OKULLAR AÇILIYOR…
Bugün milyonlarca çocuk okula dönüyor. Ancak Türkiye’de çocuklar yalnızca derslerine değil, yoksulluğun, eşitsizliğin ve şiddetin damga vurduğu piyasalaştırılmış bir eğitim sistemine de dönüyor.
AKP iktidarı devlet okullarını kendi kaderine terk etmiş durumda. Okulların en temel ihtiyaçları için dahi yeterli kaynak ayrılmıyor; sabun, tuvalet kâğıdı, temizlik malzemesi ve kırtasiye gibi ihtiyaçlar velilerin ellerine tutuşturulan listelerle karşılanmaya çalışılıyor.
Devletin sorumluluğu velilerin omuzlarına yükleniyor. Oysa çocuğun temiz bir tuvalete gidebilmesi, sağlıklı koşullarda eğitim görebilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması bir lütuf değil, haktır.
AKP iktidarı eğitimin kamusal niteliğini büyük bir hızla ortadan kaldırdı. AKP’li yıllarda devlet okullarındaki öğrenci sayısı yüzde 12 artarken özel okullardaki öğrenci sayısı yüzde 560 arttı.
Devlet okulları kaynak yetersizliğiyle baş başa bırakılırken eğitim sermaye için büyüyen bir pazar haline getirildi.
Eğitimdeki eşitsizlik, okul kapısından içeri giren yoksullukla daha da derinleşiyor. Çocuklar okula aç geliyor, beslenme çantaları boş kalıyor. Ailesinin gelir durumu, çocuğun eğitim olanaklarını belirliyor.
Hiçbir çocuk açlıkla ve yoksullukla mücadele ederek eğitim görmek zorunda değildir.
Okullarda yaşanan şiddet de bu tablodan bağımsız düşünülemez. Yoksulluğun, geleceksizliğin, eşitsizliğin ve toplumsal çürümenin büyüdüğü bir ülkede okulları bu gerçekliğin dışında tutamazsınız. Çocukları rekabetin ve sınav baskısının içine atıp şiddeti yalnızca güvenlik önlemleriyle çözemezsiniz.
Türkiye Komünist Partisi'nin çağrısı açıktır:
Eğitim piyasaya bırakılamaz.
Çocuklarımızın geleceği ailelerinin cüzdanına göre belirlenemez.
Devlet okullarının tüm ihtiyaçları kamu kaynaklarıyla karşılanmalı, velilerden bağış adı altında para toplanmasına son verilmelidir.
Her çocuğa ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği sağlanmalıdır. Hiçbir çocuk okula aç gitmemelidir.
Okulların temizlik, güvenlik, bakım ve personel ihtiyaçları kamu tarafından karşılanmalı; eğitim yeniden parasız, bilimsel, laik ve nitelikli bir kamusal hak olarak örgütlenmelidir. Biz çocuklarımızın yüzünün güldüğü bir ülke istiyoruz. Karnının tok, geleceğinin güvence altında olduğu; korkunun, endişenin ve yoksulluğun çocuklardan uzak olduğu bir ülke.
Böyle bir ülke mümkün ve biz böyle bir ülkeyi mutlaka kuracağız.
Türkiye'nin yaşadığı karşıdevrimci dönüşümden dünyada solun ve komünizmin geleceğine...
Kemal Okuyan, "Komünistliğin ne lüzumu olduğuna" dair soruları yanıtlıyor.
"Los fascistas no son como los hongos, que nacen así en una noche, no. Han sido los patronos los que han plantado los fascistas, los han querido, les han pagado (...)"
Genial esta escena de la película #Novecento de B. Bertolucci.
Un poco de historia sobre el origen del #fascismo
Emekçilerin kurtuluşu, eşit ve özgür bir dünya için TKP'nin 106. yaşı kutlu olsun!
Ji bo rizgariya karkeran û cîhaneke wekhev û azad, 106 saliya TKP'yê pîroz be!
Un 10 de Septiembre de 1931, Bruno Neri, futbolista italiano antifascista de la Fiorentina, se negó a hacer el saludo fascista en honor a Mussolini en la inauguración del estadio Giovanni Berta, delante del propio dictador.
Durante la dictadura de Mussolini, Neri fue miembro clandestino de los partisanos, llevando a cabo acciones de sabotaje y espionaje, en 1943, se alistaría al ejército de resistencia para combatir seriamente a Mussolini, combatió a los invasores nazis y a sus vasallos fascistas italianos, hasta caer en combate en julio de 1944.
Bruno Neri siempre en mi equipo, luchando contra el fascismo dentro y fuera del campo.