Türkiye’de devlet makamları nezdinde Azerbaycan’da olan biten hakkında ciddi bir alttan alma, sağduyu var.
Hatta Türkiye’ye artan saldırılar hakkında da sabır ve metanet var.
Türk medyasında yazılanlarla Türk devletine saldırmak için fırsat kollayan bir Azerbaycan devleti var.
▪️Aliyev’in durup dururken Türkiye’yi kıran sözleriyle tepki çekme çabası,
▪️Hiç uygulanmamış başörtü yasağıyla Türk kamuoyu ile ayrışma hem de Türk kamuoyunu ayrıştırma,
▪️İsrail ile mevcut yakınlığı, bu olanlarla aynı zamanda daha da ileri götürüp nazire yapma, hatta gözüne sokma,
▪️İsrail ile yeni savunma anlaşmaları ve İsrail C.B. Herzog’a sıcak karşılama,
▪️Türk Devletleri ile Türkiye inin olmadığı yeni bir platforma öncülük etmek.
Türk medya mecralarında Aliyev’e ve AZ Devlet kararlarına verilen tepki, Türkiye’nin Azerbaycan’ın iç işlerine karışmak gibi lanse edildi.
Türkiye Cumhurbaşkanı’nın danışmanının kişisel hesabından yapılan, Erdoğan’ı bağlamayan paylaşım, bulunmaz nimet gibi havada kapıldı. Türkiye saldırmak için AZ Devlet yetkilileri fırsatı kaçırmadı.
Oysa bir gün önce Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, çok sağduyulu bir açıklama ile Azerbaycan’a duyulan saygı ve CB Erdoğan ile CB Aliyev arasındaki kardeşlik hukukundan bahsetti.
Buna rağmen Azerbaycan devlet kanallarından Türkiye’ye saldırılar durmadı.
En son Hakan Fidan’a atılan iftiralar bardağı taşıracak cinsten.
Fidan’ın Bakü’de bir işaretiyle hem Azerbaycan hükümetini hem de kıymetli misafiri Herzog’u dumura uğratması AZ hükümet yetkililerini ve güdümündeki medyayı çok kızdırmış.
Azerbaycan, Türkiye ile “gardaşlık” hukukunu çok hızlı ve sonrasını düşünmeden çiğniyor.
Başörtü meselesi çok ciddi olmakla beraber iki ülke hukukunda en kolay aşılabilecek konulardan biriydi.
Ancak gelinen noktada bu meselenin AZ devlet ve toplum inisiyatifinden doğmuş organik bir sorun olmadığı, başka sorunları doğurup araçsallaştırmak üzere üretilmiş olduğu aşikar.
Asıl ve hayati olan konu, belki de tüm sorunların arkasındaki İsrail’dir.
Türkiye başörtü sorununa rağmen ile Azerbaycan’la iyi ilişkilerini sürdürüp bunu zamanla çözebilir.
Ama İsrail ilişkilerini Türkiye karşıtı ittifaka dönüştüren bir Azerbaycan, Türkiye gardaşlığını uçuruma iteler.
Bu beka meselesidir. Türkiye; Yunanistan, Kıbrıs, Suriye, hatta Somali-Somaliland, S.A.-Yemen ve Libya’da dolaylı veya yakında direkt yüzleşmek durumunda olduğu İsrail’i bir de Azerbaycan’da, Kafkaslarda karşısında görmeye tahammül edemez.
Bu adım düşmanca olur.
Azarbaycan’ın İsrail’le ticari ve belli ölçüde savunma sanayii ilişkileri anlaşılabilir, makul ölçüde kabul edilebilir.
Ancak bu ilişki bu şekilde tuzaklı yollarla müttefikliğe evrilirse Azerbaycan dostluğu biter, ta ki Aliyev iktidarı değişene dek.
Başka bir hassas konu da Türkiye Azerbaycan arasındaki savunma sanayii anlaşmaları ve ortak projeler.
İsrail ile bu denli yakın ilişkilerde bulunan Azerbaycan'ın aynı zamanda Türk savunma sanayii sırlarına ve stratejik silahlara sahip olması da bizim için milli güvenlik sorunu olabilir.
