Kendi kişisel hayatımda zamanın hızlandığını hissettiğim için muzdaribim. Haftalar hızla akıp gidiyor, ömür azalıyor. “Zaman nereye gitti?” diye soruyor insan. Belki de bu yanlış sorudur. Belki de giden zaman değil, dikkatimizdir. Belki de zaman sıkıntısı dediğimiz şey çoğu zaman gerçek bir saat kıtlığı değil, bir dikkat kıtlığıdır.
Çözüm, dikkati geri kazanmak. Bir işe, bir insana, bir manzaraya bölünmemiş dikkatle yöneldiğimizde zaman genişler. Kendimizi tamamen kaptırdığımız o akış anlarında saatler dakika gibi geçer; ama işte tam da o anlar, hayatın en dolu anları olarak hafızaya kazınır.
Zaman kaygısı, ancak zamanı gerçekten yaşadığımızda susar.
Çocukların dijital refahında ailelerin rolü:
Yasaklamak değil, ilişkiyi ve çevreyi yönetmek
Ailelerin çocukların dijital dünyası karşısındaki görevi ne ekranı tamamen yasaklamak ne de bütün sorumluluğu çocuğa bırakmaktır. Bugün ailelerin yapabileceği en etkili üç şey; çocukla güvene dayalı dijital iletişim kurmak, cihaz ve uygulamaların güvenlik ayarlarını birlikte düzenlemek ve çocuğun çevrim dışı hayatını güçlendirmektir. Ancak önemli bir sınır da korunmalıdır: Aileler çocuklarını destekleyebilir fakat işleyişini göremedikleri algoritmaların ve ticari platform mimarisinin bütün sorumluluğunu tek başlarına üstlenemez.
Dijital ebeveynlik bu nedenle yalnızca “Günde kaç saat telefon kullandı?” sorusuna indirgenmemelidir.
Asıl sorular şunlardır:
Çocuk dijital ortamda ne yaşıyor?
Karşılaştığı içerikler ona ne hissettiriyor?
Kontrolü kendisinde mi?
Kendisini güvende hissediyor mu?
Ve dijital hayat, uyku, okul, aile, arkadaşlık, spor ve diğer gerçek hayat alanlarının yerini almaya mı başlıyor?
Birinci tavsiye: Çocuğun konuşabileceği güvenli ilişkiyi kurun
Ailelerin ilk görevi çocuğun dijital hayatını yalnızca denetlemek değil, onun hakkında konuşabileceği güvenli bir ilişki kurmaktır.
Çocuğa yalnızca:
“Ne izledin?”
diye sormak yeterli değildir.
“Bu içerik sana nasıl hissettirdi?”
“Sürekli karşına çıkan bir konu var mı?”
“Tanımadığın biri sana yazdı mı?”
“Bir uygulamayı kapatmak istediğin hâlde kapatamadığın oluyor mu?”
“İnternette seni korkutan veya utandıran bir şey yaşadın mı?”
gibi sorular daha açıklayıcı olabilir.
Çünkü çocuk dijital ortamda bir sorun yaşadığında ilk düşündüğü şey:
“Bunu anneme veya babama söylersem telefonumu elimden alırlar.”
olursa yaşadığı sorunu saklamayı tercih edebilir.
Bu nedenle ilk hedef ceza değil, iletişim kanallarını açık tutmak olmalıdır.
Güvene dayalı ebeveynlik sınırsız serbestlik anlamına gelmez. Kurallar yine bulunmalıdır. Ancak bu kurallar mümkün olduğunca açık, anlaşılır ve çocuğun yaşına göre onunla konuşularak oluşturulmalıdır.
Amerikan Pediatri Akademisinin (AAP) aileler için geliştirdiği Aile Medya Planı da dijital kuralların aile içinde birlikte belirlenmesini, ekran kullanılmayan zaman ve alanların oluşturulmasını, uyku ve fiziksel aktivite gibi temel ihtiyaçların dijital kullanımın önünde tutulmasını öneriyor. AAP ile Apple, Haziran 2026'da bu planın daha geniş kitlelere ulaştırılması için işbirliği yapılacağını açıkladı.
