Bu kutlu günde Allah'ım sen vatanımızı, milletimizi ve devletimizi bütün niyeti çürük, eli kanlı ruhlardan, bedenlerden koru.
Bizim birlik ve bütünlüğümüzü beş parmağın beşi misali birbirine kenetle.
Mevlüt Kandili'miz mübarek olsun.
@samiltayyar27 Sayın Samil bey çok haklısınız bir firsatcilik almış başını gidiyor...100,200 den aşağı meyve yok sanki Güney Amerikadan geliyor..Böyle enfilasyon düşmez .Banka faizleri yıllık 100 de 100 civarında pakitika faizi 100 de 37 ama bu faizle kredi veren yok.Fiyat istikrarari yok
Batı Trakya’da bir milletin adı, dili ve hafızası üzerine gölge düşürülmek istendiğinde; o gölgenin karşısına bir ömür çıktı. O ömrün adı Dr. Sadık Ahmet’ti.
Dr. Sadık Ahmet, Batı Trakya Türklerinin kendi adıyla var olma iradesinin sesi oldu. Kimliğin inkâra, sözün sessizliğe mahkûm edilmek istendiği yıllarda, en yalın hakikati savundu: Bir milletin kendi adıyla anılma hakkını.
Onun mücadelesi, gürültülü cümlelerden değil; bedeli göze alınmış bir duruştan doğdu. Çünkü kimi zaman tarihe geçmek için uzun sözlere değil, herkesin sustuğu yerde söylenmiş tek bir hakikate ihtiyaç vardır.
24 Temmuz 1995’te bir ömür nihayete erdi; fakat o ömrün taşıdığı söz yarım kalmadı. Batı Trakya’da Türk kimliği adına verilen her mücadelede, ana dilini koruyan her nesilde ve kendi adından vazgeçmeyen her iradede yaşamaya devam etti.
Vefatının yıl dönümünde Dr. Sadık Ahmet’i rahmet ve hürmetle yâd ediyorum.
🗣️90’lı yılların unutulmaz haber spikeri Gülgün Feyman:
“Türkiyeli kavramını yerleştirmeye çalışıyorlar. Biz Türk'üz. Bu tabir, hangi beynin ürünüdür?”
Onlar Bizim İçin Eksildiler…
Güven Park’ta seslerini duyurmaya çalışan er gazilerimizi ve ailelerini ziyaret ettim.
Kiminin bacağı, bacakları yok…
Kiminin kolu, kolları yok…
Kiminin gözü, gözleri yok…
Kiminin ise kolları, bacakları ve gözleri… Birkaçı, hatta hepsi birden yok.
Bir an kendinizi onların yerine koyun.
Verir miydiniz?
Onlar verdi.
Sizin için… Vatan için, devlet için, gelecek için, askerlik onuru ve milletin namusu için canlarını ortaya koyup bedenlerinden parçalar verdiler.
Ve giden o kollar, o bacaklar, o gözler bir daha hiç geri dönmedi; dönmeyecek de.
Hayatlarının baharında kaybettikleri uzuvlar, kalan ömürlerine de damgasını vurdu.
Devlet için çıktıkları görevden; kolsuz, bacaksız, gözsüz ya da ağır yaralı olarak döndüler.
Kaybettikleri uzuvlarla birlikte hayatın yükünü ve ekmek kavgasını omuzlamak zorunda kaldılar.
Şimdi ise haklarını arıyorlar.
Seslerini sağır kulaklara duyurmaya çalışıyorlar.
İstedikleri şeyler aslında çok açık ve çok basit:
* Rütbe ayrımı yapılmaksızın emsal statü verilmesi.
* Özlük haklarındaki farklılıkların giderilmesi ve sosyal haklarda eşitliğin sağlanması.
* Maaş, sosyal yardım ve istihdam haklarının güçlendirilmesi; insanca yaşayabilecekleri bir gelir düzeyine ulaşılması.
* Ortez ve protez hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, bürokrasinin azaltılması ve bu hizmetlerin yalnızca Ankara ile sınırlı kalmaması. İçlerinde, zaten kısıtlı olan maaşlarının yarısını, dörtte üçünü tedavi ve ilaç masraflarına harcadıklarını söyleyenler var.
* Haklarının, “Terörsüz Türkiye” süreciyle ilişkilendirilmesini de reddediyorlar. “Teröristler için yasa çıkarılmaya kalkılmışken bize de bir şey vermeye kalkmasınlar. Biz onurlu insanlarız. Gerekirse açlıktan ölmeye razıyız.” diyorlar.
* “Kimileri işlerine geldiğinde bizi hatırlıyor, fotoğraf çektiriyorlar; ama haklarımız söz konusu olduğunda yıllardır bizi oyalıyorlar.” diyorlar.
Bu insanlar, hayatlarının baharında yükümlü er olarak dağa çıktılar.
