@hepdurgunsu Amerika'da bu tip ürünlerin satılması tam aksine onların elektrik altyapısının avrupadan geri kaldığını gösteriyor aslında, avrupada kaçak akım rölesi daire bazında standart iken amerikada GFCI denilen priz başına konulan bu özellik her prizde de bulunmayabiliyor.
Havacilik kulturu olan biri kolaylikla sanirim sorunun cozumune cok rahat ulasabiliyor sanirim. Ufuk AYDEMIR in yuksek lisans tezinde burada ucaklarin uzerinde yer alan camo renkleri acikca belirtilmis. Ayrica 6 noktada milliyet isareti tasiyan tek alman ucaklari iken "nazi boyamasini Turk Hava Kuvvetlerine yakistirmiyoruz" ibaresini bari dikkat alip gerceginde oldugu gibi kanat altina koyulabilirmis. 🫤
Makalenin linkini buraya birakiyorum.
https://t.co/S6Ef9oFYZ5
@Firat_Tarman 90'larda üretilmiş ısıtma bujisini kontrol eden bozuk bir röle kartı elime geçti önce üzerindeki comparator ic sinin arızalı olduğunu düşündüm ve değiştirdim fakat sorun çözülmeyince kart üzerindeki zamanlamadan sorumlu elektrolitik kapasitörleri değiştirmek aklıma geldi :D
@EwSpancer Artık F-14'lerle Ege üzerinde 80nm den Aim54 ile Yunan Tu95'lerini vururduk. F-14'ün amacı olan naval interceptor rolü dışında kullanımda güçlü radarı harici bir avantajı kalmıyor o kadar maliyete girilip lojistiğini dahi sağlayamayacağımız bir uçak almak çok mantıksız olurdu.
Bugün sabah Twitter’da yetenekli Mach teknik ekibinin başarılı çalışmalarıyla restorasyonu devam eden Fw 190 tayyaresinin son hali paylaşmıştım. Fotoğrafta başka motor görenlerin bu duruma biraz hayal kırıklığıyla yaklaştığını gördüm. Doğal olarak bu durum uçağın orijinalliğini doğrudan etkilediği için ben de birkaç fikrimi paylaşmak istedim. Öncelikle belirtmeliyim ki ben II. Dünya Savaşı uçak motorları konusunda uzman değilim. Söylediklerim, araştırmalarım ve bana mantıklı gelen değerlendirmelerden ibaret. Eğer bir hatam varsa yorumlarda düzeltmenize sevinirim. Motordan önce uçağın kısa tarihine göz atalım. Restore edilen Fw 190, II. Dünya Savaşı sırasında 1944’te Kuzey Fransa’da bir Mustang ile girdiği hava muharebesi sırasında düşürülüyor. Enkazı yaklaşık 2000 yılına kadar orada kaldıktan sonra Amerikalı Dan Kirkland tarafından ABD’ye götürülerek Arizona’da yeniden uçuşa hazır hale getiriliyor. İlk restorasyon sürecinde ise ASh 82 motorunun tercih edildiğini görüyoruz. İlk olarak en güçlü ihtimalden başlayalım: Uçak muharebe sırasında düşürüldüğünden, motorun hem çarpışma anında aldığı hasar hem de enkazın yıllarca yerde kalması nedeniyle uğradığı yıpranmayı düşündüğümüzde, orijinal BMW 801 motorunun günümüze sağlam şekilde ulaşmış olması pek olası görünmüyor. Bu nedenle restorasyonda ASh 82 tercih edilmiş olabilir. İkinci olarak, BMW 801 motorları her ne kadar kendine özgü ve hoş bir ses karakterine sahip olsa da, dayanıklılık açısından rakiplerinin gerisinde kalıyordu. Özellikle Amerikalıların Pratt & Whitney R-2800 motoru ile kıyaslandığında, kullanım ömrü bakımından yaklaşık 6 kat daha kısa bir hizmet süresine sahipti. Bu yüzden günümüze sağlam ulaşabilmiş BMW 801 motorlarının sayısı bir elin parmağını geçeceğini düşünmüyorum. Bildiğim kadarıyla hâlen uçabilir durumda yalnızca 1 adet motor bulunuyor ve bir tanesi de elden geçiriliyor. Öte yandan, savaş döneminde sorti sürelerinin genellikle 1–2 saat civarında olması, motor başına ortalama 50–80 sorti gibi makul sayılabilecek bir uçuş ömrü sağlıyordu. Almanlar bu motorları ağır bakıma almak yerine, sanayilerinin sağladığı yüksek üretim kapasitesinden yararlanarak stoktaki yeni motorlarla değiştiriyor ve operasyonel sürekliliği böyle sağlıyorlardı. Bu “sök–tak–devam et” muhabbeti, Luftwaffe için sahada pratik bir çözüm oluşturuyordu. Üçüncü ve belki de en kritik sebep ise bu motorların günümüzde son derece nadir olması ve yedek parça temininin neredeyse imkânsız hale gelmesidir. Bu nedenle restorasyon projelerinde uçuş güvenliği, orijinallik kaygısının önüne geçmek zorunda kalabiliyor maalesef. Elbette hepimiz bu uçakları orijinal motorlarıyla görmek isteriz. Ancak böylesine nadir ve tarihsel açıdan kıymetli uçakların en önemli görevi, yeni nesillere bu metal kuşları aktarabilmek olmalı. Bunun için de uçuş güvenliğini riske atmamak adına benzer tipte, daha güvenilir motorların tercih edilmesi günümüzde olağan bir duruma gelmesi kaçınılmaz oluyor.