Türkiye'deki bir kısım muhalif seküler kesim Erdoğan - Aliyev dostluğundan ve kazanımlardan hoşnutsuz idi. Başörtü meselesi ve İsrail nedeniyle de olsa gerilen ilişkiler siyaseten bu kesimde Aliyev sempatisini artırsa da ve bu durum Türk kamuoyundaki çatlak olarak bir başka AZ-İsrail etkisi gibi anlaşılsa da Türk milleti bir kıvılcımla başlayacak Türkiye - İsrail çatışmasında Azerbaycan’daki iktidarı asla affetmez.
Azerbaycan halkı ile kardeşlik hukukumuz devam eder. Zira soydaşlık, tarihsel, kültürel ve coğrafi bağlarımız ve aynı zamanda ortak gelecekteki çıkarlarımız bunu gerektirir.
Ancak İsrail bundan sonra kıyamete kadar Türkiye’nin kırmızı çizgisi olacaktır.
Azerbaycan ve Aliyev bu tuzaktan derhal dönmelidir.
Yoksa Aliyev ve hükümeti, aynı coğrafyada hiç ummadığı bazı etkileşimlerle sadece yalnızlaşmakla kalmaz, dünyaya kapalı hale gelir. Ve İsrail onlara, onlar İsrail’e ulaşacak hava sahası bile bulamaz.
Coğrafya kaderdir @presidentaz.
Özüne gel.
Maalesef Safevi hükümdarı Şah İsmail Bağdat’a girince İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin kabrini açtırmış, kemiklerini çıkarttırıp yaktırmış, yerine de kara bir köpek gömdürmüştür. Sonrasında Bağdat’ı alan Şah I.Abbas da Ebu Hanife hazretlerinin kabrini tuvalet haline getirmiş, pazar yerine iki katır bağışlamış ve ihtiyacını gidermek isteyenler bu katırlarla oraya gidip tuvalet olarak kullanmış. Kanuni Sultan Süleyman Bağdat’a girince bu zulme son vermiş ve türbeyi yeniden yaptırmıştır. Şah İsmail Abdülkadir Geylani’nin de kabrini açtırıp kemiklerini yaktırmıştı. Yine Kanuni Sultan Süleyman 1534 yılında Bağdat'ı fethettiğinde ilk iş olarak bu tahribatın izlerini silmiştir. Kanuni, Mimar Sinan'ın planlarıyla Abdülkâdir-i Geylânî Türbesi ve külliyesini çok daha ihtişamlı bir şekilde yeniden inşa ettirmiştir.
Türkiye’nin genel ihracatında kilogram başı değer 1,5 dolar civarındayken savunma sanayisinde hacimli ürünler dâhil kilogram başı ihracat oranımız 65 dolara yaklaşıyor.
Hatta SİHA’larımızda kullandığımız kameraların kilogram başı değeri 20 bin dolar civarında.
O kameraların içindeki dedektörlerin kilogram başı değeri ise 50 bin dolar.
Bunlar bize aslında şunu anlatıyor:
Türkiye için ileri teknolojiye yatırım yapmak, tercihten öte mecburiyettir.
Yüksek katma değerli üretime geçişi de hızlandırmak zorundayız.
Elbette bu süreçte geleneksel olarak güçlü olduğumuz sektörleri ihmal etmeyecek, onları da desteklemeye devam edeceğiz.
İhracatçımız ürün satmak için ülke ülke dolaşırken…
Sanayicimiz etrafımızdaki ateş çemberine rağmen özveriyle çalışırken…
Tüccarımız, esnafımız helalinden kazanmak için kılı kırk yararken…
Piyasa düzenbazlıklarıyla 3 lirasını 10’a, 30’a katlayana bu fahiş kazancın bedelini mutlaka ödeteceğiz.
📢 Meclis Başkanvekili Celal Adan:
🔹 "Geçenlerde bir belgesele rastladım."
🔹 "Bir köyde oturan Turgut Efendi diye bir vatandaş, şapkalı bir vatandaş evin önünde oturuyor."
🔹 "Bir araba geliyor evin önüne, üç kişi iniyor kravatlı."
🔹 "Turgut Efendi ayağa kalkıyor, kendilerine yer gösteriyor."
