İnsan dediğiniz hayattan çekip gider işte. Ardında bırakır bir şeyler.
Bende bir oyuncu olarak filmlerinden bıraktığı sahnelerden sadece biridir bu…
Ruhu şad olsun…
#kadirinanır 🦚
Web sitemize yoğun giriş sonrası yaşanan teknik arıza nedeniyle Sayın Selahattin Demirtaş'ın yazısının görüntüsünü paylaşıyoruz. Yayın linkinin kısa süre içerisinde yeniden aktif olacağını belirtmek isteriz.
Çeteya Fîsekîyê û Serkêşê wê çeteyê Mixtar Tefîk Ûçar deşîfre bû!
Ev bênamûse Ecemê Wanê ye!
Li Gundê Bardaxçîyê dijî!
Me sala 1992’yê têkilahîyên wî yên bi Jîtemê û polîsan re derxist holê!
Ji tirsan ne di wira bikeve Zanîngehê!
#RojbinKabiş ji bîrnekin!
@vanbarosu
Eminim yine taşlayacaklar olacaktır. Ama bu gerçek görmezden gelindiği için bugünlere gelindi. Bir kez daha hatırlatmam gerekirse; ne yazık ki Türkiye'de muhalefet, Selahattin Demirtaş tutuklandığı gün bitirildi.
Ve evet haklıydı👇
Türkiye’de artık vatandaş denize girmiyor…
Denize alınıyor…
Bir zamanlar sahiller kamunundu…
Şimdi kapısında fedai gibi duran görevlilerin…
Bir şezlong koyuyorlar…
Bir halat çekiyorlar…
Bir çit dikiyorlar…
Sonra denizi satmaya kalkıyorlar…
Deniz ne zamandan beri tapulu mal oldu…?
Kıyılar bu ülkenin insanınındır…
Üç beş işletmecinin değil…
Ama bugün Bodrum’da olan yarın her yerde olacak…
Önce küçük bir alan çevrilir…
Sonra “müşterilere özel” denir…
Sonra giriş paralı olur…
Sonra vatandaş kendi ülkesinde denize bakıp geri döner…
Adına da turizm derler…
Bu turizm değil…
Kamusal alan işgalidir…
Daha kötüsü ne biliyor musunuz…?
İnsanlar artık buna alışıyor…
Çünkü Türkiye’de en tehlikeli şey hukuksuzluk değil…
Hukuksuzluğun normalleşmesi…
Belediyeyi ararsın ulaşamazsın…
Bakanlığı ararsın cevap yok…
İşletmeye sorarsın “kurallar böyle” der…
Hangi kural…?
Kimin kuralı…?
Kıyı Kanunu diye bir şey var…
Ama belli ki bazı yerlerde kanundan daha güçlü olan şey kasa…
Para vermezsen kum yok…
Para vermezsen gölge yok…
Para vermezsen deniz bile yok…
Böyle ülke olur mu…?
Yavaş yavaş halk plajları dışında her yer küçük derebeyliklere dönüyor…
Bugün sahile zincir çeken…
Yarın sokağa da fiyat biçer…
Hukukun olmadığı yerde önce fırsatçılar gelir…
Sonra küçük mafyatik düzenler kurulur…
Ve en acısı…
Vatandaş kendi memleketinde misafir muamelesi görür…
💥En kısa zamanda halkın yüzme hakkına tecavüz eden otel lokanta ve bilimum yerleri isim isim yayınlamaya çalışacağım
#VÎDEO - Michiel Leezenberg: Ez bi resmî fîlozof im lê bi qaçaxî Kurdolog im
Mamosteyê Zanîngeha Amsterdamê Prof. Dr. Michiel Leezenberg bi Kurdî got:
🎙 ❝Ez bi resmî fîlozof im lê bi qaçaxî Kurdolog im❞
🎙 ❝Helbestên klasîk ên Kurdî li Ewropayê nayên nasîn❞
🎙 ❝Ez li Bakurê Kurdistanê fêrî Kurdî bûm❞
🎙 ❝Ez bi taybetî Ehmedê Xanî nas dikim❞
🇺🇸☀️From Kurdish Community To the General Public Worldwide,
and to His Excellency, the President of the United States of America,
We are not aware of any official transfer of such weapons through the recognized institutions or allied Kurdish forces of the Kurdistan Region of Iraq or Syria. To our knowledge, neither the KRG Peshmerga, the Syrian Democratic Forces (SDF), nor any Kurdish forces allied with the United States received or handled these weapons through official channels.
