TECÂVÜZ ADASI
"Akşam oldu mu bizim içimize Ermeniler gelirdi. 150 tane kadar kadın içinden 10-11 tanesini seçip götürürlerdi. Sabaha kadar bu kadınlara tecavüz ederlerdi. Bu kadınlar öyle olurdu ki kan revan içinde kalır, bırakıldıklarında bacaklarını gere gere yatar, oturamayacak durumda kalırlardı" diye anlatan Seher'i...
Defalarca tecavüze uğrayan 7 yaşındaki Fatma ve 9 yaşındaki Güfaz'ı...
Zorla götürülürken kendilerini köprüden Mermit Çayı'na atan iki taze gelin; Zahide ve Fatma'yı...
Derviş Efendi'nin, gözleri önünde tecavüze uğrayan kızları Hayriye ve Şadiye'yi...
Ağzına balta sapı büyüklüğünde bir kazık çakılan, dili koparılıp bu kazığın üstüne çivilenen 70 yaşındaki Gevaş müftüsünü...(tanık ifadelerinden)
AKDAMAR KİLİSESİ YANİ TECAVÜZ ADASI!
Birinci Dünya Savaşı sırasında Van’ın Zeve Köyü’nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştü. Bununla yetinmeyen Ermeniler kentte, kadınlara toplu halde ahlaksızca tecavüzde bulunmuş, mallarına ve ziynet eşyalarına el koymuştu. Rusya, savaştan çekilirken, elindeki bütün silah ve cephaneyi Ermenilere bırakmıştı. Silahlanan Ermeni çeteler, Doğu Anadolu’yu adeta kan gölüne çevirmişti. İşte bu katliamlardan Van da nasibini almıştı.
GÖL KIRMIZIYA BOYANDI!
Kente giren Ermeniler, karşılarına çıkan herkesi kurşuna dizmişti. Can derdine düşen silahsız köylüler, Van Gölü’ne doğru kaçmaya başlamıştı. İşte o anda Van ile Akdamar adası arasında taşımacılık yapan vapurlar imdatlarına yetişmişti. Çaresiz halk, Ermeni zenginlere ait bu vapurlara doluşmuştu. Asıl katliam da burada yaşanmıştı. Vapur, gölün tam ortasına gelince Ermeniler, Türk erkeklerini vahşice katledip cesetlerini suya atmıştı. Kadınlar ise Akdamar’a götürülmüş, ömürlerinin sonuna kadar Ermenilerin tecavüzüne uğramıştı.
İşte bu sebeple Akdamar Adasının adı tarihe tecavüz adası olarak geçmiştir ...
Ermeni Soykırımı yoktur aksine Ermenilerin yaptığı katliamlar ve tecavüzler vardır.
Atatürk'ün kapattığı bu kilise tamir edilip ayine açildi….. Emeği geçenlere ........ ..... ........ .....
Aleviliği siyasi hesaplarınıza kalkan yapmanıza da, Türk ile Türk’ün arasına yeni bir nefret duvarı örmenize de izin vermeyiz. Biz kimliğimiz üzerinden kışkırtılacak değil, tarihi bütün yönleriyle okuyacak kadar hafızalıyız.”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan Yavuz-Bitlisi ittifakına tepki gösteren Alevilere yanıt verdi:
💬“Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptıklarımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum.”
💬“Ucuz siyaset... Bir partiye yamanacak, gidip oradan milletvekili olacak diye cımbızladığı iki tane kelime üzerinden sözde eleştiri yapıyor.”
💬“Kürt Hareketi'ni ve Sayın Öcalan'ı eleştirmek ‘aydın’ olmaksa valla kusura bakma o dündü.”
💬“Mücadele ettiğimiz halklar ve inançlar konusunda algı oluşturmaya asla tahammülümüz yok.”
💬“Milletvekili olmak için bir hafta beklediğin kapıyı tanıyorsun.”
https://t.co/tW6Gk7qxNc
Yüzyıllar boyunca bu coğrafyada insanları birbirine düşürerek kan döktüren güçlerin kurduğu oyunları görmezden gelip bütün bir tarihi yalnızca ‘Alevilere karşı ittifak’ diye sunmak, tarih anlatmak değil manipülasyona hizmet etmektir.
Bu Vatanın tarihine ve kimliğine yönelk hertürlü çarpıtmann karşısnda sonunakadarduracağız.Bundan sonra sözlerinizi daha dikkatli seçin çünkü yapıln her iftirann ve çarpıtmanın hesabı hukuk önünde sorulr.Tarihi Silah gibi kullnmaya çalışanlarn karşısnda da füze olurz.Gizli dönme.
53 Alevi aydın isimden Abdullah Öcalan'ın ‘Yavuz Sultan Selim-İdrisi Bitlisi ittifakı’ açıklamasına tepki
'Arkaik ve kanlı ittifakı reddediyoruz’
https://t.co/OraEnzD2A1
“Özüne getirmişsin diyorsun; keşke önce kendi özünü, başkasının şişesine, kendi topraklarını başkasının hükmüne, kendi insanını da başkasının boyunduruğu altına kaptırmasaydın.” Tıpkı isminle - cisminin bir (ayni) olmadığı gibi Aliyev.
İki Türk yan yana oturmuş, suyun memleketini konuşuyor… Aslında aynı dilden
aynı coğrafyanın suyundan içiyorlar.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Bişkek’teki ŞİÖ Liderler Zirvesi marjındaki görüşmede Türkçe konuştu:
Aliyev: “Gürcü suyundan içiyorsunuz. Azerbaycan suyundan da için. Burada ‘İstisu’ var, ben getirmişim özüm.”
Pezeşkiyan: “Sen getirmişsin?”
Aliyev: “Bu Nahçıvan sularıdır.”
Pezeşkiyan: “Sen özüne getirmişsen, bize getirmemişsin!”
Aynı dilde yapılan küçük bir su sohbeti, ama taşıdığı anlam sudan çok daha derin…
📣 DÜŞÜP BAYILMAYIN!
📌 İlahiyatçı yazar, antikapitalist Müslümanların lideri İhsan Eliaçık:
📌 “Kur’an’da içki içmenin cezası yoktur, varsa göstersinler. Yine namaz kılmaman��n da cezası yoktur, örtünmemenin de yoktur…
110 bin caminin hocasına, müftüsüne, Kur’an kursu hocasına, Diyanetine, ilahiyatçısına ve kim varsa hepsine meydan okuyorum: Varsa çıksınlar, göstersinler. Gösteremezler; çünkü yok, yok.
Yalan üzerine bir din inşa ettiniz, ben de ‘püf’ dedim, paniklediniz…”
📌 Kur’an’da, diğer tüm dinlerde ve inançlarda suç olan 4 şey var:
1️⃣ Öldürmenin cezası var.
2️⃣ Çalmanın cezası var.
3️⃣ İftira atmanın cezası var.
4️⃣ Taciz, tecavüz ve zinanın cezası var.
📌 Bu sayılan 4 şey ABD’de suçtur, Çin’de suçtur, Rusya’da suçtur…
📌 Tevrat’ta suçtur, İncil’de suçtur, Kur’an’da suçtur, Zerdüştlükte suçtur, Mazdekilikte suçtur, Konfüçyanizmde suçtur, Kızılderililerde suçtur, eski Türk töresinde suçtur…
📌 Dini bunlar üzerine kurmayıp Emevi-kapitalist dini üzerine kurarsanız, işte o zaman bu din insan yaşamından çıkar; insanlar deist, ateist, şaman olur.
📌 Bu kapitalist Emevi dini yıkılmalıdır. Her şey yerli yerine oturmalıdır. Yoksa Allah���ın dini ortaya çıkmayacak, insanlar dinden çıkacak.
Sizi bilmem ama İhsan Hoca bana göre haklı görünüyor.
Ne dersiniz?
Bireysel kişilerle ilgili soruşturma sonuçlarından bağımsız olarak bu yapıya yönelik suç örgütü niteliğindeki iddialar ayrıca değerlendirilmelidir. İaede-i İtibar için kürek sallamayın.
Burada kişi üzerinden yapılan bir tartışmayla yapı üzerinden yapılan tartışmayı birbirine karıştırmamak gerekir. Denizolgun’un cemaat lideri olması ya da ölümünün yeniden soruşturulması, Süleymancılar yapılanmasına yönelik suçlamaları kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Süleymancılar Cemaati'nin 2016'da hayatını kaybeden eski lideri, 1998-1999 yılları arasında Ulaştırma ve Altyapı Bakanı olarak görev yapan Arif Ahmet Denizolgun'un şüpheli ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada savcılık tarafından feth-i kabir kararı verildi.
Karar kapsamında Denizolgun’un mezarı açılarak, ölüm nedenine ilişkin yeniden adli inceleme yapılacak.
Böylece yıllardır tartışma konusu olan ölümünün doğal nedenlerle mi gerçekleştiği, yoksa herhangi bir dış müdahalenin bulunup bulunmadığı bilimsel ve adli bulgular ışığında yeniden araştırılacak.
Denizolgun’un ölümüne ilişkin dosyada; ölümün bildirilmesindeki gecikme, cesette bulunduğu ileri sürülen şüpheli bulgular ve dönemin Adli Tıp incelemelerine yönelik iddialar kamuoyunda uzun süredir tartışılıyordu.
@HamdiCelikbas Bireysel kişilerle ilgili soruşturma sonuçlarından bağımsız olarak bu yapıya yönelik suç örgütü niteliğindeki iddialar ayrıca değerlendirilmelidir. İaede-i İtibar için kürek sallamayın
@HamdiCelikbas Dolayısıyla “Denizolgun’un ölümü yeniden soruşturuluyor → demek ki Süleymancılar haksız yere suçlandı” şeklindeki bir çıkarım hiç kimse YAPMASIN.
@doganburak29 Eko bir siyasi kişilik değildi. Ama Zelenski gibi, Guaido gibi, her isteneni yapacak, ülkesini istenen her alana savuracak kıvraklıkta ve ilkesizlikte biriydi.
Batı’ya sadakati tamdı. Korkunç bir eziklik, aç gözlülük içinde, onun şahsında Türkiye’yi kişiliksizleştirecek kişiydi‼️
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral'dan Alparslan Kuytul'a: Senin de suyun yeterince ısındı Kuytul. Akıllanmamışsın, sıra sana da gelecek
https://t.co/t3wKvEXF6o
Bu ülkenin adı Yugoslavya ve halkına da Yugoslav halkı denirdi.
Yugoslav halkı ülkenin bir ucundan diğer ucuna rahatlıkla gidebiliyordu.
Sonra birisi ben Hırvatım, Sırpım, Bosnalıyım vs vs diyerek eşitlik adı altında ayrımcılık ve ayrıcalık istediler.
Halk olamadıkları şimdi dedelerinin mezarına pasaport ile gidebiliyorlar.
Bu olaya Türkiye gözü ile de bakabilirsiniz. Kürtüz, Lazız, Çerkesiz vs vs ama biz Türk halkıyız. Yarın eşitlik adı altında ayrımcılık isterseniz, İstanbul'daki evimizi bırakıp Mardin'e göç etmek, Diyarbakır'daki dedemizin mezarını pasaport ile ziyaret etmek zorunda kalırız. İşte bunu isteyenlere terörist de derim, ölüsüne rahmet de okumam.