Bu yazıyı Türkiye’nin zengin iş insanlarının, finans piyasalarına yön veren büyük sermaye sahiplerinin, güçlü spekülatörlerin ve bir şekilde bu tehlikeli finansal ilişkilerin içine girmiş aktörlerin de okuyacağını biliyorum.
Belki de şu an bu satırları okurken yönettiğiniz milyarlarca liralık fonlara, kurduğunuz şirket yapılarına, finansal ilişkilerinize ve sahip olduğunuz ekonomik güce güveniyorsunuz. Belki de kendi kendinize, “Bizim sistemimiz sarsılmaz, bize hiçbir şey olmaz” diyorsunuz.
Ancak finans tarihi, gücün ve servetin insanı dokunulmaz olduğuna inandırdığı her dönemde, bu yanılgının ağır sonuçlarıyla doludur. Çünkü hiçbir finansal yapı, hiçbir sermaye grubu ve hiçbir ekonomik güç, hukukun üzerinde değildir.
Bugün sorulması gereken soru son derece açık: Milyarlarca dolarlık servete, devasa holdinglere ve toplumda saygın bir konuma sahip insanlar, neden milyarlarca liralık fonların ve borsa spekülasyonlarının merkezinde yer alabilecek kadar büyük riskler alırlar?
Dışarıdan bakıldığında, bu insanların maddi ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla paraya ihtiyacı yoktur. Sahip oldukları servet, ailelerinin gelecek nesiller boyunca rahat yaşamasına yetecek düzeydedir. Öyleyse mesele gerçekten para mıdır?
Finansal psikoloji açısından bakıldığında, belirli bir servet düzeyinden sonra para yalnızca bir satın alma aracı olmaktan çıkabilir. Gücün, nüfuzun, kontrolün ve başkalarına karşı kazanılan üstünlüğün ölçüsüne dönüşebilir. Finans piyasaları da bu kişiler için yalnızca yatırım yapılan bir alan değil, başkalarının kararlarını ve piyasa fiyatlarını etkileyebildikleri devasa bir oyun alanı hâline gelebilir.
İşte tehlike tam da burada başlar.
Bir insanın serveti büyüdükçe değil, kendisini denetimden muaf gördüğü ölçüde tehlikeli hâle gelmesi mümkündür.
Sistemin açıklarını sürekli kullanabileceğini, piyasa hareketlerini istediği gibi yönlendirebileceğini, kurumsal yapıların arkasına saklanarak sonuçlardan kaçabileceğini düşünen bir anlayış, yalnızca yatırımcılar için değil, bütün finansal sistem için ciddi bir risk oluşturur.
Bu tür yapıların incelenmesi gereken en önemli boyutlarından biri de riskin kim tarafından üstlenildiği, kazancın kime aktarıldığı ve ortaya çıkan zararın kimin üzerinde kaldığıdır.
Eğer bir finansal yapıda kazanç belirli kişi ve gruplara aktarılırken risk binlerce yatırımcının üzerine bırakılıyorsa burada ciddi sorular sorulmalıdır.
Çünkü başkasının parasını kullanarak kazanç elde etmek ile başkasının parasını riske atıp kazancı kendine, zararı yatırımcıya bırakmak aynı şey değildir.
Fonlara güvenerek birikimlerini emanet eden yatırımcılar, yatırımlarının mevzuata uygun, şeffaf ve dürüst biçimde yönetilmesini bekler. Küçük yatırımcıdan nitelikli yatırımcıya kadar herkesin beklentisi, piyasanın kurallarının bütün katılımcılara eşit uygulanmasıdır.
Kimsenin, sermayesinin büyüklüğünü veya finansal bağlantılarını kullanarak diğer yatırımcıların aleyhine haksız avantaj sağlamaya hakkı yoktur.
Büyük sermaye gruplarının karmaşık şirket yapıları, iştirakleri ve farklı tüzel kişilikleri bulunabilir. Ancak bu yapıların varlığı, herhangi bir hukuka aykırılık iddiası karşısında sınırsız bir koruma sağlamaz.
