Tarihte Yazılmış En Etkili Kitaplar
1. ?
2. ?
3.🇬🇷 Devlet – Platon
4.🇬🇧 Türlerin Kökeni – Charles Darwin
5.🇬🇧 1984 – George Orwell
6.🇬🇧 Bütün Oyunları – William Shakespeare
7.🇮🇹 Prens – Niccolò Machiavelli
8.🇩🇪 Kapital – Karl Marx
9.🇺🇸 Mormon Kitabı – Joseph Smith Jr.
10.🇩🇪 Komünist Manifesto – Karl Marx & Friedrich Engels
11.🇬🇷 Odysseia – Homeros
12.🇨🇳 Tao Te Ching – Lao Tzu
13.🇮🇳 Upanişadlar – Anonim
14.🇬🇧 Hobbit – J. R. R. Tolkien
15.🇬🇷 İlyada / Odysseia – Homeros
16.🇷🇺 Savaş ve Barış – Lev Tolstoy
17. 🇬🇧 Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi – Mary Wollstonecraft
18.🇮🇹 Düşünceler – Marcus Aurelius (Roma İmparatoru)
19.🇩🇪 Saf Aklın Eleştirisi – Immanuel Kant
20.🇷🇺 Suç ve Ceza – Fyodor Dostoyevski
21.🇪🇸 Don Kişot – Miguel de Cervantes
22.🇩🇪🇺🇸 Görelilik: Özel ve Genel Teori – Albert Einstein
23.🇩🇪 Varlık ve Zaman – Martin Heidegger
24.🇫🇷 Candide (İyimserlik) – Voltaire
25.🇮🇹 İlahi Komedya – Dante Alighieri
26.🇩🇪 Böyle Buyurdu Zerdüşt – Friedrich Nietzsche
27.🇺🇸 Kozmos – Carl Sagan
28.🇺🇸 Sivil İtaatsizliğin Görevi Üzerine – Henry David Thoreau
29.🇺🇸 Atlas Vazgeçti – Ayn Rand
30.🏴 Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri (Principia) – Isaac Newton
Not: Bu liste, popülerlik ya da satış rakamlarından ziyade insan düşüncesi ve uygarlık üzerindeki dönüştürücü etkileri esas almaktadır. Dini metinler, kültürleri ve hukuk sistemlerini şekillendirmedeki küresel ve kalıcı rolleri nedeniyle üst sıralarda yer almaktadır.
Kaynak: Goodreads kullanıcı oylarıyla oluşturulan “Tarihin En Etkili 100 Kitabı” listesi.
Bu sıralama, topluluk oylamasına dayalı bir popülerlik sıralamasıdır; eserlerin yazarları tarafından belirlenmiş kronolojik bir düzen değildir.
BBC, 21. Yüzyılın en iyi dizisini bulmak için 43 ülkeden 206 eleştirmen, akademisyen ve gazeteci arasında anket yaptı.
İşte çıkan sonuçlara göre 21. yüzyılın en iyi 100 dizisi!
İnternete ödediğiniz paranın hakkını verecek 20 site. Kaydedin lazım olur.👇🏻
1. Have I Been Pwned
E-posta adresinizi yazarak herhangi bir veri sızıntısında yer alıp almadığını kontrol edebilirsiniz.
2. Temp Mail
Geçici e-posta adresleri oluşturarak kayıt gerektiren sitelere gerçek mailinizi vermeden giriş yapabilirsiniz.
3. Runway ML
Metinden video üretme, video düzenleme ve güçlü yapay zekâ araçları sunar.
4. 12ft Ladder
Bazı haber sitelerindeki ücretli içerikleri okumayı kolaylaştırır.
5. Photopea
Tarayıcıda Photoshop benzeri profesyonel düzenleme yapmanızı sağlar.
6. Unscreen
Videolardaki arka planı otomatik kaldırır (green screen gibi).
7. Cleanup. pictures
Fotoğraflardan istenmeyen nesneleri tek tıkla siler.
