It’s fascinating to see how the orange trees are watered in the courtyard of the Mezquita-Catedral (Kurtuba Mosque-Cathedral) in Córdoba, Spain.
This centuries-old irrigation system dates back to around 784 AD.
Dolmabahçe Sarayı’ndaki yağmur suyu drenaj borularını döşeyen arkadaş acaba köyündeki evine mi yaptığını sanıyordu?
Bu nedir arkadaşlar yahu!
#kaybolantarihinpeşinde
İYİLİĞİN MATEMATIK TEMELLERİ
2006 yılında Nature’da yayımlanan Hisashi Ohtsuki, Christoph Hauert, Erez Lieberman ve Martin A. Nowak’ın klasikleşmiş çalışması, iş birliğinin evrimini açıklayan dikkat çekici bir matematiksel ilke öneriyor. Araştırmacılar, bireylerin rastgele değil, belirli sosyal ağlar içinde etkileştiği sistemleri inceleyerek iş birliğinin doğal seçilim tarafından desteklenebilmesi için yardımın sağladığı faydanın (b), yardımın maliyetine (c) oranının bireyin ortalama bağlantı sayısından (k) büyük olması gerektiğini gösteriyor (b/c > k). Bu eşitsizlik evrensel bir ahlak yasası değil; belirli ağ modellerinde iş birliğinin hangi koşullarda sürdürülebileceğini açıklayan güçlü bir matematiksel çerçevedir.
Makalenin temel katkısı, iş birliğinin yalnızca bireylerin karakterinden değil, içinde bulundukları ağın mimarisinden de doğduğunu göstermesidir. Rastgele karşılaşmaların hâkim olduğu yapılarda bencil stratejiler çoğu zaman üstün gelirken, bireylerin belirli komşuluk ilişkileri içinde bulunduğu ağlarda iş birliği kalıcı hale gelebilir. Özellikle ortalama bağlantı sayısının düşük olduğu yapılarda iş birliği yapan bireyler birbirlerini daha etkili biçimde destekler ve bencil davranışlar tarafından daha az sömürülür. Buna karşılık herkesin çok sayıda bağlantıya sahip olduğu yoğun ağlarda iş birliğinin sağladığı avantaj hızla dağılır.
Araştırma ayrıca yalnız ağın yapısının değil, ağ üzerindeki etkileşim dinamiğinin de belirleyici olduğunu gösteriyor. Bireylerin sisteme nasıl katıldığı, yer değiştirdiği veya rekabet ettiği, iş birliğinin evrimini doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla aynı bağlantı yapısı, farklı dinamiklerde farklı sonuçlar üretebiliyor.
Bağlantısallık Bilimi açısından bu çalışmanın en önemli mesajı şudur: İş birliği ve iyilik, yalnızca bireysel erdemler değil, aynı zamanda ağın ürettiği sistem özellikleridir. Yaşamın kolektif davranışları, yalnız düğümlerin özelliklerinden değil, düğümler arasındaki ilişkilerin geometrisinden doğar. İyi niyetli bireyler birbirinden kopuk ve sürekli sömürüye açık bırakıldığında iyilik zayıflar; buna karşılık güvenin, karşılıklılığın ve dayanışmanın dolaşabildiği bağlantılar kurulduğunda iş birliği kendini yeniden üreten bir örüntüye dönüşür.
Bu nedenle Yaşamdaşlık Kültürü’nün temel hedefi yalnızca iyi insanlar yetiştirmek değil, iyiliğin yaşayabileceği ağları kurmaktır. Eğitimden bilime, aileden sağlık sistemine kadar tüm toplumsal yapılar, iş birliğinin maliyetini azaltıp yararını artırabildiği ölçüde yaşamdaşlık üretir. Bu çalışma, toplumların geleceğini belirleyen temel sorunun “İnsanlar ne kadar iyi?” değil, “İyiliğin yaşayabileceği bağlantıları kurabiliyor muyuz?” olduğunu güçlü biçimde hatırlatmaktadır.
#Penceremdenİstanbul
Sosyalist büyük bir şair veda etti bize
Ve biz …
Ne bileyim
Şairler ölmez ki diyeyim
Ahh Ahmet Telli
“Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken
Gidersen kim sular fesleğenleri Kuşlar nereye sığınır akşam olunca”
#ahmettelli
MIT’den üç araştırmacının 2026 yılında yayımladığı bir çalışmaya göre (NBER çalışması) yapay zekânın en büyük riski yanlış bilgi vermesi değil, tam tersine fazla doğru olması olabilir.