Sorumluluğun hangi şirkete, hangi yöneticiye veya hangi gerçek kişiye ait olduğu; para akışlar��, işlemler, kararlar ve somut deliller üzerinden ortaya çıkarılmalıdır.
Tera, Pusula ve Atlas fonları ekseninde yaşanan gelişmeler de bu bakımdan son derece ciddi biçimde araştırılmalıdır. Eylül 2026'da gündeme gelen düzenleyici ve adli süreçlerin, şüpheli işlemlerin ve ilişkili yapıların bütün bağlantılarıyla incelenmesi bu yüzden büyük önem taşımaktadır.
Burada mesele, herhangi bir kişi veya kurumu peşinen suçlu ilan etmek değildir. Mesele, ortaya çıkan şüphelerin üzerinin örtülmemesi ve sorumluluğu bulunan herkesin, konumu ve serveti ne olursa olsun, hukuk önünde hesap vermesidir.
Piyasada dolaşan “Para buharlaştı, artık geri gelmez” söylemi de tek başına bir açıklama olarak kabul edilemez. Paranın nereye gittiği, hangi hesaplara aktarıldığı, hangi varlıklara dönüştürüldüğü ve kimlerin bundan yararlandığı araştırılmalıdır.
Bir fonun zarara uğramış olması, o fondaki ekonomik değerin mutlaka bütünüyle ortadan kaybolduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte, kaybolan tutarın tamamının belirli kişi veya şirketlerin mal varlığında bulunduğunu da somut deliller olmadan ileri süremeyiz.
Devletin görevi, paranın izini sürmek; yargının görevi, sorumluları ve haksız kazançları delilleriyle belirlemek; hukukun görevi ise mağdurun hakkını korumaktır.
Yatırımcıların bugün en çok merak ettiği konu, yalnızca soruşturmaların kimleri kapsadığı değil, kaybettikleri paranın ne kadarının ve hangi yollarla geri alınabileceğidir.
Bunun için gerektiğinde şüpheli para hareketleri, banka hesapları, şirket iştirakleri, gayrimenkuller, hisse senetleri ve diğer mal varlıkları incelenmelidir. Suçtan elde edildiği somut delillerle ortaya konulan kazançların izlenmesi, korunması ve hukuki süreçler sonunda hak sahiplerine iade edilmesi için gereken adımlar atılmalıdır.
Cumhuriyet savcılıkları ve mahkemeler, kanuni şartların oluşması hâlinde mal varlıklarına el koyma, ihtiyati tedbir ve diğer koruma mekanizmalarını değerlendirmelidir. Şirketlerin ve gerçek kişilerin sorumluluğu da birbirinden ayrıştırılmalı; bir tüzel kişiliğin arkasındaki gerçek sorumluların tespiti, hukuk çerçevesinde yapılmalıdır.
Elbette her zarar otomatik olarak bir suçun kanıtı değildir. Ancak ciddi piyasa dolandırıcılığı şüpheleri varsa, bunların yalnızca işlem yasaklarıyla veya ekranların kapatılmasıyla sonuçlandırılması da yeterli değildir.
Yatırımcıların devletten beklediği şey de budur: Sadece suç şüphesini araştırmak değil, paranın izini sürerek hakkın iadesi için sonuna kadar mücadele etmek.
Bence tartışılması gereken önemli bir başka konu daha var.
Fon krizinin yarattığı mağduriyetlerin giderilmesinde yalnızca suçtan elde edilen gelirlerin ve hukuken sorumluluğu bulunan kişi ve kuruluşların mal varlıklarının araştırılmasıyla yetinilmemeli; bu süreçte kamu kurumlarının ve piyasa altyapısının elde ettiği gelirler de şeffaf biçimde incelenmelidir.
