Adaletsiz, kötü kalpli ve vicdanı körelmiş insanların yönetimindeki tüm ‘CAN’ kardeşlerim , ötekileştirmeden ‘BİR’ leşerek umuda sarıl ve güzel günler için iyiliğin parçası olmaya devam et.
@ussal Sevgili Ussal ‘ ın yazısındaki en kritik ifade ‘’ Türkiye’nin mağduriyetini değil, Avrupalıların Türkiye’den kazançlarını anlatabilmeliyiz ‘’. Partiler üstü politikamız bu olmalı , ülkemiz sanayisizleşme bataklığında boğulmadan !
Türkiye’de benden bir önceki nesil Avrupa Birliği süreciyle büyümüştü. Bu nesil hâlâ karar alma mekanizmalarında, siyasette ve iş dünyasının çatı örgütlerinde etkin.
Gümrük Birliği’nin somut faydalarını bu neslin iş hayatında yükselmeye başladığı 2000’lerde gördük. 1999’da kurulan AB Genel Sekreterliği birçok üst düzey bürokrat yetiştirdi; bu kişiler hâlâ kamu ve özel sektörde görevde. Jean Monnet burslarıyla yüzlerce kişi hayatını AB üyelik sürecine adadı.
Benden önceki nesil, çalışma hayatını AB uyum süreçlerine adadı ve AB’yi uzun süre IMF dışında Türkiye’nin kurumsal yapısının makul bir çerçevede gelişmesi için bir çıpa olarak gördü.
Önümüzdeki birkaç senede karar alma pozisyonlarına bu yollardan hiç geçmemiş yeni bir nesil gelecek.
O zaman Ocak 2026'yı Gümrük Birliği'nin sessiz sonunun başladığı zaman olarak hatırlayacağız. Detaylar bugünkü @EkonomimCom yazımda.
Biz Türkler neden Yahudiler gibi birlik olamıyoruz? Tek kelimeyle mükemmel anlatmış! Eksiği var fazlası yok! Yahudi dünyanın neresinde olursa olsun şunu biliyor: "Benim arkamda kocaman bir ağ var." Türk ne diyor peki: "Kimseye güvenme, seni burada kazıklarlar..."
Sivas Divriği Ulu Camii, 1228.
Rönesans’tan iki asır önce.
Brunelleschi’nin kubbesi yok, Michelangelo’nun eli taşa değmemiş, Barok’un kıvrımı daha doğmamışken…
Anadolu’nun ortasında bir usta, taşa bir evren oyuyor.
Divriği, insanlığın erken dönem parametrik mimarlığıdır;
gölgeyle ışığı her gün yeniden tasarlayan bir deha işaretidir.
Bugün Floransa’daki Duomo, Roma’daki Bernini kolonatları, Paris’in erken Rönesans yapıları ne kadar övülüyorsa;
Divriği, onlardan yüz yıllar önce aynı zekâyı taşta konuşturmuştu.
Ama acı olan şu:
Biz, Rönesans’ın bile önünde duran bu mucizeyi dünyaya anlatamıyoruz.
UNESCO’nun “dahi işi” demesi bile aslında ihtiyatlı bir hayranlığın,
biraz da kıskançlığın dilidir;
çünkü Divriği’nin hak ettiği övgü, dahi kelimesinin çok ötesindedir.
Biliyorlar.
Sorun yapıda değil;
onu dünyaya taşıyacak iradenin bu ülkede hâlâ kurulamamasında.
Yıllardır söylüyorum:
Bu ülkenin gerçek bir kültür-sanat politikası yok; kültür demokratik değildir, vizyon ister, hafızaya saygı ister.
Divriği’nin büyüklüğü tartışılmaz;
onu görünür kılacak politika hâlâ yok.
Bin yıllık bir mucize elimizin altında duruyor,
ama biz hâlâ dünyanın kapısını çalacak dili bulamıyoruz.
Divriği nefes alıyor.
Biz ise hâlâ o nefesi duyacak bilinci, o nefesi dünyaya taşıyacak politikayı kuramadık.
👉🏾 Atatürkʼün, Türk gençlerinin okumasını tavsiye ettiği ve okullarda müfredata konulmasını istediği kitap,
"Beyaz zambaklar ülkesinde" kitabından alıntı:
«Luca McDonald şöyle yazmıştı;
“Hayatın mimarları, siz de ateşinizi söndürmeyin! Ateşinizi yanık tutun, diğerlerinin ateşlerini de yakın! Her nerede ‘inşa ediyorsanız’, köyde (bir çiftçi kooperatifinde, okuma kursunda, eğitim merkezlerinde) veya şehirde, mecliste, orduda, Eğitim Bakanlığı’nda veya başka bir yerde, nerede olursanız olun daima etrafınızı aydınlatın. Sadece bir an, bir gün, bir hafta ya da bir ay tutuşup sönmeyin. Daima yanın!
Sürekli yanın ve başka ateşler yakın.
Önünüze engeller çıkacak, başarısızlıklar olacak, çabalarınıza düşman olanlar önünüzü kesecek ama siz yine de sönmeyin! Moraliniz bozulmasın! Hiçbir zaman elinizi indirerek teslim olmayın!
Başarısızlık veya engellerle karşılaştığınızda, ‘Biz denedik, işe koyulduk, mücadele ettik ama yardım eden olmadı. Attığımız her adımda önümüze engeller çıktı ve düşmanlık’ gördük,’ demeyin. Böyle bahaneleriniz olmasın. Kötü ruh ateşinizi söndürürse siz tekrar yakın!
Ateş bir kez sönerse siz ikinci kez yakın, üçüncü, beşinci, yedinci, yüzüncü, bininci kez yakın!
Hiç bıkmadan yakın! Kendiniz parlayın ve diğerlerini parıldatın, ta ki etrafınız tamamen aydınlığa bürünene dek. Gideceğiniz yolda hemen başarıya ulaşacağınızı sanmayın. Bu yolda takdir ve anlayış yerine alayla, onur
ve şan yerine iftira ve nefretle karşılaşabilirsiniz. Yardım
almak yerine gizli oyunlarla
karşılaşabilir, hatta aleni bir savaşla karşı karşıya gelebilirsiniz. Onlarca, yüzlerce, binlerce karanlık güç aydınlık emellerinizi yok etmeye çalışacak ama siz yine de yanın! Yanın ve yakın!”»
Kaynakça: Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov, Sayfa 137
Sevgili hocam Prof. Dr. Metin Sözen’i kaybettik. Türkiye, çok büyük bir değerini yitirdi.
Yalnızca bir akademisyeni değil; bu ülkenin kültürel vicdanını, hafızasını, binlerce yıllık tarihî ve kültürel çevresinin korunmasına ömrünü adamış anıt bir kişiliği kaybettik.
Gönlümden çıkmayan, 2024 yılında evinde yaptığımız o son uzun sohbet—ortak dertlerimizin, ortak çabalarımızın, kuşaklar boyunca değişmeyen kaderimizin—yılların birikimini sessizce birbirimize emanet ettiğimiz bir vedaydı.
Hocam, Divriği’nin taşlarında, Kemaliye’nin sokaklarında, Erzincan’ın avlularında; Safranbolu’nun ahşabında, Tire’nin çarşısında, Birgi’nin gölgesinde, Sille’nin duvarlarında, Niksar’da, Arapgir’de, Kayseri’de Amasya’da, Tokat’ta, Mardin’de, Antalya Kaleiçi’nde, Tarsus’ta… Hep oradaydınız. Her detayda, Türkiye’nin asıl değerlerine gösterdiğiniz sadık inanç vardı. Bu toprakların belleğini korumaktan hiç vazgeçmediniz. Şimdi biz de vazgeçmeyeceğiz. Minnetle, sevgiyle…
Evvel giden dosta selam ile…
📸 İBB Saraçhane Binası, 1974
Yıl 1974… Ahmet İsvan henüz göreve gelmişti.
Bu kare, İstanbul’un UNESCO Dünya Mirası listesine alınması yönünde atılan ilk adımlardan biri olan sergi hazırlıklarında çekildi. Mekân, İstanbul Belediyesi, bugün sergi salonuna dönüştürdüğümüz Saraçhane Binası’nın antre bölümü.
Fotoğrafta Türkiye’nin koruma tarihine yön vermiş isimler bir arada. En solda Afife Batur, yanında büyük hocamız Metin Sözen, ortada Doğan Kuban ve Nezih Eldem… En sağda ise, bütün engellere rağmen İstanbul’un tarihî alanlarına büyük hizmetlerde bulunmuş, fedakâr başkan Ahmet İsvan.
Bu kare sadece bir hatıra değil; Türkiye’nin kültürel mirasını koruma çabasının vicdanî ve entelektüel temelini kurmuş öncül bir kuşağın ortak emeğinin sembolü. Hepinizin mekânı cennet olsun. Bu ülke ve İstanbul için yaptıklarınız, bu toprakların hafızasında kalacak. İnsanların kalbinde yaşayacak.
Sevgili babam dahil, ağabey diye hitap ettiğim seçimlerle görev alan çokca değerli büyüğüm ile on yıllardır en büyük tartışma konum ‘ zamanında bırakmak ve adını tarihe güzel yazdırmak ‘ oldu , çoğu yapamadı ve egolarına teslim oldu, sonrasında üzüldüler ama bizler de üzüldük 😥
Sayın @memetsimsek durumun ciddiyetini kavradığınızı sanmıyorum. Oysa gerçekleri piyasa verilerinden en iyi siz okursunuz ve ülke yönetimini bu ciddiyet konusunda veriler eşliğinde siz uyarabilirsiniz.
Kurları baskılamak için satılan döviz 25 milyar doları geçti ise, kısa vadeli tahvil faizleri yüzde 50'nin üzerine çıktı ise, borsa devreler kesip duruyor ise ve bunlar sadece 3 günde oluyorsa gelen fırtınanın derecesi bellidir.
Ülkemizin bu fırtınaya girmesine neler neden oluyorsa bu konuda ciddiyeti sizler görebilir ve yönetimi uyarabilirsiniz. Bu bir VATAN borcudur. Eğer uyarılarınız ciddiye alınmıyorsa yapacağınız şeyleri düşünmeniz gerekir.
Durumun ciddiyetini lütfen yeniden ele alın ve gereken neyse yapın. Sözkonusu olan şeyler Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleceğidir.
Devlet ekonomik kalkınma ve halkının insanca yaşamı için kural koyucudur , tüm taraflara eşit olan ve adalet sağlayandır , vergilerimizi hakkaniyet ile toplayan ve dağıtandır, bile isteye hırsızları ve hırsızlığı savunmayandır, 🇹🇷 sever işçi ve işvereni birbirine kırdırmayandır !
Cumhuriyetin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyorsunuz. Her şeyden önce Cumhuriyet sayesinde kul değil birey, tebaa değil yurttaşsınız. Hatta bugün o Cumhuriyetin Meclisini yönetiyorsunuz, ama her fırsatta o Cumhuriyete saldırıyorsunuz.
Nasıl rahat mı Meclis koltukları? Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetin, Atatürk'ün kurduğu Meclisinden Atatürk'ün devrimleriyle elde ettiğiniz kazanımlarla Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyeti olur olmaz eleştirmek müthiş bir lüks olsa gerek? Eğleniyor musunuz? Suriye'de, Irak'ta, Filistin'de, Ortadoğu'da sizin gibi iyi koşullara sahip vekiller yok. Ne vekili, Meclis bile yok...
Bugün Türkiye'nin etrafında, dinciliğin, mezhepçiliğin, etnik bölünmenin girdabında cihatçı çetelerin, terör örgütlerinin cirit attığı, yıllardır dikta rejimlerinin halkın kanını emdiği, emperyalizmin oyun alanına dönen Ortadoğu'da oluk oluk kan akarken, her gün çocuklar öldürülürken, insanlar demokrasi ve barışa hasret kalmışken, sizin hala Atatürk'ün kurduğu Laik Cumhuriyetin anlam ve önemini kavrayamamanız trajik doğrusu.
Cumhuriyet tabiki eleştirilebilir, ancak Cumhuriyeti, şeriat hukuku yerine laik hukuku kabul ettiği için eleştirmek "bağnazlık" veya "cehalet" göstergesinden başka bir şey değildir.
