❗️Dünya Tungsten İçin Yarışıyor, Türkiye Toprağın Altında Bekletiyor!
🔸 “Türkiye’nin üretmediği madenle dünya savaş veriyor.”
🔸”Bir F-35’te kullanılan tungsten miktarının 450 kilograma kadar çıkabildiği belirtiliyor.”
🔸 “Rezerv var, üretim yok; 18 yıldır bir nanogram bile tungsten çıkarılamadı.”
Tıkla İzle👇
https://t.co/YqOrW8fRwX
🎙️Gazeteci Ali Çağatay (@AliCaatay) , Seyir Hali programında Türkiye’nin stratejik tungsten rezervlerine rağmen üretim yapmamasını, küresel sanayi savaşları ve dışa bağımlılık açısından değerlendirdi.
❗Eski CIA Yöneticisinden İtiraf: Evimizdeki Gizli Ajanlar
🔸“John Kiriakou, ‘İstihbarat servisleri, salonumuzun başköşesinde duran akıllı ekranlara gizlice sızabiliyor’ dedi.”
🔸“John Kiriakou, ‘Evinizdeki bilgisayarlar, cep telefonları, televizyonlar, robotlar ve süpürgeler; hepsi birer gözetleme aracıdır’ diyor.”
🔸“Palantir gibi dünyanın en büyük veri toplama şirketleri, bu verileri işliyor ve büyük istihbarat örgütleriyle paylaşıyor.”
🎙️Gazeteci Ali Çağatay (@AliCaatay), Seyir Hali programında eski CIA yöneticisi John Kiriakou’nun yaptığı açıklamalar hakkında konuştu.
🔴Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Türkiye kıyılarından itibaren 200 deniz miline (370 kilometre) kadar uzanan bir münhasır ekonomik bölge ilan etme yetkisi vermeyi hedefliyor.
▪️Bu yasa; balıkçılık, madencilik ve sondaj faaliyetleri üzerinde Türk hakları ilan etme ve ayrıca Adalar (Ege) Denizi ile Doğu Akdeniz’de deniz parkları kurma yetkisi verecek.
▪️Türkiye’nin bu hamlesi, Yunanistan ve GKRY’nin Doğu Akdeniz’deki hak iddialarına karşılık vermeyi ve Ankara’nın buradan dışlanamayacağı mesajını iletmeyi amaçlıyor.
-Bloomberg
Bana kimse bunun "normal" olduğunu söylemesin!
Kimse, "öyle demek istemedi, şunu demek istedi" diye kendisini savunmaya gelmesin.
Tevile gerek yok, ne dediği çok açık.
EMR (elektromanyetik radyasyon) saldırısına alışamazsınız!
Buna alışılamayacağı, EMR'nin, kısa ve uzun vadeye yayılan maruziyetiyle, sayısız sağlık yıkımına sebep olduğunu/olabileceğini gösteren kanıtlarla sabittir; alzheimer'dan ALS'ye dek çok çeşitli nörodejeneratif hastalıklar, kanser, endokrin sistemi bozuklukları, üreme sorunları, kardiyak problemler ve daha nicesi...
Tüm bunların üzerine, 5G bant aralığındaki/spektrumundaki radyo frekanslarının (+ 60 - 100 Ghz'e dek desteklenen alt yapısı) ne tür sağlık yıkımlarına sebep olabileceği de bellidir.
Çok daha şiddetli ve kitlesel boyutta.
Tek bir biyolojik güvenlik testi yok, tıpkı Covid aşıları ve tüm "klasik" aşılar gibi...
5G tehlikesine alışamazsınız!
Tıpkı, 3 temel biyoterör maddesi grafen + LNP (lipid nanopartikül) + PEG (polietilen glikol) birleşimiyle kan dolaşımına sokulan Covid aşılarına alışılamadığı/alışılamayacağı gibi...
Covid aşılarına alışılamadığı/alışılamayacağı, Covid aşılama programı ile birlikte başta kanserim, lenfosit sistemi problemlerinin (lenfadenopati ve lenfositopeni gibi), tromboz vakalarının, kalp krizlerinin, pıhtı atmaların, ani ölümlerin olağanüstü seviyede artışından bellidir.