Bu gelişmenin önemli tarafı, aile rehberliğinin artık yalnız “ekran süresi” değil, aile rutini ve dijital alışkanlık yönetimi üzerinden ele alınmasıdır.
İkinci tavsiye: Yalnız süreyi değil, cihazın mimarisini düzenleyin
Ailelerin ikinci yapabileceği şey, yalnızca telefonda geçirilen süreyi değil, çocuğun kullandığı cihaz ve uygulamaların nasıl çalıştığını düzenlemektir.
Örneğin;
gece bildirimleri kapatılabilir,
otomatik oynatma devre dışı bırakılabilir,
konum paylaşımı sınırlandırılabilir,
çocuk hesapları gizli tutulabilir,
tanımadığı kişilerden gelen mesajlar kısıtlanabilir,
uygulama içi harcamalar ebeveyn onayına bağlanabilir,
telefonların gece yatak odasının dışında kalacağı ortak bir aile kuralı oluşturulabilir.
Bu yaklaşım önemlidir. Çünkü sorun yalnızca çocuğun “iradesi” değildir.
Çocuğa sürekli bildirim gönderen, bir video biter bitmez diğerini başlatan ve davranışına göre yeni içerikler öneren bir sistem karşısında bütün sorumluluğu:
“Telefonu bırak.”
diyerek çocuğa yüklemek yeterli değildir.
Çocukla birlikte “İlgilenmiyorum”, “engelle”, “şikâyet et” ve gizlilik seçeneklerinin nasıl kullanılacağı öğrenilebilir. Algoritmanın, kullanıcının beğenilerini, izleme süresini ve diğer davranışlarını yeni öneriler oluşturmak için kullanabildiği çocuğun yaşına uygun biçimde anlatılabilir.
UNICEF de ebeveynlere, çocukların kullandığı cihazların gizlilik ve güvenlik ayarlarının düzenli olarak kontrol edilmesini, uygulamaların kamera, mikrofon, konum, fotoğraf ve kişi listesine erişim yetkilerinin gözden geçirilmesini öneriyor.
Dünyadaki düzenlemeler de güvenliğin yalnız ailelerin kişisel tercihlerine bırakılamayacağını gösteriyor.
Birleşik Krallık Bilgi Komiserliği Ofisi (ICO), Temmuz 2026'da çocukların kullandığı çevrim içi hizmetlerde mahremiyetin varsayılan olarak korunması, kişiselleştirme ve profil çıkarmanın çocukların üstün yararı açısından değerlendirilmesi gerektiğini yeniden vurguladı. Bu yükümlülükler yalnız sosyal medya için değil, oyun, video ve yapay zekâ sohbet hizmetleri gibi çocukların kullanabileceği diğer dijital hizmetler için de geçerli.
Dolayısıyla ailelerin yapabileceği ayarlar önemlidir ancak platformların güvenli varsayılan tasarım sorumluluğunun yerine geçmez.
Aile kendi dijital davranışını da sorgulamalı
Bu üç tavsiyenin tamamını kesen ayrı bir mahremiyet ilkesi bulunuyor:
Aile, çocuğunun dijital ayak izini kendisi oluşturmamalıdır.
Bugün birçok çocuğun fotoğrafı, doğum tarihi, okulu, hastalıkları, tatilleri, ağladığı anlar ve gündelik hayatına ilişkin ayrıntılar çocuk kendi sosyal medya hesabını açmadan yıllar önce çevrim içi ortama yüklenmiş oluyor.
Bu olgu, literatürde “sharenting”, Türkçede ise “paylaşan ebeveynlik” veya “paylaşan ana-babalık” olarak tanımlanıyor.
UNICEF, çocukların fotoğraf ve bilgilerinin paylaşılmasında ailelerin konum, okul logosu, mahrem görüntüler ve ileride çocuk açısından utanç veya zarar doğurabilecek ayrıntılar konusunda dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Çocuğun yaşına ve gelişimine uygun biçimde görüşünün alınması da mahremiyet ve rıza eğitiminin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Yapay zekâ çağında bu mesele daha da önemli hâle geldi.