If weapons were in fact transferred through Kurdish intermediaries or actors, then the United States government undoubtedly knows the precise individuals, factions, or unofficial networks involved. Those responsible should be identified specifically and directly.
What must not occur is the vague and collective use of the term “the Kurds,” which falsely places suspicion upon an entire people and upon America’s Kurdish allies who fought and sacrificed alongside U.S. forces against ISIS and terrorism.
The Peshmerga and the SDF gave thousands of martyrs in defense of regional and global security. They should not be smeared, portrayed as mercenaries, or accused of shielding the IRGC because of allegations involving unnamed or unofficial actors.
Precision matters. Without it, millions of Kurds across Kurdistan and the diaspora are unjustly blamed for actions they had no connection to whatsoever.
This distinction is essential and must be made clear.
With appreciation and respect.
@DonaldTrump@POTUS
İNGİLİZLERLE, KÜRTLERİ DIŞLAYAN YENİ STRATEJİK ANLAŞMA!
Devlet, Kürtlerle Stratejik ittifak kurmak yerine, güvenliği 100 yıl sonra yine İngilizlerle ittifaktan aradı!
Türkiye ile İngiltere yeni bir "Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi”ni Cumhuriyetin kuruluş yıldönümü 23 Nisan’da Londra’da imzalandı.
Zaten;
Cumhuriyet, İngilizlerin Mustafa Kemal’e sağladığı stratejik destekle ve Kürdistan’ın yokluğu üzerinden kurulmuştu. 23 Nisan 2026 Anlaşması da Kürtlerin dışlanması temelinde yapıldı.
İngilizlerle stratejik ittifak neden yenilendi?
Çünkü;
Türkiye özellikle son yıllarda yaşananlardan hareketle NATO ve ABD ile ittifakta kırılmalar yaşıyor. Bu nedenle Bölgesel ve Küresel yeni ittifaklar peşinde! Küresel ittifakta, Cumhuriyetin kuruluşunu stratejik olarak destekleyen İngilizler anlaşma yaparken Bölgesel ittifak arayışları da sürüyor. Özellikle ABD/İsrail ile İran savaşının yarattığı belirsizlik ve istikrarsızlık Bölgede de Türkiye’nin Suudi Arabistan-Pakistan-Mısır’ı içerecek yeni Güvenlik Paktı arayışları var.
Çağrımızı yeniliyoruz;
Türkiye’nin geleceği, Kürt karşıtı ittifaklar kurmakta değil Kafkasya’dan Mısır’a Kürtlerle stratejik ittifak kurmakta.
TASFİYE SÜRECİ NE ZAMAN BAŞLADI
Öcalan’ın PKK yi feshetme düşüncesi yeni değildir.
Bazıları hatırlayacaktır:
Öcalan Suriye’den ayrılıp henüz Kenya’da yakalanmadan önce (o sırada İtalya’daydı) MED TV de bir oturuma telefonla katıldı.
Tarih 08 01 1999
Öcalan MED TV ekranlarında PKK den ayrıldığını, bu parti ve bu yönetimle artık yürümeyeceğini, PKK üst düzey yönetiminin istifa etmesi gerektiğini açıkça söyledi.
O sırada PKK 6. Kongresi toplanmış bulunuyordu.
Öcalanın bu açıklamasından sonra başta PKK yürütme komitesi düzeyindeki yöneticiler olmak üzere birçok merkez üyesi görevlerinden istifa ettiler ve yeni bir kongre divanı seçildi.
Öcalan o sırada gönderdiği talimatlarda daha çok PKK nin ideolojik politik hattına hakim eski kadroları hedef alıyordu.
Bu durum çoğumuzda şu kanıyı yarattı:
PKK nin kurucu kadrolarıyla PKK yi tasfiye etmek sorun yaratırdı bu işi ancak daha genç ve ideolojik politik birikimi olmayan bir ekiple yürütmek istiyordu.
Öcalan’ın PKK yi tasfiye etmek ve hem Türkiye’nin hem de diğer devletlerin kabul edebileceği legal bir siyasi oluşumla ortaya çıkma isteği açıkça belliydi.
Bu fikir Öcalan henüz Suriye’deyken oluşmuştu.
Bu fikrin oluşmasında Öcalan ile devlet arasında arabuluculuk yapanların payı vardı.Bu arabulucular Öcalan’a Öcalan’ın da kuşkuyla baktığı öneriler getiriyorlardı.
Öcalan bu projeye inanmak istiyordu.
Daha 1988 sonbaharında benimle yaptığı bir telsiz konuşmasında “ ateşkes karşılığında iyi teklifler getiriyorlar, tabi bu aradakilerin uydurması değilse” sözü hiç aklımdan çıkmadı.
Öcalan da devletin getirdiği önerilere kuşkuyla bakıyordu ama inanmak da istiyordu.
Kısacası PKK yi tasfiye edip legal bir oluşuma gitme fikri oluşurken devletten gelen mesajların rolü vardı.
Bunun ayrıntılarını bilmediğimiz için spekülasyon yapmak istemem.
Eğer Öcalan Kenya’da yakalanmasaydı bugün yürütülen süreç o zaman hayata geçecekti.
Öcalan yakalanınca süreç başka bir hal aldı.
Kendi insiyatifiyle bir süreç yürütme imkanı kalmadı.
Süreç artık Öcalanı elinde bulunduran devletin istediği tarz ve tempoda yürütülmeye başlandı.
Devletin Öcalan’ı esir almasından sonra 6. Kongrede istifa eden eski yöneticiler tekrar görevlerine ve yönetici konumlarına geri döndüler.
Olan biten hiç bir şey onların tutumunda bir değişiklik yaratmadı.
PKK yönetimi Öcalanla olan hukuklarına ilkeli bir biçim ve anlam verme yerine Öcalan’ın her dediğini yapma alışkanlıklarını sürdürdüler.
Halbuki dışarda olan bir Öcalan’ın durumu ile devletin elinde tutsak olan bir Öcalan’ın durumu aynı olamazdı.
PKK yönetimi bu konuyu düşünüp tartışma iradesini bile göstermedi.
Öcalan’ın İmralideki ilk açıklamalarından sonra PKK yönetici kadrolarının ve komutanların yarısı örgütten ayrıldı.
Bunların önemli bir kısmı Güney Kürdistanda yaşıyor, bazıları da KDP saflarındadır.
Binlerce savaşçı Güney Kürdistan’a ve Avrupa’ya geçti.
İmralideki Öcalan ve devlet arasında yapılmak istenen pazarlıklar PKK nin defalarca isim değiştirmesi, proğram değiştirmesi, niyet beyan etmesi biçiminde sürdü ama sonuç değişmedi.
Devletin ajandasında bulunan tasfiye takvimi işledi, Öcalan’ın ve Öcalan’a bağlı parti ve kurumların bir yere tutunma ve devletle kalıcı bir pozisyonda uzlaşma çabası sonuçsuz kaldı, adım adım güçten düşme ve erime sürecine girildi.
Bahçeli’nin başlattığı diyalogdan sonra başlayan süreç ise tasfiyeye son noktayı koyma planı gibi işliyor.
Tasfiye süreci bazılarının sandığı gibi son bir iki yılda değil, 28 yıldan beri vardır.
Kürtlerin bu süre zarfındaki tutumları Ankara’ya giden bir trenin içinde Diyarbakıra doğru koşma biçiminde oldu.
Doğru olan bu trenden inmekti, bunu yapmadılar, hala da yapmıyorlar.
Kürt Halkı için kritik bir gelişme daha.
BM OCHA heyeti Rojava Özerk Yönetimini ziyaret etti.
BM ilk kez fiilen Şam dışı bir otoriteyle kurumsal temas kuruyor.
Bu ziyaret Kürt halkı için neden çok değerli?
Yardım mı yoksa diplomatik temas mı?
Bu kritik ziyaretten Türkiye neden rahatsız?
Ziyaretin Kürt halkı ve bölge ülkeleri açısından anlamı nedir?
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) heyeti,
Kobane’deki Özerk Yönetim merkezini ziyaret etti.
OCHA’nın Kobane ziyareti: “insani temas mı, diplomatik temas mı?”