İçeriğinde alüminyumdan cıvaya, polisorbat 80'den formaldehite, insan fetüs ve hayvan ölü hücre parçalarına dek nice toksik pisliği barındıran "klasik" aşılara alışılamadığı, daha 100 sene öncesinde esamesi okunmayan, peyda olduktan sonra da "genetik hastalık" diye sahtekârca tanımlanan bir otizmin, bir SMA'nın her geçen sene olağanüstü seviyede artışından bellidir.
Aşı hasarlarının, kısa ve/veya uzun vadede, en basit alerjik reaksiyonlardan otoimmün hastalıklara (insan fetüs hücre hatları sebepli), nörodejeneratif hastalıklardan ensefalit, menenjit vb. inflamatuar hastalıklara dek çok çeşitli sağlık problemleri olarak ortaya çıkmasından bellidir.
EMR/EMF maruziyetiyle ve/veya doğrudan kan dolaşımına zerk edilen toksik malzemelerle gelen toksisiteye/zehirlenmeye alışamazsınız!
5G'nin bir çeşit elektromanyetik terör silahı olmasının yanı sıra en büyük tehlikesi de "akıllı şehirler" denilen açık hava hapishaneleri için kullanılmak istenmesidir.
"Akıllı şehirler" projesinde, milyonlarca akıllı cihazla elde edilen büyük ölçekli verileri merkezi sistemde işleyebilmek, analiz edebilmek için "yapay zeka"ya (AI), bu verilerin olağanüstü hızla akışı için gerekli bant genişliğini sağlayacak olan 5G'ye ihtiyaç var.
Dolayısıyla "akıllı şehirler" 5G kablosuz ağ altyapısında inşa edilmek üzere tasarlanıyor.
Son seneler ("akıllı şehirler" anlaşmaları yapıldığından beri) neden istisnasız her yaz ormanlık alanlarımız "yangın" süsüyle ortadan kaldırılıyor?
Zira, bu alanlar da "akıllı şehirler" kapsamına alınmak isteniyor.
Her bir ağaç EMF kesicidir.
Bir orman, 5G'ye ait aşırı yüksek EMF'yi kesecek güçtedir.
5G demek kademe kademe, sinsice ormansızlaştırılma demektir.
Ormansızlığa alışamazsınız!
5G demek, "akıllı şehirler" demektir, "akıllı şehirler"de aşı kaydı, sosyal kredi sistemi, CBDC/dijital para vs. tanımlanan çipleriyle, sürekli bir takip ve denetim altında tutulacak Yeni Dünya Düzeni/Tek Dünya Devleti vatandaşlığı/köleliği demektir.
5G, "akıllı şehirler" projesi, zorunlu aşılama, sosyal kredi sistemi, karbon ayak izi takibi, dijital para sistemi vb. hepsi ahtapot kolları gibi Yeni Dünya Düzeni gövdesine bağlı.
Yani 5G demek, Yeni Dünya Düzenidir, Yeni Kölelik Düzeni demektir!
Köleliğe alışamazsınız!
Köleliğe alışmamalısınız!
5G'ye direnmek, özgürlüğünüz için direnmektir!
26 Mart 2026 sabaha karşı, İstanbul Boğazı yaklaşma sularında, karasularımızın hemen dibinde, kıta sahanlığımız içinde Türk sahipli ALTURA isimli kolay bayraklı, 1 milyon varil ham petrol yüklü bir tankere Ukrayna taktik ve teknikleriyle örtüşen bir insansız deniz ve hava aracıyla saldırı yapılmıştır.
Bu hadise artık bardağın taştığını göstermektedir.
Burada verilen mesaj son derece açıktır.
Birincisi, dünyanın en kritik su yollarından biri olan, Montrö rejimiyle Türkiye’nin kontrolündeki Türk Boğazları trafiğine, Türkiye’ye en yakın noktada müdahale edilebileceği gösterilmiştir.
