Yeni Parti lideri Özgür Özel: "Emre Alkin, Tera'nın tutuklu yönetim kurulu üyesi. Kim bu? Bizzat Cumhurbaşkanı Akademik İstişare Kurulu üyesi, Atamasında Erdoğan'ın imzası var.
• Kerem Alkin, Tera Bağımsız Yönetim Kurulu üyesi. Türkiye'nin OECD Daimi Büyükelçiliği'ne Erdoğan tarafından atanmıştı.
• Emre Tezmen, Tera Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı. Fatma hanımın ve ailesinin yakın arkadaşı.
• Erkan Kilimci, Tera'nın Başkan Vekili ve Genel Müdürü. Eski Merkez Başkanı Yardımcısı. Atamasını Erdoğan yaptı. 200 liranın üzerinde imzası var.
• Fecir Alptekin, Tera'nın Yönetim Kurulu üyesi. Cumhurbaşkanı danışmanı. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları üyesi.
• Abdülkadir Özkan, yönetim kurulu üyesi. Başbakanlık baş danışmanı. Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda basın danışmanı.
• Erdin Özel, Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı. AKP Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı. Önce inkar ettiler Anadolu Ajansı kayıtlarını silmeyi unuttular.
• Serdar Turhan, Pusula'nın tutuklu yönetim kurulu başkanı. Eski AKP Gençlik Kolları Başkanı.
• Muhammed Yarız, Pusula Portföy'de yönetici ve tutuklu. Eski AKP Gençlik Kolları Yönetim Kurulu üyesi.
• Özdemir Ataseven, Özata Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı. AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı.”
@paradotor Küçük bir not. İçeriden bilgiyle işlem yapmak Türkiye’de açıkça suç. 6362 sayılı SPK Kanunu’nun 106. maddesi “içsel bilgi”yi kullanarak işlem yapmayı suç sayar ve hapis ile adli para cezası var. İnsiderin ortagiysa 107.madde kapsamında da suç. Bu ABD’de de suç ayrıca.
Bugünkü yazı: Oğullar, kızlar, damatlar, gelinler ve fonlar
https://t.co/aLvhxsUP0v
AK Parti gençlik kollarından gelen 28 yaşında genç bir adam Muhammed Yarız.
O meşhur şarkıdaki gibi soralım: 25 yaşında yüz binlik araba nereden geldi bu para?
Jeti 2025’de 19,5 milyon dolara, yatı ise Mayıs ayında 14,5 milyona almışlar.
Jetle ilk Umre seferleri yapılmış. Yatla da bir yaz tatili nasip olmuş.
Peki nasıl almış bu yatı ve jeti?
Finans işiyle uğraşan biri herhalde çıkarıp nakit olarak kasadan vermemiştir diye düşünürken ilginç bir bilgi ulaştı:
Bu jetin ve yatın finansmanında Vakıf Katılım kredileri kullanıldı.
Faizsiz finans patronları yat ve jetleri için de faize bulaşmayacak kadar hassasiyet göstermiş anlaşılan.
Ama hassas oldukları konuları biraz karıştırmışlar.
Şimdi hikayenin biraz daha derinine inelim.
Vakıf Katılım’ın Genel Müdürü Mehmet Ali Akben. Akben 2023’ten beri orada.
Peki bundan önceki işi neydi?
BDDK Başkanıydı. Sekiz yıl boyunca.
Akben’in BDDK Başkanlığı döneminde verilen önemli izinlerden biri de bugün fon krizinin merkezindeki Tera Grubu’nun bankası içindi.
Tera Yatırım Bankası’nın kuruluş izni 27 Ekim 2021’de, faaliyet izni 7 Nisan 2023’te verildi.
Her iki kararda da BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben’in imzası var.
Ama Tera Yatırım Bankası’na izin veren BDDK Kurulu’nda Akben’den başka tanıdık bir isim daha vardı:
Mustafa Balcı.
Mustafa Balcı’nın oğlu İskender Balcı ise fon krizinin en acayip hisselerinden Özata Denizcilik’in bağımsız yönetim kurulu üyesiydi.
