CHP'ye yönelik “mutlak butlan” kararı, hukuk kılıfına sarılmış bir karşı-devrim operasyonudur.
Bugün Türkiye’de AKP-MHP-DEM iktidar bloğu, kendi mafya-tarikat-rant düzenlerini Amerikan emperyalizminin desteğiyle tahkim ederken; Cumhuriyet devrimi birikimine, Altı Ok’u savunanlara ve emekçi halka karşı sistematik bir savaş yürütmektedir.
Bu savaşın hedefi yolsuzluklarla mücadele değildir. Babalar gibi satanların, parsel parsel peşkeş çekenlerin, üçe beşe kapatanların; anayasayı çiğneyerek iktidarlarını sürdürme operasyonudur.
Hedef bellidir: Cumhuriyetçi bir iktidar seçeneğini dağıtmak ve etkisizleştirmek.
Ancak burada asıl ifşa edilmesi gereken, Türkiye merkez siyasetinin tamamen kirlenmiş olduğu gerçeğidir.
Siyasi ve hukuki meşruiyetini tamamen yitirmiş bir iktidar, seçim dışı yöntemlerle iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır. Yargıyı sopa, Anayasa’yı hamur yapmışlardır.
Seçimle kalamayacaklarını bildikleri için seçim sandığını anlamsızlaştırmaya çalışmaktadırlar. Meşruiyet için sandığa ihtiyaçları kalmamıştır. Muhtaç oldukları meşruiyet, Trump tarafından kendilerine verilmiştir.
Bu tablo karşısında şu gerçeğin de altını çizmek zorundayız:
CHP, bu kumpasa karşı direnecek meşruiyeti ve gücü; tam da bu kirlenmiş merkez siyasetine uyum sağlamaya çalışarak kaybetmiştir.
Ülke içi ve dışı güç odaklarına hoş görünmeye çalışarak, gerçek bir direnişi örgütlemekten sürekli kaçınmış ve bu operasyonlara zemin hazırlamıştır.
Cumhuriyet Devrimi’ni sahiplenmeyen, tam bağımsızlığı savunmayan, emperyalist-kapitalist sisteme karşı net tavır alamayan bir CHP, kendini de savunamaz.
“Helalleşme” siyasetiyle Erdoğan’ın karşısına Erdoğan benzerlerini aday çıkaran, hukuksuzluğa karşı YSK önüne bile gidemeyen, NATO’cuları, serbest piyasacıları, Altı Ok’la alakası olmayanları parti yönetimine getiren bir siyaset tarzı; bugünkü kumpasa karşı direnme meşruiyetini ve gücünü nereden bulacaktır?
Karşı-devrimci, bölücü Yeni Anayasa Komisyonu’na milletvekili göndererek çözülme sürecine dolaylı destek veren bir CHP, kadıyı kime şikâyet edecektir?
Brüksel’den, Washington’dan medet uman bir anlayış; Mustafa Kemal Atatürk’le ve milletle nerede birleşecektir?
Bu kumpasa karşı mücadele işte tam burada başlar:
Altı Ok’un devrimci özüne dönmekle,
Emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı net cephe almakla,
Mafya-tarikat-rant sistemine karşı emekçi halkın yanında saf tutmakla,
Ve en önemlisi; seçim dışı yöntemlerle iktidarını sürdüren bu karanlık bloğa karşı gerçek bir halk cephesi örgütlemekle…
Bugün, siyasi iktidarın sopasına dönüşen yargının çiğnediği Cumhuriyet hukukunu savunma günüdür.
Gerçek ve devrimci bir Altı Ok savunusu olmadan bu başarılamaz.
19 MAYIS 1919'DAKİ DEVRİMCİ İRADEYE BUGÜN HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK İHTİYAÇ VAR!
Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun'a attığı adım, emperyalizme, işbirlikçi saltanata ve köhnemiş Ortaçağ düzenine karşı örgütlenmiş bir direnişin adımıydı. O irade, harap ve bitap bir halkı bağımsızlık hedefinde birleştirdi, işgalcileri Anadolu'dan söküp attı, saltanatı yıkarak yerine laik, üniter ve tam bağımsız bir Cumhuriyet kurdu.
Bugün o iradeden uzaklaştıkça emperyalizmin Türkiye üzerindeki yığınağı güçleniyor. Limanlar, madenler, fabrikalar, enerji kaynakları yabancı sermayeye ve mafya-tarikat-rant düzenine teslim edildi. Emekçi güvencesizliğe, eğitim gericiliğe terk edildi.
EMPERYALİST YIĞINAK BÜYÜYOR
7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanacak NATO Zirvesi bunun en somut kanıtıdır. Plan, Türkiye'yi Karadeniz'de, Boğazlarda ve Ortadoğu'da emperyalist planların ileri karakolu yapmaktır. Montrö delinmek, Karadeniz NATO gölü haline getirilmek isteniyor. NATO; Bosna'da, Kosova'da, Afganistan'da, Libya'da, Suriye'de ve Ukrayna'da milyonlarca masumun kanını akıtan, ülkeleri parçalayan bir ittifaktır. NATO üyeliği Cumhuriyetimizin bağrına saplanmış bir hançerdir. 1952'den bugüne faili meçhuller, darbeler, katliamlar, kumpaslar bu hançerin eseridir.
Emperyalizm bunları, 19 Mayıs'ın devrimci iradesi örgütsüz bırakıldığı için yapabiliyor. Emperyalist yığınağın gücü, örgütlü irademizin zayıflığıyla doğru orantılı.
TEK YOL: 19 MAYIS İRADESİNİ ÖRGÜTLEMEK
Montrö'yü savunmak, üsleri kapatmak, tam bağımsız yurt savunmasını ve milli dış politikayı inşa etmek zorundayız. Bunların hiçbiri 19 Mayıs'ın devrimci iradesi yeniden örgütlenmeden mümkün olmayacak. Kurtuluş Savaşı'nı kazandıran milletin örgütlenmiş azim ve kararıydı. Dün Sevr'i dayatanlar Samsun'a çıkan iradeyle geri püskürtüldü. Bugün NATO zirvesi ambalajıyla gelenler, örgütsüzlüğümüzden cesaret alıyor. Bu kuşatma karşısında yapılması gereken, 19 Mayıs'ın devrimci iradesini ortaya çıkarmaktır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi bu iradenin partisidir. Tüm halkımızı Vatan-Emek-Cumhuriyet cephesine davet ediyoruz. Örgütlenmeden emperyalizmin yığınağı dağıtılamaz. 19 Mayıs İradesiyle örgütlenmek; emperyalizme, cumhuriyet yıkıcılığına, emek sömürüsüne ve işbirlikçiliğe karşı bugünün en güçlü cevabıdır.
✹ NATO'dan çıkılacak, yabancı üsler kapatılacak!
✹ Montrö'ye dokunulamaz, emperyalist anlaşmalar iptal edilecek!
✹ Limanlar, madenler, enerji kaynakları kamulaştırılacak!
✹ Cumhuriyet'in laik ve üniter yapısı korunacak!
✹ Eğitim parasız, bilimsel ve laik olacak!
✹ Grev, sendika ve toplu sözleşme hakları güvence altına alınacak!
Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye!
Yaşasın Cumhuriyet!
#19Mayıs1919
Sosyalist Cumhuriyet Partisi kurucularından, mücadele arkadaşımız Hasan Toprak’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Ömrünü Bağımsızlık, Devrim, Sosyalizm davasına adayan yoldaşımız Hasan Toprak’ın ölümsüz anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Ailesine, yakınlarına ve tüm yoldaşlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Devri daim olsun. ✊🏻
YENİ SÜREÇ YİNE PROVOKASYON!
AKP - MHP - DEM ortaklığıyla yürütülen "Yeni Çözüm Süreci" ilkinde olduğu gibi üniversiteleri provakasyon sahası haline getirecek yeni tertiplere alan açmaktadır.
Bugün 6 Mayıs 2026; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam edilişinin 54. yılı.
O darağacı, Tam Bağımsız Türkiye şiarının öncülerini infaz etmek, o devrimci duruşa boyun eğdirmek, Cumhuriyet Devrimi birikimini yoketmek için kuruldu. 12 Mart faşizmi darağaçlarıyla halkın bağımsızlık ve kurtuluş iradesini kırmayı hedefledi. Arkasından 12 Eylül'le neoliberal talanı, Amerikan uşaklığını, NATO esaretini, tarikat-cemaat yapılanmasını inşa ettiler.
Denizlerin "suçu"; 6. Filo'yu denize dökmek, üniversitelerde milli, demokratik, laik ve bilimsel eğitimi eğitimi savunmak, işçilerin, köylülerin safında ağaya-patrona karşı mücadele etmek, Samsun'dan Ankara'ya "Tam Bağımsız Türkiye Yolunda Mustafa Kemal" diyerek yürümekti.
En büyük "suç"ları; Amerikan emperyalizmine, işbirlikçi sermayeye ve ortaçağ karanlığına başkaldırmak, Cumhuriyet Devrimi'nin bayrağını taşımaktı.
Deniz Gezmiş mahkemede, dimdik ayakta; "Ben Amerikan emperyalizmine, Sovyet revizyonizmine karşı bir Türk devrimcisiyim."
"İddianamede geçen ve bana atfedilen bir cümleyi kabul etmiyorum. Ben silahımı halka ve orduya karşı kullanmadım, ancak vatan hainlerine karşı kullanmak maksadıyla taşıdım."
"Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye adına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir."
"35 milyon metrekare vatan toprakları işgal altındayken, bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı çok şaşırırdı. Hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir."
"Bu memlekette Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa, onlar da bizleriz."
"Tarih bizi temize çıkaracaktır" demişti.
Deniz Gezmiş'in bu sözleri 54 yıldır doğrulanıyor. O gün "vatan haini" denenler, bugün tarihin vatansever süzgecinden geçti. Onları suçlayan zihniyet ise emperyalist güçlerin kucağında bu vatanı satmaya devam ediyor.
Denizler'in tarif ettiği düşman bugün de aynı.
NATO'nun Adana'ya çok uluslu kolordu karargâhını kuran, İstanbul Boğazı'na deniz unsur komutanlığını açan, bölücü-gerici terörü himaye eden; Amerikan emperyalizmi ve onun içerideki işbirlikçi mafya-tarikat düzeni. Bu düzen ki köprüleri, nehirleri, madenleri, fabrikaları, çocukları, kadınları ile bir vatanın neyi varsa yıkmaktadır, satmaktadır, talan etmektedir. Bu kan emicilere karşı Kuvayı Milliye'den, 68' e uzanan, o boyun eğmeyen yurtsever, devrimci gelenek en büyük dayanağımızdır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın; yurdumuzun ve emekçi halkımızın kurtuluşu yolunda, son nefeslerine kadar taviz vermeden sürdürdükleri devrimci mücadelerini, vatana ve emekçi halka olan bağlılıklarını şan ile anıyoruz.
Onlardan devraldığımız, Tam Bağımsız Türkiye şiarını, bugün Vatan, Emek, Cumhuriyet bayrağıyla taşıyoruz.
Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye!
#6Mayıs1972 #DenizGezmiş #DarağacındaÜçFidan
Başta emeğiyle geçinen milyarlarca emekçinin olmak üzere, yurdumuzda giderek artan sömürü, peşkeş, hukuksuzluk ve gericilik karşısında mücadeleleriyle toplumumuza azim ve karar aşılayan tüm emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs, kutlu olsun!
VATAN, EMEK, CUMHURİYET İÇİN MEYDANLARA
Emekçi, Yurtsever Halkımız, Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşları!
Bugün sömürüye karşı onurlu bir direnişin mirasını omuzlarımızda taşıyoruz.
1 Mayıs, dünya emekçilerinin birlik, mücadele ve dayanışma günüdür.
Ancak bu büyük günde, yakıcı bir gerçekle yüz yüzeyiz: Emek mücadelesi bir kez daha paramparça. Konfederasyonlar ayrı ayrı meydanlara savrulmuş, işçi sınıfının birleşik sesi kısılmış ve senede bir gün yakalanan ortak mücadele şansı hoyratça harcanmıştır.