Bir heyet gelir, kameralar “yardım” der.
Ama Ortadoğu’da hiçbir ziyaret sadece yardım değildir.
OCHA’nın
Kobane’de
Rojava Özerk Yönetim merkezini ziyaret etmesi, sahadaki statü savaşında yeni bir aşamadır.
Bu, askeri değil meşruiyet hamlesidir.
1) Öncelikle söylemeliyim ki bu bir yardım ziyareti değil.
BM kurumları resmi olarak devlet tanır, aktör tanımaz.
Ama pratikte sahaya girilen kapı, siyasi muhatap demektir.
Bugün yaşanan ise şu:
BM ilk kez fiilen Şam dışı bir otoriteyle kurumsal temas kuruyor.
Bu, hukuki tanıma değildir.
Ama tanınmanın ön odasıdır.
2- NEDEN ŞİMDİ?
A) Gazze sonrası yeni düzen
ABD Ortadoğu’da yeni mimari kuruyor:
İsrail güvenliği
İran sınırlandırması
Türkiye dengelenmesi
Kürt alanının korunması
Kobane bu planın kilit taşıdır.
B) Suriye’nin fiilen bölünmesi artık kabul edildi
Şam’ın geri dönme ihtimali kalmadı.
BM artık “tek Suriye” varsayımıyla hareket etmiyor insani erişim haritasıyla hareket ediyor.
Yani:
Harita siyasi değil, lojistik olarak yeniden çiziliyor.
3) SAHADAKİ AKTÖRLER AÇISINDAN ANLAMINA BAKALIM:
Türkiye açısından:
Risk büyüktür.
Çünkü:
Kürt halkı açısından
insani muhataplık--idari muhataplık--siyasi muhataplık zinciri başlar.
100 yıldır Kürt halkının kimliğini ve haklarını inkar eden Türkiye'de devlet doğal olarak gelişmelerden rahatsız.
Türkiye açısınran bu ziyaret,
operasyon alanını değil
operasyonun meşruiyetini tartışmalı hale getirir.
Tank sınırı aşar ama diplomasi statüyü aşar.
ABD açısından:
ABD askeri korumayı siyasal kabule çeviriyor.
Önce üs
sonra bütçe
sonra diplomasi
sonra statü
Bu klasik Amerikan yöntemidir:
Kosova modeli.
Şam açısından durum nedir?
Şam için bu ziyaret fiili kopuştur.
Artık mesele özerklik değil:
geri döndürülemez idari ayrışma
Suriye merkezi devleti masadan kalkmadan masadan düşüyor.
Kürt Halk Yönetimi açısından durum nedir?
Bu ziyaret bir güvenlik garantisi değildir.
Ama şu anlama gelir:
artık yok sayılmayacaklar
Ve Ortadoğu’da yok sayılmamak, yarı tanınmak demektir ki çok önemli ve değerli.
4) BÜYÜK RESİM
Bu bir BM ziyareti değil sınırların postmodernleşmesi.
Artık devletler haritayla değil erişim koridorlarıyla tanımlanıyor:
kim yardım götürüyor
kim maaş ödüyor
kim petrolü satıyor...
Egemenlik artık bayrak değil lojistik hat.
5) OLASI GELİŞMELER
kısa vadede:
BM kurumları bölgede artacak
daha fazla uluslararası STK gelecek
fiili yönetim kurumsallaşacak
orta vadede:
yerel seçim baskısı
bütçe mekanizmaları
dış temsilcilik benzeri yapılar
uzun vadede:
resmi tanıma olmayacak
ama geri dönüş de olmayacak
adı konmamış siyasi varlık oluşacak
SON PERDE:
Devletler bazen savaşla değil, ziyaretle bölünür.
Bir gün harita değiştiğinde kimse “o gün oldu” demez.
Çünkü haritalar tanklar girince değil
BM kapıdan içeri girince değişir.
Mazlum Kürt halkı için böyle güzel gelişmelerin devam temennisiyle...
🇸🇪 İsveç Milletvekili Beatrice Timgren:
“Kadınlara yönelik baskıyı ithal etmeyi bırakın, kadın düşmanı İslam'ı normalleştirmeyi ve meşrulaştırmayı bırakın.”