Direniş cephesinin; mazlum ve mustazafların azılı düşmanı Senatör Lindsey Graham öldü!
7 Ekim sonrası "Bu bir din savaşı ve ben de İsrail'in yanındayım!" diyen Graham'ın "ani" ve "kısa" süren bir hastalık sonucu öldüğü bildirildi.
Hayatın ve ölümün sahibi Allah'a hamdolsun
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez:
"23 yıl önce ABD, kitle imha silahları olduğu iddiasıyla bizi Irak'taki savaşın içine sürükledi. Tek bir silah bile bulunamadı. Bizi ikinci kez kandıramazsınız."
https://t.co/d5kcOCodTd
Çocuklarınızı Saklayın! Epstein Sapığı, Katil Trump=NATO Geldi
Adana'da soykırım ortağı sapık Trump'ı ve emperyalist örgüt NATO'yu protesto eden arkadaşımız gözaltına alındı. Ne sansür, ne gözaltılar, ne de baskılar hakikati dile getirmemize engel olmayacak!
Katil NATO Katil ABD
🔴İktidara Kocaeli’nden sesleniyoruz;
Geçtiğimiz gün evine baskın yapılarak hukuksuz şekilde gözaltına Filistin dostu arkadaşımız Murat Kurtuldu için emniyet müdürlüğü önündeydik. Filistin dostu arkadaşımızın avukata erişimi engelleniyor. Gözaltı süresi hukuksuz bir biçimde uzatılıyor.
İsrailin barbarlığını anlatmak, NATO’ya karşı olmak suç değildir. Suç İsrail ile işbirliğidir!
NATO ile ilgili günlerdir duyarlı insanlar tepki gösteriyorlar.
İktidarından ana muhalefetine bir açıklama var mı?
Olamaz çünkü bunlar Türkiye rejimi olarak pisliğin tam içindeler.
Ama temizlikten, efelikten, kahramanlıktan burunlarından kıl aldırmazlar, çünkü birbirine benzerler
@R_KutayKaraca Geldik, izliyoruz, İran düşmanlığın/kıskançlığın ağzından köpükler saçılacak kadar aşırı.Hala molla rejimi demen bile her şeyi ifade ediyor, bu kıskançlık / düşmanlık seni yiyip bitirecek.
İran İslam Cumhuriyeti bayrağını indirmek istediler, ama bayrağımız Amerika'da dalgalandı.
İran İslam Cumhuriyeti'nin bayrağı maç öncesi Amerika'da, Los Angeles'taki stadyumda dalgalanıyor
TÜRKİYE DÜŞMANI NATO
ANKARA'DAN DEFOL!
7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne karşı 4 Temmuz'da Başkentimizi savunacağız.
Başkentimiz Ankara’ya NATO yıldızının karanlık gölgesi düşmesin diye Ay-Yıldız’ın altında birleşelim.🇹🇷 #NATODefol
🔗https://t.co/CbEefQSCv1
@R_KutayKaraca@HaberGlobal @IAUBasin @asadp İran'ı İsrail/Amerika ile özdeş/benzerlik kurmakla, eski "danışıklı dövüş" safsatanızın güme gittiğini gizlemeye mi çalışıyorsunuz? Münafıkların İran düşmanlığına bahaneler bulmakta kimse elime su dökemez.
ANKARA’DA NATO ZİRVESİ: NATO, İSRAİL VE TÜRKİYE
Türkiye “Butlan Krizi” ile meşgulken, Ankara 7-8 Temmuz tarihlerinde NATO’nun 2026 zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
NATO’nun 2025 zirvesinde yapılan konuşmalar; bölgesel ve küresel ölçekteki gelişmeler dikkate alındığı bu zirve “kritik” önem taşıyor.
Buna rağmen kamuoyunun bu konuda yeterince bilgilendirilmediğini ve toplantıya ilişkin kapsamlı tartışmaların yapılmadığını; toplantıya ilişkin bir sessizliğin hüküm sürdüğünü görüyoruz.
Ülkemizin askeri, ekonomik ve kültürel bağımsızlığını derinden şekillendiren böylesine önemli bir konuda “uzlaşılmış sessizlik” politikasının kuşkusuz 75 yıllık kökleri var.
Neden iktidarı ve muhalefeti ile Türkiye’nin “NATO üyeliği” dokunulmaz bir “kutsal alan” olarak görülüyor?
Buraya ayrıca bir başlık açmak gerekiyor fakat bu sorunun cevabını başka bir yazıya bırakarak bu paylaşımda NATO-İsrail ilişkisine özellikle Zirve Bildirileri'ni inceleyerek derlediğim bilgileri paylaşmak istiyorum. Çünkü bu konuda ciddi bir karartma ve manipülasyon uygulanıyor.