Bir fotoğraf yalnızca kopyalanıp başka yerde yayımlanmayabilir. Yapay zekâyla değiştirilebilir, farklı bir bağlama yerleştirilebilir veya sahte görüntü üretmek için kullanılabilir.
Dolayısıyla:
Çocuğu dijital dünyadan korumaya çalışırken onun mahrem hayatını dijital dünyanın ham maddesine dönüştürmemek gerekir.
İyi niyet dijital riski ortadan kaldırmaz.
Çocuğun gelecekte kendi dijital kimliğini belirleme hakkı vardır.
Nisan 2026'da Birleşik Krallık'ta yapılan bir araştırma da bu sorunun yalnız çocukların davranışlarından ibaret olmadığını gösterdi. ICO'nun araştırmasına göre ebeveynlerin yüzde 75'i çocuklarının çevrim içi mahremiyet konusunda güvenli kararlar verememesinden endişe duyarken, ebeveynlerin yaklaşık beşte biri çocuklarıyla çevrim içi mahremiyet hakkında hiç konuşmadığını bildirdi.
Bu nedenle dijital mahremiyet eğitimi çocuğa verilen bir ders değil, aile içinde birlikte uygulanan bir davranış biçimi olmalıdır.
Üçüncü tavsiye: Çevrim dışı hayatı güçlendirin
Üçüncü ve belki de en temel tavsiye, çocuğun gerçek hayatını güçlendirmektir.
Çocuğa:
“Telefonu bırak.”
diyebiliriz.
Ancak ikinci soruyu da sormak gerekir:
Telefonu bıraktığında ne yapacak?
Oyun oynayabileceği güvenli bir alan var mı?
Arkadaşlarıyla yüz yüze görüşebiliyor mu?
Spora veya sanata erişebiliyor mu?
Aile içinde kendisini dinleyen biri var mı?
Okulda aidiyet hissediyor mu?
Bir hobi geliştirebiliyor mu?
Çevrim dışı hayat zayıfladığında sosyal medya çocuğun yalnızca eğlence aracı değil; arkadaşlık, aidiyet, görünürlük ve anlam aradığı temel alana dönüşebilir.
Dünya Mutluluk Raporu 2026'da yayımlanan ve 43 ülkenin verilerini inceleyen çalışma bu açıdan önemli.
Araştırmada problemli sosyal medya kullanımı bütün 43 ülkede daha fazla psikolojik yakınma ve daha düşük yaşam değerlendirmesiyle ilişkili bulundu. Bu ilişkinin özellikle yaşam değerlendirmesi açısından düşük sosyoekonomik koşullardaki ergenlerde daha güçlü olduğu görüldü.
Burada yine bilimsel sınırı korumak gerekiyor.
Çalışma ağırlıklı olarak 2018 ve 2022 Sağlık Davranışı Okul Çağı Çocukları Araştırması verilerini kullanıyor ve gözlemsel niteliktedir. Bu nedenle sosyal medyanın tek başına düşük refaha neden olduğunu kanıtlamaz.
Ancak sonuç, dijital refahın toplumsal koşullardan bağımsız olmadığını güçlü biçimde gösterir.
Aynı Dünya Mutluluk Raporu'nda farklı ülkelerden yaklaşık 130 bin öğrenciyi inceleyen başka bir analiz de çok önemli bir bulgu ortaya koyuyor: Okula aidiyet ve sosyal bağlantılar, yaşam memnuniyetiyle sosyal medya kullanım süresinden çok daha güçlü ilişkilidir. En yüksek risk grubunda dahi yüksek okul aidiyetinin yaşam memnuniyetiyle ilişkisi, sosyal medya kullanım süresinin azaltılmasıyla görülen ilişkiden yaklaşık dört kat daha güçlü bulunmuştur.
Bu sonuç bize önemli bir şey söylüyor:
Çocuğun dijital hayatını düzeltmenin yollarından biri, gerçek hayatını daha güçlü hâle getirmektir.
Arkadaşlık, aile ilişkileri, okul aidiyeti, spor, sanat ve güvenli kamusal alanlar dijital refah politikasının dışında değildir.
Tam tersine merkezindedir.
