@melikedemirag Terk etmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece.
Can garip, can suskun,
Can paramparça
Ve ellerim kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni!.
Herşey bu güzel yavrum için. Altın püsküllüden Oltusuna kukasına gümüş tesbihten ateşine hepsi Ömer’e ilaç olacak. sipariş verirseniz yada hayır yaparsanız bizde size hediye göndeririz. Hadi babayiğitler. Rt yaparak bize güç verin
İlk siftah @fxfinans abimden kesesine bol bereket
İnsanın büyüklüğü, ne kadar sevildiğinde değil; sevgisi sınandığında nasıl davrandığında ortaya çıkar. Çünkü sevmek kolaydır. Zor olan, kırıldığında da insan kalabilmektir. Hayal kırıklığı yaşadığında merhametini koruyabilmektir. Kalbin yorulduğunda onu tamamen karartmamaktır.
Herkes güneşli günlerde sever. Asıl mesele, fırtına geldiğinde kalbinin hangi yöne döndüğüdür. Çünkü insanın gerçek karakteri, kazandıklarında değil; kaybettiklerinden sonra ortaya çıkar.
Bazı açıklamalar vardır, insanı aydınlatmaz; sadece ne kadar beklediğini hatırlatır. Bazı cevaplar vardır, yarayı kapatmaz; yalnızca geç kalındığını ispatlar. Ve insan bir yerden sonra haklı çıkmayı da bırakır. Çünkü kaybettiği şey bir sevgi değil, geri gelmeyecek zamandır.
Bir gün gelir ve insan, yıllarca zihnini meşgul eden şeylerin artık içinde hiçbir karşılığı kalmadığını görür. Ne hesap sormak ister, ne açıklama duymak ister, ne de geçmişi yeniden kurmak. Çünkü bazı kapılar kapanmaz; sadece arkalarında bekleyen kimse kalmaz. Ve en derin sessizlik de söylenecek söz kalmadığında değil, söylenecek sözlerin artık hiçbir şeyi değiştirmeyeceği anlaşıldığında başlar. O noktadan sonra artık insan geçmişe dönmek istemez. Çünkü özlediği şey geçmiş değildir; geçmişte kaybettiği kendisidir. Ve onu da çoktan geride bırakmıştır.
Biri sana muz verdiğinde teşekkür edersin. Ama bir zenciye muz verirsen bu onun için en büyük hakaretlerden biri olabilir. İşte bu yüzden her fıkra, her mizah herkese olmaz. Kürtler kendileriyle Kemal Sunal gibi mizah yapılmasını önemsemez ama kadınları üzerinden yapılan mizahı hakaret sayar. Çünkü mizahın sınırını anlatan şey esprinin kendisi değil, insanların ona yüklediği anlamdır. O halde Rahmi Koç'un Kürt kadınlarıyla ilgili yaptığı mizahı yumuşatanlar ne hayatı biliyor, ne insanı. Onların bir adaleti de yok. Hepsi ırkçılık yapan bir cahil.
Dua kabul olurken insanın gördüğü yol ile Allah'ın açtığı yol aynı olmak zorunda değildir. Bu yüzden sebepleri çok düşünmemek lazım. Çünkü insan her zaman sonucu ister, yöntemi belirlemeye çalışır. Oysa Allah bazen istediğini verir ama beklediğin yerden vermez. Bazen de seni istediğin şeye değil, o şeyden daha hayırlı olana götürür. İnsan gördüğü kapılara bakar. Allah ise bütün yolları görür.
İnsan Allah'a doğru yürüdüğünü zanneder. Fakat gerçekte çoğu zaman Allah'ın affı, insanı kendisinden koruyarak yürütür. Çünkü kulun bildiği hayat ile yaşadığı hayat arasında, El-Gâfir'in sildiği, El-Gafûr'un örttüğü ve El-Gaffâr'ın tekrar tekrar bağışladığı sayısız şey vardır. Bu yüzden bazı arifler rahmetin en büyük tecellisinin cennete girmek değil, bugüne kadar yaşayabilmiş olmak olduğunu söylerler. Çünkü insan gücüyle değil, her zaman fark etmediği bir affın gölgesinde yürür.