8. Futurepedia
Yüzlerce yapay zekâ aracını keşfedebileceğiniz dev bir liste.
9. Radio Garden
Dünya haritası üzerinden canlı radyo dinleyebilirsiniz.
10. PDF Drive
Milyonlarca ücretsiz PDF kitap ve dokümana erişim sağlar.
11. Archive. org
Kitap, film, eski web siteleri ve yazılımlar için dev arşiv.
12. TinyWow
PDF, video, görsel için yüzlerce ücretsiz araç sunar.
13. Ninite
Birden fazla programı tek seferde kurmanızı sağlar.
14. Alternativeto
Uygulamaların alternatiflerini bulmanızı sağlar.
15. Descript
Ses ve videoyu metin düzenler gibi düzenleyebilirsiniz.
16. Fast. com
İnternet hızınızı hızlıca ölçer.
17. CamelCamelCamel
Amazon fiyat geçmişlerini takip edebilirsiniz.
18. ScanWP
Bir sitenin WordPress altyapısını ve temasını analiz eder.
19. WindowSwap
Dünyadan rastgele pencere manzaraları izlersiniz.
20. EarthCam
Dünyanın farklı yerlerinden canlı kameraları izleyebilirsiniz.
90 YAŞINDA BİR BİLGEDEN 12 HAYAT DERSİ
1. Asla insanları kovalama — doğru olanlar seninle yürür, senden uzaklaşmaz.
2. Sen olduğun şeye dönüşürsün — standartlarını yükselt, yoksa yerinde sayarsın.
3. Ne kadar sessiz olursan, o kadar çok duyarsın — sessizlik iç sesini keskinleştirir.
4. O kadar derinden iyileş ki, tetikleyicilerin bile sıkılsın.
5. Eğer huzurunu etkiliyorsa, çok pahalıdır — uzaklaş.
6. Zaman gerçek servetindir — tükeniyormuş gibi harca.
7. Çoğu insan anlamak için dinlemez, cevap vermek için dinler — onlardan biri olma.
8. Asla aptallarla tartışma — seyirciler farkı ayırt edemez.
9. Egon haykırır, ruhun fısıldar — fısıltıyı takip et.
10. Bırak gitsin, yoksa sürüklenirsin — acı genellikle bağlanmakla başlar.
11. Dinlenmek tembellik değildir — ay bile bir gece kaybolur.
12. Kendini bulmazsın — dünyanın seni değiştirmeden önceki halini hatırlarsın.
Bir öğretmen okula balonlar getirmiş ve çoçuklara isimlerini yazıp şişirmelerini söylemiş.
Sonra koridora balonları karışık atmış ve çoçuklara 5 dakika vermiş kendi isimlerini bulmaları için. Vakit bitmiş ama kimse kendi balonunu bulamamış.
Sonra en yakın balonu alıp sahibini bulmalarını söylemiş ve 2 dakika bile sürmemiş ve herkesin balonu elinde.
Sonra öğretmen demiş ki: balonlar mutluluk gibidir, sadece kendin için ararsan bulamazsın, ama herkes birbirinin mutluluğu için uğrasırsa kendi mutluluğunu da bulur.
Bu fotoğraf, Cumhuriyet İlkokulu’nda 1987 yılına ait.
O zamanlar CİMER şikâyetleri yoktu.
O günlerde de benzer kanunlar vardı ama kimsenin aklına öğretmeni savcılığa şikâyet etmek gelmezdi.
Öğretmen, öğretmendi.
Kimse gelip öğretmene akıl vermeye kalkmazdı.
Veliler okul koridorlarında sık sık görünmezdi.
Hiçbir zaman öğretmene el kaldırılmazdı; aksine veliler öğretmenden çekinir, saygı gösterirdi.
Veli toplantıları, öğretmenle tartışma fırsatı olarak görülmezdi.
Çocuğu övülünce sevinen, eleştirilince üzülen ama gerekeni yapan veliler vardı.
