Türkçe Rap bence dünya üzerinde yapılması en zor müzik türlerinden biri. Çünkü dil bilimsel olarak Türk Dilleri hızlı kafiye yapmak, sert konuşmak için uygun değil. Kıpçak grubu belki sert olabilir ama Oğuz grubu aşırı yumuşak ve Ğ, Ö, Ü gibi harfleri çok fazla içeriyor.
Rap yapmak için en uygun diller Cermenler; Almanca, Danca, İsveççe, İzlandaca ve biraz İngilizce...
Latin dilleri daha slow şarkılara gidiyor.
Slav dilleri halk şarkılarına gidiyor.
Uzak Doğu dilleri hiçbir şeye gitmiyor.
Türkçe ise klasik şarkılar, türküler ve pop tarzı müziklere uyuyor daha çok.
III.Murad tabiki soru mu bu?
-21 yıl hüküm sürdü.
-Hiç sarayından ayrılmadı.
-Tam 135 adet çocuk yaptı.
-Yaklaşık 500 civarı cariyesi vardı.
-Devlet işlerini ve güncelliğini sarayından sıkı sıkıya takipteydi.
-Devasa bir sanatsal birikimi vardı.
-Saltanatının son iki yılında cuma selamlığına bile çıkmadı.
İşte aradığım hedonizm.
"'Taksim'de kilise var, cami yok. Kiliseye karşılık biz de cami yapmak istiyoruz.' dediler. Bu teklifi de kabul etmemiştim. İstanbul'da sanki cami sıkıntısı varmış gibi cami yapma teklifi getiriyorlar. 'Okul yaptıralım.' demezler de 'Cami yaptıralım.' derler."
Kenan Evren
(Kenan Evren'in Anıları 5, 1991)
Türkçe o dönem gerçekten fazla bozulmamıştı. Rus baskısı gelmeden hemen önceye tekabül ediyor, o dönem Orta Asya dilleri ile Oğuz grubunun ayrışması çok yeniydi. Yani sadece birkaç yüzyıllık bir ayrışma varmış gibi düşünün.
Kısaca Trakyalı biri Uygurlu birini anlayabilirdi.
Ne düşünüyorsunuz?
Hakkarisimek > Ankarasamak
Yani haikakten Hakkari bile beton yığını olan Ankara'dan daha iyidir herhalde. Ankara eskiden sadece bürokrat elitlerin yaşadığı bir yerdi. Ordu mensupları, generaller, memurlar ve milletvekillerinin yerleştiği ve eğitimsiz insanların fazla barınamadığı bir başkentti.
Ben hiç Ankara'ya gitmedim ama uzaktan görünen o ki; Çöp yığınağı olmuş, altyapısı zayıf, metro bile doğru düzgün yok, ulaşım sıkıntılı, her yer beton yığını, monoton, sıkıcı...
Siz herhalde Ankara'yı Behzat Ç. izleyerek iyi bir yer sanıyorsunuz. Aspava var tamamen kazık, salata-sigara ikramlarına binlerce para bayılıp dönüyorsunuz.
Türkiye'de matematiğe çok yüksek bir eğilim var. Çünkü matematik yapamayan kimsenin meslek edinemeyeceğine dair son derece yanlış bir algı var. Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerde düşük olmasının sebebi ise çok basit;
Matematik bir amaç değil, araç olarak görülüyor. Meslek edinme basamağı olarak görülmüyor.
Onu herhangi bir Kazak'a sor bakalım. Adamların yarısı maalesef kendi dilini ve milli birliğini unutmuş. Türk müsünüz diyorsun "Hayır Kazak'ım, Türkler de zaten Pers" diye cevap veriyor. O bölgelerde yapılmış sokak anketlerine bak bakalım.
Kendilerini Rus asimilasyonundan kurtaramamışlar. Eski başkanları Nursultan Nazarbeyov'u seviyordum bir tek her ifadesinde Ulu Türk Dünyası ifadesini kullanıyordu.
HATTA MACARLAR BİLE kendilerini bunlardan daha Türk görüyor, helal olsun onlara.