Mesela bir insan:
– Sigaranın ve alkolün zararını gerçekten görürse,
– Hedefinin değerini gerçekten anlarsa,
– Zamanın önemini gerçekten hissederse, iradesi zorlanmadan yükselir.
Bu yüzden en yüksek disiplin iradeden değil, idrakten ve farkındalıktan doğar.
“Ve Huve'l-Gafûru'l-Vedûd. Zü'l-Arşi'l-Mecîd. Faʿʿâlun limâ yurîd.”
Bu ayet Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair başlı başına bir delildir. Çünkü hiçbir insan zihni, birkaç kelime içinde bağışlayıcı bir sevgiden sonsuz bir hükümdarlığa, oradan da mutlak iradeye bu kadar kusursuz geçiş yapamaz. Önce El-Gafûr ve El-Vedûd gelir; affeden ve seven. Sonra Arş'ın sahibi olan yüce hükümranlık. Ardından son hüküm gelir. “Dilediğini yapandır.” Bu sıralama bir insanın değil, bütün varlığın sahibinin konuşmasına benzer.
İnsan konuşurken ya sevgiyi anlatır ya gücü. Gücü anlatınca merhameti unutur, merhameti anlatınca kudreti zayıflatır. Kur'an ise birkaç kelime içinde affı, sevgiyi, hükümranlığı ve mutlak iradeyi bir araya getirir. Çünkü insan aklı parçalıdır; bir yönü büyütürken diğerini eksiltir. Allah'ın kelamında ise eksiklik yoktur. Bu yüzden ayeti okuyan kişi sadece bir anlam değil, insan sözlerinde bulunmayan bir derinlik hisseder. Burada sanki kelimeler değil, doğrudan hakikat konuşmaktadır.
Kader aynı dersi her zaman farklı isimlerle anlatır. Çünkü insan yüzleri değiştirir ama zaaflarını değiştirmez. Bu yüzden hayatınıza giren insanlar farklı görünür, yaşadığınız olaylar farklı görünür; fakat dikkatli bakarsanız verdikleri dersin aynı olduğunu fark edersiniz. İnsan bunu gördüğü gün insanları suçlamayı bırakır ve kendisini okumaya başlar. Çünkü kaderin amacı sizi cezalandırmak değil, anlayana kadar aynı hakikati göstermektir.
Tevekkül ve teslimiyetiniz arttıkça,direnciniz de artacaktır.!
Elinizden geleni yapın ve işleri kâinatın hakimine bırakın.Çünkü, siz yalnızca bir kulsunuz.Planlama O'na (c.c.) aittir.
Ya Rabbim elimden geleni yapıyorum taktiri Rızana bırakıyorum olmazlarımızı oldur Allahım.Amin
Hayatında ne olursa olsun, her zaman yeniden başlayabilirsin.
Ecrin kızım her güne her geceye her anına hep yeni bir umutla başladı hiç vaz geçmedi elhamdülillah. Kızım yaşamayı çok seviyor çok istiyor bunun için her acıya her duyguya her yaşadığı olaya aldığı tedavilere direniyor. Canı ne kadar yansada belli etmiyor. Ve kendini güçsüz hissetmiyor hissettiği an yorulduğu andır.
Bizler anne baba olarak minik bir kalbin atması onun mutlu olması yaşayamadıklarını anlatarak ona hissettirmeyi ona dünyaya açılan göz olmayı onu hayattan soyutlamamak için bütün hayatımızı ona adadığımız bir dönemdeyiz. Onun bize ihtiyacı olduğu gibi bizimde bir ele bir göze bir duyguya bir dosta ihtiyacımız var. Bizi içinde olduğumuz durumda boğulmaya bırakacak değil bizim acımıza ortak olacak bize yön verecek bir yüreğe ihtiyacımız var.