NATO’nun İsrail’le tarihsel bağlarını, derin ortaklığını ve stratejik işbirliğini NATO’nun kendi yayınladığı belgelerden ve ilişkili kaynaklardan hep birlikte takip edelim.
Önce NATO zirvelerine ilişkin kısa bir bilgi verelim:
NATO 1949’da kurulduğu tarihten bu yana toplam 35 zirve toplantısı düzenlenmiştir, Ankara’da düzenlenecek toplantı 36. olacaktır. Her toplantının sonunda bir “zirve bildirisi” yayınlanmıştır.
İlk dikkatimizi çeken nokta şudur: NATO “Sovyet tehdidine” karşı kurulmuş bir örgüt olmasına rağmen, bu toplantıların 15 tanesi “Soğuk Savaş” döneminde, 20 tanesi ise Sovyetler dağıldıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Toplam 36 toplantının (Türkiye'de yapılacak olanı da sayarsak) yarısından fazlası (20 tanesi) 2000’li yıllarda gerçekleştirilmiştir.
Dikkat çekici bir başka nokta şudur: Soğuk Savaş döneminde yayınlanan bildiriler “kısa” ve “nükleer caydırıcılık, Berlin sorunu, Doğu-Batı ilişkileri” gibi sınırlı temalar üzerine odaklanırken, SSCB’nin dağılmasından sonraki bildirilerde içerik yoğunluğu muazzam bir artış göstermiş; “kriz yönetimi, ortaklık programları (Barış İçin Ortaklık, Akdeniz Diyaloğu), terörizmle mücadele, siber savunma, uzay, iklim değişikliği, enerji güvenliği ve demokratik reformlar” gibi onlarca farklı başlık ele alınmıştır.
Soğuk Savaş dönemindeki NATO’nun tehdit söylemi daha çok tekildir; Komünizm ve SSCB ile sınırlıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise NATO’nun geliştirdiği “360 derece” yaklaşımı ile tehdit söylemi devlet dışı aktörleri de kapsayarak adeta bütün dünyaya genellenmiştir.
İki dönem karşılaştırıldığında zirve bildirilerine yansıyan önemli iki faktör daha vardır: İran ve İsrail.
1990’a kadar İsrail NATO için daha çok “sessiz” ve “dolaylı” ortak iken 1990 sonrasında “güvenlik sağlayıcı” bir ortağa dönüşmüştür.
İran ise ikincil bir tehdit iken “çok boyutlu sistemik bir tehdide” dönüşmüştür.
NATO Zirvelerinde İran tam 42 defa geçmekte ve defalarca kınanmaktadır. İran’ın balistik füzeleri bölgeyi “istikrarsızlaştıran” bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Nitekim NATO Genel Sekreteri Rutte geçen sene Lahey’de yapılan zirvede Trump’ın İran’a yaptığı saldırıyı “gerekli” bulduğunu ve ABD’nin saldırılarını uluslararası hukuka aykırı bulmadığını söylemişti. En büyük korkusunun da nükleer bir İran’ın İsrail’i abluka altına alması olduğunu belirtti.
İsrail’in işgal, katliam ve soykırımlarına ilişkin NATO zirvelerinde tek bir “kınama”nın dahi geçmediğini ise sanırım söylememe gerek yok.
Şimdi NATO zirvelerinde yayınlanan bildiriler ve ilişkili kaynaklar üzerinden NATO-İsrail ilişkilerinin izini sürelim:
1.NATO’nun kuruluşu, İsrail’in kuruluşundan bir yıl sonradır ve İsrail’in NATO’yla ilişkileri, o tarihlere kadar gider. Ancak, dönemin özel şartları gereği bu ilişki dolaylı ve sessiz bir şekilde sürmüştür.
İsrail Batı ittifakı içinde konumlanmışsa da, NATO üyeleri Arapları Sovyetlere itmemek için İsrail’le ilişkilerinde mesafeli olmuştur.
Buna rağmen, 1950’li yılların sonlarından itibaren NATO üyeleri İsrail’le daha açık ilişkiler kurmaya başlamıştır. Örneğin Bazı kaynaklara göre 1950'lerin sonunda İsrail'in NATO ülkeleriyle savunma tedarik ilişkilerini geliştirme ihtimalini inceleyen girişimler gündeme gelmiştir. Daha da önemişi İsrail Hollanda, Belçika, Batı Almanya gibi NATO ülkelerine “Uzi” marka silah tedarik etmiştir.
2.1987’de Savunma Analizleri Enstitüsü (Institute for Defense Analyses) tarafından yayınlanan ve Pentagon tarafından dağıtımı yapılan “Critical Technology Assessment in Israel and NATO Nations” (İsrail ve NATO Ülkelerinde Kritik Teknoloji Değerlendirmesi) başlıklı bir rapor yayınlanmıştır.
Bu rapor İsrail’i NATO ülkeleriyle birlikte değerlendirmesi ve İsrail’in teknoloji ve savunma sanayisinde bir partner olarak görülmeye başlandığını ortaya koyması açısından önemlidir.
1989’da ise İsrail, ABD tarafından "Major Non-NATO Ally" (NATO üyesi olmayan Ana Müttefik) statüsüne alınmıştır.
3. 1994 yılı NATO-İsrail ilişkileri açısından “milat” kabul edilmektedir.
Bu tarihte başlatılan “Akdeniz Diyaloğu” ile NATO-İsrail ilişkileri “kurumsal” bir nitelik kazanmış ve İsrail resmi bir ortak statüsü elde etmiştir. “Akdeniz Diyaloğu” NATO’nun “İsrail” ismini zikretmeden ve İsrail’i bir “üye” olarak almadan, İsrail’i NATO ortağı yapan kurumsal bir yapı olmuştur.
4.2001 yılı NATO-İsrail ilişkileri açısından bir başka önemli dönüm noktasıdır. Bu tarihte İsrail NATO ile "güvenlik anlaşması" imzalamıştır.
Anlaşma, NATO ile İsrail arasında paylaşılacak gizli/sınıflandırılmış bilgilerin korunmasına ilişkin hukuki çerçeveyi oluşturmuştur. 2001 Güvenlik Anlaşması ilk kez NATO ile İsrail arasında güvenlik bürokrasilerini birbirine bağlayan teknik-hukuki bir mekanizma kurmuştur.
5.2004 yılında NATO zirvesi ilk kez Türkiye’de (İstanbul) yapıldı.
Bu zirve, NATO-İsrail ilişkileri açısından ayrıca bir önem taşıyordu çünkü Akdeniz Diyaloğunu’nu genişleten “İstanbul İşbirliği Girişimi” resmen başlatıldı. Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin dahil olduğu girişim, NATO'nun Körfez bölgesindeki ortaklık ağını genişletmiş ve Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine daha doğrudan müdahil olmasının önünü açmıştır.
6.2005’teki Brüksel Zirvesi’nde İsrail-Filistin yönetimi (Abbas rejimi) arasındaki ilişki memnuniyetle karşılanmış ve “Akdeniz Diyaloğu”na sunacağı katkıdan söz edilmiştir.
7.2006 yılı NATO-İsrail ilişkileri açısından bir başka dönüm noktasıdır.
Bu tarihte İsrail’le imzalanan Bireysel İşbirliği Programı (BİP: 2008’de güncellenerek kapsamı genişletilmiştir) terörizmle mücadele, istihbarat paylaşımı, kriz yönetimi, deniz güvenliği, askeri eğitim, sivil acil durum planlaması, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, siber güvenlik, bilim ve teknoloji işbirliği gibi alanları kapsıyordu.
BİP ve Akdeniz Diyaloğu aracılığıyla NATO-İsrail arasındaki kurumsal ilişki stratejik bir zemine oturmuştur. Akdeniz Diyaloğu ve BİP ile İsrail artık sadece korunması gereken bir ortak değil, NATO için yüksek teknoloji, istihbarat ve “terörle mücadele” tecrübesi sunan bir "güvenlik sağlayıcı" konumuna gelmiştir.
İsrail, 1990’ların ilk yarısından başlayarak adım adım NATO için siber savunma, biyolojik savunma, terörle mücadele, istihbarat paylaşımı ve İHA tehditlerine karşı koyma gibi modern güvenlik alanlarında NATO'nun en aktif ortaklarından biri haline gelmiştir. BİP, İsrail'in savunma reformu ve modernizasyon çabalarına NATO'nun stratejik desteğini resmileştiren en önemli adım olmuştur.
8.2006’daki bir başka önemli gelişme İsrail bir NATO üyesi olmamasına rağmen, NATO'nun Akdeniz'de yürüttüğü “Operation Active Endeavour” operasyonuna resmen katılmıştır. Bu katılımın da “Akdeniz Diyaloğu” ortaklarından birisi olmasıyla mümkün olduğuna dikkatinizi çekerim.
9.2010’daki Lizbon Zirvesinde “Stratejik Konsept Belgesi” kabul edilmiştir ve bu belgeyle Akdeniz Diyaloğu'nun siyasi ve pratik boyutlarının daha da geliştirilmesi kararlaştırılmıştır.
NATO, Akdeniz ortaklarıyla (İsrail dâhil tabii ki) siber savunma ve terörle mücadele gibi "yeni tehditler" konusunda diyaloğu derinleştirme niyetini teyit etmiştir. Burada, İsrail’in NATO belgelerinde “siber güvenlik”, “kritik alt yapı korunması” ve “terörizmle mücadele” başlıklarında öne çıktığını tekrar vurgulamak yerinde olur.
