Elitini Yitiren ve Buna Aldırmayan Ülke
Modern toplumlarda elit kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Elit olmak aristokrat olmak değildir. Soy, servet ya da ayrıcalık değil; yetkinlik, nitelikli eğitim, yaratıcılık, üretkenlik ve sorumluluktur elit olmanın koşulları.
Sosyolog Vilfredo Pareto, toplumların her zaman bir “yön veren azınlığa” ihtiyacı olduğunu savunmuştur.
Gaetano Mosca ise örgütlü ve nitelikli azınlıkların dağınık ve vasıfsız çoğunluklar üzerinde etkileyici rolünden söz etmiştir.
Fakat demokratik sistemlerde önemli olan elitlerin varlığı değil, niteliğidir.
Demokratik elit:
Hesap vermekten kaçınmaz,
Hukuka bağlıdır,
Kamusal etiğe ve vicdan muhasebesine önem verir,
Kurumsal kültüre saygılıdır; keyfilikten sakınır,
Eleştiriye açıktır,
Kendini topluma karşı sorumlu hisseder.
Sorun elitlerin varlığı değil; yozlaşması, korkması veya sorumluluktan kaçınıp ortadan çekilmesidir. Türkiye��de olan budur. Elitler, giderek niteliğinve liyakatin önemsemediği kamusal alandan çekilmektedir.
Özellikle son yirmi yılda dikkat çeken temel dönüşümlerden biri, bağımsız ve nitelikli elitlerin sistematik biçimde etkisizleşmesi ve kamu hayatından uzaklaşmasıdır. Vasatlık, hem bireysel hem kurumsal alanda egemen olmuştur.
GÜN GELİR
Gün gelir..
Çivisi çıkar dünyanın..
Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar kâtip olur..
Ama yine öyle bir gün gelir ki..
İşler ters döner..
Aldatan, bir gün sadakat için,
Çalan, bir gün adalet icin,
Döven, bir gün şefkat için yalvarır..
Piyon' deyip geçme,
gün gelir şâh olur..
Şaha da fazla güvenme,
Gün gelir mat olur..‼️
Ömer Hayyam
MUTLAK BUTLAN KARARI SİVİL SİYASETE YAPILMIŞ BİR DARBEDİR !
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından verilen “mutlak butlan” kararı; sivil siyasete, seçme ve seçilme hakkına ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahaledir.
Bu kararla birlikte Genel Başkan Özgür Özel, Merkez Yürütme Kurulu üyeleri, Parti Meclisi üyeleri ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin görevlerinin sona erdirildiğinin belirtilmesi; ayrıca 38. Kurultay öncesi görevde bulunan eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na görevin iadesi yönünde hüküm kurulması, doğrudan halk iradesine yönelik bir tasarruf niteliği taşımaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik özellikle belediyeler üzerinden yürütülen yargı süreçlerinin antidemokratik yönüne ilişkin daha önce de defalarca açıklamalar yaptık. Gözaltılar ve tutuklamaların ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğü üzerinde ciddi baskılar yarattığını, demokratik toplum düzenini zedelediğini vurguladık.
Bugün verilen bu karar ise yalnızca bir parti içi mesele değil, açık biçimde sivil siyasete yönelik yargısal müdahaledir. Halkın iradesiyle seçilmiş yöneticilerin mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılması, seçme ve seçilme hakkına vurulmuş ağır bir darbedir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin vermiş olduğu bu karar, aynı zamanda seçim hukukunun temel güvencelerini de tartışmalı hâle getirmektedir. Zira bu karar, kurultay süreçlerine ilişkin denetim ve yetki çerçevesinde verilmiş, kesin ve itiraz edilemez nitelikte kabul edilen Yüksek Seçim Kurulu kararlarını fiilen yok sayan bir sonuç doğurmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesini zedeleyen bu yaklaşım, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişini değil; seçim süreçlerine ilişkin kurumsal güvencelere duyulan toplumsal güveni de ortadan kaldırma riski taşımaktadır.
Önümüzdeki siyasal süreç açısından değerlendirildiğinde bu karar açıkça göstermektedir ki otoriter yönetim artık yargı eliyle siyasal partileri dizayn etmeye yönelmiştir. Bu karar, siyasi partilerden, derneklere, meslek odalarından sendikalara kadar seçilmiş her iradenin mutlak tehdit altında olduğunu göstermektedir. İfade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü, seçme seçilme hakkı tehdit altındadır.
İnsan hakları savunucuları olarak; Cumhuriyet Halk Partisi yöneticilerinin görevden el çektirilmesi sonucunu doğuran bu “mutlak butlan” kararını insan hakları, demokrasi ve hukuk güvenliği ilkelerine tamamen aykırı bulduğumuzu ifade ediyor, Türkiye yargısını bu büyük yanlıştan dönmeye çağırıyoruz.
Yıllardır onca ırkçılığa, ayrımcılığa karşı mücadele etti.
Memleketimi, halkımı 2013’ten beri ilk defa bu kadar mutlu görüyorum.
Sağol Amedspor!
Direnenlerin takımı!
Her bijî #amedspor !
AMED SPOR’un bu başarısı öyle sıradan bir başarı değildir.
Bu nedenle bu başarı…
Onların tüm ekibiyle onlarca maçtır uğraşan, şiddete yönelen, hakaretler eden, ırkçılık yapan, çelme takan tüm kötü niyetli ve önyargılı “sözde spor-futbolseverlere” ithaf edilmelidir!
AMED SPOR
🚨İran'da idam cezası 3.kez onanan Kürt tutsak, kamuoyuna mektup yazdı
📌İdam cezasını duymak çoğu insan için çok zor bir durumdur. Hiçbir insan bunu kaldıramaz.
📌Tüm halkımdan, dünyadaki tüm onurlu Kürtlerden ricam, sesimi duyurmalarıdır.
📌Benim ilk ‘suçum’ Kürt olmamdır.
Bu Coğrafyada, hem ırkçı milliyetçiliği temel almış ‘kuruluş ideolojisini’ savunan hem de ‘devrimci-sosyalist’ olduğunu söyleyenler var. Bunlar herkesi yeterince devrimci olmamakla suçlarlar ancak bugün yani 24 Nisan 1915 için tek cümle kurmazlar.
Vicdanı yaralayan, iç burkan bir tablo bu: HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, siyasetçi kimliği nedeniyle on yıldır demir parmaklıkların ardında tutuluyor. Bu uzun tutsaklık yıllarında önce babasını, ardından iki ağabeyini ve bir ablasını yitirdi. Bu karanlık, acıtıcı döngünün artık son bulmasını diliyorum; hayattan çalınan bunca yılın telafisi elbette mümkün değil. Bu ağır kayıp nedeniyle Sayın Figen Yüksekdağ’a başsağlığı dileklerimi iletiyorum; acısını yürekten paylaşıyor, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum.