Şimdi oturduk maymun gibi, alt dudağımız dışarıda, kafamızı kaşıya kaşıya düşünüyoruz: E şimdi ne olacak?
Söylenen, söylenmeyen, sövülen, sövülmeyen, sevilen, sevilmeyen, sekülen, sekülmeyen… Artık ne var ne yok, söylenmedik şey bırakmadı.
Deniz Göktaş.
Kimse beni sevsin, alkışlasın, solculuk olsun, babaya yaranayım filan diye değil; ki öyle olsa bile işlenmiş, özenle dokunmuş, zarif bir motifle örülmüş “hırkasıyla”. 🥹
Kimsenin değerine meğerine de değmiş değildir.
Değersiz yaşamaya değinmiştir.
Şikâyet bile etmeden. Sadece anlatarak. Burun delikleri şişmeden. Ne olacaksa olsun diye.
Ama bunu kahramanlık miti için demediğini nasıl da anladık değil mi?
Bir zamanlar çok ekmek yediği, pahalı şeyler yaşadığı devri kaybettiği için konuşanların kof muhalefeti gibi değildi bu. Çözülmesi gereken bir denklem varsa çözülmelidir, diyordu sanki. Matematik gibi.
Ve bütün bunları, biz fark etmeden kendi kuşağında yıllardır kısık ateşte demlene demlene oluşmuş dili son derece akıcı ve akılcı konuştu. Belki de “değerlere saldırı” dedikleri şey, hiçbir ezber duygusal tınıya girmeyişiydi.
Meğer ihtiyacımız olan yeni bir fikir değil, yeni bir dilmiş.
Çok tanıdık, çok yakın, çok sakin ve çok duru. Gençliğin tertemiz dili.
Elbette bunda evde konuşularak büyüdüğü, üstü örtüle örtüle düğüme dönmüş yakın Türkiye tarihimizin de büyük payı var. Anavatanda, “baba” dilinin reddinden doğmuş ama yine özbaba dilinin malzemesiyle kurulmuş bir ana dili.
Bunu mizahla harmanladı. Çünkü mizahtır toplumun ortak dilini geliştiren. Her şeye rağmen. Herkese rağmen.
İşbirliği değil, müzakere yaptı Deniz.
Mizah işbirliğine değil, müzakereye yarar. Aynı safa dizmeye değil, aynı masaya oturtmaya çalışır. Çünkü işbirliği iktidarla, konforla, ortak bir yalanla kurulabilir; suç ortaklığına dönüşebilir. Müzakere ise gerçeğin nefes alabildiği son yerdir.
İlk dakikalar “gençlik hezeyanı” dedik. “Dil sürçmesi” dedik. “Sakarlık” dedik. “İşin ciddiyetinin farkında değil,” dedik. “Yok artık o kadar da değil…” dedik.
Gösteri bitti.
Büyük bir sessizlik oldu.
Götümüzün yere çarptığı sıfırı hissettik.
Beynimiz esaslıca sarsıldı.
Zaman durdu.
Kendimizle burun buruna geldik.
Yavaş çekim bir kıyamet ânı gibi.
Sonrası sıçrama.
Meğer oluyormuş ulan.
Her devir için… Yüz yıldır söylenmeyeni, imgelere boğmadan ama şiir gibi, kafiyeye ihtiyaç duymadan söylemek mümkünmüş.
Kendine hizmeten değil.
Vatana hizmeten değil.
Aileye hörmeten değil.
Sadece söyleyecek başka bir şey kalmadığı için.
Biz ise yıllardır burnumuza dayatılan yeni birey ve toplum modeliyle aynı iklimde yaşayabilmek için solungaç geliştirmenin yollarını arıyorduk. Ama daha önce önerilen modern Türkiye hürriyetimsilerini tanımlayamamıştık ki daha.
Bu düğümün içinde anam ne düğünler yaptık. Ne aileler kurduk. Ne deşetli meslekler edindik. Dünyaları kurtardık. Çocuklarımızı en baba özel okullarda yarıştırdık. “Aman çocuğum eksikli kalmasın,” deyip kendi başaramadığımız hayatları onlar üzerinden taksit taksit ödemeye kalktık. Dyson’ın uzunlarını yaktık, evlere duble yollar yaptık.
Ha, sistemden şutlanınca aslında mesleksiz olduğunu anlayan formasyonsuzlar, aileden afirmasyonsuzlar… Çok zorlansak da eser miktarda daha özgürdük.
Fakat çoluk çocuğa dolanmış, aynı gidişata domalmıştık bir kez.