10.2012’deki Chicago Zirvesi’nde Akdeniz Diyaloğu ve İstanbul İşbirliği Girişimi’nin önemi vurgulanmış, “bölgedeki ortaklarımıza güvenlik kurumu inşası, savunma modernizasyonu, kapasite geliştirme ve sivil-askeri ilişkiler gibi alanlarda destek sağlamayı da değerlendirmeye hazırız.” denilmiştir.
11. 2014’teki Galler Zirvesi’nde Akdeniz Diyaloğu'nun yirminci, İstanbul İşbirliği Girişimi’nin onuncu yıl dönümü kutlanmış ve ortakların "Savunma ve İlgili Güvenlik Kapasitesi Geliştirme Girişimi" gibi yeni NATO araçlarından yararlanması teşvik edilerek “NATO ile olan ortaklıklarının sunduğu fırsatlardan en iyi şekilde yararlanmak için Akdeniz Diyaloğu ortaklarımızla çalışmaya devam etmeye hazırız” denilmiştir.
12.2016 yılı NATO-İsrail ilişkilerinde yeni bir dönüm noktasını teşkil eder.
2010 yılında Mavi Marmara’da İsrail’in gerçekleştirdiği katliamlardan dolayı “gerilen” ilişkilerden sonra Türkiye İsrail’e olan vetosunu kaldırmış ve İsrail bu vetonun kalkmasıyla, NATO’nun Brükselde’ki merkezinde resmi bir diplomatik misyon açmıştır.
Aşağıdaki fotoğraf, 16 Eylül 2016’de İsrailin NATO Büyükelçisi’nin NATO genel sekreteri Jens Stoltenberg'e güven mektubu sunmasından sonra çekilmiştir.
2016'da yapılan Varşova Zirvesi’nde İsrail'in NATO Karargahı'nda diplomatik temsilcilik açması "iş birliğinde önemli bir adım" olarak selamlamış; İsrail’in de dahil olduğu Akdeniz Diyaloğu ve İstanbul İşbirliği Girişimi ortakları “kilit ortaklar” olarak tanımlanmıştır.
Diplomatik temsilcilik açılması, İsrail'in ilk kez NATO Karargâhında sürekli diplomatik temsil bulundurması anlamına geliyor ve NATO-İsrail ilişkilerinin kurumsallaşmasında yeni bir aşamayı temsil ediyordu.
13.2017’de İsrail, NATO ile ortak tatbikatlara katılmıştır. İsrail zaman içinde NATO'nun çeşitli eğitim faaliyetlerine ve kriz yönetimi programlarına katılmış; böylece işbirliği yalnızca diplomatik değil, operasyonel bir nitelik de kazanmıştır.
14.2021’deki Brüksel Zirvesi’nde Akdeniz Diyaloğu ortaklarıyla özellikle savunma kurumlarının inşası ve birlikte çalışabilirliğin artırılması amacıyla siyasi diyalog ve pratik iş birliğinin güçlendirileceği ifade edilmiştir.
15. 2024’teki Washington Zirvesi İsrail’in gerçekleştirdiği soykırımın ortasında yapılmıştır.
Bu zirvede Akdeniz Diyaloğu’nun 30. Yılı kutlanmış ve bu Diyaloğun ortaklarının NATO’nun “kilit ortaklarından” olduğu yeniden vurgulanmıştır.
Burada şunu vurgulamak yerinde olur: 1990'ların başındaki NATO belgelerinde İsrail daha çok Akdeniz Diyaloğu'nun katılımcılarından biri olarak anılırken, 2010'lu yıllara gelindiğinde NATO belgelerinde "kilit ortak", "yakın ortak” gibi ifadeler öne çıkmaya başlamıştır. Bu değişim, İsrail'in NATO nezdindeki konumunun bölgesel bir aktörden güvenlik üretimine katkı sunan bir ortağa doğru evrildiğini göstermektedir.
İsrail bugün ittifakın üye olmayan ortakları arasında NATO ile en kurumsallaşmış ilişki ağlarından birini geliştirmiştir. Hatta NATO belgeleri dikkatli takip edildiğinde görülecektir ki İsrail NATO için bir ortaktan daha fazlasıdır.
NATO ile İsrail arasındaki ilişkinin en dikkat çekici yönü, İsrail'in NATO üyesi olmamasına rağmen “adım adım, aşama aşama” (Akdeniz Diyaloğu, Güvenlik Anlaşması, Bireysel İşbirliği Programı, NATO operasyonlarına katılımı ve NATO Karargâhındaki diplomatik misyonu aracılığıyla) bir güvenlik ortağına dönüştürülmüş olmasıdır.
Bu konuya devam edeceğiz.