Yeni siyasi oluşuma başarılar diliyoruz.
"Bu partiyi kurmamızı halk istedi." sözü, halkın isterse siyasete yön verebildiğini gösteriyor.
Dileğimiz, bu anlayışın kuruluşla sınırlı kalmaması; partinin her aşamasında katılımcı demokrasinin yaşatılmasıdır.
Demokrasi, halkın yalnızca oy verdiği değil; yönetime sürekli katıldığı zaman güçlenir.
Kadın Partisi olarak, halkın yönetime katılımını, şeffaflığı ve hesap verebilirliği güçlendirecek her demokratik adıma ilkesel destek vermeye devam edeceğiz.
Yeni siyasi oluşumun yolu açık olsun.
#YeniParti #Değişim #KadinPartisi #OzgürÖzel
Bu görsel doğrumudur, düzenlenmişmidir bilmiyoruz.
Ancak;
Eğer bu ilan gerçekse, konu derhal Sağlık Bakanlığı tarafından açıklığa kavuşturulmalıdır.
Kadın sünneti, Dünya Sağlık Örgütü tarafından insan hakları ihlali olarak tanımlanan bir uygulamadır.
DSÖ ayrıca sağlık çalışanlarının bu uygulamayı yapmasını ("medicalization") da kesin olarak reddeder.
Türkiye'de böyle bir hizmetin reklamının yapıldığı iddiası kamu vicdanını derinden yaralamaktadır. Toplumun doğru bilgi alma hakkı vardır. Yetkili kurumları acilen açıklama yapmaya ve gerekli incelemeyi başlatmaya davet ediyoruz.
SANDIK DEMOKRASİ İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR!
Bir gün oy veriyoruz.
Sonra dört-beş yıl susmamız bekleniyor.
Adına da "demokrasi" deniyor.
Hayır!
Demokrasi, halkın sadece temsil edilmesi değil; yönetime sürekli katılmasıdır.
Denetlenmeyen iktidar güçlenir.
Denetlenemeyen güç yozlaşır.
Bedelini ise daima halk öder.
Türkiye'nin ihtiyacı olan,
Halkın yönetime her gün katıldığı yeni bir demokrasi düzenidir.
Sözde, kararda, denetimde halka ait olmalıdır.
Çünkü egemenlik, seçim günü değil; her gün milletindir.
NATO, insanlığa barış değil; savaş, silahlanma ve kutuplaşma getiren bir askeri ittifaktır.
Soğuk Savaş sona ereli onlarca yıl oldu. Ancak dünya daha huzurlu bir yer hâline gelmedi. Aksine, savaşlar büyüdü, milyonlarca insan yerinden edildi, kentler yıkıldı, kadınlar, çocuklar ve siviller en ağır bedeli ödedi.
Buna rağmen insanlığa yine aynı reçete sunuluyor: Daha fazla silah, daha fazla askeri harcama, daha fazla gerilim...
Biz bu anlayışı reddediyoruz.
İnsanlığın geleceği silah tekellerinin kâr hesaplarına teslim edilemez. Halkların vergileri ölüm üreten savaş ekonomisine değil; eğitime, sağlığa, bilime, çevreye, üretime ve sosyal adalete ayrılmalıdır.
Bugün dünyayı bekleyen en büyük tehditler açlık, yoksulluk, iklim krizi ve eşitsizliktir. Bu sorunların hiçbiri savaş uçaklarıyla, füzelerle ve askeri bloklarla çözülemez.
Kadın Partisi olarak, NATO'nun temsil ettiği güvenlik anlayışının dünyaya barış getirmediğini düşünüyoruz. Güvenliğin yolu silahlanmadan değil; hukukun üstünlüğünden, uluslararası iş birliğinden, diplomatik çözümden ve halkların eşitliğinden geçmektedir.
Bu nedenle NATO'nun varlığının uluslararası toplum tarafından yeniden sorgulanması gerektiğini savunuyoruz. Türkiye'nin NATO üyeliğinin de ulusal egemenlik, demokratik denetim ve dış politika hedefleri çerçevesinde halkın katılımıyla yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Bizim tercihimiz savaş blokları değil, barış bloklarıdır.
Bizim tercihimiz silah değil, yaşamdır.
Bizim tercihimiz güç siyaseti değil, insanlık siyasetidir.
Çünkü hiçbir ülkenin güvenliği, başka halkların acısı üzerine kurulamaz.
Yaşasın barış!
#NatoyaHayır, #YaşasınDünyaBarışı
Bugün susturulan bir komedyen değildir; ifade özgürlüğüdür, demokrasidir, hukuktur.
