Bir ağacın dalından, bir çiçeğin tozundan, bir kuşun kanadından, bir mezarın taşından, dünyanın dönüşünden, serçenin ötüşünden, cananın gülüşünden. @ErdalTurna9
HANİ KARDEŞTİK
Hani kardeştik
Yollarımız aynı umuda varan
Uçurumdan düşene el uzatan
Küsmeyen, kırmayan ve kırılmayan
Yıllar geçse bile ayrılmayan
El ele diz dize omuz omuza
Ne de çok düşkündük onurumuza
Söz-Müzik Düzenleme
Erdal Turna
https://t.co/RUPfKG8PKe @YouTube
GEÇMEYEN GEÇMİŞ
O geceden bu yana yıllar geçti. Geçti, ama gece hâlâ orada duruyor. Acılar taze hâlâ. Kapandı sanılan yaralar kâh bir haberle kâh bir isimle kâh bir yıldönümüyle yeniden açılıyor. Acının kendisini değiştiremiyoruz, ama neye dönüştüreceğimizi seçebiliriz.
*****
Bir koku yeter bazen insana. Islak toprak, yanık odun, demlenmiş çay. Ya da avluyu kuşatan hanımeliler.
Bazen bir korku. Yüzüne çarpar gibi kapatılan demir kapı. “Kanatlı kapının demir sürgüsü.”
Bazen de bir keder. Mezara savrulan birkaç kürek toprak, onsuz günler, hüzünlü geceler, dinmeyen sızılar.
Geçmeyen… bir türlü geçemeyen geçmiş.
Yıllar öncesine ait olup, izinsiz geri dönen, önümüze serilen, geleceğimize uzanan anlar. Hatırlamak istemesek de gelip bizi bulan, zihnimizi kavuran, kalbimizi yoran dakikalar. Daha dün gibi deriz, oysa aradan kim bilir kaç yaz geçmiştir.
Geçmiş dediğimiz şeyin gerçekten geçtiğine kimse içten içe emin değil. Takvim ilerliyor, saçlar ağarıyor, çocuklar büyüyor. Bir yanımız orada, o eski günde, hâlâ nöbette. Kimi acılar zamanla soluyor. Kimi acılar ise yıllar geçtikçe berraklaşıyor, sanki dün yaşanmış gibi keskinleşiyor. Uzak ufuklarda yakın acılar. Coğrafya değişse de dil değişse de o acı yanı başımızda oturmaya devam ediyor.
Elemleri lezzete dönüştüren iksiri bulamayacak mıyız?
Unutmak için elimizden geleni yapıyoruz. Meşgul oluyoruz. Taşınıyoruz. Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir dil. Üstünü örtüyoruz unutmak istediklerimizin, gülüyoruz hatta. Bir süre işe yarıyor belki. Sonra hiç beklenmedik bir anda, market kuyruğunda ya da bir tren peronunda, bir yüz, bir ezgi, bir tarih dönüp geliyor. Anlıyoruz ki kaçış yok. Unutmak, en fazla ertelemek anlamına geliyor.
Geçmeyen kimi geçmişler yalnız kendimize ait olarak kalbimizin bir köşesinde kanayıp duruyor. Bir ölüm, bir ayrılık, haykırılamadan kalmış bir söz, edilememiş bir veda, söylenememiş bir sevgi sözcüğü. Kimi geçmişler ise ne bir odaya ne de bir kalbe sığmıyor, bütün bir memlekete yayılıyor. Aynı yılı, aynı geceyi, aynı sabahı yüz binlerce insan aynı anda yaşıyor. Acı, kişisel olmaktan çıkıyor, ortak bir hafızaya dönüşüyor.
Evet, insanlık bazı zaman dilimlerini asırlarca taşır. Bir Kerbela, bir sürgün, bir kıyım, bir savaş… Üstünden yüzyıllar geçse de o zaman dilimi, o gece, o an her yıl yeniden yaşanır, her nesle yeniden anlatılır.
Bir yaz gecesi yaşandı. Sıcaktı. Sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Kapılar çalındı, valizler toplandı, isimler listelere geçti. Kimi adliye koridorlarında sıra bekledi. Kimi bir uçağın camından memleketin ışıklarına son kez baktı ya da bir nehrin sularıyla konuşarak vedasını fısıldadı. Görüş günleri, camın arkasından tutulamayan eller, uzaktan büyüdüğüne şahit olunan çocuklar. O anları, o acıları yaşayanlar için takvim ikiye bölündü. Öncesi ve sonrası.
O geceden bu yana yıllar geçti. Geçti, ama gece hâlâ orada duruyor. Acılar taze hâlâ. Kapandı sanılan yaralar kâh bir haberle kâh bir isimle kâh bir yıldönümüyle yeniden açılıyor. Kimimiz için geçmiş, süresi bir türlü dolmayan bir pasaport. Geçmeyen geçmiş, bir hâl olarak içimizde. Nefes alıp veren, bizimle sofraya oturan, bizimle uykuya yatan bir hâl.