Birileri gibi olmakla, kendin gibi olmaya dair hiçbir fikrinin kalmaması arasında sıkışıp kaldık.
Genç miydik?
Yaşlı mıydık?
Başarılı mıydık?
Yoksa yalnızca pahalı mıydık?
“Hırlı mıydık, hırsız mıydık”
Hırslı mıydık?
Hırssız mıydık
Kadın mıydık?
Erkek miydik?
Yaşıyor muyduk?
Ölü müydük?
Her şey birbirine girmişti.
“Buna yaşamak değil, histeri denir,” dedi Deniz.
“Titreyin ve kendinize gelin.”
“Kendim için diyorsam namerdim. Bakın, yurda da döndüm. Kimseyi kastetmedim. Denklem çözmek için dedim. Ne yapayım? Matematiğim iyi. Çok net’im.”
Dedi.
Şimdi önümüzde Tuba Ulu davası var.
Kardeşlerimizin, çocuklarımızın, yaşamın, neşenin, özgürlüğün yanındayız.
Hem de ünlemsiz.
Hamasetsiz.
Olması gerektiği için.
İşte gerçek kutsal değer tam da budur.
After careful consideration and hearing the feedback from our fans whilst fully respecting their concerns, our show in Istanbul will be now postponed until 2026 so we can ensure DBL Entertainment will not be involved.
Thank you for your ongoing support, it means everything to us. See you in 2026!
Ülkenin dört bir yanındaki üniversitelerde okuyan felsefe öğrencileri, felsefe kulüpleri ve felsefe toplulukları olarak:
•Düşünce özgürlüğü
•İfade özgürlüğü
•Hukukun üstünlüğü ilkesini
Özgürce Felsefe yapabilmek için hayati buluyoruz. (1/2) ⬇️⬇️
Mersin'deki sanatçı dostlarımızın hanemize bağışladığı eserlerden oluşan koleksiyonumuzun artık bir kataloğu var. Kataloğu inceleyip, bu şaheserlerden kendi hanenize kazandırmak istediğiniz eserler olursa iletişime geçmenizi bekliyoruz.
https://t.co/R88z5toeCC
Çok yaşlandığımız bir yılın daha yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Yeni yılın bu yılı aratmaması umuduyla seneyi dayanışmayla kapatalım istiyoruz. Sizler için bir yılbaşı paketi hazırladık; tek sepetin içine envai çeşit dayanışma sığdırmaya çalıştık+
+canlı olarak izleyebilirsiniz. Circular sanat sohbetleri, 5 haziran Çevre günü için 8-12 haziran gerçekleştirilecek olan Circular Sergisi kapsamındadır.
#d5sanatortami
Veli Mert ile Circular sanat sohbetleri'nin ilk konuğu sanatçı- akademisyen Şeref Erol. Programimizda çevre kavramının tasarım (dil) olmak bakimindan ne biçimde ele alinabilecegini konuşuyoruz. Bu programı bio' da yer alan link yoluyla takip edebilir, Youtube sayfamiz uzerinden+
↘️Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden ihraç Veli Mert KHK TV'ye konuştu:
🔹️Barış bildirisini imzalayarak onurumu kurtardım.
🔹️KHK'lılar buz gibi bir ortamda yapayalnız bırakıldılar.
Videoyu izlemek için
👇👇👇
https://t.co/KiUh2F9Yw2
+metinler başlıklı çalışma tamamlandı. “Kurmaca Metin Çözümleme” seminerleri 10-17-24 Kasım -1 Aralık 2020 tarihlerinde gerçekleştirilecektir. Bu konulara ilgi duyanlar 05055614209 nolu telefonumuzun whatsap ortamına mesaj göndererek detay alabilirler
#d5sanatortami
Seminer dizileri devam ediyor!
Nöro-Felsefe, dış dünya ile onun temsilini kuran beyin arasındaki haritalama-eşleme ilişkisine odaklanır: Temsiller nedir ve bir beyin kendi dışındaki dünyayı nasıl temsil eder? Zihinsel durumlar beyin durumlarıyla özdeş midir? Bilinçli yaşantılar++
Yine Cezmi Koca hocamızın yürütücülüğünde birbirinden bağımsız 4’er haftalık programlar (toplamda 20 hafta) şeklinde gerçekleştirdiğimiz seminerler dizisinde kurmacanın doğasına örnek okumalar ve çözümlemeler olanağında anlamaya girişiyoruz. İlk dört haftalık seminerde mitsel +