@UzmanLe68629 Eldeki 5 AM39 Exocet'in 2 adeti Sheffield saldırısında, 2 adeti Atlantic Conveyor gemisinin batırılmasında, kalan 1 adeti de HMS Invincible uçak gemisini hedef alan fakat başarısız olan bir saldırıda kullandılar. Ayrıca gemilerden sökülen MM38'ler adaya da konuşlandırılmıştı.
İt dalaşı konsepti, esasen İkinci Dünya Savaşı’ndan başlayarak Vietnam Savaşı’nın sonuna kadar hava muharebelerinin karakteristik bir unsuru olmuştur. Ancak modern hava harbi ortamında bu tür yakın mesafe angajmanlar, yerini sensör füzyonu kabiliyetlerine, uzun menzilli angajmanlara ve ağ merkezli harp prensiplerine bırakmıştır.Bu bağlamda, F-15 platformunun güncel varyantları arasında en dikkat çekici örneklerden biri, Anadolu Kartalı 2025 tatbikatına da katılan RSAF F-15SA uçağını alıp incelemek daha iyi olacaktır. F-15SA, AESA radarı, MWS ve EW yetenekleri ile donatılmış hayvan gibi bir uçaktır. Uçakta yer alan çift F110 motoru sayesinde ciddi yüksek süratlere çıkabilmekte ve bu durum, atılan füzenin kinetik performansını doğrudan artırarak angajmanda rakip uçağa karşı ciddi bir üstünlük sağlamakta.
F-15 platformunun yüksek yük taşıma kapasitesi sayesinde, çift harici yakıt tankı taşımasına rağmen 12 adede kadar MRAAM taşıma kapasitesi var. Bu konfigürasyon A2A için hem bireysel hedeflere karşı yüksek ateş yoğunluğu sağlamakta, hem de aynı sortide çoklu hedeflere angaje olabilme yeteneği sunmakta. Uçak, bir "weapon system" olarak değerlendirildiğinde, sahip olduğu sensör kapasitesi, silah sistemleri ve durumsal farkındalık bileşenleriyle kendi neslinde belkide en üst düzeyde yer alıyor. F-15SA’nın belkide en iyi yeteneklerinden biri de, gövdeye entegre şekilde taşınan IRST podu sayesinde, radar emisyonuna ihtiyaç duymadan uzun menzilli pasif hedef tespiti yapabilmesi. Bu durum, özellikle RCS değerini düşük tutmaya çalışan platformların tespiti için biçilmiş kaftan. 1991 Körfez Savaşı sırasında kullanılan F-15C’ler dahi, AN/APG-63 ve AIM-7 ile Irak Hava Kuvvetleri’ne ait MiG-21, MiG-23 ve MiG-29 gibi platformlara karşı yüksek oranda hava zaferi elde etmeyi başarmıştır. Ama şu notu unutmamak lazım, o dönemde USAF IQAF'a kıyasla sayıca üstündü. Günümüzde bu platformun geldiği nokta, sistem entegrasyonu ve angajman kabiliyeti açısından 4.5 nesil savaş uçakları içinde en yüksek seviyedeki örneklerden biri olarak değerlendirilebilir. Kişisel görüşüm bu yönde.
Bu ateşin bize sıçramaması ve değil bölgede dünyada hiçbir kuvvetin Türkiye ile doğrudan ya da dolaylı çatışmayı göze alamaması için nükleer güç olmak artık bir zorunluluk haline geliyor...
Türkiye artık kendini koruma maksadıyla ciddi bir şekilde nükleer silah elde etmeyi düşünmeli. Mısır, Irak, Ürdün, Suriye aktörleri pasifize edildi, şimdi de bölgenin en büyük güçlerinden biri olan İran nötrelize ediliyor. Ortadoğudaki ateş İsrail'in harlamasıyla giderek büyüyor.