🕊️ Peace in the Balkans 2026
Peace begins with dialogue. Cooperation builds our shared future.
On 26 October 2026, the International Solidarity Council (ISC) will convene in Tirana to advance peace, dialogue and cooperation across the Balkans.
Through the Balkan Forum, we aim to strengthen solidarity and build lasting bridges between communities.
📍 Tirana International Hotel & Conference Centre
📅 26 October 2026 | Tirana, Albania
Building Peace. Strengthening Dialogue.
#ISC #BalkanForum #PeaceInTheBalkans #Tirana2026 #Dialogue #Cooperation
Nusaybin–Kamışlı sınır hattında, terör örgütü YPG yandaşları tarafından Türk bayrağımızın indirilmesi ve ayaklar altına alınması, kabul edilemez bir provokasyon ve açık bir saygısızlıktır. Bu alçak eylem, yalnızca aziz bayrağımıza değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğine, milletimizin onuruna ve ortak değerlerine yapılmış bir saldırıdır.
Türk bayrağı; şehitlerimizin kanıyla anlam kazanmış, bağımsızlığımızın ve birliğimizin sembolüdür. Ona uzanan her el, milletin tamamını karşısında bulur. Bayrağımızın yerine asılan sözde semboller, ne hukuki ne de ahlaki bir meşruiyete sahiptir.
Bu tür provokatif girişimler, bölgeyi istikrarsızlaştırmayı ve kin tohumları ekmeyi amaçlamaktadır. Ancak herkes bilmelidir ki, Türk milleti bu oyunlara gelmez, bayrağına, devletine ve vatanına her şartta sahip çıkar.
Bu çirkin saldırıyı en güçlü şekilde kınıyor; sorumluların uluslararası hukuk ve meşru yollar çerçevesinde hesap vermesini temenni ediyoruz.
Bayrağımız da, irademiz de asla indirilemez.
#TürkBayrağı
#BayrağımaDokunma
#AyYıldız
#Türkiye
#Vatan
Aziz de eden O’dur, zelil de eden O…
O dilemedikçe ne yaprak titrer
ne de kader bir adım yürür.
Ey nefs!
Yokluk âleminde kendini var mı sandın?
Sen ki çamurdan geldin,
rahmetle yoğruldun,
arındırıldın, pak kılındın.
İzzeti kendindenmi Bildin ?
Türkiye siyasetinin, edebiyatının ve sinemasının değerli ismi Sırrı Süreyya Önder’in vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Hayatı boyunca düşünce özgürlüğünü, adaleti ve halkların kardeşliğini savunan duruşuyla gönüllerde iz bırakan Sayın Önder, sadece bir siyasetçi değil; aynı zamanda vicdanı, kalemi ve yüreğiyle toplumun sesi olmuştur.
Kendisine Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Hatırası, mücadele azmi ve eserleriyle daima yaşayacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin Olağanüstü Kurultayı Üzerine
Bugün gerçekleştirilen Cumhuriyet Halk Partisi'nin olağanüstü kurultayı, sadece partinin değil, aynı zamanda ülkemizin demokratik geleceği adına da önemli bir dönüm noktasıdır. Cumhuriyetimizin kurucu iradesini temsil eden CHP, köklü geçmişi ve toplumsal sorumluluğuyla her zaman Türkiye’nin yarınlarına yön vermiştir.
Kurultay süreci, sadece bir liderlik ya da kadro değişimini değil; aynı zamanda partinin politik vizyonunun, topluma sunacağı yeni umutların ve halkla kuracağı bağın da yeniden şekillenmesini beraberinde getirecektir. Demokrasiye olan inancımızla, CHP’de yaşanan bu dönüşümün, Türkiye’nin daha aydınlık yarınları adına güçlü adımlar atılmasına vesile olmasını diliyoruz.
Bu vesileyle, kurultay sonucunda belirlenecek olan yeni Genel Başkan'a ve tüm yönetim kadrosuna şimdiden başarılar diliyorum. Sorumluluğu büyük, yolu zorlu ama bir o kadar da onurlu bu görevde; birlik, adalet ve halkın sesiyle hareket edeceklerine inancım tamdır.
Türkiye’nin değişime, ortak akla ve çözüm odaklı siyasete her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğu bu dönemde, CHP’nin yeni vizyonla güçlü bir şekilde yoluna devam etmesini temenni ediyorum.
#CHPKurultay #chpdelege #chp
21-24 Temmuz 2025 tarihleri arasında Best Diplomats Switzerland zirvesi için Cenevre’de olacağız. Bu prestijli platformda Türkiye’yi temsilen yer almaktan büyük onur duyuyorum. Dünyanın dört bir yanından 200 genç liderle birlikte diplomasiye yön verecek, küresel sorunları ele alacak ve uluslararası ilişkilerin geleceğini şekillendireceğiz.