İktidarlar eleştiriden, mizahtan ve farklı düşüncelerden korkmaya başladığında, kaybeden yalnızca bir kişi olmaz; bütün toplum olur. Çünkü özgürlük, sadece bizim hoşumuza giden sözlerin değil, rahatsız eden sözlerin de güvencesidir.
Türkiye korkuyla yönetilemez. Mizahı, sanatı, gazeteciliği ve düşünceyi yargı yoluyla susturmaya çalışmak, toplumsal barışı değil, kutuplaşmayı büyütür.
Bir ülkeyi güçlü yapan, eleştirenleri susturması değil; eleştiriye tahammül edebilmesidir.
"Bugün susturulan bir komedyen olabilir. Yarın sıra kime gelecek? Hukukun sustuğu yerde hiçbir yurttaş güvende değildir."
#DenizGöktas #DahaFazlaCesaret
Kadınlar ölürken susan vicdan, mizaha mı tahammül edemiyor?
Çocuk istismarına sessiz, düşünceye tahammülsüz bir düzen adalet üretemez.
İfade özgürlüğüne gösterilen sertlik, kadın ve çocukları korumaya da gösterilseydi bugün başka bir Türkiye'de yaşıyor olurduk.
Bir komedyenin sözüne gösterilen hassasiyet, keşke çocukların ve kadınların yaşam hakkı için de gösterilseydi.
#VicdanNerede #İfadeÖzgürlüğü
Today, three trials in one day for @ekrem_imamoglu : diploma, Istanbul Municipality, “espionage”. @RTErdogan is no longer running a government; he is running a panic room with flags. First political rivals, then journalists, now even comedians. At this rate, the next indictment will be against sarcasm itself. Strong leaders win arguments. Weak ones send court summons. And Turkey’s democracy deserves better than a president scared of punchlines.
Unutmadık bu katliamı!!
İnsan yakan bu kini, bu nefreti, bu karanlığı!
Sivas Katliamında Yaşamını Yitirenlerin Anılarına saygıyla🙏
#SivasKatliamı#Madımak
2 Temmuz 1993'te Sivas'ta yaşanan katliam, yalnızca yitirdiğimiz canların değil, vicdanımızın da ortak acısıdır. Aradan 33 yıl geçmiş olsa da, adalet arayışı, toplumsal hafızamızdaki yerini korumaktadır. Yaşamını yitiren 33 aydını, sanatçıyı ve 2 otel çalışanını saygı ve rahmetle anıyor; farklılıkların tehdit değil zenginlik olduğu, düşünce ve inanç özgürlüğünün güvence altında bulunduğu, hiçbir insanın kimliği ya da düşüncesi nedeniyle hedef alınmadığı demokratik bir Türkiye özlemini bir kez daha yineliyoruz. Unutmadık, unutturmayacağız.
Siyaseten ortalık toz duman, bu ortamda birden kaybettiğimiz rahmetli Bekir Coskun'un kadınlarla ilgili görüşlerini hatırladık.
Ne demiş?...
" Ben kadınların, erkeklerden daha yiğit olduğuna inanırım...
Kadınlar daha mert...
Kadınlar daha dürüsttür...
Sırtımı dayayacaksam, bir kadına dayamak isterim... Elimi tutacaksa, bir kadın tutsun"...
Sevgiyle, daima..
Bir ülkede hukuk, siyaseti kilitlemek için değil; demokrasinin sağlıklı işlemesini sağlamak için vardır. Çünkü hukukun olmadığı yerde güven, güvenin olmadığı yerde demokrasi, demokrasinin olmadığı yerde de toplumsal barış yaşayamaz.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla siyasi mühendislik değil, daha fazla hukuk; daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla adalettir.
Adaletin siyasete, siyasetin de hukuka zarar vermediği bir ülke hepimizin ortak sorumluluğudur.
BAZEN BİR FOTOĞRAF, BİR ÜLKENİN AYNASIDIR
Yerde ters kelepçeyle etkisiz hale getirilmiş bir sendika başkanı...
Karşımızdaki sadece bir gözaltı fotoğrafı değildir.
Bu kare; eğitim hakkını savunan öğretmenlere, demokratik itiraz hakkını kullanan yurttaşlara ve farklı düşünen herkese devletin nasıl davrandığına ilişkin bir fotoğraftır.
Hukuk, insan onurunu korumak için vardır.
Devlet, vatandaşını ezmek için değil, haklarını güvence altına almak için vardır.
Bugün sendikacılar, gazeteciler, belediye başkanları, siyasetçiler ve yurttaşlar üzerinde artan baskılar; hukukun adalet üretmek yerine siyasetin aracı haline getirildiği yönündeki kaygıları büyütmektedir.