İnsanlar bir problemi çözmeye çalışırken yalnızca sonuca ulaşmazlar; aynı zamanda “düşünür, araştırır, karşılaştırır ve öğrenirler.” Bu süreç sonunda hem kendi bilgi birikimlerini artırırlar hem de toplumun ortak bilgi havuzuna katkıda bulunurlar.
Yapay zekâ ise bize doğrudan cevabı verir.
Başlangıçta bu çok faydalıdır. Zaman kazandırır, hataları azaltır ve performansı artırır.
Ancak yapay zekâya aşırı bağımlı hale geldiğimizde bir şey değişmeye başlar:
Daha az araştırırız.
Daha az sorgularız.
Daha az öğreniriz.
Daha az deneyim biriktiririz.
Böylece sadece bireysel öğrenme değil, toplumun ortak bilgi üretme kapasitesi de zayıflar.
Araştırmacılar bu durumu“bilgi çöküşü” (knowledge collapse) olarak adlandırıyor.
Yapay zekâ belli bir düzeye kadar faydalıdır.
Fakat doğruluğu ve kullanım yoğunluğu arttıkça insanlar kendi zihinsel çabalarını azaltabilir.
Bu durumda kısa vadede verimlilik artarken, uzun vadede düşünme, öğrenme ve bilgi üretme kapasitesi gerileyebilir. Yapay zekâ düşünmenin yerini almamalı; düşünme kapasitemizi büyüten bir araç olarak kullanılmalıdır. Aksi halde bilgiye erişim artarken, bilgeliğimiz azalabilir.
Crazy that this is getting barely any coverage. This year’s European Press Prize was just awarded to an investigative report by the Dutch newspaper De Volkskrant. It is entitled “What the Wounds Tell” and in it the journalists Maud Effting and Willem Feenstra document the cases of 114 children in Gaza under the age of 15 who were struck by a single bullet to the head or chest. Almost all of them died or were left severely disabled. They chose to document only the cases of boys and girls under the age of 15 (though often much younger: aged 3, 4 or 7) because these are children who can be immediately identified as such. “A single bullet in these parts of the body is a clear indication that these children were deliberately targeted“, the two journalists write.
This is the article: https://t.co/YkZrpqBWBQ
Likya yolunu keşfeden İngiliz anlatıyor:
Likya Yolu, dünyanın en güzel 10 yürüyüş rotası arasında gösteriliyor. Likya Yolu yürüyüş etapları Fethiye Ovacık'tan başlayıp Antalya'ya kadar uzanıyor.
Tarihle doğanın buluştuğu, Torosların eteklerinden geçen Likya Yolu, ilk kez 1999'da Türkiye'ye yerleşen İngiliz Kate Clow tarafından keşfedildi.
Belirli bir harita yoktu. Clow, yüzlerce kilometrelik yolu adım adım yürüdü, çobanlara sordu, Likya Yolu'nun haritalarını çıkardı. Boyalarla işaretlenen yol kullanıma açıldı.
Uzun yıllar Antalya'da yaşayan Clow, şu sıralar hayalini kurduğu antik kente de adını veren Sidyma Köyü'nde küçük bir taş evde yaşıyor. Hâlen yürüyüşlere çıkıyor, tanıyanları ve hayranlarıyla görüşüyor.
23 yıl önce 509 kilometre olarak belirlenen Likya Yolu, yine Kate Clow'un çabaları ile geliştirilerek 760 kilometreye çıktı.
Türkiye'de çevrenin korunması adına umut verici bir gün. Bu yeni mahkeme kararının duyulmasına destek verirseniz sevinirim. Bizzat kendi adıma ve tüm memleket hayrına Aydın’daki yeni maden ocağı projesinin ruhsatının iptali için açtığım davada maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Böylelikle, valiliğin “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı açtığım davada Aydın 2. Idare mahkemesinden aldığım iptal kararından sonra bu sefer de Aydın 1. İdare Mahkemesi tarafından ilgili müteahhit firmaya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (“MAPEG”) tarafından verilen maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Öyle orman gördüğünüz her yeri darmaduman edecek şekilde kazmayı vurup kazmaca yok. Memleketin doğasına sahip çıkan vatandaş var. Hukukçular var. Aydın'da hakimler var.
Bu kararın ilgili sayfalarını 290,000 takipçime iletiyorum. Memleketin nice yerlerindeki doğa katliamlarına karşı kullanılabilecek önemli bir karardır. Eğer duyurulmasına ve elden ele dolaşarak bilinmesine katkı verebilirseniz, koruma etkisi benim yetişebildiğim yerlerle sınırlı kalmamış ve yurt sathına yayılabilmiş olacaktır.
Modern dünyada bilginin ilerlemesi, düşüncenin gerilemesine yol açtı. Veriye ve hesaba boğulduk ama insani gerçekliği kavrayacak zihinsel derinliği kaybettik. Sonuç: Fanatizm ve nefret.