Kimi konfederasyonlar iktidarın gölgesine sığınıyor. Kimileri işçi sınıfının sesini fısıltıya çeviriyor. Kimileri ise senede bir günlük birlikteliği emek mücadelesinin değil etnik ve mezhepsel bölücülüğün, cumhuriyet yıkıcılığının, karşı-devrimciliğin aracı haline getiriyor.
Soruyoruz: Bu dağınıklıkla kime güç veriyorsunuz? Bu parçalanmışlıkla hangi emekçinin derdine derman olabiliyorsunuz? Meydanları ve halkı böldüğünüz her gün, mafya-tarikat düzeni güçleniyor. Siz ayrı saflara çekildikçe, emperyalizm ve yerli uşakları emekçinin üstüne daha ağır çöküyor.
VATAN YOKSA EMEK DE YOKTUR
Emekçilerin canıyla savunduğu, alın teriyle işlediği bu topraklarda; köprüler, otoyollar, ve limanlar emperyalist sermayeye peşkeş çekilmektedir. Boğaz köprüleri yirmi beş yıllığına yabancı fonlara satılıyor, tarımın beli ithalatla kırılıyor, fabrikalar kapanıyor. Emekçiler işsizliğe, açlığa, güvencesizliğe mahkûm edilirken; vatanın tapusu Londra mahkemelerine devrediliyor.
Vatan toprağını emperyalist yağmaya açan bir düzende, emekçinin hakkını kim koruyacak? NATO üsleri bu ülkede olduğu sürece, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) kemer sıkma dayatmaları bu milletin sırtına bindiği sürece, alın terinin karşılığını almak mümkün müdür? Ulusötesi şirketlerin sömürüsüne karşı, vatanı ve emeği kim koruyacak? Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack çıkıp iktidara meşruiyet verdiğinde, Türkiye'ye monarşi dayattığında, “Osmanlı millet sistemi” önerdiğinde, emperyalist savaş için Boğazlarımızı istediğinde susan bir iktidar, emekçiyi savunabilir mi, vatanı koruyabilir mi?
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak diyoruz ki: Tam bağımsızlık olmadan emek adaleti olmaz. Vatanı, emperyalizmin ve kendi şahsi çıkarlarının uğruna kurban edenlerin, emekçinin alınterini, grev, toplu sözleşme ve sendika hakkını gasp etmesi doğası sonucudur.
CUMHURİYET, EMEKÇİNİN KALESİDİR
Cumhuriyet'i kuranlar aynı zamanda, sırtında cephaneyi taşıyan, demiryolunu döşeyen, fabrikayı kuran, toprağı süren, canını veren emekçilerdir. Cumhuriyet, başta emekçi halkın kanıyla, alın teriyle, fedakarlığıyla kuruldu.
Bugün ise aynı Cumhuriyet, mafya-tarikat-rant üçgeninin kuşatması altındadır. Laik ve bilimsel eğitim tarikat yurtlarına kurban edilmiş, Cumhuriyet'in bağımsız yargısı siyasi atamalarla çürütülmüş, Millet Meclisi yerine Saray dayatılmıştır. Sözde "Milli Dayanışma Komisyonu" adı altında yürütülen süreç de göstermiştir ki, içeride ve dışarıda Cumhuriyet'i tasfiye edip etnik ve dinsel ayrılık temelinde yeni bir düzen kurma projesinde anlaşılmıştır. Barrack'ın "Osmanlı millet sistemi" önerisi, işte tam da bu projenin dışarıdan dayatılan şablonudur.
Cumhuriyeti, emekçi halkı daha fazla, daha rahat sömürmek için yıkıyorlar.
Bu yüzden emek mücadelesi, Cumhuriyet Devrimi'ni tamamlama mücadelesinden ayrı tutulamaz. Altı Ok'un bağımsızlıkçı, halkçı, devletçi, laik, devrimci ilkeleri, sosyalist bir ekonomi-politik özle ele alınmadıkça emekçi halk kurtulamaz. Ama aynı şekilde, Cumhuriyet Devrimi de emekçilerin omzunda yükselmedikçe tamamlanamaz.
Vatan, Emek, Cumhuriyet, tek bir mücadelenin üç cephesidir.
Alevisiyle Sünnisiyle, Türküyle Kürdüyle, kentlisiyle köylüsüyle, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle... Bu mafya-tarikat-rant düzeninin ezdiği tüm emekçi ve yurtsever güçler, tek bir cephede buluşmalıdır.
Birleşemeyen halk, birleşemeyen emek mücadelesi kazanamaz.
#1Mayıs
Mafya-tarikat-rant düzeninde işçiyi köle sananlara cevap madenden geldi! Sırada gasp edilen tüm emeklerin hesabı var!Bu zafer, örgütlü mücadelenin, birlik olmanın ve baş eğmemenin zaferidir.
Kamulaştırma şart! Madende özel sektör olamaz! Yeraltındaki cevher de emek de kamunundur!
Holding patronları tarafından emekleri gasp edilen Doruk Madencilik işçileri bugün zafere ulaştı.
ZAFER DİRENEN EMEKÇİNİN!
ZAFER BİZİM!
@bagimsizmadenis@SCPGenelMerkez
Egemenliği İşgalci emperyalistlerin, ulusötesi şirketlerin, köhnemiş saltanatın, kan emici ağaların-şeyhlerin elinden alarak halka veren, "Egemenlik Milletindir! diyen; o büyük azme, o devrimci karara selam olsun!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!
Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüş başlatan ve açlık grevine giren Doruk Madencilik işçileri, başkentte direnişlerini sürdürüyor. Ankara İl Başkanımız ve yöneticilerimiz işçileri ziyaret ederek dayanışma gösterdi.
İl Başkanımız Zülfiye Gültekin:
“Biz köle olmayacağız, boyun eğmeyeceğiz. Bizi yoksullaştıran, fakirleştiren, bölen hiçbir siyasete teslim olmayacağız. Emekçilerimizin yanındayız. Bu ülkenin gerçek gücü emekçilerdir. Tarih, işçi sınıfının iradesiyle nice iktidarların yıkıldığını göstermiştir. Emekçilerin ihtiyaçlarına sırtını dönen bu düzen de ayakta kalamayacaktır.” dedi.
İşçilerin haklı mücadelesinin yanındayız.
Emekçilerin sesi susturulamaz. Emek kazanacak.
@bagimsizmadenis
23 Nisan Egemenliktir, Egemenlik Bizimdir!
Davutoğlu'nun Karanlık Zihniyetine Geçit Yok!
Ahmet Davutoğlu, okullarda şiddet olaylarını bahane ederek "23 Nisan Kutlamaları İptal Edilsin" buyurmuş. Kendisinin, siyasi meşruiyetini emperyalist efendilerinin "ılımlı İslam" projesine borçlu olan, "stratejik derinlik" safsatalarıyla Türkiye'yi Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlığına taşıyan, komşularla sıfır sorun vaat ederken ülkemizi emperyalizmin yanıda komşularımızla düşmanlığa mahkûm eden bir siyasi figürün, Cumhuriyet'in en önemli bayramlarından birine dil uzatması asla tesadüf değildir. Bu, 1920 ruhuna, Kuvayı Milliye iradesine ve egemenliğin asıl sahibi olan Türk milletine yönelik aleni bir karşı-devrim saldırısıdır.
Davutoğlu'nun Asıl Korkusu: 23 Nisan'da Yükselecek Halk İradesidir!
Davutoğlu'nu ve onunla aynı karanlık zihniyeti paylaşanları asıl korkutan, okullardaki şiddet değildir. Onların korkusu, 23 Nisan 2026'da Ankara'da, 1. Meclis'in önünde toplanacak olan Cumhuriyetçi, yurtsever ve devrimci gençliğin yükselteceği "Egemenlik Bizimdir" sesidir. Onlar, saraylarda, tarikat yurtlarında, mafya baronlarının villalarında ve emperyalist üslerin gölgesinde gasp ettikleri egemenliğin, asıl sahibi olan emekçi halk tarafından geri alınmasından korkmaktadırlar. Bu yüzden, 23 Nisan'ı hedef almakta, milli bayramları bir "güvenlik sorunu" olarak yaftalayarak halkın coşkusunu ve örgütlü iradesini bastırmaya çalışmaktadırlar. Asıl güvenlik sorunu yıllardır toplumumuzu derinden çürüten Davutoğlu gibilerin karanlık zihniyetidir.