🔹 "Kendisi de karşıdaki bir taburenin üzerine oturuyor."
🔹 "Biri diyor ki: 'Ben valiyim, bu kaymakam, bu da paşa tuğgeneral, sizi ziyarete geldik' diyor."
🔹 "Turgut amca diyor ki: 'Devletin bir sürü işi var, bana haber verseydiniz ben gelirdim' diyor."
🔹 "Ya, diyorlar Turgut amca, sen bir şehit babasısın, 9 ay evvel evladını kaybettin."
🔹 "Vatan sağ olsun diyor, ne yapalım şehit babasıyız."
🔹 "Ama şehit babası olduğun için de bankaya para yatırıyoruz, onu da çekmemişsin."
🔹 "Adam döndü dedi ki: 'Devletin paraya ihtiyacı var, benim 850 lira gelirim var, bu bana yetiyor, karı kocaya yetiyor' dedi."
🔹 "Şimdi Turgut Efendi'nin olduğu bir ülkede kim hırsızsa ŞEREFSİZDİR!"
Zorla kimse kimseye hiç bir şey yaptıramaz.
Bir ara, ben yaptım oldu şeklinde sonuca ulaşılmışsa da kendisine zorlamayla bir şey yaptırılan kişi bunu bir kenara not eder. Er ya da geç, bunu sizin karşınıza çıkartır.
İsterseniz, bunu unutmayın ama siz bilirsiniz.
Öte yandan, bir bayana soyun (afedersiniz) dediğinizde bu nasıl kabul edilemezse aynı bayanın elbisesinin bir parçası olan başörtüsü için de çıkar denilmesi kabul edilemez.
Bunu dediğinizde o bayana da soyun(afedersiniz) demiş olursunuz.
Soyun dendiğinde illada bütün elbiselerin çıkarılması gerekmiyor.
Bir kadına eteğini çıkar, pantolonunu çıkar, tişörtünü çıkar şeklindeki emirler ne kadar çirkin ve saldırgansa başörtünü çıkar emri de aynı o derecede çirkin ve saldırgandır.
Buna bütün toplumun tepki göstermesi lazım.
Bayanlar nahiftir onlara son derece dikkatli davranılması gerekirken bu hassasiyetleri geçip bütün herkesin içinde örtünü çıkar emri o bayana yapılmış son derece ağır bir nezaketsizliktir ve ona yönelik yapılmış bir soyun emridir.
Bu ağır yükü kaldıramayacak kadına yönelik büyük bir travmadır.
Herkesin önünde bir kadına örtünü çıkar diyorsunuz.
Nerede sizin kadın dernekleriniz, hani sözde kadın hakları savunucusu sevgi kelebekleri.
Bir kadının başındaki örtüden size ne?
O kadın o örtüyü kendi başına örtüyor sizin başınızı örtmüyor.
Bu durum sizi ilgilendirmiyor ama siz buradan bir saldırganlık üretebiliyorsunuz.
Türkiye'de de 28 Şubat, 1000 yıl sürecek demişlerdi. 28 şubatçıların birçoğu tepetaklak olup gittiler.
Zelil bir şekilde hayatları son buldu.
Allah size mühlet veriyor. İsterseniz bu mühleti ziyan etmeyin.
Süreç gösterdi ki diplomaside sadece ve sadece mantıkla hareket edip çıkarcı davranmamız lazım. Pakistan ya da Katar gibi 3-4 örnek dışında herkese sadece daha fazlasını almak koşuluyla bir şeyler vermeye alışmamız gerekiyor. Yavaş yavaş anlıyoruz ki büyük idealler duygusal adımlarla hayata geçirilemiyor. Birlikte güçlü olmak bir ideal değil, bir hayal. Güçlü bir İslam dünyasının da, güçlü bir Türk dünyasının da tek şartı var. Türkiye'nin karşı konulamaz derecede güçlenmesi. Çünkü bizim gönül coğrafyası diye adlandırdığımız coğrafya Gönül coğrafyası falan değil çıkar odaklı bir birleşmeden öteye gidebileceğimizi boşuna hayal etmeyelim. Bunu özellikle Hakan Fidan İsrail Cumhurbaşkanı konuşurken kalktığında arkasından tek bir Türk devletinin bile gelmeyişinde anladım. Yani anladım ki biz güçlü olacağız ve etrafımızda kendilerine yer bulmaya çalışacaklar. Biz güçlü olacağız bize yakın durmaya çalışacaklar. Güçlü bir Turan birliğinin de güçlü bir İslam Birliği'nin de tek yolu bu.