Tera Portföy’ün beş fonunun Özata’nın fiili dolaşımdaki hisselerinin bir ara yüzde 95,9’una ulaştığı dönemde şirket yönetimindeydi.
İskender Balcı yalnızca eski BDDK Kurul üyesi Mustafa Balcı’nın oğlu değil.
Bir de kayınpederi var:
Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik.
Yani fon krizinin sembol şirketlerinden Özata’nın yönetimindeki isim, Tera Yatırım Bankası’na izin veren BDDK Kurulu üyelerinden Mustafa Balcı’nın oğlu, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in damadı.
2025’de bu özel jetle umre yapanlar arasında Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin de olduğu iddia ediliyor.
Kaya, bu skandalda adı geçen pek çok kişi gibi 2014 sonrasında AK Parti içindeki tasfiyelerle kendine iktidarda geniş bir alan bulmuş isimlerden.
Bu yıllarda iktidar içindeki frenler zayıflarken, Türkiye’de iktidarı dışarıdan denetleyen mekanizmalar da giderek zayıfladı.
Güç ve maddi imkanlarla insanları birbirine bağlayan ve sınırlandıran dava da artık eskisi kadar heyecan verici gelmemeye başladı.
Toplumu ikna için daha az çaba, daha az tebliğ, daha az İslamcılık ama daha fazla aile, imkanlar arttığı için daha fazla bireysel kurtuluş için Umre ziyareti.
Cihattan vazgeçmiş insanlar çekirdek ailelerini kalkındırmayı farz bildi.
Oğullar, kızlar, damatlar, gelinler, dünürler….
Belki de yaşadığımız sadece bir fon krizi değil. Bir nepotizm krizi.
Hukukun üstünlüğü endeksinde bizden iyi durumda olan bazı ülkeler:
El Salvador, Zambia, Mozambik, Angola, Rusya, Pakistan, Uganda, Zimbabve, Belarus, Kamboçya, Bangladeş.
Muhammed Yarız’a ait olduğu belirlenen, 7-8 Eylül’de 4 kişiye devredilen 5 lüks araç muhafaza altına alındı.
Araçlar:
-Audi Q8
-McLaren 750S Coupe
-Mercedes-Benz S 580 Maybach
-Bentley Continental GT Speed
-Rolls-Royce Cullinan
Değeri 200-220 milyon TL olan araçların devriyle ilgili Yarız’ın hesabına yansıyan tutar yalnızca 26 bin 280 TL.
Kağıthane'de işten dönen kadın fiziki ve sözlü tacize uğradı.
— Kadının çığlıklarını duyan ailesi ve şüpheliler arasında kavga çıktı.
— Kaçan şüpheliler polis dronuyla yakalandı.
— Kadın, 3 aydır takip edildiğini söyledi.
— Şüphelilerin cinsel taciz suçları da olmak üzere toplam 7 suç kaydı olduğu tespit edildi.
— İfadelerinin ardından serbest bırakıldılar.
Meyve-sebze soruşturmasında Vergi Denetim Kurulu raporlarındaki tespitler bakın…
🔺Çiftçi ürününü gerçek piyasa koşullarında düşük bedelden satıyor.
🔺Üreticinin haberi olmaksızın veya gerçek alıştan farklı fiyat/miktarla müstahsil makbuzu düzenleniyor.
🔺Gerçek alış bedeli belge üzerinde yükseltilerek tedarikçinin maliyeti şişiriliyor.
🔺Şişirilmiş kayıtlı maliyet, şirketin satış fiyatına yaklaştırılıyor; böylece kayıtlarda alış-satış arasındaki kâr marjı çok düşükmüş gibi görünüyor.
🔺Ürün, büyük tedarik zincirleri üzerinden perakende kanalına ulaşıyor; gerçek üretici fiyatıyla sonraki satış fiyatı arasındaki fark muhasebe kayıtlarında görünmez hâle gelebiliyor.
