2003 yılının pastırma yazını yaşıyorduk. Sabah ciğerimize saplanan soğuk nefesten sonra öğlen güneşiyle sırtımıza yük gelen montlarımızı belimize bağlayıp evlere dağıldık. Ben üzerimi değişene kadar, Büşra topunu alıp bizim sokağa geldi. Aşağı indim güzel güzel oynuyoruz. Bizim güzelim topumuz, artık balkonu güvercin yuvası olan, olimpiyat konağının balkonuna uçtu. Yeşil, dışı hafif tırtıklı, voleybol topu değildi ama voleybol oynamak için muhteşem bir toptu. Öylece bakakaldık Büşra ile. Haftalar geçti, aylar geçti, bir yaz gelip geçti, biz sınıf atladık, ne toplar patlattık ama o yeşil top, halen o tarihi ahşap konağın balkonundaydı.
Bir gün yine Büşra ile oyun oynarken konağın bahçe kapısının açık olduğunu gördük. Hemen içeri daldık. Büşra hemen üst kata yöneldi topu almak için ama ben tabii konağın içine girince güzelliğinden büyülenmiştim. Merak ile hayranlığın arasında yavaşça merdivenlerden çıktım. Senelerce mutfağımın balkonundan ve odamın penceresinden güvercin yuvasına dönüşmüş bu konağın balkonunda süren yaşam savaşını izleyen ben, bu kez konağın penceresinden kendi evimin balkonunu görüyordum. Annemle bir an göz göz geldik. Bir anda içimde korku alevlendi. %99,99 ihtimalle eve gidince bir dayak yiyecektim. Büşra balkonun kapısını açtı "boş ver düşersin" diyorum ama çoktan topu eline almış bile. Üzerinde yüzlerce güvercin boku :)
Dayak yedin mi? -Tabii ki.
Bitlendin mi? -Elbette.
Saçların kesildi mi?-Erkek saçından daha uzun olmazdı, bazı çocuklar bana abi derdi.
Pişman mısın?- Hayatımda iyi ki yaptım dediğim nadir şeylerden biriydi Olimpiyat Konağına girmek.
Görsel : Olimpiyat Konağı
Yeri : Mithat Paşa Mahallesi, İnönü Caddesi, Edirne Merkez