Yıllar sonra insanlar bu fotoğrafa baktığında kimin hangi partiden olduğunu değil; bir ülkede itiraz eden insanların nasıl muamele gördüğünü hatırlayacaktır.
Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, vatandaşına ne kadar güç kullandığında değil; vatandaşının haklarını ne kadar koruduğunda ortaya çıkar.
Ve bazen tek bir fotoğraf, sayfalarca rapordan daha fazla şey anlatır.
Öğretmenine saygı göstermeyen bir devlet, çocuklarına saygıyı öğretemez.
Şu sıralar .Ankara'da haklarını ve sorunlarını anlatmak isteyen bir avuç öğretmen, yüzlerce güvenlik görevlisiyle karşı karşıya bırakıldı. Öğretmenler yerlerde sürüklendi, gözaltına alındı, otobüslere bindirilerek götürüldü.
Sormak gerekiyor:
İçişleri Bakanlığı nerede?
Milli Eğitim Bakanlığı nerede?
Ankara Valiliği nerede?
Emniyet Genel Müdürlüğü neyi koruyor?
Bir ülkede öğretmen, fikirlerini açıkladığı için suçlu muamelesi görüyorsa, o ülkede eğitimden, saygıdan ve toplumsal barıştan söz etmek mümkün değildir.
Sonra dönüp okullardaki şiddeti, öğretmene yönelik saldırıları, çocuklardaki saygı eksikliğini konuşuyorlar.
Oysa çocuklar en çok devletin davranışlarını izler.
Devlet öğretmenini yere yatırıp sürüklerken, çocuklara öğretmene saygıyı nasıl anlatacaksınız?
Önce kendi dilinizi, kendi tavrınızı, kendi şiddetinizi düzeltin.
Çünkü okuldaki şiddetin kaynağı sadece okul değildir; toplumun önüne konulan kötü örneklerdir.
Öğretmenini itibarsızlaştıran bir ülke, geleceğini itibarsızlaştırır.
Barış Terkoğlu:
-Size “kurultaya neden gitmiyorsunuz” dicem,siz de bana “tedbir kararı var” diceksiniz. Bu nasıl bir tedbir kararı ki;size disipline sevk hakkı veriyor,size ihraç hakkı veriyor,il başkanlarını görevden alma hakkı veriyor,size atama hakkı veriyor,bir tek kurultay yapamıyorsunuz bu nasıl tedbir?
Kılıçdaroğlu:
-O’nu bilemiyorum,hukukçular otursun tartışsın.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugünkü yayınında bariz hukuki hatalar vardı.
Örneğin:
1-) Geçici 20'nci madde konusundaki beyanları doğru değil.
Selahattin Demirtaş'ın tutuklanmasına giden sürecin önünü açan Anayasa'ya eklenen geçici 20'nci maddenin kabulü için yasamada çoğunluk “zaten” mevcut değildi. AKP ve MHP oyları, (TBMM başkanı dahil) toplam 357 milletvekiliyle referandumu zorunlu kılacaktı. CHP'nin desteği sayesinde iktidar ittifakı halkoylamasından kaçınabildi.
Anayasa'nın dokunulmazlık hükmüne dönük böyle bir istisna olağan anayasal rejim içinde uygulanamazdı. Uygulansaydı Ömer Faruk Gergerlioğlu, Leyla Güven ve Şerafettin Can Atalay kararlarında görüldüğü üzere ihlal sonucu doğardı.
2-) Hâlihazırda delegelerin görevden alındığı iddiası doğru değil.
Mutlak butlan davasındaki tedbir kararında delegeler görevden alınmış değildir. İl kongreleri bakımından İstanbul İl Kongresi dışında bir ihtilaf yoktur ve 2025 delegeleri görevdedir.
3-) Emniyet müdürlüğüne yazı yazılması, mahkeme kararının uygulanması için gerektiğinde kolluk gücünün devreye sokulmasını da içeren bir taleptir. Böyle bir başvuru yapıp ardından “Ben zor kullanılmasına karşıyım, böyle bir talepte bulunmadım” denilemez. Bu söylem tutarlı değildir.
4-) Kamuoyu önüne çıkıp “rüşvetçi olduğunu bildiğim belediye başkanları var” deniyorsa bu bir olgu isnadıdır. Olgu ileri süren kişi, iddiasını ispatla yükümlüdür.
Koşullara göre, elde kanıt olmadan böyle bir isnatta bulunmak hakaret, kişilik hakkı ihlali veya iftira gibi sorumlulukları gündeme getirebilir. Buna karşılık elde gerçekten kanıt varsa, bu kez de bu bilgilerin yetkili makamlarla paylaşılmaması "suçu bildirmeme suçu" bakımından tartışma yaratır.
