Teyro!
Baxgulçînek ki kenê xwe dikim gerdane
Ji deşta nermgewriya te re
Da ku nema bihewin azar
Li qurmîçokên eniya dapîran
Û di çar perçe xaka me de...
Avjen Argeş
Kürt-Türk kardeşliğini Malazgirt’in, Çaldıran’ın ya da Hamidiye Alayları’nın hafızası üzerinden değil; Mevlana, Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Hacı Bektaş, Pîr Sultan gibi büyük şair ve dervişlerin insanı merkeze alan hümanist felsefesi üzerinden inşaa etmeliyiz.
Bu toprakların gerçek “ortak değerleri”, dervişlik yolunun sade esaslarında mevcuttur.
O yolun harcı hoşgörü ve barıştır.
Diğerinin harcı ise yağma, şiddet ve gözyaşıdır.
Kardeşlik arayacaksak, hikâyemizi dervişlerin nefesinden yeniden kurmalıyız.
“Yas siyasallaştırılmamalıdır” … Kulağa ne kadar güzel geliyor.
O zaman tarihin en meşhur hikayesinden bir soru ile sorayım.
Kral Kreon bir yasa koydu ve “devletin düşmanı gömülmeyecek” dedi. Beden ortada kalacak dedi.
Bedeni ortada kalan naaşı, kardeşi Antigone kalktı gömdü.
Fakat bunu bir siyasal eylem olarak yapmadı. Kardeşidir, gömdü.
Yasın kendisi kadar sade bir gerekçeyle yaptı.
Burada bu durumu politik kılan Kreon mu yoksa Antigone mi?
Çok açık ki o edimi politik kılan Antigone değil, Kreon'dur.
Çünkü yasak, edimi siyasallaştırır. Şöyle düşünelim; toprak atmak, ancak toprak atmak yasaklandığında bir beyana dönüşebilir. Bugün de aynısı. Bir taziye çadırı kendiliğinden siyasal bir anlam ifade etmeyebilir. Onu manifestoya çeviren, karşısına dikilen bakıştır, yasaktır. "Bu çadır kurulmasın" diyen cümle, çadırı çadır olmaktan çıkarıp bayrak yapar.
İkincisi,
Gerçekten, yazılan çizilenlerin düşünmeden ve steril bir his ile yazıldığını düşündüğüm için bir yurttaş olarak cevap yazma ihtiyacı hissediyorum. Eksiklikler ifade edilebilir, yönteme dair öneriler olabilir gayet anlaşılır. Fakat bu kadar rahat söz kurulmasını anlamıyor ve son derece haksız-hukuksuz buluyorum. Çünkü burada ince bir çizgi var. Savaşta yaşamını yitirmiş bir gerillanın ardından kurulan taziye çadırından söz ediyoruz. Bu insan bir trafik kazasında ölmedi. Yaşlılıktan ya da hastalıktan hayatını kaybetmedi. Bir doğal afette hayatını kaybetmedi. Türkiye’nin yarım yüzyıla yaklaşan Kürt meselesinin, çatışmasının, devlet politikalarının, silahlı mücadelesinin içinde yaşamını yitirdi. Bu ölümlerin bir nedeni var, tarihi var, hikayesi var. Ve ölüm nedeni tamamen siyaset. Hem de ülkenin en büyük olayı. Askerler için de aynı durum geçerli. Böyle bir ölümün yasından siyaseti çekip çıkardığınızda geriye hangi hakikat kalıyor?
Öyle bir söz kuruluyor ki sanki bu acılı aileler kalkıp ‘saf’ yasın üzerine zorla siyaset örtüsü çekiyor.