From July 21st to 24th, 2025, we will be in Geneva for the Best Diplomats Switzerland summit. I am truly honored to represent Türkiye at this prestigious platform. Together with 200 young leaders from around the world, we will engage in diplomacy, address global challenges, and shape the future of international relations.
Join us in our mission to empower the diplomats of tomorrow and take a step together toward a more peaceful, just, and sustainable world.
#BestDiplomats #UnitedMations #UN #modelunitednations #mun #ayimun #awmun #youth #youthleader #youthpower #identitycrisis #diversity #munconference #conferenceingeneva #conferenceinswitzerland #internationalrelations #internationalmun #internationalconference #futureleadersmun #arabyouthmun #worldyouthmun #asiaworldmun #africaworldmun
“Erdoğan istifa etti”
dediler, bir an dünya güzelleşti sandım… kuşlar şarkı söyledi, ekonomi düzelmeye başladı, adalet geri geldi... Meğer 1 Nisan’mış. Lan bu kadar zalim şaka mı olur?”
"Birlik, beraberlik ve paylaşma duygularının pekiştiği bu mübarek Ramazan Bayramı’nın; ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa sağlık, huzur ve mutluluk getirmesini temenni ederiz. Ramazan Bayramınız kutlu olsun."
"Bin aydan daha hayırlı olan bu mübarek gecede, dualarımız barış, huzur ve kardeşlik için olsun. Kadir Gecesi’nin bereketi, milletimize birlik, dünyamıza barış ve insanlığa huzur getirmesini temenni ediyorum. Dualarınız kabul, gönülleriniz ferah olsun. Kadir Geceniz mübarek olsun!"
"Türkiye’nin iç işlerine dışarıdan müdahale edilmesini asla kabul etmiyoruz! Erdoğan’ı gönderecek olan varsa, bu sadece ve sadece Türkiye milletleridir. Siz ve sizin gibiler, bu tür söylemlerle aslında Erdoğan’a destek veriyorsunuz. Türk halkının kendi geleceğini belirleme iradesine saygı duyun!"
Erdogan’in kabinesi karar vermeli- istifa edip Ozgurlesmis Türkiye ye hizmet edecek veya Erdogan la ya hapise ya da surgune gidecek. #Turkiye@RTErdogan
Sevgili ağabeyim Ali Sabiha Gökçen’in yazısını okudum. Her zamanki gibi çok haklı… AKP iktidardan gidince ülke nefes alacak, adalet gerçekten tesis edilecek, hukukun üstünlüğü sağlanacak. Ancak şunu da unutmamak gerekiyor: Bu, sadece AKP’nin gitmesiyle olacak bir şey değil. Mevcut muhalefetle bu dönüşümün mümkün olup olmadığı büyük bir soru işareti.
Son 20 yılda iktidarın yarattığı yıkım ortada. Ekonomik kriz, liyakatsiz kadrolar, hukuksuzluk, adaletsizlik ve toplumsal kutuplaşma... AKP gittiğinde bu mirasın da temizlenmesi gerekecek. Ama bunu kim yapacak? Muhalefetin bugüne kadar sergilediği dağınıklık ve beceriksizlik ortada. 2023 seçim sürecinde yaşanan hatalar, kişisel çıkarların memleketin önüne konulması ve halkın umutlarının boşa çıkarılması hâlâ hafızalarda taze.
Gerçek değişim için sadece iktidarın değişmesi yetmez, zihniyetin de değişmesi gerekir. Gerçek adalet, sadece bir partinin tabelasında yazan süslü bir kelime olmaktan çıkmalı, toplumun her kesimi için uygulanmalı. Liyakat esas alınmalı, hukuk bağımsız olmalı, ekonomi rantçılara değil halka hizmet etmeli. Bunu sağlayacak olan, halkın gerçek iradesidir.
Bu yüzden mesele sadece AKP’nin gitmesi değil, yerine neyin geleceğidir. Eğer mevcut muhalefet de halkın taleplerini göz ardı eder, eski düzenin devamı gibi hareket ederse, değişen sadece tabelalar olur ama düzen aynı kalır. Bu da halkın en büyük hayal kırıklığı olur.
Asıl mesele, halkın yeni bir düzeni talep etmesi ve bu düzeni inşa edecek güvenilir, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim istemesidir. Sadece iktidarın gitmesi yetmez, yerine gerçekten halkın çıkarlarını savunacak bir yönetimin gelmesi şarttır.