Çocuğu eleştirildiğinde kimse “rencide oldum” demez, gerekli tedbirleri alırdı.
Hiçbir çocuğun çantasını anne babası taşımazdı.
Herkes okul kıyafetiyle gelirdi; eşofmanla okula gelmek ayıp sayılırdı.
Erkeklerin ve kızların saçları düzenli olurdu.
Erkek çocukların saçları “artistik” şekilde uzatılmazdı.
Kızların saçları uzunsa mutlaka örgü yapılırdı.
Öğretmenler video çekmez, işini yapardı.
Kantin yoktu; çoğu zaman sadece mütevazı bir simit bulunurdu, o da kısa sürede tükenirdi.
Her teneffüs abur cubur tüketen, bu yüzden taşkınlık yapan çocuklar yoktu.
Okulda kooperatif vardı; kalem, silgi gibi ihtiyaçlar uygun fiyata alınırdı.
Akıllı tahta yoktu ama üretken öğrenciler vardı.
Çocuklar resim yapar, el işiyle uğraşır, kendini geliştirirdi.
Dijital imkânlar yoktu ama öğrenciler ansiklopedi karıştırırdı.
Ödevler çıktı alınarak değil, el yazısıyla hazırlanırdı.
Karne, gerçekten karneydi.
Kimse karne gününden önce notunu öğrenemez, öğretmene hesap sormazdı.
Not istemek gibi bir davranış söz konusu bile değildi.
Notlar kolay verilmezdi.
Çocuğun başarısı neyse, notu da oydu.
Öğretmenler, “Çok zeki ama çalışmıyor” demek yerine hak edilen notu verirdi.
“Kaynaştırma”, “hiperaktif” ya da “BEP’li öğrenci” gibi etiketler yoktu.
Çocuk, çocuktu.
Yaramaz olana yaramaz denir, her şey psikolojik gerekçelere bağlanmazdı.
Akran zorbalığı bu kadar konuşulan bir kavram değildi; çünkü öğretmen otoritesi vardı.
Bu otorite kolay kolay aşılmaz, sorunlar büyümeden çözülürdü.
Rehber öğretmen yoktu ama rehberlik vardı.
Sınırlar belliydi ve her çocuk bunu bilirdi.
Günde 5 ders yapılırdı.
Okul saatleri gereksiz yere uzatılmazdı.
Dersler dolu dolu geçer, gerçekten faydalı bilgiler verilirdi.
Çocuklar okul bahçesinde koşar, saklambaç oynar, çelik çomak çevirir, misket oynar, “voltran kurardı.”
Bilgisayar, tablet ve telefon yoktu; zihinleri bunlarla meşgul edilmez, çocuklar daha sağlıklı büyürdü
Eskiden öğretmen sınıfa girdiğinde kalem yere düşse sesi duyulurdu; saygıdan düğme iliklenir, o emeğe hürmet edilirdi. Annemiz babamız “eti senin, kemiği benim” diyerek bizi öğretmene emanet ederken aslında karakterimizi inşa ediyordu.
Peki, şimdi ne hâle geldik?
Okullar eğitim yuvası olmaktan çıktı; veli yarışlarının ve egoların çarpıştığı bir podyuma dönüştü. Küçücük çocukların ellerine, parkta oynaması gereken yaşta telefonlar tutuşturuldu; çizgi film kahramanlarının yerini şiddet videoları, elinde silah tutan karakterler aldı. Kimin ne giydiğine, açık mı kapalı mı olduğuna takılmaktan; o kıyafetin içindeki ahlakı, edebi ve insanlığı savunmayı unuttuk.
Bizler büyüklerimizin karşısında edeple oturur, nezaketimizden ödün vermezdik; şimdi ise saygısızlığı “özgüven” zanneden, öğretmenine kafa tutan, anne babasına ses yükseltmeyi “birey olmak” sanan bir nesil yetişiyor. Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bir boşluğa düştük.