Çünkü dijital refah, toplumsal refahtan bağımsız kurulamaz.
Hangi belirtiler önemsenmeli?
Aileler çocukların dijital kullanımında tek bir belirti üzerinden tanı koymamalıdır.
Ancak bazı değişimler özellikle uzun süre devam ettiğinde dikkate alınabilir:
Uyku düzeninde belirgin bozulma,
okul başarısında ciddi düşüş,
aile ve arkadaşlardan geri çekilme,
kullanımı azaltmakta belirgin güçlük,
telefona ulaşamadığında yoğun huzursuzluk,
ruh hâlinde belirgin ve kalıcı değişiklik,
siber zorbalık veya tehdit yaşanması,
beden algısı veya yeme davranışında ani değişiklikler,
çevrim dışı etkinliklerin neredeyse tamamen terk edilmesi.
Burada önemli olan tek bir davranış değil, çocuğun günlük işlevlerinin bozulup bozulmadığıdır.
Belirgin işlev kaybı, ağır siber zorbalık, şiddet, istismar veya kendine zarar verme riski bulunuyorsa aileler okul rehberlik servisi, aile hekimi, çocuk doktoru veya çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanlarından destek almalıdır.
Dijital sorunların her biri klinik bir hastalık değildir. Ancak dijital kullanımın uyku, eğitim, sosyal ilişkiler veya ruhsal durum üzerinde belirgin etkisi oluştuğunda profesyonel değerlendirme gerekebilir.
Aile önemli ancak yalnız bırakılamaz
Ailelerin çocukların dijital refahındaki rolü son derece önemlidir.
Ancak bütün sorumluluğu aileye yüklemek doğru değildir.
UNICEF de çevrim içi güvenlikte yalnızca yaş sınırlarına veya ebeveyn denetimine dayanmanın yeterli olmadığını, platformların çocukların haklarını ve güvenliğini tasarım aşamasından itibaren koruması gerektiğini vurguluyor.
Çünkü aileler;
algoritmanın neden belirli içeriği önerdiğini,
çocuğun hangi verilerinin toplandığını,
hangi deneylerin yürütüldüğünü,
öneri sisteminin hangi hedef doğrultusunda çalıştığını
her zaman göremez.
Dolayısıyla doğru sorumluluk modeli üç katmanlı olmalıdır:
Aile çocuğu dinlemeli ve rehberlik etmeli.
Platform çocuğa uygun ve güvenli ürün tasarlamalı.
Devlet de bu sistemlerin gerçekten güvenli olup olmadığını denetlemelidir.
Bu nedenle ailelere verilebilecek üç temel tavsiyeyi şu şekilde özetlemek mümkün:
Çocuğunuzu dinleyin.
Dijital hayatta yaşadıklarını anlatabileceği güvenli bir ilişki kurun.
Cihazın mimarisini düzenleyin.
Bildirimleri, otomatik oynatmayı, mahremiyet ayarlarını, konumu, mesajları ve gece kullanımını çocukla birlikte yönetin.
Gerçek hayatı güçlendirin.
Arkadaşlığı, aile ilişkisini, sporu, sanatı, oyunu ve çocuğun kendisini ait hissedebileceği çevrim dışı alanları artırın.
Çünkü çocukların dijital dünyadaki dayanıklılığı yalnızca ekranın önünde geliştirilmez.
Ekranın dışında kurdukları hayat ne kadar güçlüyse, dijital dünyayla daha sağlıklı bir ilişki kurabilme ihtimalleri de o kadar artar.
Kaynakça
- World Happiness Report 2026, Problematic social media use and adolescent wellbeing: the role of family socioeconomic status across 43 countries.
- World Happiness Report 2026, International evidence on happiness and social media.
- World Happiness Report 2026, sosyal medya ve gençlerin refahına ilişkin genel bulgular, 19 Mart 2026.
- UNICEF, “Paylaşan ana-babalık (sharenting) hakkında bilmeniz gerekenler”.
- UNICEF, ebeveynler için çevrim içi mahremiyet kontrol listesi.
- UNICEF, çocukların çevrim içi güvenliğinde yaş sınırlarının tek başına yeterli olmadığına ilişkin açıklama.
