Jung, Kara Kitaplar’ı yazmaya başladığında “zamanın ruhuna” karşı “derinliklerin ruhuna” kulak vermiştir.
Jung’un işaret ettiği gibi, yaşadığımız sorunların büyük bir kısmı ve belki de en ciddi olanları hem parçası olduğumuz doğadan hem kendi doğamızdan uzaklaşmış olmamızdan kaynaklanıyor.
Bu platformda; zamanın ruhunu derinliklerin ruhuyla dengelemeye çalışacağız ve hep birlikte doğaya içeriden ve dışarıdan dokunmanın yollarını arayacağız.
Bizi bilinçdışının bilinmeyen coğrafyalarına doğru keşiflere çıkaran dünya mitlerine kulak vereceğiz.
Jung’un mektuplarından, konferanslarından, toplu eserlerinden pasajlar paylaşacağız.
Popülerlik peşinde koşmayacağız, zamanın ruhuna dört bir yanımıza nüfuz etmişken biz derinliklerin ruhuna kulak vermeye çalışacağız.
Önümüzdeki aylardan itibaren her ay bir tema belirleyip ona odaklanacağız, kitap ve film tavsiyelerinde bulunacağız, ay sonlarında söyleşiler yapacağız.
Başlıyoruz. Derinliklerin Ruhuna kulak vermek isteyen herkesi bekliyoruz.
Jung, neden hiç kimsenin Jungiyen olmamasını dilemişti?
Jung, yaşamının sonlarına doğru Freudyenlerin izlediği yolu gördükten sonra hiç kimsenin Jungiyen olmamasını dilemişti:
“Hiç kimsenin Jungiyen olmamasını umuyorum ve diliyorum. Kendi adıma hiçbir öğretiyi savunmadım, yalnızca bazı olguları açıkladım ve tartışılmaya değer bulduğum görüşleri dile getirdim.”
“Freudyen psikolojiyi belli bir darlık ve önyargı, Freudyenleri de belli bir katı, mezhepçi hoşgörüsüzlük ve fanatizm ruhu nedeniyle eleştiriyorum. Kesin ve kuru bir doktrin ilan etmiyorum ve ‘körü körüne bağlı taraftarları’ hoş karşılamıyorum. Bu özgürlüğü kendim için de talep ettiğimden, herkesi gerçekleri kendi yöntemiyle ele almakta özgür bırakıyorum.”
C. G. Jung, Mektuplar, I. Cilt, s. 401
Günümüzde Jung’un adı kullanılarak sunulan yöntemler, her şeyden önce onun bıraktığı mirasa aykırıdır.
Jung’un Türkçeye ilk kez çevrilen mektubundaki “psişe’nin aşkın doğasına” dair görüşleri:
Zamanım çok kısa olsa da, çok yaşlanmış olduğum yadsınamaz bir gerçek olsa da sorularınızı yanıtlamaya çalışayım. İlk olarak ölümden sonra kişisel olarak varlığımızın devam ettiğine inanıp inanmadığıma yönelik sorunuzu yanıtlamak kolay değil. İnandığımı söyleyemem, çünkü inanç armağanına sahip değilim.
Yalnızca şunu söyleyebilirim: Psişe’nin zaman ve mekanın sınırlarını aşan belirli özelliklere sahip olduğunu biliyorum. Veya psişe’nin bu kategorileri elastik hale getirebileceğini söyleyebilirsiniz. Psişe; 100 kilometreyi 1 metreye, 1 yılı ise birkaç saniyeye sığdırabilir. Bu, bütün gerekli kanıtlara sahip olduğumuz bir olgu. Subjektif illüzyonlara indirgeyemeyeceğimiz kimi ölüm-sonrası fenomenler de var. Dolayısıyla psişe’nin zaman ve uzay kategorilerinden bağımsız bir biçimde işleyebildiğini biliyorum.
Psişe, sonuçta kendi içinde aşkın bir varlık ve görece uzamsal değil; “sonsuz.” Bu, psişe’nin aşkın olan doğası konusunda herhangi bir kanaate sahip olduğum anlamına da gelmiyor. Herhangi bir şey olabilir: Bütün bu psişik fenomenlerin zihinsel süreçlerimizin yanıltıcı etkileri olduğunu varsaymamız için ortada bir neden yok. Mucizevi fenomenler (örneğin hissikablelvuku, telepati, doğaüstü bilgiler vs.) hakkındaki anlatılan her şeyin şüpheli olduğunu düşünmüyorum. Bunların gerçekliğine dair en ufak bir şüphenin kalmadığı sayısız vaka biliyorum. Ölülerden alınan kişisel mesajların, “sadece insanların kendi kendini kandırması” diyerek bir kalemde reddedilebileceğini düşünmüyorum.
Immanuel Kant, bir keresinde, hayaletler hakkındaki bütün öykülere bireysel olarak şüpheyle yaklaştığını ama bütün bunlarda ortak bir şey bulduğunu söylemişti; tıpkı Tanrı’nın varlığı hakkında yedi argüman öne sürerken her birinin bir uslamlama olduğunu kabul etmek durumunda kalan Katolik bir ilahiyat profesörü gibi... Sonunda şöyle demişti: “Tek tek ele alındığında hepsinin yanılıyor olduğunu ispatlayabilirsiniz, kabul ediyorum, ama yedisi birden bir anlam ifade etmeli!”