Sema Maraşlı ablamızın içinden dişi bir şebbiha çıktı.
Tek tek yalanları sıralayayım.
1- Ali Abdullah Salih’i Sema hanımın Ensarullah diyerek itibarlı hale getirdiği Husi kabilesi değil Islah Hareketi ve Yemen Sünni halkı devirdi. Hatta Husiler kendisi de bir Zeydi olan Salih ile işbirliği yaptı. Ses kayıtları ektedir.
2- Husiler bir devlet değil Husi ailesinin krallığıdır. Abdülmelik krallığı abisi Hüseyin Husi’den aldı. Hüseyin ise babası Bedruddin’den aldı. Bildiğiniz aile saltanatı.
3-Husiler Zeydi değil Şii-Rafızi oldular. Zaten Yemen Zeydi’lerinin önemli kısmı Zeydiliğin aşırı sapkın Carudiye koluna mensuptur.
4- Sema hanımın bilerek ya da cahilce çete olarak tanımladığı kimseler Yemen halkıdır. 10 milyon Sünni yerinden edilmiştir. Çoğu Hasan El Benna’nın kurduğu İhvan Hareketine yakındır.
5- Yemende asıl çete ağzında bir kg kat uyuşturucu olan Husilerdir.
6-Husiler 2014’te devrim ve ardından halk oylaması ve iktidara gelen Müslümanlara darbe yapmıştır.
7- Şu anda bile Yemen boğazından İsrail ve ABD gemileri rahatlıkla geçiyor.
8-Sema hanımın “Ensarullah 2020'den itibaren İsrail'e yönelik neredeyse günlük olarak balistik füze ve intihar drone saldırıları düzenliyorlar.” ifadesi de alenen yalandır. Öncelikle 2020’de İsrail ile savaş yoktu. Savaş 7 Ekim 2023’te başladı. İkinci olarak o zamandan bu yana her gün değil toplamda 61 balistik ateşlediler. Sadece bir İsrail vatandaşı öldü. O da Filistinli çıktı.
Kısacası Sema hanımı özür dilemeye davet ediyorum. Takipçilerini de bu türden alanı dışında konuşup saçmalayan kimselere itibar etmemeleri çağrısı yapıyorum.
Tüm belgeler belgeselimizde. https://t.co/7NMmAFgnSr
Aliyev efendi geçenlerde "2020 Karabağ savaşında kimse yanımızda yoktu, kimden ne silah aldıysak, paramızla pulumuzla aldık, kimse bize abilik yapmasın, herkes işine baksın" dedin ya...
Aliyev, Karabağ savaşından sonra Selçuk Bayraktar'a Karabağ Onur madalyası vermişti hatırlıyor musunuz?
Aliyev'in çok iyi bildiği ama bu gün kulağının üstüne yattığı gerçek şu:
Aliyev efendi dünya kadar paran olsa bile sana silah satmazlar, hatta parasını ödediğin silahı bile vermezler, Türkiye bu kazığı çok yedi.
......
Çok özel bir bilgi daha paylaşayım. Karabağ savaşı esnasında Tokatlı "özel harekatın emekli (!) efsane albaylarından" bizim "Hatgo Albayı" aradım, sadece hal hatır sormak içindi, 3 aydır telefonu kapalı idi. 3 ay sonra konuştuğumuzda biraz takıldım,
--- Neredesin komutanım, kayıp ilanı verecektim,
--- 3 aydır Karabağ cephesindeydim
--- Yeter komutanım, savaştığınız da yeter, kurşun attığınızda yeter, kurşun yediğinizde yeter, artık emeklisiniz" dediğimde,
--- Oğuz Başkanım, orada savaşan biziz, en ön cephede olan biziz. Karabağ'ın bizim vatan toprağından farkı var mı? Biz Azerbaycan'ı yalnız bırakmayacağız, satmayacağız.