- UNICEF, G7'nin çocukların çevrim içi güvenliğine ilişkin ortak ilkeleri, 1 Haziran 2026.
- Information Commissioner's Office (ICO), çocukların çevrim içi mahremiyetine ilişkin ebeveyn araştırması, 7 Nisan 2026.
- Information Commissioner's Office, çocukların çevrim içi hizmetlerde korunmasına ilişkin açıklama, Haziran-Temmuz 2026.
- American Academy of Pediatrics, Aile Medya Planı ve Apple işbirliği, 8 Haziran 2026.
hakk tecellî eyleyince her işi âsân eder
halk eder esbâbını, bir lahzada ihsân eder
[hakk kudretini tecellî ettirirse her işi kolay kılar. bir işin olmasını murâd ederse sebepleri yaratır, bir anda o işi ihsân eder.]
Dijital teknolojiler zaman algımızı değiştiriyor. Bir mesaj anında görülsün ve cevaplansın istiyoruz.
24 saatlik haber döngüsü, anlık mesajlaşma ve canlı güncellemeler saf bir "anındalık" zamansallığı yaratıyor: Her şey şimdi olur, şimdi cevap bekler ve neredeyse anında unutulur. Bekleme, olgunlaşma ve sabır fikri kayıplara karışır. Sanki yalnızca anlık olan gerçektir.
Ancak bu dijital "şimdi", geçmişi ve geleceği tamamen yok etmez; onları şimdinin içine sıkıştırıp düzleştirir: Şimdi her şeyi yutar. Zaman o kadar düzleşmiştir ki haftalar ve aylar birbirini kovalarken biz sanki hep aynı anda kalmış gibiyizdir.
Zafer Duygu hocanın son kitabı Kur'an ve Tarih, Kur'an- Kerim'deki tarih perspektifini inceleyen değerli bir eser. Kitap bilhassa peygamber kıssalarına odaklanıyor ve belirli hadiselerin arka planını aydınlatmaya çalışıyor.
İstediğin bir şey olmadığında hemen isyan etmek yerine şu dört nimete odaklan:
1) Geçmişten bugüne kadar tükettiğin nimetler,
2) Şu an sahip olduğun nimetler,
3) Gelecekte sana verilecek nimetler,
4) İsteyip elde edemediğin ama sonradan bunun hayırlı olduğunu gördüğün nimetler.
Zaman “kullanılacak” bir kaynak değil, bizzat hayatın kendisidir. Zamanın içinde yaşarız. Hayatımız, dikkat ettiğimiz şeylerin toplamıdır. Ivır zıvırın onu çalmasına izin vermeyelim.
Vakit dar.
İSAM tarafından yayımlanan hakemli akademik yayın İslam Araştırmaları Dergisi’nin 56. sayısı yayımlandı.
1997’den bu yana yayımlanan ve 2001’den itibaren Ocak ve Temmuz aylarında yılda iki sayı olarak çıkarılan dergide; İslam ilimleri ile İslam kültür ve medeniyet tarihi alanlarında özgün araştırma makaleleri, araştırma notları, değerlendirme yazıları, kitap tanıtımları, sempozyum değerlendirmeleri ve vefeyat yazıları yer almaktadır.
Yeni sayımıza göz atmak için; https://t.co/lifrVzYCIB
Hayatın anlamı büyük başarılarda değil, 'ipe dizilmiş boncuklar gibi' biriktirdiğimiz küçük yoğunluk anlarında saklıdır : Sabah ışığının mutfak masasına düşüşü, bir dostla paylaşılan sessizlik, denizin kokusu.
Yani 'verimsiz' ama hayatı yaşanmaya değer kılan asıl anlarda.
"Allah bir kula;
1) Şükür kapısını açmışsa, nimetini arttıracak kapıyı ona kapatmaz.
2) Dua kapısını açmışsa, icabet kapısını ona kapatmaz.
3) Tövbe ve istiğfar kapısını açmışsa, bağışlama kapısını ona kapatmaz."
Hz. Ali (r.a.)
Biz açılmasını isteyeceğiz, Rabbimiz açacak!