Borsa İstanbul, Takasbank ve MKK'nın işlem, takas ve saklama hizmetlerinden elde ettiği gelirler; SPK'nın ilgili gelir kalemleri; ayrıca bu işlemlerle bağlantılı olarak tahsil edilen vergi ve stopaj tutarları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Önerim şudur: Bu kriz kapsamındaki işlemlerden doğan gelirlerin ne kadarının hangi kurumlara aktarıldığı açıklansın ve mağduriyetlerin giderilmesinde kullanılabilecek hukuki bir mekanizma oluşturulup oluşturulamayacağı araştırılsın.
Örneğin, Borsa İstanbul, Takasbank ve MKK tarafından bu işlemler kapsamında elde edilen komisyon, takas ve saklama gelirlerinin; ilgili mevzuat ve bütçe kuralları çerçevesinde mağdurların zararlarının karşılanmasına tahsis edilmesi mümkün müdür?
SPK'nın ilgili gelirleri ve bu işlemlerden kaynaklanan vergi ve stopaj tutarları açısından da aynı soru sorulmalıdır. Hangi kalemin iadesinin, aktarılmasının veya özel bir fonda değerlendirilmesinin hukuken mümkün olduğu açıkça ortaya konulmalıdır.
Bu önerinin amacı, sorumluluğu bulunmayan vatandaşlara yeni bir mali yük yüklemek veya kamu hizmetlerinin finansmanını tehlikeye atmak değildir. Amaç, krizden doğan ekonomik sonuçların hafifletilmesi için mevcut kaynakların ve hukuki imkânların kendi özelinde sonuna kadar araştırılmasıdır.
Devlet, bu süreçte elde ettiği gelirlerin bir bölümünün dahi hukuken mağdurların yararına yönlendirilmesini sağlayabilirse faydalı olacaktır. Sosyal devlet ilkesi, bu tür büyük finansal krizlerde ve nitelikli dolandırıcılık vakalarında devletin mağdur vatandaşı koruması ve adaleti sağlaması için en önemli dayanaktır. Sosyal devlet vatandaşını ekonomik aktörlerin acımasızlığına karşı koruyan, denetim görevini eksik yaptığı için bir mağduriyet doğduysa buna müdahale eden devlettir.
Elbette bu kaynakların toplam zararı karşılamaya yetip yetmeyeceği, ancak gerçek rakamlar açıklandığında anlaşılabilir. Fakat bu ihtimalin araştırılmadan bir kenara bırakılması da doğru değildir.
Burada önemli olan, yalnızca en küçük yatırımcının zararını belirli bir tutarla sınırlandırmak değildir. Yüksek miktarda yatırım yapmış kişilerin zararları da aynı şekilde objektif ölçütlerle ele alınmalı; hak sahipleri arasında keyfî bir ayrım yapılmamalıdır.
Çünkü adalet, bir mağdur grubunu korurken diğer mağdur grubunu görmezden gelmek değildir.
Tera, Pusula ve Atlas fonları etrafında yaşananların bütün yönleriyle aydınlatılması; sorumluların tespit edilmesi; varsa haksız kazançların geri alınması ve yatırımcıların zararlarının mümkün olan en yüksek ölçüde karşılanması gerekir.
Bundan sonra verilecek en önemli mesaj, yalnızca bugünkü mağdurlara değil, gelecekte sermaye piyasalarına yatırım yapacak milyonlarca insana yönelik olacaktır.
Eğer insanlar birikimlerini finansal sisteme emanet ettiklerinde kendilerini korumasız hissederse, bunun bedelini yalnızca yatırımcılar değil, bütün ülke ekonomisi öder.
Unutulmamalıdır ki sermaye piyasalarının temel dayanağı yalnızca para değildir; güvendir. Güven ortadan kalktığında, en büyük fonlar ve en güçlü şirketler bile sürdürülebilir bir sistem kuramaz.
Kim ne kadar zenginse zengin olsun, kim ne kadar güçlü olursa olsun, hiç kimsenin başkasının hakkı üzerinde sınırsız tasarruf yetkisi yoktur.
