Size haberdeki ahlaksızlığın boyutunu şöyle anlatayım, Mussolini İtalyası 36'da Cenevre Sözleşmesi'ni hiçe sayıp Etiyopya'da tarihin o zamana kadar gördüğü en büyük kimyasal harekâtı düzenleyince, İtalya'nın radarında olan Balkan ülkelerinde büyük bir kimyasal savunma-taarruz hazırlığı başladı. Yunanistan ve Türkiye göz yaşartıcı gazlar, Auer-gesellschaft'tan vs. yüz binlerce gaz maskesi sipariş etti. Bu bağlamda atılan adımları "Dersimi gazlamak için kimyasal edevat sipariş verdiler," diye paylaşmak bugün Türklere ve tarihlerine karşı verilen ahlaksız savaşın sadece bir yeni örneği. Siz köpeksiz köyde değneksiz gezmeye alışmışsınız ama neyse ki 2010'ların başında değiliz. Size daha iyisini öğreteceğiz.
Islahat sonrası Düvel-i Muazzama baskısıyla azınlıklara verilen imtiyazları ve memleketin Türklerin âdeta köle işçi olduğu dev bir ticari müstemlekeye döndüğünü biraz okuyunca aklınızı yitirirsiniz. Varlık Vergisi'nin nispeten sebebi olan o safhayı konuşan bir "solcu" yok ama.
Neden?
Sarı poşet sallamak suç mu?
Peki, İstiklal Marşı'mızı ıslıklamak, Apo denen şerefsiz bebek katilinin fotoğrafını sallamak, silahın ucuna bayrak takarak sokaklarda kutlama yapmak da suç değil mi?
Yetkililer derhal bu saçmalıklara son vermelidir.
Elbette o şekilde, ancak Kürdofaşizmi tam tanımıyorsunuz; içeriğin veya olayın bir önemi yok.
Şöyle bakacaksınız; Kürdistan işgal ve sömürge altında olduğu için, sömürgeci foşik Türkler onları pamuk tarlasında köleler gibi çalıştırıyor. Dolayısıyla da sorun yaşan Kürt, sömürgeciye karşı temsilcisi olan yapıya, pkk'ya yöneliyor. O noktadan sonra pkk/dem doğrudan valiyle, bakanla muhatap olup durumu "çözmek" için aracı oluyor. Normal vatandaşlar gibi bir prosedür işlemiyor, Emniyet de muhatap alınmıyor - siyasi bağlantı kullanılıyor, çünkü işin doğası siyasi. Burada bahsigeçen Kürdün suçlu olmasının da önemi yok - tıpkı SSÇ'ler gibi; Kürdistan özgür olmadığı sürece "böyle şeyler olur", sömürge sonuçta. Eğer suç işleniyorsa bunun da sorumlusu sebep olan Türk Devleti yani. Sonra bir suçluluk olacaksa buna pkk/dem karar verir, onlar öyledir derse tamam denir. Şu an fiilen yıllardır adamların yaptıkları budur, bir tarafta da ayakta uyuyan aman faşist olmayayım diye kıvranan bir Türk toplumu :D
Yıllaryılı uzmanı olmuş biri olarak, tez yazsam Sosyal Medya Gerillaları ve Medya Okuması konusunu seçerdim.
Mesela o pickupdaki eşek kadar adamları siliyorlar karikatürlerden, sadece çocuklar var :D oysa köydeki çocuğu hastanelik döven o kafayı eğen danalar, kovalayan köylü aile de o ikisini kovalıyor çocukla ne etsinler.
Genelde fonda acıklı bir Ahmet kaya parçası, isyanvari sözler, karikatürler, boktan fonlarda çekilen tiktok videoları, referanslar (biz xx yerinde şöyle insanlık büyüklük göstermiştik, karşılık bu mu?) - öyle bi ekosistem.
Bakın salağa anlatır gibi bir örnek vereceğim, belki çürük kafanıza dank eder;
Bir gün trafikte bir park kavgası yaşadınız. Sövüşmeler falan derken karşı taraf telefonu çıkardı, "Kürt olduğum için" diye başladı video çekti. O birkaç saniye senin kaderini belirledi bile. Hemen Yeni Türkiye'nin pratik toplum sözleşmesi devreye girer; bahsigeçen ekosistem videoyu dolaşıma sokar, yüzbinlerce kişi anana avradına söverek adres sormaya başlar, Kürdofaşist çark işlemeye başlar. Arabaya geri dönüyorsun. Anaa bi bakıyorsun ki koca mecliste vekiller "bu ülkede Kürde park vermiyorlar!" diye nutuk atıyorlar, videodaki sıfatın A4 kağıdına basılmış kürsüden sallanıyor. Kıpkırmızı oluyorsun panikten. YouTube bildirimi! çok sevdiğin gazeteci günlük programında yine - ama konu sensin! Sıfatın ekranda, sana kayıyor. Bildirimler akıyor, Suavi Twitter'da paylaşmış bile şopla vampir dişleri falan eklemişler sana. Yorumlarda Zeynepler, Mustafalar "ben de Türk'üm ama bu şerefsiz gibi değilim" yazıyorlar. Aha Bakan açıklama yapıyor, "ülkemiz bölünemez" diyor. İdrak bile edemiyorsun olanları, elin ayağın titriyor. Anan baban ailen yazıyor arıyor o ara, çoktan dadanmaya başlamışlar bile, sosyal medyada her şeyleri paylaşılmış. Medyascope'da ruşen çakır ve cengiz çandar yayında; verilmeyen park yeri Kürdün anayasada verilmeyen hakkının sembolüdür diyor. Serbestiyetten yıldıray oğur; kart kurttan park purka... yazısı çıkmış. Kafayı yemek üzeresin, cama bir tıklama kafayı kaldırdın Emniyet müdürü. E sen çağırmadın polisi, çağırsan bu hızla ne zaman gelmiş? "Oğlum naptın lan!?" diyor panikle. Artık ağlamak üzeresin "abi naptım ya?" diyorsun. Meğer bakanından, beştepesine herkes arıyor müdürü fırça kayıyor. Ülke bölündü bölünecek! Hemen geç şuraya, kamera açılıyor; anlat faşist olmadığını hızlı hızlı. Müdürü de işinden edeceksin. Kafan dağılmış ama devlet adamı edasıyla konuşmaya çalışıyorsun; "Kürt Türk kardeştir, bu park bizi bölemez, egzozlar susmaz, farlar söndürülemez!" hemen hemen yayına verin, iş MGK'ya çıkmasa bari. Yemin billah ediyorsun abi bir daha mı bir daha, yaya gezerim de araba kullanmam diye. Denetimli serbestlikle gidiyorsun, birkaç sene daha sessizkten sonra ailene taciz duruyor tek tük tehdit edenler oluyor o kadar. Ara sıra mecliste vekiller biz biliriz zihniyetinizi unutmadık diye adını geçiriyor ama olsundu.
Şu senaryo yıllardır gözünüzün önünde bin kez yaşandı, bin kez kıl kıpırdamadı
Kürdofaşizm o sonuçlarla ilgilenmiyor, başarıyla yürüttüğü stratejiyi devam ettiriyor. Saçmasapan sitelerinden besledikleri kitlenin önüne mağduriyet haberini atıyorlar, önü arkası yok kitle de sormuyor zaten, ne de olsa şekillenmiş yıllardır artık dünden razı inanmaya.
Milyonlarca etkileşim, yorumlarda küfür kıyamet, arkaya ahmet kaya şarkılarıyla editler, "bu mu kardeşlik" nidalarıyla nefret orgazmı, hemem devreye giren fenomenler, açklamalarla hesap soran dem vekilleri, desteğe koşan solcular, yanlarında İslamcılar, "ben de türküm ama...." özürlü mesajlar - aylar sonra? Olayın bambaşka olduğu ortaya çıktığında susan yığınlar. Kimsenin umrunda değil çünkü artık gerçek.
Yüzlerce örneğinde olduğu gibi geçen yıllarda; kürtçe şarkı yüzünden kapatılan mekanlar mı dersin, kürtçe müzik dinledi diye bıçaklanan çocuk mu - hepsi yalan çıktı ama bu kitlenin çoğu hala buna inanıyor. Yıllardır devlete, millete Sosyal Medya Gerillalarını ve bu sistemi anlatmaktan dilimizde tüy bitti. Hiçbir önlem alınmadı, aksine değirmenlerine su taşımak için sıraya girdiler, özürlerle yeminlerle.
Hemen de "işte bakıııın Kürt sorunu yaa" tweetleri. Eski kolpalarını yediremedikleri için, "Kürt Sorunu" böyle sosyal mühendislikerle ayakta tutuluyor. Kürdofaşizme göre, etnik bir Kürt park kavgası yaşasa - bu ırkçılıktır. Suç veya adli bir olay ancak Kürt ve Kürt arasında olabilir, aksi türlü ırkçılık olmalıdır. Şimdi hepiniz sıraya girin bakim, özürleri göreyim.
Geçen paylaşılmıştı; gayrımüslimlere verilen hukuki ve ticari imtiyazlar özellikle de Islahat Fermanı'ndan sonra öyle avantajlı hâle geliyor ki İzmir'de 1830'da 30.000 (yani Türklerin 4'te 1'i civarı) olan Rum nüfus 1860'ta Türk nüfusu geçiyor. Türkler on yılı aşkın süren savaşlarda silahaltında mahvolurken, kendilerinin sırtlarını Avrupa devletlerine yaslamış beratlı tüccarları ise yedi kuşaklarına yetecek paralar kazanıyor. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle, o da sadece bir kez "hesabın ödenmesi" istendiğinde de ne hikmetse beyefendiler için asrın trajedisi oldu. Bırak Varlık Vergisi için Türklerden self-shame vs. beklenmesini, Şükrü Saraçoğlu'nun heykeli dikilse az gelir.