.....
Türkiye, hiçbir zaman Azerbaycan'ı satmaz, ama bu günlerde tüm dünyanın sırtını döndüğü, ama senin sırtını dayadığın İsrail, seni en çok ihtiyacın olan gün satacak. Ama kanının son damlasına kadar sömürüp, satacak.
O günlerde olan çok önemli bir olayı birileri çok çabuk unuttu.
Baykar, "Azerbaycan'a İHA - Siha sattı diye", Kanada'dan ambargo yemiş, Türkiye'ye kamera satışı yasaklanmıştı. İHA-SİHA üretimimizi sabote etmek üzere tüm imkanlar seferber edilmişti, halen de ediliyor.
Bu sayfada 10 kez yazdım "dünyada kimse bize bir mermi bile satmasın, bizim mühendislerimiz daha iyisini yapar" diye.
6 ay sonra ne oldu ?
ASELSAN çok daha kaliteli İHA- SİHA kameraları üretti ve kullanıyoruz.
6 yıl sonra ne oldu ?
Bize ambargo uygulayan şirket iflas etti, bu hafta ambargo uygulayan Kanada, İHA-SİHA satın almak için Türkiye'ye başvurdu.
Oğuz Berk
#AzerbaycandaBasörtüsüZulmü #Azerbaycan
70’lerin milli görüşçü veya ülkücü öğrencileri bürokrat oldu, yazar oldu, siyasetçi oldu, işadamı oldu. Sonradan tuhaflaşan, kendine “filozof” diyen, hatta “Mesih” diyen bile çıktı :) ama terörist çıkmadı. 80 öncesindeki “devrimci öğrencilerden” bir çoğu ise muhtelif sol örgütlerin idarecisi oldu. Mihraç Ural onlardan biriydi. Mahir Damatlar tek tek anlatır hangi örgüt yöneticisinin 70’lerde hangi üniversitede “solculuk” yaptığını. Ama realitenin aksine sol hep sevgi pıtırcıklığı ile, sağ ise şiddetle anıldı.
Kültür-sanat-medya-iletişim alanında nesillerdir güçlülerdi. Bunların şiirleri okundu, türküleri söylendi, kitapları yazıldı, dizileri, filmleri yapıldı. Kanlı katiller romantize edildi. Hiçbiri merhamette ve vicdanda, sevgide ve duyguda o zamanın “sağcı” gençlik liderlerinin, Muhsin Yazıcıoğlu’nun veya Tayyip Erdoğan’ın tırnağı etmezdi. Dursun Önkuzu’nun ciğerlerini pompayla patlatarak katleden adamlar bunlar. Okuldan çıkamayan arkadaşlarına ekmek götürüyor diye katledilen Süleyman Özmen’in katilleri… Büyüdüler yeni örgütler kurdular, dağa çıktılar, Suriye’ye gittiler, duramadılar orada da silah alıp insan ölürdüler. Yetmedi Reyhanlı’da insanımızı katlettiler. Bize ise tam tersi hikayeler anlatıldı “Çemberimde gül oya…” diye. Realitede gül mül yoktu kan ve silah vardı. “Hatırla sevgili” dediler. Şükür ki hatırlıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız.
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan: Şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir ama hiç kimsenin ünvanı, mesleği, konumu ona FETÖ yöntemleriyle bir başkasına karşı itibar suikastı düzenleme hakkı vermez.
İmdaaaat !
Zeytinliklerde Fare İstilası var. Bu sorunun üstüne gidilmez ise bir çevre felaketi yaşayabiliriz.
Bu sorunun arkasında Köpek Sürüleri var!
Köpekler sadece şehirler için değil tarım alanlarında da büyük sorun!
Zeytinliklerde bu yıl taze zeytinlerin çoğu delik deşik. Genç ağaçların kök boğazı kemirilmiş, bazıları kurumaya başlamış. Daldaki meyveyi yiyorlar mı yemiyorlar mı bilmiyorum.