Vatan, millet, devlet ve askerlik onuru için canlarını ortaya koydular.
Bugün taşıdıkları eksiklikler, bu millet için ödedikleri bedelin nişanesidir.
Onlar bizim onurumuzdur.
Devletin onurudur.
Milletin onurudur.
Ve bize Hakk’ın emanetidir.
Gaziler, bu milletin yaşayan vicdanıdır.
Baş üstünde taşınması gereken değerlerdir.
Eğer bu insanlar haklarını aramak için günlerdir bir parkta geceleyip gündüzleri seslerini duyurmaya çalışıyorsa, ortada gerçekten bir sorun var demektir.
Üstelik bu sadece idari ya da mali bir sorun değil… kavramsal, vicdani ve vefa ile ilgili bir sorundur.
//
Bir de gazi oldukları hâlde “uzuv kaybetmedikleri gerekçesiyle” gazi sayılmayan gazilerimiz var.
Gazilik, özünde yalnızca devletin verdiği bir unvan değildir.
Hakk’a aittir.
Yaradan’ın insana emaneti olan vatan, devlet, yaşam, onur ve namus uğruna verilen mücadelenin; dökülen kanın, alınan yaranın ve çekilen çilenin karşılığıdır, nişanıdır.
Hakk’ın verdiği unvan hak edenden esirgenir mi hiç?
Doğru olan; hak edilmiş bu unvanı tartışmaya açmak değil; onu hak ettiği değere yükseltmek, sahibine teslim etmektir.
//
Bu vesileyle bir önerim de var.
Mücadele alanlarından geçmiş yaralı ya da yarasız, ama canını ortaya koymuş, ter dökmüş, çile çekmiş milyonlarca askerimiz, polisimiz, istihbaratçımız ve korucumuz var.
Devletimiz bu vatan evlatlarına “Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı imzalı” birer “Şeref Belgesi” verse…
İnsanlar o belgeyi evlerinin en güzel köşesine assa…
Çocukları, torunları, torunlarının torunları; “Benim atam bu vatan için mücadele etti.” diyerek gurur duysa, aidiyetini hissetse…
İnanıyorum ki sırf bu belge bile gelecek kuşakların vatana ve devlete sahip çıkmasında güçlü bir ruh, derin bir aidiyet ve kalıcı bir referans olur.
//
Devletimizin, gazilerimizle ilgili bu sorunları en kısa zamanda çözeceğine inanıyorum.
Çünkü bunlar sadece gazilerin meselesi değildir…
Devletin devletliği, milletin vefası meselesidir.
Saygılarımla
Abdullah Ağar
22 Temmuz 2026
En çok da Gazzeliler sevindi.
İspanya, "Soykırımcılar"ın
şov yapmasına izin vermedi.
Dünya genelinde Netanyahu'ya duyulan nefret Messi üzerinde toplandı.
İspanya'nın yiğit duruşu onu küresel vicdanın temsilcisi yapmıştı.
İşte bu vicdan, final maçına da yansıdı. Bugün bütün dünya bü yüzden İspanya oldu.
#España #DünyaKupası
Rum terör örgütü EOKA’nın Kıbrıs Türkü’ne yönelik katliamları öylesine acımasızdı ki, küçük çocukların bile vahşice öldürüldüğünü gören Birleşmiş Milletlerin o dönemki en yüksek rütbeli askeri bile “Ben daha önce böyle bir vahşet görmedim” demişti.
Rum vahşetini anlatan videomuzun bu bölümünde Rum teröristlerin okul çağındaki soydaşlarımızı nasıl toplu halde katlettiklerini şahitlerin anlatımıyla yayınlıyoruz.
Kıbrıs Türkü’ne yapılanları unutmayacağız, unutturmayacağız! 🇹🇷
#MillîSavunmaBakanlığı
Tarihin utanç sayfalarından birini açtık...
Seslendiren: Emin Pazarcı.
Vokal: Beyza Pazarcı.
1944'te Stalin'in emri ile gerçekleştirilen büyük bir acı ve soykırımın hikayesidir bu.
(Kazan Türklerinden dedem Albay Şemsettin Savaş'a rahmet dileği ve dualarımla...)
Atamız Fatih Sultan Mehmed Han, ilmin ve aklın gücünü derinden kavramış bir hükümdardı. Bu sebeple Semerkant’tan Ali Kuşçu’yu İstanbul’a davet etmek için özel elçiler göndermiş, kadırgalar donatıp görkemli bir törenle karşılamış ve burada kalmasını sağlamıştı.
Sadece askerî dehasıyla anılmak, onu baştan savmak olurdu; bu büyük bir haksızlık.
Onu asıl büyük kılan, kılıcının yanı sıra ilme verdiği yüksek değer, mühendis oluşu ve bunu fetihlerinde ustalıkla kullanmasıdır.
O, hem bir fatih hem de bir âlim ve mühendis sultandı.
#Fetih #Fatih #İstanbul