Artık bol kahkahalı çok şükürleri bıraktım
Esenlik bildirilerini, harcıalem mutlulukları
Denizi uslu gösteren kartpostalları yaktım
Fakat Şeyda'm, bir avuç külü yakamadığım için
ben oyumu felakete veriyorum...
M.İslamoğlu
Mum ışıkları, varoş kahkahalar, sigara üfleyen kadınlar ve erkekler, sosyal medyacı aşk fotoğrafları, aşkım meşkim şiirler, salt bir insana bağlanan sevgi tapınmacılığı vs. vs... "Romantizm" algı ve kavramımın dışında kalıp beni etkilemeyen şeyler.
Ben muhafazakar birinin 4 eşi olduğunu hiç görmedim. Ama lap Laik CHP’li bir evli adamın 4 sevgilisi olduğunu üstelik onları da belediyede işe gelmeden maaşa bağladığını gördük…
Bir teröristin saçı için günlerce saç ördüler...
Ayla Hoca o gün normalde iş bırakma eylemindeydi, çocukları okulda görünce dayanamayıp sınıfa girdi.
Katil sapık öğrenci sınıfa girince öğrencileri zarar görmesin diye üstlerine kapandı.
Can kurtarırken canından oldu...
O da kadındı, anneydi, eşti, bir ana babanın kuzusuydu.
Hiçbir kadın derneği onun ismini anmadı,
hiçbir sol sendika dünkü yürüyüşte onu fotoğrafını taşımadı.
Çünkü onların ideolojilerine tersti, elinde silah yoktu,
kıyafeti uygun değildi, kullanışlı aparat olamazdı.
Bu ülkede acının bile rengi var, acının bile kıyafeti var da nedense üç beş çapulcunun istediği renk, hep ön plana çıkıyor.
Sonra hep o aynı kirli ağızlardan "Kutuplaştırma" masalları dinliyoruz.
Ali Şeriati: “Çocuktum. Anneme; ‘Ağaca çıkacağım, yardım et.’ dedim. ‘Başkasının çıkardığı yerden inemezsin, düşersin.’ dedi. Bunu hiç unutmadım. Ne kadar doğru olduğunu büyüyünce anladım.”
Ali Şeriati’yi büyük yapan da tam buydu aslında: Onu mezhep kavgasının dar kalıplarına sıkıştırmak eksik okumaktır. Şeriati, aidiyetlerin güvenli alanına sığınan değil; yerleşik düzene, dogmaya ve edilgenliğe karşı söz alan bir muhalifti. Onun meselesi yalnızca inanç değil; insanın kendi aklıyla, kendi iradesiyle ayağa kalkabilmesiydi.
O’nu dönüp dolaşıp mezhep kavgasının içine hapsetmeye çalışanlar aslında onun ne söylemeye çalıştığını konuşmuyor. Daha kolay olanı seçip etiket yapıştırıyorlar. Oysa Şeriati’yi yalnızca Şii-Sünni gerilimi üzerinden okumak, onun dogmaya, sömürüye, teslimiyetçiliğe ve kutsallaşmış iktidar anlayışına yönelttiği esas itirazı ıskalamaktır. Bir fikre gerçekten cevap veremeyenlerin çoğu zaman yaptığı şey bellidir: düşünceyle uğraşmak yerine kişiyi ya da kimliği hedefe koymak. Bu da eleştiri değil, açıkça kolaycılıktır.
Açın Din’e Karşı Din kitabını okuyun, anlarsınız…
Yağmur Tunalı, İlber Ortaylı’nın bilinmeyenlerini anlattı:
"İlber Hoca, bugün ikindi namazından sonra uğurlanacak.
Tesbihlerle, tekbirlerle, tehlillerle uğurlanacak.
Çok az kişiye söylemiştir, bilenler bilir, böyle uğurlanmak isterdi.
Annesinin dindarlığından bahsederken 'teşhirci olmamak kaydıyle çok dindardır' derdi.
Kendisi de öyleydi.
Dindarlık görüntüsünden kaçardı.
Bunun belki bir istisnası söylenebilir:
Kendi kendisiyle yaşadıklarını kimse bilemez.
Açık olanlardan birini söyleyeyim:
Ankara Kalesi çevresindeki Selçuklu Camilerinin devamcıları, hocaları, çevre esnafı Hoca'yı çok iyi bilir.
Ankara yıllarında şimdiki büyük şöhretinde değilse de epeyce meşhurdu.
Her Cuma Aslanhane'ye bir grup arkadaşımızla giderdi.
Sonra Boğaziçi lokantasında yemek yenirdi.
Ona devamlı eşlik edenler on kişiyi bulacak bir ekibin içinden insanlardı.
Bunlarla sınırlıydı.
Başka yerlerde konuşulmazdı.
Tasavvuf muhitlerine karışmak istemesi de bu yıllardaydı.
Merakı aşan bir dikkatle görüştü.
İmrenerek, hayran olarak bahsettikleri olurdu.
Dar bir çevrede anlatırdı.
Yılmaz Öztuna'nın 'Osmanlı hayatının merkezinde tasavvuf vardır' fikrine hararetle katılırdı.
Bu da ilim ve entelektüel bakışının sonucuydu.
Objektif bir görüş olarak dile getirir ve gerekçelerini söylerlerdi.
Ateist Celâl Şengör'le dosttu.
Celâl Şengör de dünya çapında bir değerimizdir.
Kimsenin, dini dinsizliği kimseyi ilgilendirmez.
Bakacağı bilgidir, bilgisini nasıl kullandığıdır.
Memlekete ve insanlığa faydasıdır.
Memleket sevgisinde, Türklük aşkında buluşmaları da önemlidir.
Celâl Hoca'yla dostlukları böyledir.
Büyük iştir ve eğer düşünürsek ancak alkışlanır.
Herkesle görüşür, konuşurdu.
He kesime yakın olduğunu paylaşımlardan, fotograflardan gördük.
Bu genişlik kolay bulunmaz.
Dinden geçinen taifeyle ve bölücülerle mesafeliydi.
Tanrı adına konuşma tekeli elde ettiğini zannedenlerle yakınlaşmazdı.
Onlarla bu konuları değil, hiçbir konunun görüşülemeyeceğini bilir ve söylerdi.
'Cahille sohbeti kestim' dediği en başta onlardı.
Çünkü dini hassasiyet bu cıvıklığa cevaz vermezdi.
Hoca konuşmadı ama onlar her zamanki ölçüye sığmaz sözlerle gidişi üzerinden de Allahlık etmeye kalkmaya devam ettiler.
Fatih Camii haziresine gömülmesine itiraz edenler onun Müslüman olmadığını söyleyecek kadar azdılar.
Evet azdılar.
Dinin kimseye vermediği hakkı kendilerinde var zannettiler.
Allah'ın Allahlığını kimseye bırakmayacağını düşünmeyen bu azgın klikler, iktidar gücüne yaslanmanın şımarıklığıyla saldırdılar.
Ondan görünmenin hesapsız özgürlüğünde Cumhurbaşkanı'na 'Onu oraya gömdürme!' demek için başvururken iftirayı aşan sözler ettiler.
İyi ki dinlenmediler.
Dinlenmeyecekler.
Kamu vicdanında bu konuda karşılıkları yoktur.
İlber Hoca'nın samimiyeti, millet fedaisi oluşu karşısında erimeyecek buzdağı yoktur.
İlmini bilenler konuşsun.
Biz, insan olarak çizdiği olağanüstü portreyi görüyoruz.
Türk milleti, bu büyük Türk'ün yalnız Türkiye'de ve Türklük için yaşamak ülküsüne bağlılığını biliyor.
Kendisinden olduğunu görüyor ve biliyor.
Onun için seviyor.
Bu millet kendisi için yaşayanı unutmaz!
İstanbul ve Fatih bugün müstesna günlerinden birini yaşayacak.
Türkiye göz ve gönül coşkunluğuyla katılacak.
Ülkenin, dünyanın her yerinden seven gönüllerle İstanbul dışından olanlar da uğurlayacak!
Büyük Türk'ün aziz, lâtif, kutlu rûhu şâd olsun!"
Sosyal medyanın anlık beğeni düzeyine göre gündem belirleyen bir zihniyet, kaçınılmaz olarak olayların öznesi değil nesnesi haline gelir.
Bu yaklaşım, toplumsal reflekslerin, kitle kültürünün eğilimlerine göre hareket eder, meselelerin altındaki sebeplere inemez aksine meselelerin görünürlüğünü kaybetmesine sebep olur.
Oysa; devlet makamlarındaki karar vericilerin, sosyal medyanın geçici dalgalarına göre hareket etmelerinden ziyade; sağduyulu analiz, stratejik öngörü ve değerlendirmeye dayanan bir yaklaşım benimsemesi şarttır.
Olayların yönettiği değil olayların millet ve devlet için yönetildiği bir yaklaşıma ihtiyaç vardır.
Son günlerdeki asayiş sorunları başta olmak üzere Şırnak’taki sempozyum vesilesiyle kamuoyuna yansıyan ve milli vicdanı rahatsız eden görüntülerin ortaya çıkmasındaki süreç yönetimi ve buna benzer pek çok tartışmalarda da yine olayların nesnesi görüntüsü verilmiştir.
Süreci yönetemeyenler alt düzeyde bir kabahatli bulup konuyu kapatsalar da hakikat ortada durmaya devam edecektir!
Erkek gevşetilirse önce aile sonra toplum gevşer. Zira bu ikisini de ayakta tutacak güç ve irade ona verilmiştir. Kavvam kılınmış, bu konularda sorumluluk alması beklenmiştir. Erkek düzelmeden toplum düzelmez. Erkek bozulmadan toplum bozulmaz. Biraz kendimize bakalım.
@onlinebasvuru @TTelekommagdur TT mobile üzerinden ek paket satın aldım. İşlem yapıldı ama bilgilendirme smsi gelmediği için paketi kullanamıyorum. Dol*ndırıcılık değil de ne? Kaç kere müşteri hizmetleri ile konuştuk ama çare yok. Yardımcı olabilecek olan var mı?