Eğer ortada hukuka aykırı işlemler ve haksız kazançlar varsa, bunların ortaya çıkarılması ve mağduriyetlerin giderilmesi için gereken her şey yapılmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bir fon krizi değildir. Mesele, vatandaşın emeğiyle biriktirdiği paraya, sermaye piyasalarına ve adaletin gerçekten herkese eşit uygulanacağına duyduğu güvendir.
Devletin gücü, yalnızca suçluları tespit etmekle değil; mağdurun hakkını korumak, haksız kazancın peşini bırakmamak ve adaleti sonuç alana kadar işletmekle ölçülür.
FON MAĞDURU KARDEŞLERİM ÖZELLİKLE OKUSUN!
AKP'nin fon mağdurlarına 1 milyon TL ödeme yapacağını açıklaması, "Aman tepkiler büyümesin, olay kapansın" operasyonudur.
Buradan açıkça söylüyoruz:
1. Bu ödeme iktidarın bir lütfu değil, soyulan vatandaşın kendi hakkıdır. Kimse kimseye sadaka vermiyor!
2. Dağıtılan bu paralar, ortadaki devasa suçu ve soygunu aklamaz!
3. Olayın üzerinden haftalar geçti; tek bir sorumlu gözaltına alınmadı, tek bir AKP’li yetkili hapse atılmadı!
1 milyon TL alıp susmanızı, "iktidar bizi kurtardı" diye minnet etmenizi bekleyenler iyi dinlesin: Vatandaş hakkını da alır, yapılan hırsızlığın hesabını da sonuna kadar sorar!
Hiçbir ödeme, bir tek kişinin bile yargılanmadığı bu rezil cezasızlık düzenini gizlemeye yetmez!
Milletin cebinden çalınanın hesabını 1 milyonluk kırıntılarla kapatamazsınız.
Gerçek adalet ve helalleşme istiyorsanız masaya koyacaksınız:
Bu fona kim ne kadar para yatırdı?
Çakılmadan hemen önce kimler parasını tıkır tıkır çekti?
Gizli saklı yok! Tam liste eksiksiz açıklansın!
Özgürlük paradoksu:
Sınırsız özgürlük öz disiplin ve sabit bir aidiyetle dengelenmediğinde, insanın en temel 3 ihtiyacını (kontrol, yetkinlik, bağ kurma) baltalayarak tükenmişliğe zemin hazırlar.
📍Mağdur olunca isyan eden Mahinur Göktaş, eşinin ifade bile vermediği Yunus Emre skandalında neden sustu?
📍61 ayrı ihalede, yapılmadığı halde 6 milyon ödenen festivalde eşinin imzası yok mu? @kozatv01’de konuştuk
"Biz kimi vuracağız?"
Fon vurgununun öyle isim açıklamadan kapanacağını düşünenlere bir hatırlatma...
John Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanının en sarsıcı bölümlerinden birisi, banka hacziyle evini kaybeden çiftçinin halidir.
Olay şöyle gelişir:
Çiftçi, evini yıkmaya gelen traktör sürücüsüne silah doğrultup, "Beni aç bırakan adamı öldürmeden açlıktan ölmeye niyetim yok" der.
Sürücü, sorumlunun kendisi olmadığını, 3 dolar yevmiye ile çalıştığını, emri bankanın verdiğini söyler.
Çiftçi "o zaman müdürü vururum" der.
Ama müdürün de yetkili olmadığı, onun da yönetim kurulu kararlarına uyduğu söylenir.
Çiftçi "o zaman yönetim kurulunu vururum" der.
O da olmaz derler. Çünkü yönetim kurulu da hissedarların isteğini yapıyordur.
Çiftçi "öyleyse onları bulur vururum" der yine.
"Hisdedarlar belli değil. Gizlidir" derler.
Çiftçi artık isyan eder: "Ben kimi vuracağım o zaman!"