İkincisi ve daha da önemlisi, dolu bir ham petrol tankerine saldırı yapılarak, gerekirse Türkiye’nin çok büyük bir çevre felaketiyle karşı karşıya bırakılabileceği mesajı verilmiştir.
Bugüne kadar çoğunlukla boş tankerlere yönelik saldırılar görülürken, dolu bir tankere yönelik bu saldırı Türkiye’yi artık sadece söylemde değil, eylemde de harekete geçmeye zorlayacak niteliktedir.
Türkiye, 2004 yılından bu yana Karadeniz’de başlattığı Karadeniz Uyumu Harekâtı ile gerekirse tek taraflı olarak kendi deniz yetki alanlarında (kıta sahanlığı/MEB) denizde güvenliği sağlama, terörle mücadele ve beklenmeyen olayları önleme sorumluluğunu üstlenmiştir.
Türk Donanması unsurları bugün Somali’de görev icra etmekte, bazı unsurlarımız NATO görevleri kapsamında son iki aydır, Kuzey Denizi ve Baltık’ta faaliyet göstermektedir.
Buna karşılık Karadeniz’de, kendi kıta sahanlığımız içinde, Türk Boğazları’nın hemen dışında gerçekleşen bu tür saldırıları engelleyemiyor oluşumuz ciddi bir güvenlik açığıdır.
Türkiye derhal Karadeniz Uyumu Harekâtı’nı tek taraflı olarak en üst seviyede aktive etmeli; bölgede su üstü unsurları, insansız deniz araçları ve insansız hava araçları ile 7/24 kesintisiz karakol faaliyetine başlamalıdır.
Türkiye’nin tam da talihsiz bir şekilde güneydoğu Anadolu’da NATO için müşterek kolordu karargahı kuracağı haberlerinin medyada yer aldığı bir konjonktürde NATO destekli Ukrayna’nın Türkiye’ye gözdağı veren bu küstah hamlesi cevapsız kalmamalıdır.
Donanmamızın varlık nedeni, Türkiye’nin Mavi Vatan’daki hak ve menfaatlerini korumaktır
Bugün öncelik; uzak coğrafyalarda başkalarının çıkarlarını korumak değil, Türk Boğazları’nın dibinde ortaya çıkan bu yeni nesil deniz terörüne karşı derhal tedbir almaktır.
Çin, Rusya’nın çığır açan kanser aşısını onaylamaya hazırlanıyor; bu gelişme, 2,6 trilyon dolarlık Batı onkoloji pazarını altüst edebilir.
Bağışıklık sistemini kanser hücrelerine saldırması için hedefleyip eğitmek üzere tasarlanan bu aşı, kemoterapi ve radyasyon gibi geleneksel tedavilerden önemli bir kopuşu temsil ediyor.
Yaygın olarak benimsenmesi halinde, dünya çapında kanserin önlenme ve tedavi edilme biçimlerini kökten değiştirebilir.
Amerika'yı da arkasına alan İsrail azgınlığı bugünlerde İran kalkanına çarpmış görünüyor. Kuzeyde ise bir kez daha saldırdığı Hizbullah'tan ciddi darbeler yiyor.
Unutmamamalıyız ki, İsrail siyasi elitinin 'bir sonraki hedefimiz Türkiye'dir' diyecek kadar azgınlaşmasının en önemli sebebi Türkiye'nin yanlış Suriye politikaları oldu.
Kurulduğu tarihten itibaren İsrail ile sürekli savaşmış ve İsrail'e karşı mücadele edenlere her zaman destek vermiş olan Suriye Ankara'nın çok yanlış politikaları sonucunda istikrarsızlaştırıldı ve İsrail'in yol geçen hanına döndürüldü. İsrail hem 12 Gün Savaşı boyunca hem de şimdi İran'a karşı Suriye hava sahasını tepe tepe kullanıyor ama biz hala fena halde İsrail'e karşı olduğumuzu söylüyor ve Suriye'nin başına en İsrailci bir grubu getirmemizin doğru olduğunu savunuyoruz.
Çelişkilerimizin büyüklüğü Ağrı Dağı ile yarışır...