Yani sadece vatandaşın sofrasına değil Maliye’nin kasasına da uzanmışlar…
Sahte belgelerle fahiş fiyatı makul gösterirken, vergi de kaçırmışlar…
Yıl 1988, çok zorlu sınavlar sonrası Bankalar Yeminli Murakıp Yardımcısı olduğumuzda, Üstatlarımıza neden Müfettiş değil de Murakıp olduğumuzu sormuştuk. Yaptığımız denetimlerde görevimizin sadece mevzuata aykırılıkların tespiti ve bunun raporlanması olmadığı, aynı zamanda mer’i mevzuatın oluşmasında ve güncellenmesinde önerilerde bulunan, uyarıcı ve yol gösterici bir sorumluluğumuzun da olduğu söylenmişti. Bu gerçeklik, birçok arkadaşım gibi benim de hayat felsefemi etkilemişti. Bu nedenle yaptığım denetimlerde ve yönetici olarak verdiğim kararlarda, mümkün olduğunca empati yaparak hareket etmeye, uyarıcı ve yol gösterici olmaya çalıştım. Emeklilik sonrası yaklaşık 20 yıla yaklaşan eğitim hayatımda ve uzun süreden bu yana devam eden Üniversite hocalığımda da hep aynı şekilde olmaya çalıştım.
Bu sorumluluk duyguları ile iki sene önce X’te de yazmaya başladım. Ülke ve toplumun yararına gördüğüm konularda, kamu ve özelde 45 yılda oluşan bilgi ve tecrübelerimi mümkün olduğunca objektif, tarafsız ve yapıcı biçimde paylaşmaya özen gösterdim (maalesef yüksek takipçili ilk hesabım kapatıldı).
Birçok üniversitede karşılıksız olarak gençlerimize suç ekonomisi, kara para ve yasadışı bahis gibi konularda uyarıcı ve bilgilendirici konuşmalar yapıyorum. Bu konuda çağırıldığım her yere de gidiyorum.
Bu duygular içinde iken son yıllarda dostlarımdan en çok duyduğum söz, gözaltı tehlikesine işaret edilerek, “Aman Kendine Dikkat Et” uyarısıdır.
Dönem olarak 78 gençliği içinde bulunmuş birisi olarak, o dönem bile bu kadar uyarı aldığımı hatırlamıyorum. Kendi çıkarlarıma zarar verdiğimi bizzat yaşayarak görüyor olsam da, Ülke çıkarlarını gözettiğime ve ahlaki davranmaya özen gösterdiğime inandığım için kendi adıma en ufak bir korku ve tedirginlik duymuyorum.
Maalesef Ülkeye çok büyük kötülükler yapanların tedirgin olacakları ve korkacakları bir iklim yaratılacağına, ağırlıklı olarak tam tersi oluyor.
Normal bir ülkede takdir edilecek olan bu duyarlılığın, gözaltı işlemlerine neden olması ve toplumda yaygın bir biçimde uyarıya ve ikaza konu edilmesi, Ülke açısından son derece ama son derece üzüntü vericidir.....
Yetkililere önemle sesleniyorum,
GERÇEKTEN YETER!
Ülkeye çok zarar veren bu kötü algıyı daha fazla yaygınlaştırmayın. Toplum olarak bunları haketmiyoruz.
Bırakın önemli bilgi ve tecrübelere sahip olan, Ülke ve toplum menfaatini önceleyen insanlar, fikirlerini objektif, yapıcı ve yol gösterici bir biçimde ifade edebilsinler. Ülkeye iyiliktir bunlar.
Bakın sermaye piyasalarında milyonlarca küçük yatırımcı, kötü niyetli gruplar tarafından aylardır göz göre göre çok ciddi biçimde mağdur ediliyor.
Gücünüzü ve yetkilerinizi, Üllkemize ve 86 milyon insanımıza pervasızca kötülük yapan bu gibi kesimlere karşı kullanın, onları sorgulayanlara karşı değil!
Sermaye Piyasalarında Oluşturulan Risk, Finansal Piyasalara Bulaşabilir mi?
Eğer aynı hatalar da ısrar edilirse, EVET.
