamaktır.
Bu tavukçulara her fırsatta dava açıp, problem çıkarıp, ceza yazdırıp bıktıracaklar. Onlar da lanet olsun diyerek firmalarını satışa çıkaracaklar...
Peki, satışa çıkarılan firmaları kimler alacak?
Elbette kargilgiller alacak!
Böylelikle Amerikan soya küspesi, Türkiye’mizde bir güzel pazarlanmış olacak.
Aslında ülkemizde buna benzer operasyonlar ilk defa yapılıyor değil.
Şu şarkı sözlerini hatırlar mısınız;
Zeytin yağlı yiyemem aman,
Basmadan fistan giyemem aman.
Bu şarkının arkasında da muhteşem bir tilkilik hikayesi vardır. Araştırın görün.
Şimdi tavukçular üzerinden,
zamana sari olarak,
yeni bir hikâye yazılmak isteniyor.
Topkeyün uyanık olmalıyız.
Tavuklarımızı tilkilere kaptırmamalıyız.
Atatürk'e ağır hakaretlerde bulunan Yobazları, evlerinde ve hastanede ziyaret eden, ilk Genelkurmay
Başkanı. Yanında Hakan Fidan'la beraber!
15 Temmuz mu dediniz?
Ben böyle namussuzluk görmedim ben böyle adilik görmedim. Bilerek yalan söylüyorlar bilerek iftira atıyorlar yuh olsun
Akit gazetesi sorumluları
Biraz Müslüman olun biraz Müslüman gibi yaşayın Müslümanın değerlerine göre iman edin. Allah belanızı versin
Kul hakkı nedir?
Eğer inancınızda yeri varsa attığınız yalan ve iftiradan dolayı size olan hakkım haram olsun
@yeniakit
FETÖ darbe girişimi davulla zurnayla gelirken, Cumhuriyet’e bağlı personeli ordudan uzaklaştıran komutanlar…
Türkiye’yi, fırtınalı bir sonbahara sürüklediniz.
Şimdi, bahtiyar ve mutlu musunuz?
FETÖ’cülere en yüksek sicili kim verdi ve tercih etti?
Bu millete, en azından anılarınızı yazma borcunuz yok mu?
Aslında bu haber geçtiğimiz senenin haberi... Ama madem nabız yoklamak için yeniden dolaşıma sokuldu biz de yeniden, bir kez daha anlatalım :
"Türkiye Milleti"
"Türkiye insanı"
"Türkiye toplumu"
"Türkiye halkı" gibi ifadeler...
Bu ifadelerle birlikte sessiz sedasız, ama sistematik bir şekilde "Türk Milleti" kavramı rafa kaldırılıyor. Bu sadece basit bir kelime meselesi değil, bu bir kimlik tasfiyesidir.
Son dönemde bürokrasinin birçok önemli isminin ağız birliği etmişçesine aynı ifadeleri kullandığını, belirli yayın organlarında yanlışlıkla "Türk" dedikten sonra hemen düzeltme yapılarak "Türkiye" dendiğini, hatta utanmadan "Türkiye Millî Marşı" ifadesinin pompalandığını görüyoruz. Üstelik bununla da yetinmeyip, insanların en çok görebileceği ortak alanlara bu ifadeleri içeren pankartlar asarak toplumda sinsi bir göz aşinalığı yaratmaya çalışıyorlar. Bu tesadüf değildir; Türk kimliğini unutturmak için bilinçli şekilde yürütülen sistematik bir bölücülük dilidir!
"Türkiye" bir coğrafyanın, bir devletin adıdır. Ama bu toprakların üzerindeki milletin adı "TÜRK" milletidir. Binlerce yıldır bu topraklara can vermiş, bedel ödemiş, imparatorluk kurmuş, Cumhuriyet ilan etmiş, Kurtuluş Savaşı kazanmış bir millettir bu millet...
Adını da kanıyla, alın teriyle yazmıştır:
TÜRK MİLLETİ 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Şimdi soruyoruz:
Neden "Türk Milleti" demeye korkar oldunuz?
Niçin "Türkiye Milleti" gibi yersiz, gereksiz bir tanımı dayatıyorsunuz?
Bunun bir "kapsayıcılık" politikası olduğuna kimse bizi inandıramaz. Bu, doğrudan kimliğin sulandırılmasıdır, tasfiyesidir; millî bilincin zayıflatılmasıdır. Aidiyetin, tarihin ve kültürel sürekliliğin yok sayılmasıdır.
Unutulmasın ki;
Türkiye Türklerindir!
Ve Türk Milleti, bu toprakların aslî kurucu unsurudur. Adını silmeye, kimliğini buharlaştırmaya çalışan her proje; ister içeriden gelsin ister dışarıdan, bu milleti karşısında bulur.
Kimliğimizi saklamıyoruz.
Utananlar, korkanlar, gizlemeye çalışanlar varsa, onlar düşünsün.
Biz adımızla, tarihimizle, kimliğimizle onur duyuyoruz ve buradayız. Bin yıllar da geçse burada olacağız!
Çünkü biz TÜRK'üz 🇹🇷
Ne Mutlu Türküm Diyene 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
#TürkiyeliDeğilTürk
#TürkMilleti
#NeMutluTürkümDiyene
15 Temmuz'da ABD etkisi niye unutuldu?
Hani bu alçak terör örgütü FETÖ; 253 canımıza mal olan kalkışmasında ABD'den emir ve güç almıştı.