Mesela bir soru daha sormak istiyorum. Bir asker cenazesinde bayrak var, üniforma var, devlet protokolü var, siyasi konuşmalar var; bütün bunlar doğal ve meşru kabul ediliyor değil mi? Cevap evettir. Çünkü o yasın kamusal ve siyasal dili baştan tanınmıştır. Bir gerillanın ailesi kendi çocuğunun hikâyesini, inancını, arkadaşlarını ve uğruna öldüğünü düşündüğü davayı hatırladığında ise aynı kamusallığa hemen “siyasallaştırma” adı veriliyorsa burada yasın siyasallaşmasından önce yasa dair yasak koyma, bir taraf lehine kapatma vardır. Ölümün yasını "siyasetten arındırın" demek, ölümü sebebinden koparın, demektir. Ölüyü tarihinden çıkarın, demektir. Niçin öldüğü bilinmesin demektir. Unutun demektir.
Bir ek daha yapmak gerekiyor, esas çarpıtılan kısım da burası…Nedir?
Kurulan yasların hiçbirinde ölüm kutsanmıyor, yeni ölümler teşvik edilmiyor tam tersine bir savaşın sonucunu karşılama var. Karşı tarafın acısını aşağılama yok, geçmişteki şiddeti geleceğin programına çeviren hiç yok. Yas tutmak başka bir şeydir.
Miroğlu da gayet iyi bilir ki barış, insanların geçmişlerini kapının dışında bırakarak yaşamaları değildir. Ki kendisi de yüzleşmeden bahsetmiş ve Türkiye’de bu zor demiş.
İnsanlar barışa hafızalarıyla gelirler.
Çözüm yasları apolitikleştirmek değildir. Çünkü bu mümkün de değildir. Çözüm, siyasetin dilini değiştirmektir. Ve yas tutmak, bu değişime yardımcı bir durumdur. Ben buna inanıyorum.
İstismar vs demek çok büyük kabalık. "Her Şey Bitti Ana'ya Söyleyin" kitabını yazmış biri olarak bu sözü ifade edemezsiniz. Ne demiştiniz orada? "Acısını tek başına ve paylaşmadan yaşayan, bu acıyı başkalarına karşı ifade edebilme özgürlüğüne sahip olmayan insan, yavaş yavaş ölüm düşüncesine yaklaşır."... Bugün fikileriniz değişmiş olabilir ama hakikat size bana göre değişmez.
Gidin Gever’de, Diyarbakır’da, Mardin’de, Cizre’de bir yere katılın. Bir anne-babaya ve oraya katılan on binlerce insan bakın, istismar mı ediliyor? Bir slogan atmak, toplu katılmak ve anmak, Öcalan posteri açmak ise kastınız, geçiniz.
Son olarak, dünyada hiçbir çatışma sonrası program "ölülerinizi sessizce gömün" diyerek başlamadı. Bosna'da toplu mezarlar açıldı, kemikler sayıldı, adlar konuldu. İspanya'da bir hafıza yasası çıkana kadar hendeklerdeki iskeletler bekledi. Kolombiya'da anlaşmanın ilk maddelerinden biri kayıpların aranmasıydı. Hiçbirinde yas siyasetten arındırılmadı.
Tam tersi, yasın siyasal olduğu kabul edildi. Ve o kabulün kendisi barışın adı oldu.
Dünya deneyimlerinden çıkan çok çarpıcı bir sonuç şudur: “Bir ülke kimin nasıl öldüğünü konuşamıyorsa, o ülke savaşı bitirmemiştir.”
Sizin siyasallaştırmayın dediğiniz şey, niye öldüğünü konuşmayın gerçeğine denk geliyor. Yani farkında değilsiniz belki ama bu ve benzeri dildir barışa ket vuran.
@MiroSiyo21@mezopotamyatrk3 Mezopotamya ajansının yaptığı haberin doğrusu yanlışı bir tarafa,
Şamil’in yaptığı provakatörlüğü habere bağlamak yanlış.
M. ajansının gördüğünü devlette görüyor.
100lerce genç şehid düşmüş savaşın en kötü koşullarında bile düşmanlar birbirlerinin yasına saygı duyar.