Acı olan şu ki: sorun sadece çocuklarda değil; o eski saygıyı, o eski anne-baba duruşunu koruyamayan bizlerde. Eski günlerin o naifliğini, o gerçek saygısını özleyen kaç kişiyiz?
Eğitimde Disiplin İçin Son Çağrı
Bu bir tercih meselesi değil, bir zorunluluktur.
Eğitimde disiplin ya yeniden inşa edilecek ya da kaybedilen her değer, katlanarak karşımıza çıkacaktır.
Yıllardır “çocuk üzülmesin”, “öğrenci kırılmasın”, “özgür olsun” diyerek kuralları gevşettik. Ama fark etmedik ki; kuralsız büyüyen bir nesil, sadece kendine değil, topluma da zarar verir hâle geliyor. Çünkü sınır görmeyen, sınır tanımaz.
Bugün öğretmenin sesi kısıksa, yarın toplumun vicdanı susar.
Bugün sınıfta düzen yoksa, yarın sokakta huzur olmaz.
Bu yüzden mesele sadece bir eğitim tartışması değildir.
Mesele, nasıl bir toplum istediğimizdir.
Biz;
Sorumluluk sahibi bireyler mi yetiştireceğiz,
Yoksa her istediğini hak sanan bir kalabalık mı?
Biz;
Öğretmenin sözünün kıymet gördüğü bir düzen mi kuracağız,
Yoksa otoritenin sürekli tartışıldığı bir karmaşa mı?
Artık karar verme zamanı.
Disiplin yönetmelikleri yeniden düzenlenmeli.
Sınıfta kalma, bir tehdit değil; ciddiyet göstergesi olarak geri gelmeli.
Öğretmen, yeniden sınıfın gerçek rehberi ve otoritesi olmalı.
Veli, eğitimin destekçisi olmalı; yön vereni değil.
Unutmayalım:
Eğitim, sadece bilgi vermek değildir.
Eğitim, insan yetiştirmektir.
Ve insan;
Sınırlarla büyür,
Sorumlulukla olgunlaşır,
Disiplinle şahsiyet kazanır.
Bu bir çağrıdır.
Geç kalınmadan duyulması gereken bir çağrı…
Çünkü bugün okulda kaybedilen her şey,
yarın toplumda karşımıza çıkar.
Yakup Güneş
Şımarık veliler ve onların şımarık çocukları
Öğrencilik yıllarımda öğretmen tek otorite sayılırdı. Bizden önce “eti senin kemiği benim”, diyerek velilerin çocuklarını öğretmenlerine teslim ettiği bir vakıaydı. Bu anlayışı her ne kadar onaylamıyor olsam da, eğiticiye verilen hakların günümüzde giderek azaltılmış olmasını da kaygıyla izliyorum.
Öğretmen, sınıf ortamında eğitimi planlayan ve belirlenen hedeflere ulaştıran bir rehberdir. Bunu başarıyla icra edebilmesi de ancak öğretmen yetiştiren kurumlarda verilecek eğitimin çağın koşullarına uygun olmasına, öğretmenlerin en az doktor, avukat, mühendis gibi meslek gruplarının seçiminde gösterilen titizliğe uygun olarak seçilmesine bağlıdır.