23 Nisan, Bir Bayramından Çok Daha Fazlasıdır!
23 Nisan, işgal altındaki bir ülkede, emperyalist Sevr'i yırtıp atan iradenin, Ankara'da bir millet meclisi açarak "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" dediği gündür. 23 Nisan, saltanatın ve hilafetin karanlığına karşı aydınlanmanın, saray entrikalarına karşı halk iradesinin, teslimiyete karşı tam bağımsızlığın ilanıdır. Bugün Davutoğlu'nun temsil ettiği zihniyet, işte tam da bu ruhu hedef almaktadır. Onlar, 23 Nisan'ı "iptal" ederek, cumhuriyetin devrimci mirasını hafızalardan silmek; yerine kendi karanlık, teokratik ve emperyalizme bağımlı düzenlerini ikame etmek istemektedirler.
Üniversiteli Cumhuriyetçilerin Yanındayız!
Halkımızla beraber 1. Meclis Önündeyiz!
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak, 23 Nisan'da Ankara'da 1. Meclis önünde bu ülkenin geleceği, egemenliği ve çocukları için yürüyeceğiz! Tarihin doğru tarafında saf tutan Üniversiteli Cumhuriyetçileri ve tüm devrimci ve yurtsever gençliği selamlıyoruz. Onların sesi, Kuvayı Milliye şehitlerinin sesidir. Onların yürüyüşü, emekçi halkın alınteriyle kurulan bu yurdun istikbaline sahip çıkma yürüyüşüdür. Gençlik, egemenliğin "son model araçlara binip şatafat içinde yaşayan tarikat şeylerine", "devleti soyan yozlaşmış bürokratlara", "karapara ve uyuşturucu paralarıyla yurda çöken mafyalara" ve "şahsi çıkarlarını emperyalist efendilerinin emelleriyle birleştiren iktidar sahiplerine" ait olmadığını haykırmaktadır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi'nin Çağrısıdır:
1. 23 Nisan Kutlamaları İptal Edilemez! Tüm yurttaşlarımızı, 23 Nisan 2026'da Ankara'da, 1. Meclis önünde düzenlenecek büyük yürüyüşe katılmaya; İstanbul'da, İzmir'de, Diyarbakır'da, Trabzon'da, ülkenin dört bir yanında meydanları doldurmaya çağırıyoruz. Egemenliğimize sahip çıkalım!
2. Davutoğlu ve Zihniyetini Telin Ediyoruz! 23 Nisan'ı hedef alan bu karanlık zihniyet, Türk milletinin hafızasında ve vicdanında mahkûm edilmiştir. Onların yeri, tarihin çöplüğüdür.
3. Atatürk Gençliği En Büyük Güvencemizdir! Üniversiteli Cumhuriyetçiler başta olmak üzere, "Vatan, Emek, Cumhuriyet" şiarı etrafında birleşen tüm gençlik örgütlerini selamlıyor; mücadelelerinde sonuna kadar yanlarında olduğumuzu ilan ediyoruz.
Egemenlik, bu ülkeyi emperyalizme peşkeş çekenlerin değil; Kuvayı Milliye şehitlerinin kanıyla ve emekçi halkın alınteriyle kurulan bu yurdun, yurttaşlarınındır!
Egemenlik Bizimdir!
Yaşasın 23 Nisan!
Yaşasın Cumhuriyet!
YUSUF TEKİN İSTİFA!