Ömer Çelik "yasal boşluklardan böyle şeyler oluyor" diyor. Ortada yasal bir şey yok ki. Sicili uygun olmayan adama BDDK banka kurma izni vermiş. Adam bono basıyor.Bastığı bonoyu kendi kurduğu fona aldırıyor. Fonu halka açarken SPK onaylıyor. Fona kendi hissesini aldırıp şişiriyor
THF ve DOH fonunda, çözümün daha hızlı ve daha adil olabileceğini gösteren çok önemli bir nokta var o da fonun hisse senedi yoğunluğu ve yatırımcı girişlerinin büyük ölçüde son dönemde gerçekleşmiş olması.
THF ve DOH gibi kuruluşu 1 sene olsada fonlara paranın girdiği zaman dilimi son 35 iş günü tespitlerime göre. Bu bağlamda görece çok yeni fonlar, geçmiş yıllara yayılan kazançların ve eski yatırımcı işlemlerinin karmaşık bir şekilde tasfiye edilmesi sorunu zaten yok bu yüzden , zararın tespiti ve telafisi daha kolay olabilir. Elbette bunun için fonun işlem kayıtlarının, para girişlerinin ve hisse alımlarının ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekir.
Son 30 iş gününde bu fonlara giren yaklaşık 150 milyar TL'lik kaynağın, BIST 30 ve viop gibi daha likit ve büyük şirketlerin hisselerinden çıkarılarak yüksek fiyatlardan riskli ve fiyatı şişmiş hisselere yönlendirilmesi zaten tam bir nitelikli dolandırıcılık hikayesi olmakla birlikte bu nitelikli dolandırıcılık olayı zaten yatırımcıların uğradığı zararın temelinde yatıyor. Yatırımcıların bir çoğu bu hisse değişimlerini gördü görür görmezden yasal hakkını kullanarak fonda çıkmak istediğinden de bu sefer kapı üzerlerine kapandı. Hayır sizi hapsettik hiç bir yere çıkamazsınız dendi. 1 ay önce fona giren 250.000 den fazla yatırımcı bu şekilde kapı üzerlerine kitlenerek hapsedildi
Çözüm için üç somut adım atılabilir:
1- Yüksek fiyatlardan alınan hisseler incelenmeli. Gerçek piyasa değerinden kopuk fiyatlarla gerçekleştirilen alımlar, ilişkili taraf işlemleri ve olası manipülatif işlemler bağımsız biçimde araştırılmalı ve aynı fiyattan bu kanun tasarının ilgili maddesine istinaden geri aldırılarak fon varlığına kazandırılabilir.
2-Sorumlulara ait varlıklar ve kazançlar hedef alınmalı. Hukuki koşullar oluştuğu takdirde, haksız kazanç sağlayanlardan iade ve tazminat yolları işletilmeli ilgili hisselerin ve işlemlerin hukuki durumu değerlendirilerek yatırımcı zararının mağdur edenlerin şahsi mal varlıklarından karşılanarak giderilmesi sağlanmalı.
3- Zararın kaynağına doğrudan müdahale edilmeli. Şirket patronlarının veya ilişkili kişilerin, hukuki dayanağı ve uygulanabilirliği ortaya konularak, sorunlu hisseleri uygun koşullarda geri alması ya da zararların başka hukuki mekanizmalarla telafi edilmesi seçenekleri değerlendirilmelidir.
Burada amaç kamu kaynaklarıyla başkalarının zararını karşılamak değil; zarara yol açtığı tespit edilen işlemlerin sorumlularından hesap sormak ve yatırımcıların parasını mümkün olduğunca kaynağından geri kazandırmaktır.
THF 'deki ve DOH'taki para girişleri, portföy değişimleri, hisse alım fiyatları ve virmanlar zaman çizelgesi üzerinden incelenirse, paranın hangi tarihte hangi hisselere yönlendirildiği çok kolay ortaya çıkarılabilir. Çünkü alımların bir çoğu blok ve yüklü alımlar.