Deneysel materyallerimi dikkatlice araştırıyorum ve birçok keyfi varsayımın arasında beni düşündüren bazı vakalar olduğunu söylemeliyim. Multatuli’nin bilgece ifadesini buna da uygulayabilirim:
“Hiçbir şey tamamen doğru değildir ve bu bile tamamen doğru değildir.”
Umarım, sorularınıza tatmin edici yanıtlar verebilmişimdir.
Saygılarımla,
C. G. Jung
Mektuplar, II. Cilt, s. 333-334
Kendimizi kendimizin dışında ararken ruhumuz çöle döner. “Ruhum Neredesin?” sorusuyla başlayan yolculuk, kendi çölünü yeniden yeşertebilmek ve onda çiçekler açtırmak içindir.
Ne mutlu kendi çölünde keşiş olana!
Ne mutlu kendi çölünde çiçekler açtırana!
“Ruhun dünya tarihinin bataklığının karşı kıyısına uzanan bir köprüsü var ve Faust bu köprüdeki en son sütun. Bu köprü Gılgamış Destanıyla kurulmaya başladı.”
Bu sözler, Jung’un 28 Şubat 1932 tarihli mektubundan…
“Goethe hakkındaki sorularınızın yanıtlarını aşağıda sıralıyorum:
1. Yaklaşık 15 yaşımdayken beni Faust’la tanıştıran kişi annem oldu.
2. Goethe, Faust nedeniyle benim için çok önemlidir.
3. Şair olarak belki Hölderlin diyebilirim.
4. Çevremde Faust’a epey ilgi var. Cep kitapçığı olarak her zaman yanında taşıyan bir dağıtımcıyla tanışmıştım.
5. Günümüzde gençler tarihsel olan şeylere mesafeli duruyor. Goethe onların gözünde 19. yüzyılın kuşku uyandıran ideallerine fazla yakın ve dolayısıyla onlar için çok fazla anlam ifade etmiyor.
6. Kitlelerle ilgili olan her şey bana itici geliyor. Popüler hale gelen her şey sıradanlaşıyor. Kitlelere Goethe eserleri sunmazdım, yemek kitapları kâfi.
7. Birkaç şiiri dışında benim için canlılığını koruyan tek eseri Faust’tur. Faust her zaman bir çalışma konusu; ama rahatlamak için İngiliz romanlarını tercih ediyorum. Faust dışındaki her şey onun gölgesinde kalıyor ama yine de Goethe’nin şiirlerinde ölümsüz olan ışıltılara rastlamak mümkün.
Goethe’nin eserlerinden alınabilecek “keyif” fazla patriyarkal, geçmişte kalmış. Goethe’de değer verdiğim şey “keyif” değil; fazla engin, fazla heyecan verici, fazla derin.
Ruhun dünya tarihinin bataklığının karşı kıyısına uzanan bir köprüsü var ve Faust bu köprüdeki en son sütun. Bu köprü Gılgamış Destanıyla kurulmaya başladı. Sonra I Ching, Upanişadlar, Tao-te-Ching ve Heraklitos geldi. Köprü Aziz John’un İncili, Aziz Paul’ün Mektupları, Meister Eckhart ve Dante’yle kurulmaya devam etti.
Faust üzerine ne kadar düşünürsek düşünelim yetmez. İkinci kısmının birçok gizemi hâlâ çözülmedi. Faust bu dünyanın dışındandır ve bu nedenle sizi yolculuğa çıkarır; hem geçmiş hem gelecek hakkındadır ve bu nedenle içinde olduğumuz anın en canlı ifadesidir. Benim için Goethe demek, Faust demektir.
En iyi dileklerimle,
C. G. Jung
~ Mektuplar, I. Cilt, 88
(Goethe’nin ölümünün yüzüncü yıldönümünde Jung’a iletilen sorular şunlardır: “1. Onu kimin aracılığıyla tanıdınız? 2. Hangi eserlerinden etkilendiniz? 3. Sizin için daha fazla anlam ifade eden başka şairler var mı? 4. Mesleki ve sosyal çevrenizde Goethe’ye ilgi duyan insanlar var mı? 5. Gençlerin dikkatini Goethe’ye yöneltmeye çalışıyor musunuz ve ne gibi sonuçlarla karşılaşıyorsunuz? 6. Elinizde olsaydı Goethe’nin hangi eserlerini kitlelere dağıtırdınız? 7. Uzun bir tatilde yanınıza hangi kitabı alırdınız?” Jung’un bu sorulara verdiği yanıtlar 22 Mart 1932’de Kolnische Zeitung’da yayımlanmıştır.)
“Her birimizin içinde tanımadığımız biri var. Rüyalarda bizimle konuşur ve bizi farklı bir gözle gördüğünü anlatır. Bazen kendimizi bir açmazın içinde bulduğumuzda mevcut tutumumuzu kökten değiştiren bir ışık tutabilir.”
C. G. Jung
Toplu Eserler, X. Cilt, par. 325
“Gülümsüyor musun? Bu çağın ruhu, ‘derinliklerin’ bir dünya ya da gerçeklik olmadığına inanmanı istiyor.
Biz düşlerimizde de yaşıyoruz, yalnızca günde yaşamıyoruz. Bazen en büyük işlerimizi düşlerde başarıyoruz.”
C. G. Jung
Kırmızı Kitap. s. 136