Genel Menajerimiz Nedim Yücel ile yola devam! ✍️
Uzun yıllar formasını giydiği kulübümüzde 2023-2024 sezonu ile birlikte Genel Menajerlik görevine getirilen ve kulübümüzün yükseliş grafiğini birlikte yüceltmeye devam etmeyi ümit ettiğimiz Genel Menajerimiz Nedim Yücel ile 2027-2028 sezonu sonuna kadar sözleşme imzalanmıştır.
Nedim Yücel'e yeni dönemde üstün başarılar dileriz. 🦅
Bir ülkede en başta mutlaka yargıya güven olması gerekir. Çünkü her türlü yanlış işi son tahlilde soruşturacak ve cezalandıracak kurum odur. Ama bizde yargı sonuna kadar siyasallaştığı ve tarafsızlığını yitirdiği için maalesef güvenmek mümkün değil. Her soruşturmada ister istemez "bu işin altında da bir iş olabilir mi" diyoruz.
Usta sanatçı Şener Şen'in milyonluk teklifleri elinin tersiyle itip "Neden hiç dizilerde oynamıyorsun?" diyenlere sektörün içyüzünü ifşa ettiği o efsane cevabı:
🔶 Bana sürekli "Televizyona neden iş yapmıyorsun, neden dizilerde yoksun?" diye soruyorlar. Sağ olsunlar teklif de eksik olmuyor ama kabul etmiyorum.
🔶 Bizim zamanımızda 90 dakikalık bir sinema filmini hakkını vererek çekmek için en az 2-3 ay gece gündüz çalışırdık. Çekerdik, beğenmezdik, bir daha çekerdik.
🔶 Şimdi bakıyorum, televizyonda her hafta yayınlanan dizilerin süresi 150 dakikaya çıkmış. Ve bu insanlar 150 dakikalık o içeriği sadece 5-6 günde çekip kanala yetiştirmek zorundalar.
🔶 Bu akıl işi değil. Bu kadar kısa sürede yaratıcılık olmaz, duygu geçmez, orada sanat falan da yapılmaz. O ancak fabrikasyon üretim olur.
🔶 Sırf daha çok para kazanacağım diye o kalitesizliğin, insanlık dışı şartlarda sabahlara kadar çalıştırılan o set işçilerinin sömürüldüğü çarkın bir parçası olmak istemiyorum.
🔶 Benim o tempoya ne enerjim müsait ne de sanat anlayışım. Seyirci beni affetsin ama ben o fabrikasyon sistemin içine girmem.
Timur Soykan: "Açık söyleyeyim, toplumda şöyle bir durum var: yani "kime güveneceğiz" hâli var.
Devlete güveniyorsunuz, Kızılay'a güveniyorsunuz; Kızılay'ın çadır sattığı ortaya çıkıyor.
Yani devlet kurumlarına bakıyorsunuz, yargıya bakıyorsunuz çürüme her yerde.
Şimdi Haluk Levent hakkındaki bu iddialar da doğruysa... Ahbap'a güveniyor insanlar, depremde parasını oraya gönderiyor, bağış yapıyor.
Ve gerçekten bunların toplumda çok büyük bir güvensizlik ve bir pes ediş yaratmasından korkuyorum.
Sürekli bir kandırılma haliyle, sürekli bir aldatılma haliyle insanların toplumsal dayanışmadan, yardımlaşmadan kopması kaygısını da yaşıyoruz açıkçası."
Batılıların Türkiye'deki anti-demokratik uygulamaları desteklemesinin bir sebebi de bu aslında.
Amerika'da silikon vadisinde çalışabilecek bir mühendis yetiştirmenin yalnızca lisans eğitimi düzeyindeki maliyeti 200-300 bin dolar. Batı ülkeleri her biri için en az 200-300 bin dolar harcayacakları bu mühendisleri Türkiye'den bedavaya alıyor. Hatta tersine bu kişiler oraya gitmek için ceplerinden para harcıyor, normalde hak ettikleri maaşların birkaç basamak altını kabul ediyorlar.
@drataoglu Normalde Amerikalı doktor bile Kanada'da çalışamıyor, bin tane sınava girmesi gerekiyor. Doktorların denkliği en zor işlerden biri. Ama Türk doktorlar dil sınavını geçince İngiltere ve Almanya'da direkt işe başlatılıyor
Batılıların Türkiye'deki anti-demokratik uygulamaları desteklemesinin bir sebebi de bu aslında.
Amerika'da silikon vadisinde çalışabilecek bir mühendis yetiştirmenin yalnızca lisans eğitimi düzeyindeki maliyeti 200-300 bin dolar. Batı ülkeleri her biri için en az 200-300 bin dolar harcayacakları bu mühendisleri Türkiye'den bedavaya alıyor. Hatta tersine bu kişiler oraya gitmek için ceplerinden para harcıyor, normalde hak ettikleri maaşların birkaç basamak altını kabul ediyorlar.
Başantrenörümüz Dusan Alimpijevic ile yola devam! ✍️
2023/24 sezonunda takımımıza katıldığı günden bu yana Camiamızın sevgisini kazanmış olan ve birlikte önemli başarılar kazanacağımıza inanmış olduğumuz Başantrenörümüz Dusan Alimpijevic ile 2027-2028 sezonu sonuna kadar sözleşme imzalanmıştır.
Dusan Alimpijevic’e yeni dönemde üstün başarılar dileriz. 🦅
📍Şimdi bir avukat ve hukukçu olarak insanın şerefine uzanan büyük bir iftirayı çürüteceğim.
Hırsızlık, casusluk, örgüt tutmadı. Şimdi de Portekizli model Tessy Ramos Correia çıktı. Madde madde çürüteceğim:
1– “Antalya’da bir gemide” diyor. Üşenmedim tek tek 2021 yılı Haziran ve Ağustos sonuna kadar tüm açık kaynağı taradım. İmamoğlu o tarihlerde Antalya’da hiç bulunmamış.
Bulunduğu şehirler şunlar: Düzce, Malatya, Kırşehir, Ankara, Muğla/Bodrum, Adıyaman/Gölbaşı.
2– “2021 yılı yaz aylarından biri” diyor. O kadar muğlak ki. Gün vermiyor. Aksi ispatlanacak bir tarih vermiyor. ‘Aylardan birinden bir gün’ diyor. İftira atmak bu kadar kolay işte!
3– Tutuklandığı esnada itirafçı değil. Cezaevindeyken itirafçı oluyor. İlkin yok diyor, sonra var diyor. Hangi ifadeye güveneceksiniz?
Bu yalan ve iftirayı yaymalarının bence en büyük amacı muhafazakar ve dindar insanlarda İmamoğlu’na olan güveni bitirmek.
Unutmayın: Müslüman evli bir adamın namusuna iftira atmaz!
Gençler belki hatırlamaz, ama geçen sene bu tarihlerde muhalif basınımızın bazı şöhretli "yorumcuları" bütün yazı AKP-MHP arasındaki çatlağı anlatarak geçirmişlerdi. Onlara göre süreci başlatan Bahçeli, İBB davasının açılmasından memnun değildi ve duruşmaların TRT'den yayınlanması için baskı yapıyordu. CHP-MHP-DEM ittifakı ülkedeki siyasi havayı değiştirecekti. Bu nedenle muhalifler süreci desteklemeli, CHP de komisyona katılmalıydı. İçlerinden en iddialı yorumları yapanlardan biri, İmamoğlu'nun 2025 yazında hapisten çıkacağını bile söylüyordu.
Tam bu ortamda hayatımıza giren "Bahçeli'yi anlama dekoderi" Mümtaz'er Türköne ise @medyascope'daki haftalık mülakatlarında Erdoğan döneminin sonuna gelindiğini ilan ediyordu. Bu analizler 19 Mart operasyonunun yarattığı toplumsal tepkiyi soğuturken, İmralı sürecinin asıl amacının saklanmasına ve kamuoyunun dikkatinin dağıtılmasına yol açtı.
Gelinen noktada, İmamoğlu bırakın serbest bırakılmayı, kendisini doğru düzgün savunma hakkından bile mahrum bırakıldı. Mahkemenin TRT'den yayınlanmamasını geçiyorum; davayı takip eden gazeteciler gözaltına alındı. CHP'de ise mutlak butlan yoluyla yönetim değiştirildi ve parti kontrollü bir yıkım sürecine sokuldu.
Daha bir yıl önce ortaya atılan bu tezlerin büyük bölümü gerçekleşmedi. Buna rağmen ne bu analizlerin neden bu kadar isabetsiz çıktığı ne de bunları savunan isimlerin herhangi bir özeleştiri yapmadan aynı şekilde yorumlarına devam etmesi yeterince sorgulanıyor.
Ne yazık ki muhalif basında da zaman zaman siyasi gerçeklerden kopuk, temennilere dayalı analizler öne çıkabiliyor. Tıpkı Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanı adaylığı tartışmalarında olduğu gibi, İmralı süreci ve komisyon tartışmalarında da kamuoyu büyük ölçüde tek taraflı analizlerle yönlendirildi.
Bugün mahkemede İmamoğlu'nun savunma hakkının elinden alınması, bu iktidarın hukuk standartları açısından bile skandal ve utanç verici bir karar. Hakkında peş peşe açılan soruşturmalarla İmamoğlu sürekli kendini savunmak zorunda bırakılıyor; bu savunmalar ise giderek daha ağır koşullar altında yapılıyor. Üstelik davalarına bakan hâkimler başka yerlere atanarak, bu savunmaların hukuki anlamı da fiilen ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.
İmamoğlu'nun savunmasının iktidarın dışarıda meşruiyet devşirmeye çalıştığı NATO zirvesiyle aynı güne denk getirilmesi de tesadüf değildi. Şimdi onun elinden bu imkân da alınmış oldu. Türkiye'de hem seçmenlere hem de siyasi aktörlere İmamoğlu'nun hiçbir koşulda siyasi bir geleceği olmayacağı ve muhalefetin sandık yoluyla iktidarı değiştirmesine izin verilmeyeceği mesajı veriliyor.
Liberal demokrasilerin gerilediği, Trump sonrası uluslararası sistemin sarsıldığı ve Batı'nın giderek kendi güvenlik kaygılarına odaklandığı bir ortamda iktidar muhalefeti nakavt etmek için eline önemli bir fırsat geçtiğini düşünüyor.
Bu tabloda muhalefetin kısa vadede başarı elde etmesi zor olabilir. Bu nedenle öncelikli hedefi ayakta kalmak, yeni bir partide örgütlenmek, toplumsal desteğini korumak ve daha elverişli bir siyasal konjonktür oluşuncaya kadar demokratik mücadelesini sabırla, inatla ve kararlılıkla sürdürmek olmalı.