Böylece hem zararın boyutu hem de sorumluların kim olduğu somut delillerle belirlenebilir.
Yatırımcıya paranın nereye gittiğinin açıklanması gerekiyor.
THF ve DOH özelinde hızlı, şeffaf ve hukuki temeli sağlam çözüm anlattığım şekilde mümkün olabilir.
Herkesin gözü önünde sadece son 1 ay içinde dönen ve 250.000 kişiyi fonun içine hapseden şu dolap bile çözülemiyorsa zaten söylenecek çok faza söz kalmıyor.
Bir haftadır Fransa, İspanya, Belçika, Yunanistan, Arnavutluk, Meksika, Brezilya, Şili ve hatta Pakistan halk ve öğrenci hareketi videoları izleyip ağlıyorum. Niye ağlıyorum bilmiyorum. Başka halkların onuru gözlerimi dolduruyor, biraz da utanç mı acaba ya da kahır. 10 Ekim’de 103, 6 Şubat’ta yüzbinlerce can gitti. Meydanda bir emekli kafasına sıktı gitti.
Biz yandık.
Bir Maricarmen ise bütün İspanya’yı yakmaya yetti. Bilemiyorum.
Dünyanın hiçbir yerinde , krizi haber alıp ( kimden acaba?) milyarlar kaçıran yakın arkadaşıyla fotoğrafını paylaşan gazeteciyi tutuklatıp, ertesi gün böyle pişkin pişkin yorum yapan bir siyasi göremezsiniz ama
Ucu nerelere gidiyorsa artık!
İzmir MV @UmitOzlale , "Sinem Dedetaş'ı ziyaret ettim. Kuyu tipi cezaevinde dimdik duruyor. 1 gün hapse girmektense parti değiştiririm diyenle aradaki fark bu"
Hergün yeni bir okul saldırısıyla uyanıyoruz.
Çocuklar çocukları öldürüyor.
Hem de okulların içinde.
Mesele sosyal medya,güvenlik görevlisi, aile eğitimine indirgeniyor.
İyi de ekonomik sıkıntıların hiç suçu yok mu?
BOŞUNA EKONOMİK KRİZ SOSYAL KRİZE DÖNER DEMEMİŞTİK.
#OkullardaGüvenlik
Yurtdışındaki tatilinden kendi isteğiyle dönüp yurda giriş yaptığında kendi isteğiyle polise başvuran komedyene ters kelepçe yapıp zorla ‘yakalanma görüntüsünü’ çekerken lekelenmeme hakkı yok, fon vurguncularının adlarının açıklanması talep edildiğinde lekelenmeme hakkı var.
📌Soru: “Osman Arıkan Nacar’la Bodrum’da tatil yaptın mı, Ankara’ya birlikte döndün mü? Evet ya da hayır!.
Millet öğrenmek istiyor, hakkı değil mi?!
@omerrcelik
Ekrem İmamoğlu’nun 38 tapusu olduğu iddia edildi ve henüz 1 tanesi bile bir yıldan fazladır süren soruşturma sonucu kanıtlanmadı.
İmamoğlu 565 gündür tutuklu.
AKP’li Belediye Başkan Yardımcısı Serkan Yıldıran’ın 1.630 tapusu kanıtlandı ama tutuklama kararı henüz verilmedi.
Hadi ya .. Aynı hassasiyeti sizden olmayanlara da gösteriyor musunuz? Mesela olmayan delillerle 18 ay tutuklu kalan mühendislere, çalışmadığı projeden tutuklu İBB çalışanına. Eyleme katılan Boğaziçi öğrencisine ..
Adalet Bakanı’nın açıkladığı 214 failin çarptığı 188 milyar tl nin piramidi:
En tepedeki 19 kişi , vip pastasının %37 sini götürmüş yaklaşık 70 milyar tl. Her biri 3.7 milyar tl ort çalmış. Belki bu gruptan birinci 20, 19’ncu 1 milyar tl çalmış. Ama ort 3.7 milyar tl.