Ama bir ağacı da kurutup bitiriyorlar. “Bu yıl fare çok” diye geçiştirenler var. Ama neden bu kadar çoğaldığını sorunca herkes başka bahaneye sığınıyor. Asıl sebep ortada duruyor: Köpekler.
Kontrolsüz köpek sürüleri kırsalda tilkiyi, gelinciği, sansarı ve yılanı bitiriyor. Onları kovalıyor, yavrularını parçalıyor, yaşadıkları yerlerden sürüp çıkarıyor. O hayvanlar fareyi tutan asıl avcılardı. Onlar gidince alan boşaldı. Boşalan alanı fare doldurdu. Şimdi zeytinliği, fidanı, emeği yiyor.
Köpekler fareyi yemiyor. Tam tersine, fareyi yiyecek olanları yok ediyor. Tarlada, zeytinlikte, bağ kenarında dolaşan sürüler tilkiyi ve gelinciği barındırmıyor. Yılanı da rahat bırakmıyor. Sonuç belli: Avcı azalınca av patlıyor. Av patlayınca da ürün gidiyor. Bu iş şehirdeki ısırık meselesinden ibaret değil. Tarımın içine kadar girmiş durumda.
Ağaçların dibini kazıp kemiren farelerin arkasında o sürülerin izi var. Köpekler olmasa tilki ve gelincik dururdu. Onlar dursaydı fare bu kadar çoğalmazdı. Fare çoğalmasaydı taze zeytin ve genç fidan bu kadar zarar görmezdi. Zincir bu kadar.
Daha önce buradan aynı sorun için yazdım sayın @TCTarim sayın @iletisim sayın @tcbestepe sayın cumhurbaşkanım @RTErdogan
TUSAŞ Motor Sanayii Genel Müdürü Akşit:
Yapay zekayla savaş simülasyonu yaparsanız, yapay zeka hemen her seferinde arabaları füze olarak kullanıyor.
Ne demek o. Yerde yürüyen güdümlü füze olarak kullanıyor. Arabanın kontrolünü ele geçiriyor.
Seni askeri birliğin kapısına çakıyor. İçinde sen varsın, yoksun, yapay zeka pek ilgilendirmiyor onu. Çok tehlikeli.
Biz Türkiye olarak ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN ve TEI olarak yabancı elektrikli arabaları artık kampüsün içine sokmuyoruz.
Çünkü çok fazla sensör var, kamera, bilmem ne, haritasını çıkarıyor ve kontrolü bizde değil.
Yerlilere izin veriyoruz, yazılımı da kontrolü de bizde.
- AA
Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı bazı ifadeler kullanmış Özgür Özel. Bu ifadelerin de cevabını alması gerekiyor. Demiş ki, sizin bahsettiğiniz şekilde Erdoğan ya istifa etmeli ya da Türkiye'yi yönetme kabiliyetini kaybettiğini ortaya koymalı. Üçüncü bir şık yok demiş.
Birincisi şunu söylemek isterim. Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye Cumhuriyeti'ni Cumhuriyet tarihimizde en yüksek düzeyde siyasi kapasiteyle yöneten liderdir. Atatürk döneminden sonra çok partili hayata geçtikten sonra, çok partili hayat döneminde Türkiye Cumhuriyeti'ni bu derece yüksek kapasiteyle, bilgelikle, dirayetle, siyasi performansla yöneten bir lider görülmemiştir.
İkincisi, bırakın Türkiye'yi yönetmeyi, Sayın Cumhurbaşkanımız, Dünya siyasetine yön veren birkaç liderden bir tanesidir. Dolayısıyla bırakın Özgür Özel'in böyle bir konuda değerlendirme yapmasını Türkiye'yi yönetme konusunda ilkokul düzeyinde bilgisi olmayan birisi olarak dünya siyaseti konusunda ise anaokulu düzeyinde bile bilgisi olmayan birisi olarak bu cümleleri kurması haddine düşmez.
Kendi bir yanda kendi partisini yönetemeyen Cumhuriyet tarihimizin, vatandaşlarımızın gönül verdiği önemli partilerinden olan Cumhuriyet Halk Partisi'ni bir hırsızlık şebekesine elleriyle teslim etmiş olan birinin, kendi partisini yönetememiş olan birisinin, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanlığı, Sayın Cumhurbaşkanımızın yönetim kapasitesini, yönetim performansını değerlendirme konusunda herhangi bir yeteneği söz konusu değildir.