Rusça, bugün dünyadaki en önemli bölgesel lingua francalardan biridir. "Lingua franca", ana dili farklı olan insanların ortak iletişim kurmak için kullandıkları dil anlamına gelir. SSCB dağıldığında bağımsız devletler kendi ulusal dillerini güçlendirmeye başladı. Ancak onlarca yıl boyunca Rusça eğitim almış nesiller nedeniyle dil önemini tamamen kaybetmedi. Günümüzde hâlâ milyonlarca insan için ikinci dil konumundadır.
Bu ülkelerde hala lingua franca İngilizce değil Rusça olarak kabul edilir;
-Belarus
-Ukrayna
-Moldova (eski etkiden)
-Kazakistan
-Kırgızistan
-Özbekistan
-Tacikistan
-Türkmenistan (azaldı)
-Ermenistan
-Azerbaycan (büyük ölçüde azaldı ama)
-Gürcistan
-Estonya (azınlıklar arasında)
-Litvanya
-Letonya
Yaklaşık 255 milyon kişi Rusça konuşabilmektedir (ana dili ve ikinci dil olarak). Bunların yaklaşık 150 milyonunun ana dili Rusçadır.
Dünyanın her yerinden insanlar için Lingua Franca (ortak dil) olsun diye geliştirilen yapay ve basit bir dil olduğunu biliyor muydunuz?
Esperanto, 1887 yılında Ludwik Zamenhof tarafından geliştirilen yapay bir uluslararası yardımcı dildir. Amacı, farklı milletlerden insanların siyasi veya kültürel üstünlük hissi olmadan ortak bir dilde iletişim kurabilmesiydi.
Dil; ağırlıklı olarak Latin, Cermen ve Slav dillerinden türetilmiş basit bir kelime haznesine, düzenli bir dil bilgisine ve neredeyse istisnasız kurallara sahiptir. Büyük ölçüde Hint-Avrupa dillerinden esinlenmiştir. Bu yüzden Avrupa dillerini bilenler için öğrenmesi oldukça kolaydır.
20. yüzyılda İngilizce; Britanya İmparatorluğu'nun küresel etkisi, ardından ABD'nin ekonomik, teknolojik ve kültürel gücü sayesinde fiilen dünyanın ortak dili hâline geldi. İnsanlar zaten uluslararası iletişim için güçlü bir doğal dile yönelirken, devletler de Esperanto'yu resmî olarak benimsemedi.
Bugün Esperanto hâlâ yaşayan bir topluluğa sahip olsa da, küresel ortak dil olma hedefini gerçekleştiremedi.
Akıcı konuşabilenler: Yaklaşık 1 milyon kişi.
Sadece Sırpça bilerek tüm Balkan topraklarındaki dilleri az-çok anlayabilirsiniz, istisnalar hariç. Eğer çevrenizde Boşnakça, Hırvatça gibi dilleri bildiğini iddia eden varsa muhtemelen sadece Sırpça biliyordur ve diğerlerini de "anlama" seviyesinde okuyabiliyordur.
Genellikle karşılıklı anlaşılabilirlik oranı %90-99 civarındadır.
Bir Sırp, Hırvat televizyonunu büyük ölçüde anlayabilir.
Bir Boşnak, Sırp gazetelerini rahatça okuyabilir.
Hırvatlar ve Boşnaklar günlük konuşmalarda çoğu zaman tercümana ihtiyaç duymaz.
Örneğin:
Sırpça: mleko
Hırvatça: mlijeko
Boşnakça: mlijeko
Ben kendimde bir Afşar olarak detaylıca bu boyu araştırdım. Afşar boyu ilk olarak Oğuz Yabguluğu döneminde Seyhun Nehri havzasında ortaya çıkıyor. Daha sonra Oğuzlar ile Kıpçaklar bölgede çatışmaya başlayınca daha güneye göç ediyoruz.
Horasan civarından ise dünyaya doğru yayılmaya başlıyoruz. Günümüzde 5 ülke başta olmak üzere tüm Ortadoğu ve Batı Asya ülkelerinde varız;
Türkiye (en çok)
İran (çok)
Azerbaycan (çok)
Türkmenistan (biraz)
Afganistan (biraz)
...