Kim bunlar?
Açıklayın!
38 şirket, vakıf, parti(?) vip pastadan %33 almış, 62 milyar tl. Açıklayın38 ismi.
Böylece, faillerin 1/4’ü 188 milyarın %70 ini götürmüş.
Kalan 3/4 de %30 u yani 54 milyar tl yi paylaşmışlar.
Hiç birinin payı 100 milyon tl den az değil
Spk ya dava açıyorum..
1- Ben, devlet denetimindeki sermaye piyasalarına güvenerek Pardus Portföy İkinci Hisse Senedi Fonu’na (KHA) yatırım yapmış meşru bir yatırımcıyım. Davalı idarenin fon işlemlerini durdurduğu 17 Eylül 2026 tarihi itibarıyla söz konusu fonda 2.999.983,43TL (Yaklaşık Üç Milyon Türk Lirası) tutarında nakde çevrilebilir varlığım bulunmaktaydı. (Ek-1: MKK Hesap Dökümü)
2- Davalı kurum (SPK), borsa genelinde yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 17 Eylül 2026 tarihinde KHA fonunun TEFAS alım-satım işlemlerini tamamen durdurmuş ve fonu zorunlu tasfiye sürecine almıştır. Bu idari tasarruf neticesinde, kendi irademle fonumu satma ve mülkiyetimi koruma hakkım (mülkiyet hakkım) davalı idare eliyle tamamen engellenmiştir.
3- Fonun kurucusu olan şirket, işlemlerin durdurulduğu gün kamuoyuna "Fonumuzda likidite sorunu yoktur, nakit taleplerini karşılamaya hazırız" beyanında bulunmuştur. Buna rağmen davalı idare, yatırımcıların nakde ulaşmasını engellediği gibi, mülkiyetini kilitlediği fona fiyat sabitlemesi (değer dondurması) getirmemiştir.
4- Satış yapmam engellenmişken, fonun içindeki varlıkların zorunlu satışı esnasında oluşan piyasa dalgalanmaları nedeniyle fon fiyatı sürekli erimiş; müdahale edemediğim bu değer kaybı doğrudan şahsıma yansıtılmıştır. Tasfiye süreci 8 Ekim 2026 tarihinde tamamlanmış ve hesabımıza yalnızca 2.334.232,44 TL yatırılmıştır. (Ek-2: Banka Dekontu)
5- İdarenin piyasa düzenini koruma adına tedbir alma yetkisi bulunmakla birlikte, Anayasa'nın 35. maddesiyle güvence altına alınan Mülkiyet Hakkı ihlal edilmiştir. İdare, mülkiyete müdahale ediyorsa mülkün değerini koruyacak önlemleri de eş zamanlı almak zorundadır. Satışı yasaklayıp, değer erimesini izlemek ve alternatif ödeme yollarını kapatmak açık bir **"Hizmet Kusuru"**dur. Oluşan 665.750,99 TL'lik zarar idari kararın doğrudan sonucudur.
HUKUKİ NEDENLER: Anayasa Md. 35 (Mülkiyet Hakkı), 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) Md. 2 ve 13, 6362 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat.
HUKUKİ DELİLLER:
1- 17 Eylül 2026 tarihli MKK Hesap Dökümü (Ek-1)
2- 8 Ekim 2026 tarihli Eksik Tasfiye Ödeme Dekontu (Ek-2)
3- SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli fon durdurma ve tasfiye kararı resmi metni, bilirkişi incelemesi.
SONUÇ VE İSTEM:
Yukarıda arz edilen ve mahkemenizce resen dikkate alınacak nedenlerle; davalı idarenin hizmet kusuru niteliğindeki uygulamaları nedeniyle uğradığım 665.750,99 TL’lik net zararın, zararımın kesinleştiği 8 Ekim 2026 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden (SPK) tahsiline, yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. 09.10.2026
#FonZedeyeAnaPara #KHA
#FonZedeyeAnaPara