Yavruşu sonunda kafesten çıkarıp geçici yuvaya aldım. Böyle tatlı yumuşacık bir oğlan. O kadar mutlu oldu ki kafesten kurtulduğuna.
Çok zaman geçmeden kalıcı yuvasını bulmam lazım. Sizden ricam paylaşamanız🙏
İstanbul
Bu videoda eşi tarafından şiddete uğradığını gördüğünüz kişinin ismi “Derin Deniz”. Kendisi 2,5 yıldır eşi tarafından düzenli olarak dövülüyor. Hamileliği boyunca dahi bu şiddet devam ediyor. Küçücük kız çocuğu, babası annesini döverken kanlı ellerine ve yüzlerine şahit oluyor…Ankara'da yaşayan Derin'in tek isteği sesini duyurabilmek..El birliğiyle, Derin hayattayken hep birlikte sesi olalım, kardeşimizi yalnız bırakmayalım.
Levent Gültekin aptal değil, ahlaksız veya kötü niyetli.
Levent Gültekin'in yapılan espriyi ve içerdiği ironiyi anlamadığını söylemek yanlış olur. Bu tarihe kadar gösterdiği bilişsel kapasite bu espriyi anlayabileceğini gösteriyor. İşaret dilinde 300 kelime bilen bir şempanze bile yapılan espriyi anlayabilir. Levent Gültekin de anlıyor.
Levent Gültekin 2 şey yapmaya çalışıyor, İmamoğlu hakkında verilen hukuka, akla ve insafa aykırı diploma iptali kararını meşrulaştırmak ve İmamoğlu'nun demokratik olgunluğunu kendisi aleyhine kullanmak.
Deniz Göktaş'ın esprisine İmamoğlu'nun sert bir tepki vermemesi doğru olan. İfade özgürlüğü temel bir hak. İmamoğlu da saygı gösteriyor. Siyasetçilerden nadir gördüğümüz bir tutum.
Levent Gültekin'in bu tutumu takdir etmesi gerekirken, bu demokratik davranışı "hırsızlığı kabul etmek", "Deniz Göktaş dalgasında sörf yapmak" olarak küçümsüyor. Böylece hem İmamoğlu ile mesafe kuruyor, hem muhafazakar camianın tepki gösterdiği Deniz Göktaş'ı herkese hakaret eden biri gibi gösterip hakkındaki iddiaları ve hukuka aykırı tutuklama kararını olağanlaştırıyor, hem de güya "ahlak" sinyalleyip yaptığı ahlaksızlığı bir perde içinde ahlaki bir pozisyona çıkartıyor.
Aptal olduğu için değil "akıllı" olduğu için bunu yapıyor.
Dolayısıyla işin doğrusunu anlatmak manasız.
Doğrusu şu Levent Gültekin işin doğrusunu bile bile İmamoğlu'na hakaret etmek, Deniz Göktaş'ı da herkese hakaret eden bir zırdeli göstermek isteyen ahlaksız veya ilkesiz veya kötü niyetli biridir.
“Üç tişört, üç boxer. Deniz Göktaş yurt dışına çıkarken attığı tweette valizini böyle anlatıyordu. Hayatımda hiç bu kadar “hafif” tatil yapamadığım için herhalde, onun adına sevinirken valizine imrenmiştim.
Tatilini anlatırken bile bedelli askerlik ücretini ödediğini, uzun yıllar bu ülkede yaşayacağını, kaçmadığını, gerekirse ilk uçakla döneceğini özellikle yazıyordu. Söz verdiği gibi, döndü.
2 Temmuz’da, Türkiye’nin hafızası için ağır bir anlam taşıyan bir tarihte döndü ve havaalanında gözaltına alındı.
Kendi ayaklarıyla dönen, sırt çantası kadar gösterişsiz bir genç adam, ters kelepçeyle emniyete götürüldü. Çünkü güç, gösterişi sever; korkutmayı sever.
Deniz ise korkmuyordu. Cesaretin en az rastlanır biçimine sahipti: Pervasızlığa değil, göze almanın bilincine.
Deniz Göktaş’ın “Fobimle hayatımı kazanıyorum” sözüyle anlattığı komedisinde gösterdiği türden neredeyse bedensel bir cesareti bilmiyorum. Ama anlayabiliyorum. Ve büyük saygı duyuyorum. Hayranlık değil. Sevgi de değil tam. Saygı.
Söylenenle yapılan, “valiz”le varlık arasındaki tutarlılığa, bunun bu kadar olağanken bu denli özlediğimiz bir şey oluşuna… O gösterişsiz dimdikliğe saygı.
Deniz üç tişört üç boxerla tatile gidip tam 2 Temmuz’da dönüp ince bileklerine ters kelepçeyi taktırdığında, gösterisi artık bir komedi şovu olmaktan çıktı; bütünüyle politik, yine tamamen yaratıcı bir eyleme dönüştü.
Bugün milyonlarca insanın sahiplendiği şey yalnızca bir komedyen değil. Mizahın, eleştirinin ve bu ülkeyle kurulan inatçı bağın kendisi.
İnsan bazen en sert eleştirileri, en çok ait hissettiği yere yöneltir. Vazgeçtiği için değil. Vazgeçemediği için.
Mizah da tam bu yüzden vardır. Otoriteyle arasına mesafe koyabilmek, tabulara dışarıdan bakabilmek, kendimizle de dalga geçebilmek için.
Nefret söylemi başka bir şeydir; mizah başka. Bir topluluğu aşağılamak başka, eleştirilemez sayılanı eleştirebilmek başka.
Mizah, tam da dokunulmaz ilan edilenlere dokunabildiği ölçüde kamusal bir anlam taşır. Deniz Göktaş’ın gösterisi de bunu yapıyordu. Dalgıçlarla ya da haşemalılarla değil, önyargılarımızla dalga geçiyordu.
Erdoğan’ı da, İmamoğlu’nu da, Celal Şengör’ü de, Fatih Altaylı’yı da, kendisini de aynı mizah evreninin içine yerleştiriyordu. Çünkü iyi mizah taraf tutmaktan önce mesafe kurar. O mesafe işte, aklın özgürlüğüdür.
Üç tişört, üç boxer… Bu kadar gösterişsiz bir hayatın, bu kadar büyük bir hikâyeye dönüşmesi tesadüf değil.
Bazen bir insanın sırt çantasına sığan şeyler, bir ülkenin vicdanına sığmıyor.”
@ZehraCelenk yazdı: https://t.co/2lqYDaawoE
Birkaç hafta önce "Mahkeme kararlarını sevmesek de uymak zorundayız" diyen Kılıçdaroğlu Deniz Göktaş'ın duruşmasına neden gidiyor?
Olası bir tutuklama kararında Deniz Göktaş'a "sevmesen de bu karara uymak zorundasın" demek için mi.
Zeynep Sönmez: "Daha önce broş takıyordum. Turnuvalar artık onu takmama izin vermiyor. Ukrayna bayrağına izin veriliyor ama Filistin'e izin verilmiyor diye bu konu hakkında yöneticilerle ufak bir tartışma yaşadık fakat konuşmalarımızın sonucunda kesinlikle izin vermediklerini söylediler. O yüzden broş takamıyorum. Titreşim önleyiciyi takabiliyorum, ona bir şey diyemiyorlar. Ben de o yüzden o karpuz simgesini raketime takıyorum."
Geçen yıl 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında hekimler için bir gösteri yapan, gösterinin tüm gelirini İstanbul Tabip Odası burs fonuna bağışlayan dostumuz Deniz Göktaş'ın gözaltına alındığını endişeyle öğrendik.
İfade özgürlüğü ve güven duygusu sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazıdır. Deniz Göktaş derhâl serbest bırakılmalıdır.
Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan abim Samet, Ankara’da trafikte uyardığı 3 kişi tarafından darp edilip canice boğazından bıçaklanarak katledildi.
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan 2 kişi bu davadan serbest bırakıldı, 19 yaşındaki katilin ise 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi. Dava dosyamız Yargıtay’da!
Samet için ses verin, adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik@TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet
🔴Paris’te yapılan bu sokak röportajında bir Fransız vatandaş;
“Eğer Yahudiler üç bin yıl önce oradaydıysa, o zaman Amerika’yı da Yerli Amerikalılara verelim!”
Soma Katliamı'nın 12. yılı.
Cezaevinde hiç sanık kalmadı.
En yüksek ceza alan sanıklar, ölen her madenci için sadece 6 gün hapis yattı.
Şu anda tek tutuklu, katledilen madencilerin avukatları olan Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay.
Bosch'un yasaklanan reklamı, yasakladıları iyi olmuş, daha önce 10 bin kişi gördüyse, bu sayede 1 milyon kişi görmüş oldu ..
( Ayrıca, ben de kedi babasıyım )