İSPANYA🇪🇸: Amerikan ordusunun sınır dışı edilmesini, tüm ABD askeri üslerinin kapatılmasını ve NATO'dan ayrılmayı talep eden büyük protesto gösterisi düzenlendi.
Saldırılar durmuyor..
İran’da can kaybı beş bini aştı, onbinlerce yaralı, yıkım, ilaç sıkıntı kapıda..
Lübnan’da can kaybı bini aştı, binlerce yaralı, yıkım enkaz alabildiğine..
Gazze yakıldı yıkıldı, Filistin’e yardım bile izne tabi..
Mescid-i Aksa ablukada, namaz bile kıldırmıyorlar.
Türkiye, ABD/İsrail’in gözü dönmüş bu zalimliğini ve saldırganlığını şiddetle kınamalı ve başta İran olmak üzere bölgeye acil insani yardım koridorunu fiilen açmalıdır.
Şimdi İran ve Lübnan’a Ensar olmak, Türk Milleti ve Devletine yakışır.
Türkiye'deki ABD üsleri kapatılsın ama bu yetmez, Türkiye'deki DÖS ofisleri de kapatılsın.
DSÖ ofisleri yeni nesil İncirlik üsleri, Kürecik üsleri gibidir ve buralardan sahte salgınların şırıngaları havalanıyor insan bedenine düşen moleküler füzeler gibi.
ABD'nin askeri üsleri nasıl yıkım getiriyorsa DSÖ ofisleri de aynı yıkımı getiriyor. İkisine de Türkiye'de yer yok, ikisini de istemiyoruz.
BU KADARI DA FAZLA DEĞİL Mİ?
Son günlerde çeşitli kesimler tarafından Sünni-Şii ayrımcılığı gündeme getiriliyor. Aslında hedefleri Türkiye’yi İran’la savaşa sokmak. Öyle ki, neymiş şiiler islâm dışıymış, geçmişte büyük katliamlar yapmışlarmış. Peki Peygamberimizin vefatından 150 sene sonra ortaya çıkan şu mezhep tartışmasını bir kenara bırakalım, dün Filistin’de çoluk-çocuk demeden binlerce sivile soykırım yapan, yüzbinlercesini de yaralayan, aç bırakan İsrail ve ABD’den daha mı kötüler? Aynı Allah’a, aynı Peygambere, aynı kitaba bağlı olan İran bunlardan daha mı vahşi? Tarihte Sünni sünniyi katletmedi mi? Fatih Akkoyunlu, Timur Yıldırım Bayezid’le, Fatih Karamanoğullarıyla, Yavuz Memlük devletiyle savaşmadı mı? Onları bırakın Hz. Ali ile Hz. Ayşe savaşmadı mı? Hz. Ali ile Muaviye savaşmadı mı?
Hoca kılıklı mübtezeller, kendini dine adadıklarını söyleyen bir kısım güruh, tam da siyonizmin uşaklığını yapıyor. Türkiye’ye Mosad tarafından atılan füzelerle Türkiye’yi savaşa sokamayanlar, Sünni-Şii ayırımcılığıyla savaş gündemi oluşturmaya çalışıyorlar. Belli ki, Türkiye İsrail ile savaşa girse, bunlar İsrail adına casusluk yapacaklar.
Türkiye ile İran 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasından beri birbiriyle çatışmadı. Yani neredeyse 400 yıl. Neymiş İran Körfez ülkelerine saldırıyormuş. Siz topraklarınızda ABD üsleri kurar ve oradan İran’a saldırtırsanız, herhalde İran da cevap verecektir. Unutmayın o ülkeler, Yunanistan, ABD ve İsrail ile Türkiye’ye karşı askerî tatbikat yapmışlardı.
Aslında huylu huyundan vazgeçmez. Kendi aralarında birlik sağlayamayan Arapları biz mi düzelteceğiz.
Bir yerde içimizdeki siyonist seviciler bu vesileyle ortaya çıkmış oldu. Ben müslümanım diyen bir ülkeye İsrail’i tercih edenler, aynı zamanda Epstein rezaleti ve sapıklığına da ortak olmaktadır.
Bu günler de geçer. Gün ola harman ola. Elbet bir gün devir değişir