“Çiftçiyi değil, ithalatı destekleyen bir tarım politikası uygulanıyor.”
Parti Sözcümüz @lutfullahonder, açıklanan hububat alım fiyatlarını ve iktidarın tarım politikalarını değerlendirdi.
• Açıklanan fiyatlar çiftçiyi enflasyon karşısında ezdiriyor.
• Çiftçi üretse de kazanamıyor, birçok durumda zarar ediyor.
• Yanlış politikalar nedeniyle tarlalar boş kalıyor, üretici üretimden vazgeçiyor.
• Türkiye buğdayda ve birçok tarım ürününde ithalata mahkum hale getirildi.
• Tarım stratejik bir sektördür, millî güvenlik meselesidir.
• BTP iktidarında çiftçiye avans, alım garantisi ve ücretsiz sigorta desteği verilecek.
• Zenginlere değil, üreten çiftçiye garanti vereceğiz.
• Bu kadar verimli topraklara sahip bir ülkenin tarım ürünü ithal etmesi büyük bir başarısızlıktır.
Parti sözcümüzün dikkat çeken açıklamaları videomuzda.
12 yıl önce tarihimizin en acı felaketlerinden birini yaşadık.
Manisa Soma’da kömür madeninde çıkan yangın sonucu 301 madencimizi kaybettik. Elim facianın yıl dönümünde hayatını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum.
Soma faciası aslında Türkiye’nin acı bir fotoğrafıdır. Özelleştirmeler, denetimsizlik, milletin kaynaklarının yandaşa ve yabancıya peşkeş çekilmesi ve ardından gelen toplu ölümler…
Ne yazık ki Soma’dan İliç’e, Zonguldak’tan diğer maden facialarına kadar aynı ihmalleri, aynı anlayışı görmeye devam ediyoruz.
İnsanlarımız kendi memleketindeki madenlerde ucuz iş gücü olarak çalıştırılıyor, gerekli denetimler yapılmadığı için hayatlarını kaybediyor.
Üstelik tüm bunlar karşısında “Bu işin fıtratında var” anlayışıyla yapılan açıklamalar milletimizin vicdanını daha da yaralıyor.
Hayır! Bu işin fıtratında ihmâl, denetimsizlik ve ucuz ölümler yoktur.
Eğer siz bu milletin madenlerini peşkeş çekmek yerine modern, güvenli ve milli bir anlayışla işletirseniz; ne insanlarımız yerin metrelerce altında can verir ne de bu ülkenin kaynakları başkalarının çıkarına teslim edilir.
Ancak mevcut zihniyet üretmeyi değil satmayı, korumayı değil devretmeyi esas alıyor. Bu yüzden yeni Somalar yaşanmaması için çözümün adresi, sorunun kaynağı olan anlayış olamaz.
Bağımsız Türkiye Partisi olarak biz, Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli doğrultusunda; madenlerin devlet-millet ortaklığıyla işletildiği, insan hayatının kârdan üstün tutulduğu milli bir sistemi savunuyoruz.
Temennimiz; bir daha hiçbir ocağa ateş düşmemesi, hiçbir evladın babasız, hiçbir annenin gözyaşı içinde kalmaması ve ülkemizin yeni Soma acıları yaşamamasıdır.
Bu kaçıncı çuvallama!
Merkez Bankası’nın enflasyon hesapları her zaman olduğu gibi yine tutmadı. TÜİK’in tartışmalı rakamları bile gerçeği gizlemeye yetmedi.
Şaşırdık mı? Elbette hayır!
Merkez Bankası, yıl sonu için yüzde 16 olarak açıkladığı enflasyon hedefini, yılın daha 5. ayında yüzde 24’e çıkardı. Yani 5 ayda yüzde 50’lik yanılma payı!
Üstelik henüz yılın yarısına bile gelmedik. Bu tablo, açıklanan yeni hedefin de tutmayacağını açıkça göstermektedir.
Durum gerçekten vahimdir!
Asgari ücrete, emekliye ve memura yüzde 16 hedef enflasyona göre zam yapan anlayış, şimdi çıkıp “Yeni hedef yüzde 24” diyor.