Ey AKP'liler ve propaganda elemanları!
Bunu, o günlerde söyleyen ve yazanlar sizlerdiniz.
Şimdi niye Amerika'yı ağızınıza almıyorsunuz?
Niye CIA'dan söz etmiyorsunuz?
Korkmayın, konuşun!
Türk milleti, darbecilerden daha büyüktür.
Er geç bu kanlı gecenin hesabı, gizli FETÖ'cülerden de sorulacaktır.
Irak petrollerinin, Türkiye üzerinden başta İsrail olmak üzere başka devletlere haksız satışı nedeniyle Türkiye’nin ödemeye mahkum edildiği 1 milyar 470 milyon dolar paranın Türk milletinden alınan vergilerle değil, bu petrol satışından para kazananlardan alınacak paralarla ödenmesini istiyorum, talep ediyorum.
Kimler satmışsa, bu satışlardan kimler para kazanmışsa, bu satışları görevi olduğu halde kimler engellememişse onlar ödesin.
Tüm vatandaşların da bunu talep edeceklerini düşünüyorum.
Türkiye’de gericilerin de, bölücülerin de tamamı bilerek veya bilmeyerek ABD’nin kuklası, İsrail’in maşasıdır.
ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki hedefi bütün ulus devletleri zayıflatmak ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve ulusal egemenliğini yıkarak tarihte hiçbir zaman olmamış akıl almaz bir fantezileri olan Büyük İsrail’i kurmaktır.
Bugün DEM’inden PKK’sına, AKP’sinden MHP’sine ve ülkemizde güçlerini ve etkilerini devasa boyutlarda artırmış tüm cemaatler ve tarikatlar, tüm dinci sivil toplum kuruluşlarının tamamı bu amaca hizmet etmek için bizzat ABD ve İsrail tarafından kurulmuş, korunmuş, desteklenmiştir.
Son perdeyi oynamaya hazırlanan emperyalizmin ve siyonizmin taşeronu bu yıkım ekibini sadece Büyük Türk Milleti birleşerek ve birlikte hareket ederek durdurabilir.
Gün Atatürk’te, yeniden Atatürk Türkiyesi hedefiyle birleşme günüdür ve Türk milleti bunu mutlaka başaracaktır.
Zimmet, irtikâp ve ihaleye fesat karıştırma gibi suçların işlendiği şüphesinin varlığı halinde ilgili idari otoritenin iznine gerek olmadan, doğrudan soruşturma başlatılabilir. Ancak, bu gibi suçların işlenip işlenmediği kolluk marifetiyle araştırılıp tespit edilemez. Bu suçlar ancak idarenin iş ve işlemleriyle ilgili belgeler üzerinden yapılacak incelemeyle tespit edilebilir. Bu inceleme de ancak müfettişler marifetiyle yapılabilir. Söz konusu suçların işlendiği hususundaki ihbarlar üzerine doğrudan Cumhuriyet başsavcılığı tarafından kolluk marifetiyle harekete geçme yerine, İçişleri Bakanlığından veya ilgili valilikten müfettiş incelemesi yaptırılmasının talep edilmesi ve sonucuna göre soruşturmaya devam edilmesi, doğru olan yöntemdir.
Bu yöntem izlenmeden, başta belediye başkanları olmak üzere, kaçacak durumda olmayan ve delilleri karartma tehlikesi bulunmayan kamu görevlilerinin toplu olarak gözaltına alınması ve hatta tutuklanması, belediyeleri ve ilgili kamu kurumlarını çalışamaz hale getirmekten ve özellikle mağduriyetten başka bir sonuç ortaya çıkarmaz.
300 gün oldu
📌Hakkımda tehdit ve hakaret içeren paylaşımlar yaptığı için şikayetçi olduğum İzmir Ülkü Ocakları başkanı Burak Kılıç 300 (Üç yüz ) gün oldu mahkemeye henüz ifade vermedi.
📌Mahkemenin taleplerine çeşitli mazeretler bularak bugünlere gelindi.
📌Yargının hızlandırılması gerektiğini her defasında ifade eden sayın Adalet Bakanımıza rağmen mahkemenin, ölümle tehditte bulunabilen bir sanığın 300 gündür ifadesini alamaması normal mi görmeliyiz ?
📌Soruyorum sayın @adalet_bakanlik
Her seferinde bir mazeretle ifade vermeyen bu kişinin, Devletin mahkemesine ifade vermekten imtina etmesinin nedeni nedir?.
👉 "Cehalet de uyku gibidir.
Seni uyandıran kişiye ilk tepkin kızgınlıktır..."
İzmir'de 1.5 milyon kişinin okuduğu Andımızı ( Şimdi paylaşmanın tam zamanı )
Haluk Levent’i kahramanlaştırmak için yarışanlar, şimdi Haluk Levent’i gömmek için yarışıyor, güven timsali diyorlardı, mahkemeye bile çıkmadan ipini çektiler… Medyadaki bu ikiyüzlüler henüz farkında değil ama, Haluk Levent yüzünden toplumsal muhalefetin ortak paydası olan İzmir Marşı’nı da lekelemiş oldular, iktidar medyası artık her İzmir Marşı’nda Haluk Levent’i yüzünüze çarpacak.