Em Kurd tevî hemû hewldanên li hember helandina nasnameya xwe berxwedêr mane
Ji ber ku Kurdistan di dil û wijdanê me de doza gel, ax, nasname û rûmetê ye
Em mafên gelê xwe biparêzin,fedakariyên şehîdên xwe zindî bihêlin, û em li hember bingeh û prensîbên doza Kurd dilsoz bimînin.
📌Wan ve İstanbul'da da taziyeler
◾️Kürdistan Özgürlük Mücadelesi şehitleri için Koşuyolu Parkı’nda kurulan taziye devam etti. Wan ve İstanbul'da da taziyeler kuruluyor.
https://t.co/ocHuf9EcB4
@RudawTurkce Selahattin Demirtaş legal alan siyasetçisi, PKK üyesi değil. PKK üyesiymiş gibi yasadan faydalanacak demeniz varolan Demirtaşın serbest bırakılması gerektiği yönündeki AİHM kararlarını hiçe saymaktır. S. Demirtaş bugüne kadar zaten içerde olmaması gerekirdi.
@emrahgulsunar Zamanında aynı palavrayı yaptınız ama AKP ilk HDP sayesinde iktidardan düştü üstellik 6lı masada olmamasına rağmen adayını destekledi ve adayınız gidip Özdağ gibi bir faşistle gizli protokol imzaladı.
Kürtleri Erdoğanın iktidarını deskeklemekle suçlarken 100 kere utanmalısınız.
ŞU SORUYA YANIT VER...
DEM'li kardeşim.
Demagojiye sapmadan, "Ama siz de..." muhabbetine girmeden, şu sorunun yanıtını dürüst bir şekilde verebilir misin?
(Bana değil, kendine ve kitlene. Ben yanıtı zaten biliyorum)
Bu çerçeve yasa ve 2024 Ekim'inden beri Bahçeli'nin lokomotiflik yaptığı bu süreç "Kürt halkına/milletine/toplumuna" (adını ne koyarsan koy) ne getiriyor? Ne getirecek?
Kime ne getireceğini sen de biliyorsun.
Kandırma kendini.
Bizi zaten kandıramazsın da.
Kürt kardeşlerimizi de...
Çerçeve yasa bir ilk adımdır deniyor tahliyeler de şarta bağlanıp PKK’nin silah bırakma sürecini ordu denetimne burakılyr. PKK silahsızlanıp mücadele dışı kaldığında geri dönüşler diğer siyasi tutsaklar ve Kürdlerin temel hakları ile ilgili yeni yasa çıkarılacağının garantisi ne.
Demirtaş’ta, Kürdlerde süreçte çok umurunuzda sanki.
Mesele Demirtaşa gelene kadar Demirtaştan önce binlerce suçsuz ve hasta siyasi rehine var cezaevlerinde.
Sürecin olası sonuçları diye pazarlanan şeylerin herhangi birinin olabilmesi için bu sürece gerek yoktu. Mesela Demirtaş’ın içeriden çıkması için ya da demokratik bir reform yapmak için Öcalan’ı muhatap almaya gerek yoktu. Odadaki fil, konuşulmayan şey budur. Churchill’in sözü buraya tam oturuyor; savaş ile onursuzluk arasında bir seçim yaptınız ve sonuçta hem onurunuzu keybettiniz hem de kendinizi savaşta buldunuz.
Düne kadar bunlar kim daha Kürde nefret ediyor diye faşistlik yapıyorlardı. Bugün de zarzor Kürd hareketi ile açılacak olan dar bir “demokrasi” kanalında yinede Kürdler üzerinden kendine yer açma derdinler.
Hiç biriniz eşitlik yurttaşlık değil Kürdler yok olsun taraftarısınız.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
@cenk_yigiter Demirtaştan önce cezaevinde binlerce Kürt vardı Demirtaştan sonra da binlercesi tutuklandı. Demirtaş hangi haksız gerekçe ile içerde ise diğerleri de o sebepten içerde.
Kimse Demirtaşı dışlamıyor ve Demirtaşta bu mücadelenin önemli bir parçasıdır.