Bir yerden sonra teslim olmak rahatlatıyor. Geçmişin geçmeyeceği anlayışına teslim olmak. Elbette yenilmek anlamına gelmiyor bu. Ruhu dinginleştiren bir sığınak. Öyle anlaşılıyor ki bu geçmiş bizden gitmeyecek. Peşimizi bırakmayacak. Öyleyse onunla nasıl yaşanacağını öğrenmemiz gerekiyor. Zira yükü sırtımızdan atmaya çalıştıkça daha bir ağırlaşıyor ve daha bir yoruyor. Kucakladığımızda ise, tuhaftır, hafifliyor. Taşımak, ondan kurtulmaya çalışmaktan daha kolay.
Peki elemleri lezzete çeviren iksire sahip olabilecek miyiz?
Acıyı paylaşmak, ona bir ad vermek, onu bir sözün, bir sesin, bir satırın, bir görüntünün içine yerleştirmek. Yalnız başına taşınan yük insanı ezer. Ortak taşınan yük bir bağa dönüşür. Aynı geceyi yaşamış birinin gözlerine baktığında kelimeye gerek kalmaz. O bakıştan, kan bağından öte bir akrabalık yayılır etrafa.
Geçmişi anlatmak, arkadan gelenlere bir kök bırakmaktır. Yaşadıklarımızı suskunluğa gömmek hiçbir işe yaramayacak. Anlattığımızda bir dala, bir tomurcuğa dönüşecek. Acının kendisini değiştiremiyoruz, ama neye dönüştüreceğimizi seçebiliriz. İksir, işte bu seçimde saklı.
Akşam oluyor. Ankara’da, Bonn’da ya da bir başka şehirde, fark etmiyor. Sofra kuruluyor, çocuklar bir şeyler soruyor, mutfaktan içli bir türkü yayılıyor ortama. O gece hâlâ burada. Onunla yaşamayı öğreneceğiz. Pencere kenarında, memleketten tâ uzaklara taşınmış bir avuç topraklı fide, kısa boylu, inatçı, yeşil. Kökleri vatan toprağında dalları dünyaya uzanıyor. Duvardaki çerçevede neşeli bir çocuk. Her gece doğduğu odada uykuya dalıyor ve her sabah başka bir ülkenin geleceğinde aydınlık bir güne uyanıyor.
Geçmiş hiçbir zaman geçmeyecek. Her daim bizimle beraber olacak. Onun hangi kapılardan girip hangilerinden girmeyeceğine ise biz karar vereceğiz.
Hesaplaşmak mı? O ayrı bir fasıl.
https://t.co/killm9jpkV
Gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de
Aykırı anlamlar arayıp durma
güz biter sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur cellat olur her gece
#AhmetTelli
Yeni şarkımız, Aşık Kuloğlu'nun "Dedikleri Gerçek İmiş" şiiri için.
Âlemde doğru dost yoktur
Dedikleri gerçek imiş
Kulunu saklayan Hak'tır
Dedikleri gerçek imiş.
Kuloğlu der ömür geçer
Kalmasın âlemde nâçar
Dünya sana konan göçer
Dedikleri gerçek imiş.
https://t.co/0MI46m6lps
ZİFİNLER ÇİÇEK AÇSIN
Karadeniz uzaktan,
Uzaktan gel gel eder.
Sevdan büyür içimde
Büyür içimde keder.
Taş yola düşer izim,
Yağmur ince mi ince.
Köy aynı köy uzaktan,
Diz çöktüm düşününce.
Upuzun bir patika,
Yüreğimde dolanır
Sisli dağ başlarında
Eski günler uyanır.
Islanır çay bahçesi,
Sis yayılır yamaca.
Kapıya çıkmaz annem,
Dumansız kaldı baca.
Babam talaş kokardı,
Otururdu mindere.
Memleket dediğim yer
Ne bir dağdır ne dere.
Sisli yamaç yüreğim
Söz değmez gözyaşıma.
Ben köyüme dönmedim,
Döndüm çocuk yaşıma.
Şimdi her rüzgâr bana
Onun sesini taşır.
Köy yerindedir ama
Ayaklarım dolaşır.
Ben yine de dönerim,
Dönerim bir sabaha.
Zifinler çiçek açsın,
Bekleyelim az daha.
Erdal Turna
Şarının tamamı Kadim Kuşlar YouTube kanalımızda👇
ANNE SEN GİDERKEN
Anne sen giderken esen o rüzgâr
Dolanıp duruyor bugün çehremde.
Eski evin serinliğiyle yağmur
Bir şeyler söylüyor penceremde.
Hayal değil, sanki bir dua idi
Usulca dokundu avuçlarıma.
Ben sustukça büyüdü de o rüzgâr
Anne, ellerin değdi saçlarıma...
Boynuna sarılıp düşerken yola,
Dua ederdin ya, yine, n’olursun
Başımı okşayıp desen bir daha:
Allah’ın duası üstüne olsun.
