Minguzzi Yasası (Çocuk Koruma Kanunu) TBMM’de kabul edildi ve kanunlaştı.
Türk milletine hayırlı olsun. 🇹🇷
Yasemin Minguzzi'nin kararlılığı hepimize örnek olsun.
Kararlı ve örgütlü olursak kötüler başaramaz.
Tanrı ülkemizi ve çocuklarımızı korusun. 🙏🏻
10 Ağustos 1920… Bundan tam 106 yıl önce bugün Sevr imzalandı.
Ancak Sevr’e giden yolu hatırlamak gerekir.
29 Ekim 1919’da İngiltere Başbakanı Lloyd George, zafer sarhoşluğu içinde “Türkiye’yi fethettik” diyor, İngiltere’nin Anadolu’yu “Türk’ün yıkıcı nüfuzundan” kurtardığını ilan ediyordu.
Ardından emperyalizmin ölüm fermanı geldi. 11 Mayıs 1920’de 433 maddelik Sevr Antlaşması Osmanlı Hükümeti’nin önüne konuldu.
18 Temmuz 1920’de Fransa Başbakanı Millerand Sultanı açıkça tehdit ediyor, antlaşmanın reddedilmesi halinde Türkiye’nin Avrupa’dan tamamen atılacağını söylüyordu.
Bu sırada galip devletler Yunan ordusuna Anadolu’nun içlerine ilerleme emri vermiş, Ege ve Marmara’nın önemli bölümü işgal edilmeye başlanmıştı.
Daha acısı, düşman yalnızca dışarıda değildi. Osmanlı Adalet Bakanı Ali Rüştü Efendi, Yunan saldırısının İstanbul Hükümeti’nin programına uygun olduğunu açıklıyor, Yunan ordusunun başarısı için dua ediyordu.
Hürriyet ve İtilaf çevreleri Sevr’in imzalanmasında sakınca görmüyor, Damat Ferit ise Anadolu’daki Milli Mücadele’yi bastırmaktan söz ediyordu.
Ve 22 Temmuz 1920… Yıldız Sarayı’nda Saltanat Şurası toplandı. Vahdettin, “Antlaşmayı kabul edenler ayağa kalksın” dedi. 43 kişilik şurada yalnızca Topçu Ferit Rıza Paşa oturdu, diğerleri ayağa kalktı.
İmparatorluğun parçalanmasına, Anadolu’nun paylaşılmasına ve Türk milletinin kendi vatanında esir edilmesine razı oldular.
10 Ağustos 1920’de Sevr imzalandı. Kâğıt üzerinde Türkiye parçalanmıştı. Emperyalizm hükmünü vermiş, İstanbul teslim olmuştu. Lloyd George’un dünyasında “Türkiye artık yoktu.”
Ancak hesaplamadıkları bir güç vardı: Anadolu’daki Türk milleti. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğinde ayağa kalkan millet, kendisine biçilen kefeni yırttı. Sevr’i savaş meydanlarında parçaladı, emperyalizmin haritasını çöpe attı ve üç yıl sonra Lozan’da bağımsız Türkiye’nin tapusunu aldı.
Bugün Sevr’in imzalanmasının 106. yıldönümü. Hala Türk değil Türkiyeliyim diyenelere hatırlamakta yarar var.
Tarih, emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileri tarafından kurgulanabilir, haritalar çizilebilir, antlaşmalar hazırlanabilir, hükümetler teslim alınabilir. Ancak o kurguyu pratiğe geçirecek ya da tarihin çöplüğüne atacak olan son güç millettir. 106 yıl önce Türk milleti tercihini yaptı. Sevr’i imzalayanlar tarihte unutuldu gitti. Sevr’i yırtanlar Cumhuriyet’i Türk kimliği ile kurarak tarihte sonsuza dek hatırlanacak onurlu yerlerini aldılar.
Cumhuriyet etnik kökene değil, ortak vatan, kader ve vatandaşlık bilincine dayanır. Türk milleti tektir, Türkiye Cumhuriyeti onun ortak devletidir. İkinci bir siyasi millet yaratacak her adım, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini ve geleceğimizi hedef alır.
Sevr, Batı için bir "Barış" antlaşmasıydı.
Türkler için ise bir ÖLÜM FERMANIYDI. Topraklarımız parçalanıp paylaşılıyordu.
Yırtıp attık.
Tam da "tesadüfen" Sevr'in yıldönümünde, PKK'lıların affedilmesini öngören yasa "Barış" olarak sunuluyor.
Peki öyle mi?
Tanrı ülkemizi korusun.
🇹🇷 Cihat Yaycı: Yakında Diyecekler ki: “Hepimiz Romalıyız!”