Avam plana bakar, arif ise planı yapanın neye güvendiğine bakar. Çünkü planlar değişir, şartlar değişir, insanlar değişir ama insanın güvendiği şey kolay değişmez. Bu yüzden arif olan söylenen sözleri değil, o sözlerin arkasındaki inancı okumaya çalışır. Bir insan her şeyi kaybettiği halde hala aynı yolda yürüyorsa, onu yürüten şey görünen sebepler değildir. Ve bazen de bütün sır, yapılan hamlede değil; o hamleyi yaptıran görünmeyen güvendedir.
Bazı sırlar düşünceye değil, kalbe açılmıştır. Çünkü akıl görünenin etrafında dolaşır, fakat sevgi görünmeyenin içine nüfuz eder. İnsan zihniyle birçok şeyi tarif edebilir ama bazı hakikatler vardır ki ancak hissedilerek bilinir. Tıpkı bir kokunun anlatılamaması, bir özlemin ölçülememesi, bir bakışın kelimelere sığmaması gibi.
Bazı kapılar iradeyle açılır, bazı kapılar ilimle açılır; fakat öyle kapılar vardır ki yalnızca sevgi açar. Çünkü sevgi, insanın zorlayarak elde edemediği şeyleri sessizce önüne getirir. Akıl hesap yapar, irade mücadele eder, bilgi yol gösterir; ama sevgi insanın içine giremediği yerlere girer. İnsan bazen yıllarca anlamaya çalışır da çözemez, bir an gelir sever ve anlar. Çünkü bazı sırlar düşünceye değil, kalbe açılmıştır. Yolun sonunda arif olan her zaman şunu fark eder. Kendisini değiştiren şey öğrendikleri değil, gerçekten sevebildikleridir. Çünkü sevgi yalnızca bir duygu değil, insanı kendisinden daha büyük bir hakikate taşıyan görünmez bir kapıdır.
Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın.
Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın.
Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti.
İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı.
İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
İnsan ne yapacağını bilmediği için kaybetmez. Ne yapması gerektiğini bildiği halde yapamadığı için kaybeder. Zararlı alışkanlığını bilir, bırakamaz. Gitmesi gereken yeri bilir, gidemez. Konuşması gereken yerde susar, susması gereken yerde konuşur. Çünkü insanın önündeki en büyük engel bilgisizlik değil, irade eksikliğidir. İşte El-Âlim doğruyu görmeyi öğretir. El-Kadîr o doğruyu hayata geçirebilmeyi öğretir. El-Mürîd ise bütün zorluklara rağmen o yolda kalabilmeyi. Çünkü hayatı değiştiren şey görmek değildir. Gördüğünü yaşayabilmektir.
Lâ ilâhe illallah. El-Âlimu'l-Kadîru'l-Mürîd.
Ayetlerde geçen iradeyi ve zihinsel disiplini en keskin seviyede güçlendirecek zikir budur. Yalnız kelime tekrarı sadece odaklanma ve transa girmek içindir. Bu isimlere yüklediğin mana ve onlarla kurduğun bağ seni geliştirir. Çünkü insanı değiştiren şey sesler değil, o seslerin işaret ettiği hakikattir. Bir süre sonra kelimeleri değil, onların arkasındaki anlamı tekrar etmeye başlarsın. İşte dönüşüm de burada başlar. İrade sadece istemek değildir. Gördüğü yoldan sapmamak, kararının arkasında durmak ve kendi nefsine rağmen yürüyebilmektir. İnsan El-Âlim'i düşündükçe daha çok görür, El-Kadîr'i düşündükçe daha çok yapabileceğine inanır, El-Mürîd'i düşündükçe de kararlarının sorumluluğunu almaya başlar. Meditasyon ve zikir işte bu bakışla yapılır. Ama bunu öğrenmek de zaman ister. Çünkü zikir, dili değil; insanın bakışını değiştirmeye başladığında gerçek gücüne ulaşır.