Sandım çay demlenmiş, sofra kurulmuş,
Annem yan odadan çıkıp gelecek.
Bahçenin gül kokan serinliğiyle
Bana bakıp yine gülümseyecek.
Geçen zaman içimde hep canlanır,
Hatıran dallanır, büyür de büyür.
Gurbetin yükünü duymam sanırken
Bahçemde, baharda yaprak dökülür.
Boynuna sarılıp düşerken yola,
Dua ederdin ya, yine, n’olursun
Başımı okşayıp desen bir daha:
Allah’ın duası üstüne olsun.
https://t.co/jNEqrqObql @YouTube
Çocukların ağlamadığı bir dünya için...
🎼🎶
Bir çocuk ağlıyor
Ve yağmur küsüyor
Hayat dargın bize
Acı çekmiyoruz.
Sevmiyoruz sevmeyi
Âşık değiliz aşka
Acıyı bilmiyoruz
“Annem öldü”den başka
Korku sayhalaşmadan
Ve ölüm yaklaşmadan
Hayatı sevmiyoruz.
https://t.co/agg0PygE38
Erdem Bayazıt'ın "Bulmak" şiirine, "Ölüm Bize Ne Uzak" adıyla bir beste hazırladık. Şarkının tamamı Kadim Kuşlar YouTube kanalımızda.
🎼🎶
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.
https://t.co/YtnienyZY5
Erdem Bayazıt'ın "Bulmak" şiirine, "Ölüm Bize Ne Uzak" adıyla bir beste hazırladık. Şarkının tamamı Kadim Kuşlar YouTube kanalımızda.
🎼🎶
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.
https://t.co/YtnienyZY5
Yapay Zekâ Metinlerini Ele Veren İkili Cümle Kalıpları
Ama, Fakat, Ancak, Çünkü, Her ne kadar, Gerçi…ama, hem…hem, Ve belki de…, …değil;…, Aslında, Genel olarak, Peki ya…?, Asıl soru şu:…, Sonuç olarak...
ve diğerleri...👇
https://t.co/YPXinFgrc0
Ana yurdum ağlama
Yine de döner bahara kış
Ana yurdum ağlama
Geriye döner göçmen kuşun
Saramadım annemin yüzünü
İçimi hala yakar o sızı
Oğullarını bekle nazlı yurdum
Düşeceğiz yollarına
Kucağımızda defne dallarıyla
Bıraktığımız gibi bekle bizi
Bıraktığımız, bıraktığımız gibi bekle bizi...
...
Söz: İbrahim Karaca
Müzik: Anonim
Suno Düzenleme: Erdal Turna
Yapay zekâ bazı fiilleri özellikle çok sever. Çünkü bu fiiller, cümleye yön, hız ve amaç hissi verir. Keşfetmek, derinleşmek, dönüştürmek, anlamlandırmak gibi fiiller, henüz hiçbir şey söylenmeden bile okurda bir beklenti yaratır.
Bu konuyu ele aldım.
https://t.co/SWlhrcvewo
Yapay Zekâ Metinlerini Ele Veren İşaretler (1- Metaforlar)
Bir metni okurken “Bu biraz yapay zekâ kokuyor” diye içimizde tereddüt oluşturan şey nedir?
Cümleler arasına serpiştirilmiş tekrarlar, tanıdık gelen ritimler, fark edilmeden yerleşmiş imgeler...
https://t.co/qprPDVcNQP
Ortak dil havuzunu milyonlarca kez tarayan yapay zekâ, nasıl bir dil kuruyor?
Neden yapay zekâ metinleri, konu değişse bile aynı tatta, aynı kıvamda yazılıyor?
Serinin üçüncü yazısı👇
https://t.co/VBw8TRO7jt
İbrâhim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
Güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
İbrâhim
güneşi evime sokan kim?
Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
Buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
İbrâhim
gönlümü put sanıp da kıran kim.
Şiir: Asaf Halet Çelebi
Müzik Düzenleme: Erdal Turna
https://t.co/krPVdYFeKk @YouTube
Yapay zekâ, yazarların cümlelerini mi taklit ediyor?
İnsan yazısı ile yapay zekâ dilinin kesiştiği yerler nelerdir?
Buyrun, yapay zekâ yazarlığı serimize devam edelim.
https://t.co/e3uh5BQ2HW
Bir metnin yapay zekâ tarafından yazıldığını nasıl anlarız?
Yapay zekâ yazısının emareleri, bir yazarın da sıkça başvurduğu kalıpları işaret ediyor.
O halde klişe yapay zekâ cümleleri gerçekte kime ait?
Bu konuyu bir kaç yazı boyunca ele alacağım.
https://t.co/lfufb9oRRg
Ahmet Muhip Dıranas’ın Olvido şiirinden yola çıkarak bestelediğimiz bu çalışmayı dinlerken şiirin ruhunu kendi duygularınızla buluşturmanız dileğiyle. Şarkının tamamı YouTube kanalımızda.
https://t.co/YBY6U2StVF