Önce hedefi düşük açıklayıp vatandaşın maaşını baskıla, sonra hedefi yukarı çek! Bunun adı en hafif tabiriyle milletle alay etmektir.
Bugün milyonlarca insan ağır bir geçim mücadelesi verirken iktidar hâlâ hamasetle, algıyla ve gündem operasyonlarıyla günü kurtarmaya çalışıyor.
Ancak gerçek ortadadır: Türk milleti sistematik bir fakirleştirme politikasıyla karşı karşıyadır.
Artık görev aziz milletimizedir. Türk milleti bu makûs gidişata sandıkta dur demelidir.
Türkiye’nin acilen gerçekçi, milli ve üretim odaklı bir çözüme ihtiyacı vardır. Bu çözümün adı ise Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli’dir.
Milli Ekonomi Modeli’ni parti programı yapan Bağımsız Türkiye Partisi, milletimizin önündeki gerçek çıkış yoludur.
Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz ve heyetini Genel Merkezimizde ağırladık.
Yaptıkları kıymetli çalışmalar ve nazik ziyaretlerinden ötürü teşekkür ederim, başarılarının devamını dilerim.
İl Başkanları toplantımızı Ankara’da gerçekleştirdik.
Yeni dönem çalışmalarımızı planladık.
Güçlü teşkilat yapımızı daha da güçlendirerek büyüyoruz. Çalışmalarda büyük bir özveri ortaya koyan tüm il başkanlarımızı tebrik ediyorum.
İstikbal biziz, biz geleceğiz!
Ülkemin cennet köşelerinden Bandırma'da Balıkesir'li annelerimiz ile buluştuk ve Bağımsız Türkiye sevdası ile el ele, kol kola, geleceğimize sahip çıkmak için çalışmaya söz verdik.
@huseyinbas_BTP ile #Varbihayalimiz
2025-2026 sezonu Türkiye Süper Ligi’nde şampiyonluğa ulaşan Galatasaray’ı tebrik ediyor, bu büyük başarıda emeği bulunan futbolcuları, teknik heyeti ve tüm Galatasaray taraftarlarını kutluyorum.
#Galatasaray
Bugün dünya, yalnızca bölgesel krizlerin değil, küresel güç mücadelesinin de en sert, en kritik dönemlerinden birini yaşamaktadır.
ABD ile İran arasında yaşanan çatışma ve perde arkasındaki pazarlıklar, aslında yeni dünya düzeninin nasıl şekilleneceğini açıkça göstermektedir. Çünkü mesele yalnızca İran meselesi değildir. Mesele; enerji yolları, petro-dolar sistemi ve küresel hâkimiyet mücadelesidir.
Uzun yıllardır dünyayı dolar üzerinden kontrol eden Amerikan sistemi artık ciddi şekilde sarsılıyor. Çin’in ekonomik yükselişi, Rusya’nın artan etkisi, BRICS ülkelerinin genişlemesi ve milli paralarla ticaretin yaygınlaşması ABD merkezli düzeni zayıflatıyor.
Gelinen noktada İran; Çin ve Rusya ile kurduğu ilişkiler nedeniyle bu yeni güç denkleminde çok kritik bir yerde duruyor. Bu nedenle bugün yaşanan süreç sadece bir Ortadoğu gerilimi değil, küresel güç merkezleri arasındaki büyük paylaşım mücadelesidir.
İsrail güdümündeki ABD ise eski gücünü koruyabilmek adına daha sert ve daha saldırgan politikalar izliyor. Çünkü artık dünyanın tek patronu olmadığını görüyor. NATO içindeki çatlaklar, Avrupa’nın yeni arayışları ve doların alternatiflerinin konuşulması bunun en açık göstergeleridir.
Dünya yeni bir güç dengesine doğru ilerlerken Türkiye’nin nasıl bir yol izleyeceği de hayati önem taşımaktadır.
Bugün ülkemiz, ya yıllardır sürdürülen Batı merkezli ekonomik anlayışlara mahkûm olmaya devam edecek ya da kendi milli tezleriyle yeni dönemin güçlü aktörlerinden biri olacaktır.