Gelelim günümüze, özel okullardan devlet okullarına kadar okul aile işbirliği adı altında yeni bir süreçle karşı karşıyayız. Çocuğumun anaokulunda yıllar önce bir veli toplantısı olmuştu. Okul yönetimi velilerin görüşlerini alıyor ve oylama yaptırıyordu. Öyle ipe sapa gelmez konular konuşulmaya başlandı ki, yönetim toplantıyı yönetemez hale geldi. Elimi kaldırdım ve söz istedim. Okul yönetimine, bu alanın uzmanı sizlersiniz. Bizim fikrimizi eğitim-öğretim konusunda alamaz ve oylama da yapamazsınız, dedim. Siz karar verirsiniz, biz uygularız. diyerek konuşmamı sonlandırdım. Neticede okul yönetimi, benden aldığı cesaretle son noktayı koymuş oldu. Bunun örnekleri, devlet okullarında ve özel okullarda fazlasıyla mevcut. Ünlü bir eğitim kurumunun müdiresiyle sohbet ederken, çağın gereklerine göre veli-aile işbirliği eğitimde önemli bir halkadır, deyiverdi. Ben de evet ama, eğitim-öğretime müdahale edilmeyecekse, öğretmen özgür olabilecekse katılıyorum. Diğer müdahaleleri onaylamıyorum, dedim. Bazen bir şeyler modaya dönüşüyor. Eğitimin ticari bir metaya dönüşmesi ve devlet okullarının da siyasileşmesi sonucu ok yaydan çıkıyor. Özel okullarda velileri üzmemek, onların gönlünü hoş tutmak, veliyi (müşteriyi) kaybetmemek adına “evetçi” bir yönetim tercih ediliyor. Devlet okullarında da idareyle ters düşmemek, velilerin gazabından korunabilmek adına susuluyor, doğrular yerine yanlışlar tercih nedeni oluyor. Okul aile birlikleri de biraz egosantrik birliklere dönüşerek gerçek işlevinin dışına çıkıyor. Neticede öğretmen yalnızlaşmış, veliler ise; öğretmenin önüne geçmiş durumdadır. Öğretmen bu durumu nasıl aşabilir, diye soracak olursanız ekmeğinin derdinde olan öğretmene pek bir çıkış yolu bulunmamaktadır.
Öğretmen, öğrencisini iyi tanıyorsa ve onu iyi yetiştiriyorsa, velilerin ona müdahale hakkı yoktur. Şımarık veliler, çocuklarının eksik yönlerinin müsebbibini öğretmenler olarak görüyor ve onlara adeta mobbing uyguluyor. Buna birileri dur demelidir. Madem kimse demiyor, biz veliler dur, diyelim ve öğretmenlerimizi özgür bırakalım. Müdahale eden velilere de hadlerini bildirelim. Uğur Mumcu’nun dediği gibi : “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.” Maşallah ülkemizde hiç kitap okumadan, o alanda uzman olmadan öylesine çok fikir sahipleri var ki, eğitimin geleceği için o dilli düdükleri artık susturmak gerekiyor. Haydi ama!
Kâmil Sönmez
Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik.
Şeyma Çekici
#çocuk #eğitim #aile #anne #baba
Çocuğunuz;
– Varsın, bir çivi bile çakamasın…ama,
dersleri iyi olsun.
– Varsın, omuzlarda cenaze taşıyanlara bön bön baksın…ama, matematiği düzgün olsun.
– Varsın, evin çalan telefonuna cevap veremesin…ama, notları yüksek olsun.
– Varsın, eve gelen misafirlerinizle üç kelime konuşamasın…ama, fen lisesine gitmiş olsun.
– Varsın, ağlayan bir çocuk görünce ona gülsün…ama, sınıfın birincisi olsun.
– Varsın,kendisinin fazladan harçlığı olduğu halde; kantinden simit alamayan çocuklarla alay etsin…ama, öğretmenlerinin gözdesi olsun.
– Varsın, başını okşayıp hatırını soran bir yetişkine dönüp; “ Ya siz nasılsınız efendim…” diyemesin…ama, yabancı dili mükemmel olsun.
– Varsın, oyun arkadaşları olmasın…ama, sınavlarda “on” çeksin.
– Varsın;
– Taziye nedir,bilmesin,
– Başın sağ olsun ne demek, anlamasın,
– Geçmiş olsun kime denir,niçin denir, haberi olmasın,
– Uğurlar olsun, ne anlama gelir farkında olmasın,
– Ama… karneleri süper olsun.
– Evet…varsın, tek dostu olmasın…ama, iyi gelir getiren bir mesleği olsun…öyle mi…
Bu çocuğu bu hale nasıl mı getirdiniz:
– Bandı üç ay geriye sararak, çocuğunuzla “nelerden ibaret” olan iletişiminizi dinlemek ister misiniz;
– “Oğlum, çıkar üstünü-başını…doğru derslerinin başına…
– Kızım, öğrenemedin gitti şu işi…hafta içi sokak-mokak yasak…
– Ne gezmesi…sen önce ödevlerini bitir.