Bu sözler yalnızca bir değer yargısı olarak söylenmişse, bir genel başkanın kendi parti üyeleri hakkında bu ağırlıkta bir söylemi kamuoyu önünde dile getirmesi parti disipliniyle bağdaşmaz; istifa veya ihraç tartışmasını doğurur.
5-) Kemal Kılıçdaroğlu, kendisi hakkında isnatta bulunulan kişilerin dava açmamasından sonuç çıkarıyor. Fakat kendisi hakkındaki isnatlar karşısında, örneğin bir delegenin “Muharrem İnce'ye verdiğim desteği para karşılığı geri çektim” şeklindeki kendisini zan altında bırakan beyanı bakımından dava açmıyor.
Bir milletvekiline dava açmama gerekçesi olarak da “milletvekili dokunulmazlığı”nı ileri sürüyor. Oysa mevcut içtihada göre dokunulmazlık tazminat davalarına engel değildir. Ceza davaları bakımından ise zamanaşımı durur, vekillik sona erdikten sonra yargılama yapılabilir.
6-) Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde CHP'nin girdiği her seçimde oylarını artırdığı iddiası da doğru değildir. CHP'nin oy oranı 2014, Haziran 2015, 2018 ve 2023 seçimlerinde bir önceki seçime göre düşmüştür. Aşağıda grafiği paylaşıyorum.
Tüm bunlar bir yana, Silivri'deki davalarda pek çok iddia belgelerle çürütüldü. Masum insanlar büyük bir trajedinin içinde dertlerini anlatmaya çalışıyor.
İddianameyi okumadan, savunmalardaki belgeleri görmeden ve yaşananlara vakıf olmadan yüksek perdeden bu tür açıklamalar yapılması, hukuk bir yana, ahlaki üstünlük söylemini de boşa çıkarıyor.
Önce fabrikalar gitti.
Sonra limanlar gitti.
Sonra madenler gitti.
Şimdi sıra milletin iradesine geldi.
Seçilmişleri göz altılarla, tutuklamalarla ve baskıyla susturmaya çalışanlar bilsin:
Demokrasi yalnızca sandık kurmak değildir.
Demokrasi, halkın verdiği karara saygı duymaktır.
Cumhuriyet'i zayıflatan her adımın karşısında olmaya devam edeceğiz. Çünkü mesele artık partiler değil, Türkiye'nin geleceğidir.
Serap hanım Öyle bir soru sordu bi an aklı başından gitti,
Duraksadı Cevap veremedi
86 milyonun önünde Fayası ortaya,ihaneti açığa çıktı,ifşa oldu yani.Arkadaşlarını
Yarğılatacağım derken kendi Halkın nezdinde yargılandı,
Halkın hükümü
Kesin suçlu 😂👊�
İÇİŞLERİ BAKANINA SORUYORUZ;
İBB Davası’nda savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in gözaltı veya arama işlemi sırasında aşağılayıcı ve onur kırıcı muameleye maruz kaldığı yönündeki söylemi karşısında, bu uygulamayı yapanlar hakkında ne işlem başlatılmıştır?
Devletin görevi vatandaşın onurunu korumak mıdır, kırmak mıdır?
Hiçbir üniformaya, bir insanın onurunu kırma yetkisi vermez.
İnsan onurunu zedelediği iddia edilen bu olayla ilgili kamuoyuna açıklama yapacak mısınız?
Bu soruların cevabını milyonlarca kadın adına bekliyoruz.
#İnsanOnuruDokunulmazdır , #İçişleriBakanıAçıklasın
#SorumlularHesapVersin,#KadınlarSusmayacak
Bugün, yaşamını özgürlüğe, barışa ve insan sevgisine adayan büyük şairimiz Nazım Hikmet'i saygı ve özlemle anıyoruz. O, yalnızca şiirleriyle değil; eşitlikten, adaletten ve halkın umudundan yana duruşuyla da bu toprakların vicdanında iz bıraktı. Aradan geçen yıllara rağmen dizeleri hâlâ milyonların yüreğinde yaşamaya devam ediyor. Nazım'ın hayal ettiği özgür, demokratik ve insanca yaşam özlemi bugün de yolumuzu aydınlatıyor.
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
ve bir orman gibi kardeşçesine..."
#NazımHikmet #NazımHikmetRan #Unutmadık #Özgürlük #Adalet #KadınPartisi
Sn.MEHMET ŞİMŞEK'E soruyoruz;
"Bu ülke bir şirket değil, bir Cumhuriyettir.
Hiç kimse yabancı sermayeye '20 yıl vergi yok' sözü verirken halkın hakkını masaya koyamaz.
Gelecek nesiller adına kimden yetki aldınız?"