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan: Ne ekran tetikçilerinin ne de siyasetçi kılıklı müfterilerin haysiyet cellatlığı yapmasına, yargısız infaz yapmasına asla izin vermeyeceğiz. Kirli yöntemlerle iftira ve itibarsızlaştırma kampanyalarıyla kadrolarımıza karşı bir operasyon yürütülmesine eyvallah demeyiz. Siyasetin de medyanın da limanı ahlaktır, dürüstlüktür. Biz ilk gün nerede duruyorsak bugün de aynı yerde sapasağlam duruyoruz.
Cumhurbaşkanımız Sn.@RTErdogan;
Yargı, suç işleyenin yakasına zaten yapışır. Orada bırakmaz, suçu sübut bulanın yakasına hiç tereddütsüz biz de yapışırız.
Fakat şu da bilinsin ki ne ekran tetikçilerinin ne de siyasetçi kılıklı müfterilerin haysiyet cellatlığı yapmasına ve yargısız infazda bulunmasına asla izin vermeyiz.
Haksızlığın, hukuksuzluğun, tamahkârlığın üzerine istismarcılara rağmen ciddiyetle gidiyoruz ve gideceğiz.
Ama bunu yaparken adaletten, ahlaktan, vicdandan, özellikle hakkaniyet çizgisinden bir milim sapmayacağız.
Ne oyuna geleceğiz ne tuzağa düşeceğiz ne de birilerinin yalan rüzgârına kendimizi kaptıracağız.
Milletim bize güvensin ama aynı zamanda sicili bozuk siyasi fırsatçıların nemalanma tuzağına karşı uyanık ve dikkatli olsun.
Biz gerekeni yapıyoruz, tıpkı bir cerrah titizliğiyle meseleye vaziyet ediyoruz.
Yargı, suç işleyenin yakasına zaten yapışır. Orada bırakmaz, suçu sübut bulanın yakasına hiç tereddütsüz biz de yapışırız.
Fakat şu da bilinsin ki ne ekran tetikçilerinin ne de siyasetçi kılıklı müfterilerin haysiyet cellatlığı yapmasına, yargısız infazda bulunmasına asla izin vermeyiz.
Haksızlığın, hukuksuzluğun, tamahkârlığın üzerine istismarcılara rağmen ciddiyetle gidiyoruz, gideceğiz.
Ama bunu yaparken adaletten, ahlaktan, vicdandan, özellikle hakkaniyet çizgisinden bir milim sapmayacağız.
Ne oyuna geleceğiz ne tuzağa düşeceğiz ne de birilerinin yalan rüzgârına kendimizi kaptıracağız.
Milletim bize güvensin ama aynı zamanda sicili bozuk siyasi fırsatçıların nemalanma tuzağına karşı uyanık ve dikkatli olsun.
Biz gerekeni yapıyoruz, tıpkı bir cerrah titizliğiyle meseleye vaziyet ediyoruz.
Bakın biz suçluyla suçsuzu ayırt etmeye çalışıyoruz. Siz öyle yapmadınız. Siz ne yaptınız? Şehir şehir dolaşıp belediye başkanlarınızın yaptığı hırsızlıkları savundunuz.
Sadece Aile Bakanımıza değil, onun dışında da bir sürü ismi ortaya atıyorlar. O onunla fotoğraf çektirmiş, bu buna selam vermiş, o onun yanından geçmiş falan. Ya arkadaşlar lütfen bir saniye durun.
İnsanların haysiyetini bu kadar kolay bir şekilde harcayamazsınız. Varsa gerçekten bir suçu, o zaman zaten bunların hesabını hep beraber soracağız. Yargıda soracağız, başka yöntemlerle de soracağız.
Ama siz sadece bir siyasi ranta çevirmek için olayı olduğundan çok daha büyük, abartılı ve bütün AK Parti Teşkilatlarına, herkese yayacak şekilde anlatmaya gayret ederseniz kusura bakmayın, biz de buna müsaade etmeyiz.