Klasik siyasal İslamcı ağzıyla konuşuyorsunuz: Neymiş, "Cumhuriyet kendini Allah'ın yerine koymuş!"
Koca bir palavra...
"Benim manevi mirasım ilim ve akıldır" diyen Atatürk'ün kurduğu bu Cumhuriyet, egemenliği saraydan, sultandan alıp asıl sahibine, ulusa verdi. Bu amaçla Atatürk, savaşın ortasında orduyu kurmadan önce Meclisi kurdu. Bu Meclis, saray saltanatına, şeriat hukukuna son verdi.
Atatürk, Türkiye'yi dinsel kurallarla değil, insan aklının eseri çağdaş kurallarla yönetecek laik bir düzen kurdu. Çok da doğru yaptı. Laiklik olmadan o dilinize doladığınız demokrasinin kurulması olanaksızdır. İyi kötü işleyen bir Türk demokrasi varsa, daha doğrusu yakın zamanlara kadar vardı, bunun temelinde Atatürk'ün laik karakterli devrimlerinin olduğunu biraz tarih ve sosyoloji bilen herkes görebilir.
Cumhuriyet, kendini Allah'ın yerine falan koymadı.
Cumhuriyet Halkçı bir anlayışla 7'den 70'e halkın aydınlanması için bir eğitim devrimi yaptı. Cumhuriyet, köye okul ve öğretmen götürdü. Siz de Cumhuriyetin o okullarından yetişmediniz mi?
Cumhuriyet, halkın kanını emen aşiret yapısına, ağalık düzenine, tarikat, cemaat baskısına, medrese kafasına karşı çıktı, çağdaş uygarlık değerlerini savundu.
Cumhuriyet, kadına insanlık onuruna yakışır haklar verdi.
Cumhuriyet, bağımsız, üniter, laik bir ulus devlet olarak kuruldu.
Atatürk, Lozan'da elde edilen barışı, "Yurtta barış dünyada barış" formülüyle bir barış düzeni haline getirdi. Cumhuriyet, uzak yakın neredeyse tüm ülkelerle iyi ilişkiler kurdu. O Cumhuriyet, etrafı ateş çemberi ile çevrili bu coğrafyada, şimdilik 101 yıldır yeni bir savaşın parçası olmadı. Başı sıkışan herkes soluğu Türkiye'de aldı, alıyor.
Cumhuriyet dine değil yobazlığa karşı çıktı. Camiler açıktı. Cumhuriyeti kuranlar savaşta zarar görmüş ve tarihi değeri olan camileri tamir ettiler. Kuran'ı Türkçeye tefsir ettirdiler. Dini bayramlar özgürce kutlandı. Ezan hep okundu. Ezanın 1932'den itibaren Türkçe okunmasını "Allah'ı yasakladılar!" diye açıklamak ise düpedüz bir aldatmacadır. Türk ulusunun Allah'a kendi dilinde "Tanrı" diye seslenmesinden daha doğal ne olabilir. Bundan ancak Arap hayranları ve Türkçeye düşman olanlar rahatsız olur.
Bu Cumhuriyeti sokakta bulmadık. Bu Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanıp her fırsatta bu Cumhuriyete her saldırdığınızda karşınızda beni bulacaksınız. 👇
https://t.co/sWhsm9HumH
OSMANLIYI NASIL ÇÖKERTTİNİZ..
Osmanlıyı 1299 yılında Oğuz Türklerinin Kayı Boyu kurmuştur.
Osmanlı imparatorluğu;
- 1299 da kurulmuş, 1579'a kadar 3 asır YÜKSELMİŞ....
- 1579 dan 1699 kadar,
1 Asır DURAKLAMIŞ.
- 1699 dan 1919 kadar.
GERİLEMİŞ VE YIKILMIŞTIR.
@Saka_larr Bir çok sektör ve alanda aynı ‘takoz’ cahil, işbilmez, hırsız ve kötü niyetli zihniyet devam ediyor ! Az biraz zaman alacak ama bu zihniyet değişecek.