Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hayal kırıklığını şöyle betimlemesi çok hoşuma gidiyor "hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti."
“anlıyor musun şimdi derdin büyüklüğünü? cahilsin; okur, öğrenirsin. gerisin; ilerlersin. adam yok; yetiştirirsin. paran yok; kazanırsın. her şeyin bir çaresi vardır. fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.”
• mahur beste | ahmet hamdi tanpınar
2000 yılbaşı gecesinde Sezen Aksu, “Tutuklu” parçasını söylemek için ayağa kalkar fakat tek söylemek istemez ve henüz birkaç yıldır tanınan, sesiyle herkesi büyüleyen genç bir ismi yanına çağırır…
@etkiIihaber Bir ara ha gayret atamı unutturmak için uğraştılar. Ama baktılar olmuyor şimdi de “En az biz de onun kadar iyiyiz” algısı yaratmaya çalışıyorlar.
@haticebrarr Kendi vatanının demokratik sorunlarıyla ilgilenen bir markanın başımızın üstünde yeri vardır. Asıl zavallı senin gibi demagoji yaparak etkileşim kasanlardır.
Amerika'da malpraktis nedeniyle bir çocuk felç olursa alacağı tazminat miktarı 40 milyon ila 100 milyon dolar arasındadır. Üstelik bu tür davalar genelde duruşmaya gidilmeden önce uzlaşma ile sonuçlanır ve mağdurlar birkaç ay içinde tazminatı alırlar. Elde edilen tazminatın %30-%40 kadarını da avukat alır.
Bu çocuğun ailesi tazminat davası açtı mı bilmiyorum ama açmışsa bile alacakları tazminatın dolar karşılığı muhtemelen 100.000 doları bile bulmaz. Hastanenin şu çocuğa 100 milyon TL ödeyecek gücü yok mu? Var. Peki neden haksız fiili yapanın maddi gücü çok daha yüksek rakamlar ödemeye müsaitken mahkemeler hep düşük tazminata karar veriyor?
Bunun temel sebebi yıllardır hukuk fakültelerimizde tazminat hukuku konusunda öğretilen iki kural: (1) tazminat zenginleşme aracı olamaz, (2) tazminat cezalandırma aracı olamaz. Kanunda dayanağı olmayan ve salt Yargıtay kararlarıyla hakimlerin zihnine kazınmış olan "aman davacı tazminatla zenginleşmesin" ve "aman tazminat davalıya ceza olmasın" kaygısı nedeniyle yıllardır hakimler komik tazminatlara hükmetmektedir.
Bu iki saçma kural hep mağdurun aleyhine ve haksız fiili yapanın lehine işlemektedir. Bu tür ölüme veya sakatlanmaya yol açan malpraktis olaylarında mağdurların acısını biraz olsun dindirecek olan şey hekimin ceza almasından ziyade tazminattır. Ama bu iki kural nedeniyle mağdurların acısını bir nebze saracak bir tazminata bile hükmedilemiyor.
Oysa tazminat zengileşme aracı da olur cezalandırma aracı da olur. Olmalıdır da... Zenginleşme yasağı kuralının olmadığı ve cezalandırıcı tazminatın (punitive damages) olduğu ülkeler var ve bu ülkelerde haksız fiile uğrayan mağdurlar çok daha yüksek tazminatlar almaktadır.
"Tazminat zenginleşme ve cezalandırma aracı olmaz" denilen saçma sapan kural maalesef yıllarca tazminat hukukumuza zarar vermiştir. Düşük tazminat rakamları nedeniyle avukatlar da bu tür tazminat davalarını çekici bulmamaktadır ve haksız fiil nedeniyle vatandaşın hakkının arayıp adalete ulaşması zorlaşmaktadır. Haksız fiilde odaklanılması gereken konu mağdurun objektif zararını karşılamak olmalıdır. Hükmedilecek tazminatın mağduru zenginleştirip zengileştirmemesine bakılmaz. Zarar 10 milyon TL ise mağdur zengin de olsa fakir de olsa bu tazminatı almalıdır. "Davacı fakir olduğu için 10 milyon tazminat verirsek zenginleşir" diye saçma bir kaygıyla niye 100.000 TL tazminat veriliyor? Tazminat hukukunda amaç mağdurun maddi seviyesini sabit tutmak ve zenginleşmesini engellemek değildir. Tazmindeki amaç mağdurun zararını karşılamaktır ve ödenecek tazminatın mağdurun maddi durumunu ne kadar artırdığına bakılmaz.
Cezalandırıcı tazminat için kanun değişikliği yapılırsa uygun olur ama hakimlerin insanı ucuz gören bu yılların köhnemiş düşük tazminat uygulamasına son vermeleri için kanun değişikliğine bile gerek yok. BAM ve Yargıtay'daki vizyon sahibi hakimler verecekleri kararlarla bu saçma zenginleşme yasağı kuralını terk edip tazminat çıtasını yükseletebilirler.
Taahhüt yenilemek istiyoruz onda bile kendimize bir muhattap bulamıyoruz. Sizi birazcık bekleteceğim diyip telefonu kapatıyorlar. Hiç profesyonel değilsiniz! @onlinebasvuru
Hoşça git,” dedi tilki. “Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.” Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: “Gerçeğin mayası gözle görülmez.” “Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.”
''Elbette seni inciteceğim.
Elbette beni inciteceksin.
Elbette birbirimizi inciteceğiz.
Ama bu varoluşun mutlak koşuludur.
Bahar olmak, kışın riskini kabul etmek demektir.
Var olmak, var olmama riskini kabul etmektir. ''
@furkancerkes HÜDAPAR Başkanı: Anayasa’nın ilk 4 maddesi değiştirilebilir bunu ilah seviyesine çıkarıyoruz demiştir. Anayasanın ilk dört madesinde “Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı” vardır. Yani Anayasanın ilk dört maddesiyle derdi olanın bayrağımızla da derdi vardır. Nokta