Yaklaşık 45 yıllık Sermaye Piyasası tarihinde, şaibeli işlemler sonucu oluşan güven kaybı ve tahribat hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Maalesef halka arzlarda ve devamında da yatırım bankacılığı sektöründe özensiz biçimde verilen izinler ve denetimsizlik, bu tahribatın temel nedenleridir.
Bu hataları görmek için organize biçimde gerçekleştirilen şaibeli işlemler sonucu şişirilen hisse fiyatı, sadece bir ayda %90 gerileyen sözde bir Holding şirketine ve bu Holding'e verilen banka lisansına bakmak yeterlidir. Üstelik bu kötü örnek tek de değildir.
Bu izinler öncesinde ve sonrasında, BDDK ve SPK'yı bazı belgeleri ile birlikte uyarmıştım. Ancak şu veya bu şekilde bu izinler verildi, daha doğrusu verilmek zorunda kalındığını düşünüyorum....
Maalesef küçük bir azınlık dışında, 86 milyonluk büyük bir Ülke olarak bu yanlışların bedelini ödeyeceğiz. Trene son binen, milyonların zarar etmesinin karşılığı olduğunu düşünmeden, kendini mutlu hisseden binlerce yatırımcı da eninde sonunda çoğunluk gibi kaybedecek ve üzülecektir.
Katılım Evim'in, işte bu hatalar sonucu oluşan kaos ortamında zorunlu olarak satışı gündeme gelmiştir.
Yine önemle uyarmak istiyorum.
Tasarruf finans sektörünün deyim yerinde ise ataları Ankara Necatibey Caddesinde bulunan galericilerdir. Bu şirketlerin bugün yaptıklarını o gün bu galericiler sadece taşıt üzerinden yapıyorlardı. 1990 yılında bu işyerleri yönelik yaptığımız denetimlerde, anılan işlemlerin izinsiz mevduat toplama kapsamına girdiğini tespit ederek bu yerlerin kapatılmasını sağlamış ve belki de binlerce insanın mağduriyetini önlemiştik.
Bu oluşumlar sonradan tekrar çoğalmaya başladı ve konut ve taşıt tedariki taahhüdü karşılığı tasarruf sahiplerinden on milyarlarca lira topladılar. Uzun yıllar denetimsiz ve mevzuatsız şekilde faaliyet gösteren bu şirketler, 2021 yılında sorumluluğun BDDK’ya verilmesi ile intibak süreci adı altında doğal bir elemeye tabi tutuldu ve sadece altısı dışında onlarca şirketin faaliyeti sona erdirildi. Söz konusu ihmaller sonucu, bugün izinleri iptal edilen şirketlerin arkalarında bıraktıkları devasa zararların tasfiyesi için TMSF, maalesef yoğun bir çaba harcamak zorunda kalmaktadır.
Bu şirketler tasarruf sahiplerinden mevduat benzeri kaynak toplayarak faaliyet göstermektedirler. Bunun için de 5411 s. Bankacılık Kanunu’nun “Zimmet” başlıklı 160’ıncı maddesine benzer şekilde, bu faaliyetlerde aykırılık tespit edildiğinde, 20 yıla kadar hapis cezası gündeme gelebilmektedir.
Bu nedenle halktan mevduat toplama yetkisi olmayan Kalkınma ve Yatırım Bankaları ile bu şirketleri karıştırmamak gerekir.
Bu şirketler ilgili oluşabilecek bir problem, yatırım bankalarının batmasına benzemez !!
Böyle bir durumun varlığı halinde, hem yüzbinlerce küçük tasarruf sahibinin birikimlerinin kaybolmasına neden olunabilir, hem de sistemik bir riskin ortaya çıkması sonucu, finansal piyasalarda domine etkisi nedeniyle çok daha ciddi tahribatlar meydana gelebilir.
Bu nedenle Katılım Evim'in satışında, geçmişten dersler alınmalı ve çok daha özenli ve sorumlu davranılmalıdır.