📍 Ankara
Ankara İl Örgütümüz, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okullarda yaşanan şiddete karşı binlerce eğitim emekçisiyle birlikte barikatları aşarak Kurtuluş Parkından Güvenpark'a yürüyor.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak tekrar ediyoruz:
Şiddeti besleyen, eğitimi cemaatlerin oyuncağı haline getiren bu düzenin mimarı olarak Milli Eğitim Bakanı derhal istifa etmelidir. Eğitim bir haktır ve çocuklarımızın geleceği, iktidarın gerici hedeflerine kurban edilemeyecek kadar değerlidir.
Emperyalist Planlar Çöktü, İran Kazandı
Bugün İran ve ABD heyetleri İslamabad’da müzakere masasına oturacaklar. Bugün sonuç ne olursa olsun, bu savaşı İran kazanmıştır. ABD ve müttefikleri yenilmiştir. Burada savaşın ilk günü katledilen 165 kız çocuğunu saygıyla anıyor, İran’ı ve İran halkının direnişini selamlıyoruz.
Yaşadığımız süreç yalnızca bölgesel bir çatışmanın değil, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği tarihsel bir kırılma anının ifadesidir. Emperyalist merkezlerin ve onların bölgedeki ileri karakolu olan siyonist İsrail rejiminin İran’a yönelik saldırganlığı, bir kez daha insanlığa karşı işlenmiş ağır suçlarla kendini göstermiştir. Emperyalizmin gerçek yüzü tüm çıplaklığıyla ortalığa saçılmıştır.
İran ve Lübnan halklarının gösterdiği direnç, bu saldırganlığa karşı yalnızca askeri değil, aynı zamanda politik ve tarihsel bir yanıt olmuştur. Emperyalist-siyonist blokun “hızlı sonuç alma” üzerine kurulu planları çökmüştür.. Yürütülen ateşkes görüşmeleri, bu direnişin doğrudan bir sonucudur.
Emperyalizme karşı direnmek mümkündür. Ancak bu direnç; güçlü bir ulusal devlet yapısı, bağımsız bir ekonomik hat ve örgütlü bir toplumsal dayanışma ile mümkündür.
İran halkının ortaya koyduğu kararlılık, yalnızca kendi ülkesinin değil, tüm mazlum halkların geleceği açısından da belirleyici bir örnek teşkil etmektedir. Bu direniş, emperyalizmin yenilmez olmadığı gerçeğini bir kez daha göstermiştir.
Dün Anadolu’da emperyalizme karşı kurulan irade neyse, bugün bölgemizde ortaya çıkan direnişlerin beslendiği kaynak da aynı tarihsel damardır. Türkiye açısından da geleceğin direnç hattı, ancak bu devrimci ve yurtsever kararlılığın yeniden üretilmesiyle mümkündür. Kurtuluş savaşımız ve Cumhuriyet Devrimimiz, yalnızca bir tarihsel miras değil; bugünün mücadelelerine cesaret, meşruiyet ve inandırıcılık kazandıran bir siyasal dayanaktır. İran direnişinin yarattığı cüret ve özgüven, bizim tarihimizde zaten vardır ve bu miras yeniden ayağa kaldırılmayı beklemektedir.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak altını çiziyoruz:
Emperyalizme karşı mücadele, ancak bağımsızlıkçı, halkçı ve kamucu bir devlet anlayışıyla gerçek bir başarıya ulaşabilir. Neoliberal bağımlılık zincirlerini kırmadan ve ulusal egemenliği gerçek anlamda tesis etmeden bu mücadele kazanılamaz. Bugün yürütülen müzakerelerin, İran’ın elde ettiği askeri ve politik kazanımları güvence altına alan bir anlaşmayla sonuçlanması, yalnızca bölge halkları için değil, dünya barışı için de kritik önemdedir.
İran’ın emperyalist-siyonist saldırganlığa attığı tokat, yalnızca bir askeri başarı değil, aynı zamanda yeni bir dünya düzeninin habercisidir. Bu düzen, sömürünün değil dayanışmanın; bağımlılığın değil bağımsızlığın; teslimiyetin değil direnişin üzerine kurulacaktır.
Bu tarihsel süreçte emperyalizme karşı direnen tüm halkların yanında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz.
Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın mazlum halkların direnişi