“Bakın, Ayvalık’a çok dikkat edin. Ayvalık’ta çok ciddi ve kapsamlı bir oyun oynanıyor.
Devletimizi ve ilgili kurumlarımızı bir kez daha uyarıyorum. Ayvalık’ta son derece yoğun faaliyetler yürütülüyor.
Fener Rum Kilisesi’nin en yoğun faaliyet alanlarından biri bugün Ayvalık’tır.
Ayvalık’ta Ortodoks Hristiyan nüfusu yok denecek kadar azdır. Belki beş, belki on kişiden ibarettir. Buna rağmen oradaki kilisenin yeniden açılması için yoğun çaba gösterilmektedir.
Midilli ile Ayvalık arasında sürekli geliş gidişler yaşanmaktadır.
ABD’de Başkan Trump’a haç vererek, ‘Konstantinopolis’i fethet.’ diyen metropolit vardı ya; işte o kişi, ABD’ye gitmeden önce Ayvalık Metropoliti olarak görev yapıyordu. Aslında böyle bir atama yapma yetkisi yoktu ama buna rağmen atandı.
Bu durum, devletimizin hukukuna aykırı bir faaliyettir. Bu, bir istihbarat ve casusluk faaliyetidir. Adeta casusluk üssü hâline getirilmiş bir yapıdan söz ediyoruz.
Beni de sürekli dolaylı ya da doğrudan tehdit ediyorlar. Çeşitli yollarla haber gönderiyor, televizyon ekranlarında beni mahkemeye vereceklerini söylüyorlar. Ben de diyorum ki; buyurun, sonuna kadar verin. Benim için bu ancak bir şeref vesilesidir.
Biz de Fener Rum Kilisesi’nin başpapazı hakkında; Anayasa’ya aykırı faaliyetlerde bulunduğu, İsviçre’deki toplantıya katıldığı, kendisini ‘Ekümenik’ ve ‘Yeni Roma Başpiskoposu’ unvanlarıyla tanıttığı gerekçeleriyle suç duyurusunda bulunduk.
‘Yeni Roma’ neresidir? Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ‘Yeni Roma’ diye bir yer mi vardır? Elbette yoktur. Bütün bunlar belirli bir projenin parçalarıdır.
‘Yeni Roma’ projesine dikkat edin. Yakın gelecekte, ‘Biz ne Türküz, ne Kürdüz, ne Ermeniyiz, ne Süryaniyiz; hepimiz Romalıyız.’ söylemini çok daha sık duymaya başlayabilirsiniz.
Bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin sadece seyretmesi değil, gerekli diplomatik ve hukuki adımları da kararlılıkla atması gerekmektedir.”
YAYININ TÜMÜNÜ İZLEMEK İÇİN👇
https://t.co/JHFO4Wph8t
@AYVALIKBELEDIYE@TC_Balikesir@ayvturkocagi@ayvalikturkes@ayvalikhaber@tontvmedya
⚠️Tüm enternasyonel haberler bu katliamı nasıl veriyor biliyor musunuz? "Katil Türk Vatandaşı" diye veriyor.
Oysa ki bu vahşi katliamı yapan, aşağıdaki ters kelepçeli görüntülerden anlayabileceğimiz üzere bir HIRT. Yani bize içerde ve dışarda zarar vermeye hızla devam ediyorlar.
Türk Kimlik markamızın tam ortasında hareketli bir sıçan Kürt ikonu var. Ama sen kardeşlik zırvasıyla bunu hoşgörmek zorundasın.
Öldürdüğü Rus vatandaşı kadın da Türk.
🎙️Soru: “Kürtçe ikinci resmi dil olmalı mı?”
🗣️ Fatih Erbakan:Bizim resmî dilimiz Türkçedir ve tektir. Bunun arkasından bir dil daha konulmasıyla çok büyük bir kaos oluşur.
Çünkü Zazaca var, Arapça var, Gürcüce var, Arnavutça var.
Türkiye’de çok sayıda dil konuşuluyor. O zaman hepsinin ortaya konulduğu ve bir kaosun oluşacağı bir ortam olur. O nedenle resmî dilimiz Türkçedir.
Türkler Hindistan'ı da Cezayir'i de Mısırı da Sırbistan'ı da yönetmiş büyük bir millet.
Bu kadar geniş bir coğrafyayı yönetmiş fatih bir millete mensup olmaktan utanacak değiliz.
Hintliler ile akraba olduğunuzu sizden elemanlar söylüyor, biz söylemedik bunu ilk olarak.
🇹🇷 Cihat Yaycı : “Millet” demek yetmez.
Bu milletin adı Türk Milletidir.
“Türk Milleti” demekten özellikle kaçınıp sadece “millet” demeyi tercih edenler, Cumhuriyet’in kurucu iradesinin kullandığı ortak milli kimliği görünmez kılmaya çalışmaktadır.
Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı; etnik kökene, ırka, dine, mezhebe, renge veya soya değil, ortak vatana ve ortak milli kimliğe dayanır.
Bu ortak kimliğin adı da bellidir: Türk Milleti.
Bunu söyleyemeyenlerin, Atatürkçülük ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi adına konuşmaları inandırıcı değildir.
‼️ Heybeliada Ruhban Okulu Bir Din Meselesi Değil; Mütekabiliyet ve Milli Egemenlik Meselesidir
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Lozan Barış Konferansı görüşmelerinde müftülük ile Patrikhane çok net biçimde karşılıklı eşit statüde ele alınmıştır.
Hem Kaklamanos hem de Venizelos, Lozan’da 1913 Atina Antlaşması’na atıfta bulunmuştur.
1913 Atina Antlaşması’na göre müftüler doğrudan Müslümanlar tarafından seçilir. Başmüftü de İstanbul’a bağlıdır. Bugünkü ifadeyle Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olması gerekir.
Müftüler sadece dinî konularla değil, Müslüman toplumun hukuku ve sosyal hayatıyla da ilgilenmektedir.
Lozan görüşmelerinde açıkça şu ifade edilmiştir: ‘Eğer Patrikhane buradan kaldırılacaksa, müftülüğün de bu haklarının kaldırılması gerekir.’
Patrikhane kaldı. Ancak Yunanistan yıllar sonra seçilmiş müftüleri yasaklayan kanunlar çıkardı.
Önce seçilmiş müftülerin seçilmesine, Müslümanların temsilcisi olmasına ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile bağlantılı olmasına müsaade edeceksiniz. İşte mütekabiliyet budur.
Sen küçük bir devlete dediğini yaptıramıyorsan büyük devlet değilsin.
Batı Trakya’da ‘Türk’ ismini kullanan dernekler kapatılıyor, kurucuları hapse atılıyor. Batı Trakya’da Türk yok deniliyor. Türkiye, bunlar düzeltilmeden Patrikhane’nin istediği hiçbir talebi kabul etmemelidir.
Amerikan Başkanı’nın, ‘Heybeliada Ruhban Okulu’nu açın.’ diyerek Türkiye’ye talimat vermesi kabul edilemez.
Daha geçtiğimiz hafta Yunanistan sekiz Türk ilkokulunu daha kapattı. Lozan döneminde 380 olan Türk okulunun sayısı bugün 76’ya düştü. Buna karşılık Türkiye’de öğrencisi olmayan azınlık okulları bile açık tutulmaktadır.
Burada 2 bin kişilik bile bir Rum cemaati yok. Batı Trakya’da ise en az 200 bin Türk yaşamaktadır.
Gökçeada’ya, Bozcaada’ya ve Ayvalık’a çok dikkat edin. Buralara yerleşmeleri için teşvik veriliyor. İstanbul’un Balat semtinde de dolaylı yollarla taşınmaz satın alıyorlar.
Türkiye’nin yapması gereken bellidir. Seçilmiş müftüler yeniden tanınmalıdır.
Eğer Heybeliada Ruhban Okulu açılacaksa, aynı statüde Gümülcine ve İskeçe’de İslami İlahiyat Fakülteleri açılmalıdır.
Ruhban Okulu hangi statüde açılıyorsa, Batı Trakya’daki ilahiyat fakülteleri de aynı statüde olmalıdır. Ayrıca imam hatip liseleri de açılmalıdır.
Allah aşkına Ruhban Okulu’nu açtırmayın. Açtırmak zorundaysanız da bu şartlar sağlanmadan açtırmayın.
Bu bir dinî ihtiyaç değildir. Dinî ihtiyacın ötesinde siyasi bir meseledir. Artık bunu herkes biliyor.
Kral çıplak.”
YAYININ TÜMÜNÜ İZLEMEK İÇİN👇
https://t.co/pTgq5IzYro
Bir ülkede 50 bin bebek kadın asker öğretmen katlediyorsun tarihte görülmemiş zararlar veriyorsun
Ama işin sonunda mecliste senin özgürlüğün konuşulurken sokaklarda ise yiğeninin düğünü yapılıyor
Evet doğru tahmin ettiniz bu ülke Türkiye
Kadın tecavüzcüsü ve PKK'ya yardımdan yatmış birinin sırf çözüm süreci var diye çocuklara eğitim vermesine nasıl müsade ediliyor?
Bu rezillik kabul edilemez.