@RTErdogan@abakingurlek@memetsimsek@kerimrota@tuncerbakirhan@dbdevletbahceli@MDervisogluTR@alibabacan@erkbas@BDDKResmi@spkgovtr
@ettirkus Kadını vurmuş, yere düşürmüş. Yetmemiş gelmiş sıkmaya devam ediyor. Bunun gibi tipler aramizda dolaşıyor. Adaletin herkese eşit şekilde ve düzgünce işlediği günler görürüz insallah.
@ali_hakan_kara Hakan Bey, görüşlerinize tamamen katılmakla beraber toplum öyle bir noktaya geldi ki insanı yaşam koşullarının ne olduğunu sorgulayamiyor. Bir çok insan yıllardır kendi hakkını savunduğumuzun farkında değil ne yazık ki.
Yaparsa AKP yapar!
Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri bugün yaptıkları açıklamayla köprü ve otoyolların özelleştirilmesi sürecine şimdiden şaibe karıştırmıştır.
Devletin yüksek kârla işlettiği köprü ve otoyolların gelirlerini düşük, giderlerini yüksek beyan ederek kamuoyunu yanıltmaya çalışmışlardır.
Bakanlık açıklamasında;
🔴Söz konusu köprü ve otoyolların 2025 yılı gelirini 600 milyon dolar olarak beyan etmiştir.
🔴Yine aynı açıklamada; bakım ve onarım giderlerinin ise 300 milyon dolar olduğunu belirtmiştir.
Bu tutarların gerçeği yansıtmadığını aşağıdaki belgelerle ortaya koyuyoruz!
🔵Bakanlığın açıklamasında belirtilen 600 milyon dolar:
Köprü ve otoyol gelirlerinden yüzde 20 KDV ve köprülerdeki yüzde 10 belediye payı düşüldükten sonra kalan 2025 yılının sadece ‘net geliridir’.
Karayolları Genel Müdürlüğü 2026 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu'na göre;
KDV ve belediye payı eklendikten sonra yapılan doğru hesaplamaya göre;
Köprü ve otoyollardaki (vatandaşın ödediği tutar) ‘toplam gelir’ 804 milyon dolardır.
🔵Ayrıca Bakanlık aynı açıklamasında;
2025 yılı bakım ve onarım giderleri 300 milyon dolar olarak açıklamıştır.
Bu tutar da doğru değildir!
Zira Ulaştırma Bakanlığı 2026 Yılı Performans Programı Raporu'na göre;
2025 yılı bakım ve onarım giderleri 5 milyar 391 milyon liradır. Yani 126 milyon dolardır.
Görüldüğü gibi Bakanlık açıklamasındaki çarpıtmalar, devletimizin ve milletimizin çıkarlarına açıkça aykırıdır.
Peki Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri, kamuoyuna yanıltıcı açıklamalar yaparak kime ve neye hizmet etmektedir?
SKANDAL!
Köprü ve otoyolların özelleştirileceği haberi kamuoyunda tepkilere neden olunca Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri açıklama yaptı. Bakanlık, söz konusu köprü ve otoyolların 2025 yılı gelirinin 600 milyon dolar, bakım ve onarım giderlerinin ise 300 milyon dolar olduğunu duyurdu. Ancak belgeler farklı bir tablo ortaya koydu.
Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, “Bakanlık, devletin yüksek kârla işlettiği köprü ve otoyolların gelirlerini olduğundan düşük, giderlerini ise olduğundan yüksek göstererek kamuoyunu yanıltmaya çalıştı.” diyerek Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2026 Yılı Mali Raporu’nu paylaştı.
Paylaşılan resmi belgelerde köprü ve otoyolların gelirinin 600 milyon dolar değil 804 milyon dolar, giderlerinin ise 300 milyon dolar değil yalnızca 126 milyon dolar olduğu görüldü.
Resmî Gazete’de yayımlanan son özelleştirme kararının satır aralarında gizleme çabası var. Karara sadece birkaç yeni otoyol eklenmiş gibi duruyor ama asıl gerçek kasten gizlenmiş. 2010 yılına yapılan tek bir atıf ile Boğaziçi ve FSM Köprüleri de sessiz sedasız özelleştirme masasına konuldu!
Kamuoyunun tepkisinden çekindikleri için isimlerini açıkça yazmaya cesaret edemediler.