Çünkü bugün görüyoruz ki liberal ekonomi modeli artık insanlığa refah üretmiyor. Türkiye’de milyonlarca insan çalıştığı halde yoksullaşıyor, üretim düşüyor, gelir adaletsizliği büyüyor. Bunun adı ekonomik kriz değil, yanlış sistem krizidir.
Bu nedenle Milli Ekonomi Modeli bugün her zamankinden daha büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir. Devletin ekonomide güçlü ve otorite olduğu, milli kaynakların millet yararına kullanıldığı, milletin alım gücü ve refahının arttığı, milli kalkınmanın esas alındığı bir anlayış, artık yalnızca Türkiye için değil, dünya için de önemli bir çıkış yolu haline gelmiştir.
Türkiye’nin tarihi misyonu başkalarının projelerine eklemlenmek değil; kendi medeniyet perspektifiyle adalet merkezli yeni bir yol ortaya koymaktır.
Ve bu noktada en önemli görev şüphesiz yine yüce Türk milletinin olacaktır.
İnanıyoruz ki bu kritik süreçte ülkemizin geleceğini emperyal baskılar ve oyunlar değil, milletimizin bu gerçekleri görüp buna göre tavır alması belirleyecektir.
TÜİK sansürlü enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre Nisan ayında Türkiye’nin yıllık enflasyonu yüzde 32,37’ye yükseldi.
Bu rakam için ‘sansürlü’ diyoruz; çünkü çarşıya, pazara bakan herkes gerçek tabloyu açıkça görüyor. Zaten bunu görmeye de gerek yok, hepimiz bu tabloyu bizzat yaşıyoruz.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyondaki artışı jeopolitik gelişmelere bağlıyor. Daha önce de benzer şekilde Rusya–Ukrayna Savaşı gerekçe gösterilmişti.
Oysa gerçek çok açık: Türkiye’deki enflasyonu jeopolitik gelişmelerle açıklamak mümkün değildir. Nitekim yaklaşık 4,5 yıldır savaş hâlinde olan Rusya’da enflasyon yüzde 5,90, Ukrayna’da ise yüzde 7,90 seviyesindedir.
Peki nasıl oluyor da Türkiye’deki enflasyon bu ülkelerden kat kat fazla?
Çünkü Türkiye’deki enflasyon, uzun yıllardır sürdürülen sistematik bir fakirleştirme politikasının sonucudur. Fabrikalar satıldı, üretim zayıflatıldı, ithalata dayalı bir yapı oluşturuldu ve bugün ortaya çıkan tablo budur.
Türk halkı açlık ve sefaletle karşı karşıyadır. Üstelik mevcut veriler, şartların daha da ağırlaşacağını göstermektedir.
İktidarın yıl sonu için belirlediği yüzde 16’lık enflasyon hedefi, yılın henüz dördüncü ayında fiilen iki katına çıkmıştır. Bu anlayışla farklı bir sonucun ortaya çıkması zaten mümkün değildir.
Artık Türk milleti bir karar vermek zorundadır: Ya bu çözümsüzlük girdabında sürüklenmeye devam edeceğiz ya da gerçek çözüme yöneleceğiz.
Çözüm vardır.
Çözümün adı Millî Ekonomi Modeli’dir.
Ülke kaynaklarının belli kesimlere aktarılması yerine, devlet ve millet yararına kullanıldığı bu model, Türk milletinin beklediği gerçek çıkış yoludur.”
Birleşmek sözde değil özde olmalı. Toplum değişim istiyorsa, tüm dünya bunun emarelerini somut bir biçimde görmeli.
Parti Sözcümüz Lütfullah Önder’in açıklamaları önemli 👇
Gerçekleştirmiş olduğumuz başkanlık divanı toplantımızda son dönemde hız kazandırdığımız üye çalışmalarımızı değerlendirdik.
100 bin üye hedefimize emin adımlarla ilerliyoruz.
Sizi de aramıza bekliyoruz…