– Oyun mu…gelmeyeyim yanına…
– Geçen dönemin berbat karnesini unuttuğumu sanma…
– Birazdan tek tek bakacağım ödevlerine…
– Yavrum, bıktım ama her akşam ders çalış demekten…
– Şu odanın hali ne küçük bey…
– Hayır efendim…siz de ana-baba olunca her akşam bol bol televizyon izlersiniz…
– Haftaya veli toplantısı var biliyorsun değil mi küçük hanım…
– Çocuklar…kesin şamatayı da elime sopa almayayım…
• Çocuğunuzla bilmem ama,bu tarzınızla kimseyle iletişim kuramazsınız.
• Mesela, çocuğunuz hakkında şunları hiç merak ettiniz mi:
– Elinin neye yatkın olduğunu,
– Gönlünün neler arzuladığını,
– Dilinin neye uyumlu olduğunu,
– Gözlerinin zevkini,
– Hangi oyunlardan hoşlandığını,
– Neleri “merak” ettiğini,
– Arkadaşları ile en çok hangi oyunları oynadıklarını,
– Hangi oyunlarda başarılı olduğunu,
– Futbolla ilgisini, basketle arasını, satrançla havasını…hiç merak ettiniz mi acaba.
– Bisiklet sürmeyi öğrenip öğrenmediğini,
– Resim dersiyle ilgisini,
– Müzikle arasını…hiç mi sormadınız…
• Öyleyse çocuğunuzla:
– Ayağı yere basan bir iletişim kuramazsınız.
– Her sözünüze tepkili olması,
– Lafı ağzınıza tıkaması,
– Bazen de sizi terslemesi,
– Hayallerinizin suya düşmesi…hep bundandır…canım kardeşim.
Prof Dr; Üstün DÖKMEN
Sadi Şirazi’den 30 Değerli Söz:
“Gayesiz yaşayanlar, nasipsiz kalırlar.”
“Hepiniz kendi ayıplarınızın hamalısınız. Başkalarının kusurlarını taşımayınız.”
“Kişiye hatası söylenmezse, kabahatini hüner zanneder.”
“Çocuklarımızı kuzu gibi büyütmeyelim ki, ileride koyun gibi güdülmesinler.”
“Fedakârım diye görünmeyin. İyilik edin, görünmeyin.”
“Denize açılma demiyorum. Açılacaksan tufana bile katlan diyorum.”
“Kendi ekmeğini yiyip oturmak, altın kemer bağlayıp bir kişinin karşısında ayakta durmaktan iyidir.”
“Düşmanın en büyük hilesi, dostluğudur.”
“Elalemi ayıplarla anan bir kimsenin, senden de teşekkürle bahsedeceğini zannetme.”
“Ahmağa nasihat edip ders anlatmaya çalışan, kendisi nasihate muhtaçtır.”
“İnsanın ruhunu iki şey karartır: Susulacak yerde konuşmak ve konuşulacak yerde susmak.”
“Ne kadar bilirsen bil, bilmediğin haddince, bence hiçsin.”
“Taht ve taç geçicidir. Hiç gönüllere girdin mi?”
“Kendi halinde olmak güzeldir. Bu kadar hal bilmezin arasında.”
“Soru: Cahil olman değil, kendini âlim sanman.”
“Olgun bir adam dost edinmek istersen eleştir; basit bir adam dost edinmek istersen methet.”
“Ne kadar okursan oku; bilgine yakışır şekilde davranmıyorsan cahilsin demektir.”
“Ermindekileri bağışlamasını bilmeyenler, bir gün bu insanların affına muhtaç olurlar.”
“Kişi bu, alçak dünyaya tenezzül etti mi, bala kapılmış sineğe döner.”
