@demarkesports Bütün mevkiler hesap verme yeri değil midir?
Tüm yöneticiler başarılı olduğunda tebrik edilir, başarısız oldu mu hesap verir ve gider.
1000 yıllık devlet aklı bunu buyurur.
@EsraHepDinc Her başkan seçiminde birbirlerinin açıklarını tehdit olarak ortaya döküp, Fenerbahçe'yi ikinci plana atıp, zarar verip, kendilerini öne çıkarmaya çalışıyorlar.
Aziz Yıldırım da önceki seçimlerde Acun'a, Saran'a, birkaç yöneticiye laf söylemişti diye hatırlıyorum
@aykiri Abim bunu değiştiremeyeceğini anlayıp Avrupa'nın iyi ülkelerinden birine gitti. 3 yıldır mutlu mesut yaşıyor. Fark ne abi diye soruyorum. Cezalar ve anında ödeme diyor. Devlet orada seçim öncesinde cezaları affetmiyormuş
@aykiri İskandinavya ülkesi olsanız siyah büyük arabalara ve korumalara ihtiyaç olmayacak. Eş, dost, akraba kayırma da olmayacak. Koltuğa yapışma da olmayacak. Zor dostum zor!
@sMt_odabasi@demarkegalam Niçin böyle bir yakıştırma yaptınız ki şimdi?
Sizin gibi Atatürkçü görünen birine yakıştıramadım.
"Tanımadığınız insanları yaftalamak bir zayıflık göstergesidir" derler.
Ekte Galatasaraylı olmadığı halde Galatasaray tarihinde çok önemli bir rol oynayan bir adamı görüyorsunuz.
Sene 1954, İzmirli genç Metin, Genç Milli Takım’a çağrılır. Almanya’daki Gençler turnuvasında attığı gollerle milli takımı sırtlar ve takım dördüncü olarak yurda döner.
Turnuvayı izleyen gazeteci Orhan Vedat Sevinçli (gazeteci Göktuğ Sevinçli’nin babası) Almanya dönüşü, uçakta Metin’in yanına oturur ve şöyle der: “Birkaç saat sonra İstanbul’da olacağız. Gel seni Beşiktaş’a götüreyim Metin!"
“Beşiktaş’a mı?” diye sorar Metin, “Allahım, beynimin içi yumak yumak. Çöz çözebilirsen…”
Metin için olası Beşiktaş transferi ailevî ve ekonomik hedefi açısından önemlidir. Bunu şöyle ifade eder:
“İstanbul’a ininceye kadar uçakta ne hayaller kurdum bilemezsiniz. O günlerde tek idealim bir pamuk iplik makinesiydi. Altı bin liralık bir makineydi o… Ailemin geçimini sağlamak için o makineyi almak istiyordum transfer ücretimle. O makineyi alıp, bir atölyede çalıştıracaktım. O sayede de evimize ayda en az bin lira para girmiş olacak, ihtiyar babamın çalışmasına gerek kalmayacaktı…”
Uçaktaki bu masum hayallerle Yeşilköy Havaalanı’na indiklerinde, gazeteci Orhan Vedat Sevinçli ve antrenör Cihat Arman eşliğinde doğruca Beşiktaş Kulübü’ne götürüldüğünü aktaran Metin, orada elinde tespihiyle oturan, kendi ifadesiyle “çikolata renkli bir adam”a yani daha sonradan adının Sadri Usuoğlu olduğunu öğrendiği, Beşiktaş yöneticisine yaklaşır.
Cihat Arman, Metin’i ona takdim eder. Usuoğlu, Metin’i “saçından tırnaklarına kadar” süzer ve Cihat Arman’a dönerek “Ne istiyor bu?” diye kükrer.
Metin, ne isteyeceğini yolda Cihat Arman’a söylemiş ve ona da pamuk iplik makinesinden bahsetmiştir. Metin, kendi ifadesiyle, Beşiktaş’tan “Beş yıl karşılığında altı bin lira” ister. Usuoğlu rakamı duyunca küplere biner ve şöyle der:
“Ben o parayı Recep’e vermedim be!.. Sen kim oluyorsun?.. Bir Recep Adanır mısın yani?”
Henüz 18 yaşında olan Metin, bu kükreyiş karşısında susar, teşekkür eder ve odadan çıkar.
Ekteki fotoğraf genç Metin'e altı bin lirayı çok gören Sadri Usuoğlu’ya ait, namı değer, “Arap Sadri’’ye. 1924-30 arasında Beşiktaş’ın kalecisi, daha sonra da yöneticisi olan Usuoğlu, genç Metin’in, yani Metin Oktay’ın Beşiktaş forması giymesini ve belki de bir Beşiktaş efsanesi olmasını engellemiş ve onun bir sene sonra Galatasaray’a transfer olmasının önünü açmıştır.
Sana Teşekkür ederiz, Arap Sadri!
Not: Metin Beşiktaş’tan sonra, ertesi gün Galatasaray’a da gider, fakat Galatasaray da onun talebini karşılayamayacağını bildirince, İzmirspor’a transfer olur.
Yukarıda tırnak içinde aktardığım Metin Oktay’ın sözlerini, kendisinin yazdığı “Top ve Ben’’ başlıklı kitaptan oluşturulan yazı dizisinin üçüncü bölümünden (Milliyet, 16 Eylül 1991, 8) aldım.