Mansur Yavaş’ın bu sözleri, son derece sorunlu ve tehlikeli bir söylem içeriyor. Öncelikle, Nevruz’un Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde kutlanan kültürel ve tarihi bir bayram olduğunu unutmamak gerekir. Doğuda yapılan kutlamalara yönelik olarak kullanılan "paçavra olan bayraklar" ifadesi, toplumun belirli kesimlerini hedef alan dışlayıcı ve kışkırtıcı bir dil barındırıyor. Bayrak, bir topluluk için kimlik ve aidiyet sembolüdür; dolayısıyla bu tür söylemler, toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir.
Ayrıca, devletin bir bölgesinde polislerin insanlara nasıl yaklaştığını eleştirirken, başka bir bölgedeki güvenlik politikalarıyla kıyaslama yapmak da ayrımcı bir yaklaşımı besleyebilir. Kamu otoritelerinin hukuk çerçevesinde eşit muamele etmesi gerektiğini savunmak elbette meşru bir taleptir, ancak bunu yaparken kullanılan dilin birleştirici olması gerekir.
Türkiye’nin geleceğini inşa etmeye çalışan siyasetçilerin, ayrıştırıcı ve nefret söylemine varabilecek üsluptan uzak durması gerekir. Hele ki Mansur Yavaş gibi geniş kesimlerden oy almayı başaran bir siyasetçinin, farklı toplumsal grupları ötekileştirmeyen, kapsayıcı bir dil kullanması beklenir. Bu tür açıklamalar, toplumsal barışa zarar vermekten başka bir işe yaramaz.
Ahmet Hoca’ya olan saygımız baki, ancak bu yazısındaki bazı noktaları eleştirmek istiyorum. Türkiye’nin kritik süreçlerinde birtakım provokasyonların yaşandığı bir gerçek. Ancak her toplumsal hareketi tek bir merkezin yönlendirdiğini varsaymak, meseleyi yeterince derinlemesine analiz etmemek anlamına gelebilir.
Örneğin, Avrupa Birliği süreci, Kıbrıs meselesi veya terörle mücadele gibi konular, sadece iç dinamiklerle değil, uluslararası aktörlerin de müdahil olduğu karmaşık süreçlerdir. Tarihsel gelişmeleri tek bir sebebe indirgemek yerine, daha geniş bir perspektiften bakmak gerekir.
Ayrıca, halkın tepkisini tamamen yönlendirilmiş olarak görmek, insanların kendi iradesiyle verdiği tepkileri göz ardı etmek olur. Türkiye'nin güçlü bir devlet olarak bu tür süreçleri doğru yönetmesi, hem içerideki birlikteliği sağlaması hem de dış politikada tutarlı bir duruş sergilemesiyle mümkündür.
Sonuç olarak, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında olmak, süreci daha sağduyulu değerlendirmeye engel olmamalıdır. Eleştirel bakış açısı, dostluk ve vatanseverlikle çelişmez; aksine, daha sağlam bir geleceğe katkı sunar. Ahmet Hoca’nın düşüncelerine her zaman kıymet veriyorum, ancak bu yazısında daha dengeli bir bakış açısının faydalı olacağını düşünüyorum.
Bu açıklamalar, yıllardır duyduğumuz ama sahada karşılığını göremediğimiz söylemlerden ibaret. Terörün bitmesini gerçekten isteyen bir iktidar, sadece söylemle değil, somut adımlarla ilerler. Ancak görüyoruz ki bu tür açıklamalar genellikle seçim dönemlerinde ya da siyasi rant sağlanmak istendiğinde gündeme geliyor.
Eğer gerçekten samimi olunsaydı:
1. Şeffaf bir süreç yürütülür, halkın tamamı bilgilendirilirdi.
2. Siyasi ve toplumsal çözüm yolları güçlendirilir, sadece güvenlik politikalarıyla yetinilmezdi.
3. Kürt halkının demokratik hakları konusunda adımlar atılır, sürekli kriminalize edilmezlerdi.
4. Meclis çatısı altında diyalog ortamı oluşturulur, çözüm sürecinin tüm taraflarıyla sağlıklı bir ilişki kurulurdu.
Ama görüyoruz ki iktidar bir yandan "çözüm" söylemleri kullanırken, diğer yandan kutuplaştırıcı, dışlayıcı ve baskıcı politikalarla süreci baltalıyor. Bu da samimiyet konusundaki soru işaretlerini artırıyor.
Türkiye’nin gerçekten terörden arınmış, barış içinde bir geleceğe ulaşması için içi boş açıklamalar değil, güven veren, tutarlı ve kapsayıcı politikalar gerekiyor. Ama ne yazık ki bugüne kadar izlenen yol, çözümden çok sorunun devamını sağlıyor gibi görünüyor.