“Her ormanı boş sanma; belki de kuytuluklarında bir kaplan uyuyordur.”
“Gönlünün perişan olmasını istemiyorsan, perişan olanları gönlünden çıkarma.”
“İnsanlarla münasebetin ateşle münasebet gibi olsun. Çok uzaklaşırsan donarsın; çok yaklaşırsan yanarsın.”
“Övdüğünü, tesir etmeyeceğini bildiğin bir kimseye verme ey ahmak! Elinden dizgin kaçırmış olan zavallıya ‘oğlum yavaş sür’ denmez.”
“Tahammül sana önce zehir gibi görünür, fakat tabiatına kök salınca bal kesilir.”
“Kendisinden fazlasıyla iyilik gördüğün kimseye fenalık etmen insanlık değildir.”
“Kendi ahlakını düşmanından dinle; dostun gözünde her yaptığın iyidir.”
“Kötü insan başkasının üzüntüsü ile rahatlayandır.”
“Ne etrafını kıracak kadar sert ne de karşındakilere cesaret verecek kadar yumuşak ol.”
“Doğru söyleyip zincire vurulmak, yalan söyleyerek zincirden kurtulmaktan iyidir.”
“İnsan dilini tutup konuşmadıkça, ayıbı da hüneri de gizli kalır.”
Sadi Şirazi
İLK FIRSATTA SOLUĞU CİMER’DE, BİMER’DE ALAN VELİLER İÇİN;
Ben de bir VELİ ŞİKÂYET HATTI istiyorum.
Soracaklarım:
Çocuğunuza neden banyo yaptırmıyorsunuz?
Çocuğunuzun beslenmesine neden özen göstermiyorsunuz, her gün neden çikolatalı ekmek koyuyorsunuz?
Çocuğunuzun tırnaklarını neden kesmiyorsunuz?
Çocuğunuzun defter ve kitapları hâlâ neden kaplanmamış?
Veli toplantılarına neden katılmıyorsunuz?
Çocuğunuz ateşliyken, burnu akıyorken neden okula gönderdiniz?
Çocuğunuzla neden yeterince ilgilenmiyorsunuz?
Çocuğunuz bu kadar küfrü nereden öğrendi?
Çocuğunuza yetişkinlere yönelik televizyon dizilerini neden izletiyorsunuz?
Çocuğunuza şiddet içeren bilgisayar oyunlarını neden oynatıyorsunuz?
Çocuğunuzla neden oyun oynamıyorsunuz?
Çocuğunuza neden kitap okumuyorsunuz?
Çocuğunuzun arkadaşlarını neden tanımıyorsunuz?
Çocuğunuzun gözlerinin bozuk olduğunu neden fark etmediniz?
Çocuğunuza tuvalet alışkanlığını neden kazandırmadınız?
Çocuğunuzun kırtasiye ihtiyaçlarını neden karşılamadınız?
Çocuğunuzu neden dövdünüz?
Bu çocuk sizin çocuğunuz mu, yoksa benim mi?
Birbirinizden boşandınız, çocuğun ne suçu var?
En kıymetlinizi bize emanet ettiniz; o hâlde neden onların yanında öğretmenler hakkında dedikodu yapıp hakaret ederek moralimizi bozuyorsunuz?
“Çocukların sözlerden çok iyi örneklere ihtiyacı vardır.” sözünün gereğini neden yerine getirmiyorsunuz?
Sevgili Veli;
Elinizdeki cep telefonu ekranından gözlerinizi kaldırın ve etrafınıza bir bakın.
Sanal ortamda sevgilinize sarılıp dostunuza darılacağınıza, klavye mücahidi olup vatan kurtaracağınıza; evladınıza sarılın, eşinize sarılın… Öğretmenin gırtlağına sarılmadan önce.
Anne olun.
Baba olun.
Veli olun.
İyi insan olun.
Öğretmenlerin maalesef sahibi yok.
“Hakikat, hayatın öğretmenidir.”
Erhan Ziya SANCAR
Eğitimci — Yazar