Edgar Morin
Çilek deyince ben Arnavutköy çileğini bilirim. Bu sene denk gelemedim.
Aynısını Atina’da da bulmuştum. Sanırım İstanbul’da çilek yetiştiren bazı Bahçevan aileler mübadele ile gidince Atina’nın kuzeyindeki semtlerde, tepeliklerde çilek yetiştiriciliği başlıyor. Bizim Arnavutköy çileği ile çok benzer.
REK’in İstanbul Ansiklopedisinde de, çilek fidanlarını köye getirip çilek yetiştirmeye başladıkları anlatılır. 70’lik Yorgi Baban 30 senedir bu işin esas sahibi deniyor.
Aynı metinde Arnavutköy çilekçiliğinin kökeni de İpsilanti (Ypsilantis) ailesine bağlanıyor. İlk çilek fidelerinin 1804 civarında onların çevresi tarafından getirildiği ve eski bağların zamanla çilek bahçelerine dönüştüğü anlatılıyor.
Bu aile esasında Fanaryot, aristokrat bir aile.
Yorgo Zarifi de hatıralarında Rum bahçevanlardan bahsediyor. Yanılmıyorsam Mavroyani isimli birinin çilek yetiştirme konusunda çok sayıda Bahçevan yetiştirip bu işi öğrettiğini söylüyor.
Aslında İstanbul ve boğaz tarımının önemli bir ürünü ama artık bulmak zor…
Vize dosyası dünya çapında bir araştırmacı gazetecilik çalışmasıyla açılıyor.
VFS, küresel bir tekele dönüşürken Türkiye ayağındaki sistem nasıl işledi?
Yönetmelik değişiklikleriyle yaratılan rakipsiz bir pazar, VFS’nin Türkiye’deki alt yüklenicisinin holdingleşmesindeki siyasi himaye şüpheleri ve karaborsaya mecbur bırakılıp seyahat hakkı rant kapısı haline getirilmiş yurttaşlar…
Bu uluslararası araştırmanın Türkiye ayağı yarından itibaren Kısa Dalga’da.
Bilgi Üniversitesi’nin birkaç gün içinde kapatılıp yeniden açılması, Cumhurbaşkanlığı sisteminin fiilen nasıl işlediğine dair öğretici bir örnek. Gerçi gerçekten ne oldu, hiçbir şey bilmiyoruz. Çünkü bu sistem yurttaşına bir açıklama yapmıyor. Yapmaya tenezzül etmiyor. Gazetecilik de, aparatlar dışında, saray içine nüfuz edemiyor.
Kararlar nasıl alınıyor. Ancak tahmin edebiliriz.
Muhtemelen bir odak, Santralistanbul’u Bilgi’den almak ya da Can Holding’le ilgili önceden kalmış başka bir mesele nedeniyle üniversiteyi hedef alıyor. Ortalık zaten Butlan’dan dolayı toz duman içindeyken fırsattan istifade hızlıca bir kapatma kararı “çıkartılıyor.”
Ardından başka aktörler devreye giriyor. Protestolar devam ederken belki çocukları Bilgi’de okuyan iktidar çevreleri, aynı zamanda bu kararın rejimin keyfilik görüntüsünü daha da göz önüne sereceğini düşünen iletişim danışmanları. Başka aracılar bulunuyor. Muhtemelen ilk kararda YÖK’ün dahli hatta haberi yoktu. YÖK devreye sokuluyor falan. Yukarı ile ikna süreçleri işliyor ve birkaç gün sonra karar geri “aldırılıyor”.
Olabilecek her yetkinin yukarıdan aşağı tek elden tensip ve takdirle dağıtıldığı bu sistemde kararlar dar bir çevrenin nüfuz mücadeleleri, kişisel ilişkileri, anlık güç dengeleri ve diğer aktörlerin yakın çevreden etkili şahsiyetler vasıtasıyla “yukarıya” erişebilme kapasiteleri üzerinden yürüyor.
Düşününce hep şaşırdığım bir şey, 35 yaşında generaldi, 38 yaşında isyancıydı, 42 yaşında bir cumhuriyet kurdu. 57 yaşında öldü. Ebeveyn kaybı, savaş, göç, yokluk, hastalık… Travmalarla yoğrulmuş, taşınması güç bir ömür…
Atatürk’ün ‘insan’ yanını görmek, benim için Atatürkçülüğün başlangıç noktasıdır. Onu bir insanüstü kahraman değil, acıyı, kaybı ve sorumluluğu omuzlayıp yine de ileriye bakan bir insan olarak görünce, mirasını daha derinden hissederim 🌱