Bizi terörsüz Türkiye hedefimize biraz daha yaklaştıracak, 40 yıllık meseleye son noktayı koyacak yeni bir sürecin içindeyiz.
Son adım, Kürt kardeşlerimizle birlikte vatandaşlarımızın tamamının canına, huzuruna, refahına ket vuran bölücü örgütün feshi ve silahlarının teslimidir.
Şayet bu gerçekleşirse Türkiye 40 yıllık bir musibetten suhuletle kurtulma imkânına kavuşacaktır.
Aksi olursa biz zaten önemli mesafe katettiğimiz terörü kaynağında yok etme stratejimizi kısa sürede nihayete erdirmeye bakarız.
Temennimiz hem örgütün hem de ona müzahir kesimlerin geçmişte olduğu gibi akıl ve izan dışı tavırlara yönelip bu tarihî fırsatı heba etmemeleridir.
Bu gelişme, ülkemizle birlikte Irak ve Suriye başta olmak üzere bölgemizin tamamında bir rahatlamaya, istikrarın güçlenmesine vesile olacaktır.
Terörün karanlık gölgesi siyasetin üzerinden çekildikçe inşallah sözün gücü artacak, siyasetin demokratik alanı daha da genişleyecektir.
Biz iktidar ve ittifak olarak Türkiye’yi 40 yıllık kamburundan kurtarma noktasında hem kararlıyız hem de samimiyiz.
Karşımızdakilerden de aynı hasbi, harbi ve yapıcı yaklaşımı bekliyoruz.
Bu sabah gerçekleştirilen operasyon, Türkiye’de hukukun artık tamamen iktidarın sopası haline geldiğinin kanıtıdır. Ekrem İmamoğlu ve diğer muhalif isimlere yapılan bu saldırı, siyasi rekabeti sandıkta kazanamayanların hukuku silah olarak kullanma çabasıdır. Bu, açık bir sivil darbedir!
Bu operasyonlar, demokrasinin ve adaletin can çekiştiğini gösteriyor. İktidar, muhalefeti sindirmek ve halkın iradesini yok saymak için her türlü kirli yöntemi devreye sokuyor. Seçimle elde edilemeyen bir zaferi, yargıyı ve kolluk kuvvetlerini kullanarak gasp etmeye çalışıyorlar. Türkiye, bir hukuk devleti olmaktan çıkıp, bir parti devletine dönüşüyor.
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali, onun seçimlerdeki gücünü kırmak için üretilmiş uydurma bir skandaldır. Bunun hukukla, adaletle ilgisi yoktur; tamamen siyasi mühendisliktir. Aynı şekilde, gazeteciler ve muhalif iş insanlarına yönelik gözaltılar, basın özgürlüğünü ve ekonomik bağımsızlığı ortadan kaldırmayı hedefleyen bir sindirme operasyonudur.
Bu baskılar sadece İmamoğlu’na değil, ona oy veren milyonlarca insana da yapılmıştır. İktidar, halkın iradesini yok sayarak, seçmenin doğrudan iradesine saldırmaktadır. Bu, halkın iradesine darbedir!
Bu tür antidemokratik ve hukuksuz uygulamalara karşı sessiz kalınırsa, Türkiye tamamen otoriter bir rejime sürüklenecektir. Halkın iradesine ipotek koymaya çalışanlara karşı direnmek, her yurttaşın görevidir. Demokrasi sandıkta kazanılır, mahkeme oyunlarıyla değil!
#HukukDeğilDarbedir
#İmamoğlunaDokunma
#DemokrasiyeDarbe
#SiyasiKumpasıTanımıyoruz
#AdaletİçinDiren
#SandıktaKaybedenler
#HukukKatliamı
#DikDurEğilme
#HalkınİradesineSaygı
#PartiDevletiİstemiyoruz
#KayyımZihniyetineHayır
#İstanbulunSeçilmişi
#ÖzgürlükEngellenemez
#HukukSopaDeğildir
#DarbeGirişimi
#SeçilmişlereSaldırı
#SandıktaBitenHikaye
#YargıBağımsızOlsun
#HukuksuzluğaSon
#TürkiyeSusturulamaz
“Hayatta en pahalı şey zamandır. Kaybettiğin parayı yerine koyabilirsin, ama boşa harcadığın zamanı asla geri getiremezsin. O yüzden kiminle konuştuğuna, neyin peşinde koştuğuna ve neye emek verdiğine dikkat et. Çünkü yanlış insanlara ve gereksiz şeylere harcanan zaman, hayatından çalınan en büyük servettir.”