Suriye halkı barış ve huzur istiyor; Arap’ıyla, Türkmen’iyle, Kürt’üyle, Nusayri’siyle kardeşçe yan yana yaşamak istiyor.
Yıllardır çatışmaların bütün yükünü omuzlarında taşıyan Suriyeli çocuklar artık silah ve bomba sesi duymak istemiyor.
Terörün, şiddetin, silahın raf ömrü dolmuş, bunların devri kapanmış; bilhassa daha 14-15 yaşındaki çocukları öne sürüp, çocukların arkasına saklanıp onların kanı ve canı üzerinden netice alma imkânı kalmamıştır.
Devlet içinde devlet olmaz.
Devlet içinde ayrı silahlı güç olmaz, paralel ordu olmaz.
Gelinen noktada kimsenin, ne uğruna olursa olsun Suriye halkına yeni bedeller ödetmeye hakkı yoktur.
Varılan anlaşmanın ruhuna uygun şekilde meseleyi suhuletle çözmek, yegâne çıkış yoludur.
Bilhassa Kürt kardeşlerimden, Kürt vatandaşlarımdan rica ediyorum:
Bizim ezelî ve ebedî kardeşliğimize darbe vurmayı, aramıza nifak sokmayı amaçlayan oyunlara lütfen gelmeyin, istismarcılara lütfen prim vermeyin; fitneyi, fesadı, ayrışmayı, nefreti körüklemeye çalışanlara itibar etmeyin.
Türkiye Cumhuriyeti, 86 milyon vatandaşıyla birlikte yönünü kendisine dönmüş on milyonların da en güvenli sığınağıdır, yuvasıdır, güvencesidir.
Bu devlet, adını duyunca gözleri umutla parıldayan herkesin devletidir.
2025 yılı; ekonomide hedeflerimize büyük ölçüde ulaştığımız, dengelerin tekrar yerine oturduğu, enflasyonla mücadelede önemli kazanımların elde edildiği, bilhassa ihracat ve turizmde rekorlar kırdığımız bir yıl oldu.
Geçtiğimiz sene, 2025 yılı için mal ve hizmet ihracatına yönelik hedefimizi 390 milyar dolar olarak paylaşmıştım.
Bugün Bakanlığımızın tahminlerine göre mal ve hizmet ihracatımızın 396,5 milyar dolarla bu hedefi aştığını memnuniyetle ifade etmek isterim.
Bu başarıda emeği geçen tüm paydaşlarımıza; ihracatçılarımıza, üreticilerimize, yurt dışı müteahhitlik ve teknik müşavirlik sektöründe faaliyet gösteren tüm firmalarımıza şükranlarımı sunuyorum.
İnşallah çok daha iyi, çok daha güzel yerlerde olacağız.
Enflasyon düştükçe, mali disiplini sürdürdükçe, cari fazlaya doğru emin adımlarla ilerledikçe ve en önemlisi reformlarımız birer birer hayata geçtikçe Türkiye, kendine benzer ekonomilerden kalıcı biçimde pozitif yönde ayrışacaktır.
Bu sayede büyüme, birilerinin iddialarının aksine sadece belirli kesimlerle sınırlı kalmayacak; çalışanın, üretenin, yatırımcının, gençlerin, kadınların, emeklilerin, kısacası 86 milyonun refahına doğrudan yansıyacaktır.
Türkiye, toplam 1.539 sağlık kuruluşu, 270 binin üzerinde yatak kapasitesi, 49 bine yaklaşan yoğun bakım yatağıyla vatandaşına kesintisiz sağlık hizmeti sunan bir ülkedir.
Sadece İstanbul’da son 23 yılda 35 yeni hastane, 24 ek hizmet binası ve 18 güçlendirme çalışmasıyla toplam 77 hastane inşa ettik.
Ülkemizde hangi alanda olursa olsun “özel teşebbüs” deyince hemen eleştiri oklarını çeken, hemen saldırıya geçen bir kesim var.
Özel sektör okul yapar, hastane yapar, kamuyla iş birliği içinde yol, köprü, havalimanı yapar; bakarsınız, bunlar anında kötülemeye başlar.
Ama makul, mantıklı, pratik ve sürdürülebilir hiçbir öneri de getirmezler.
Türkiye’nin ufkunu açacak, ekonomimize katma değer sağlayacak, millete ve memlekete faydası dokunacak hiçbir projeleri, hiçbir fikirleri yoktur.
Biz 23 yıl boyunca attığımız her adımda, hayata geçirdiğimiz her eserde, özel sektörümüzle iş birliği içinde ülkemize kazandırdığımız her yatırımda bunlarla çok sık muhatap olduk.
Nasıl “elinde çekiç olan her şeyi çivi görürse” bunlar da her konuyu getirip bir şekilde özel teşebbüs düşmanlığına bağladılar.
Oysa asıl kamuculuk sermaye düşmanlığı yapmak değil, gerektiğinde özel sektörle el ele verip kamu yararına değer üretmek; halkın hayatını daha güvenli, daha huzurlu hale getirmek; temel hizmetleri en uygun şekilde, en üst kalitede vatandaşına sunabilmektir.
Mesela 2002 öncesi gibi sağlık hizmeti almak eğer bir çileye dönüşmüşse böyle bir sistemde ne kamuculuktan ne de sosyal devletten söz edilebilir.
Aynı şekilde belediye kaynakları talan ediliyor; halkın parası rantçıların, yolsuzların, yandaşların cebine akıyor; bunun da tüm faturasını daha fazla trafik, daha fazla eziyet, daha az hizmetle sokaktaki vatandaş ödüyorsa orada da bunların hiçbiri yoktur, tam tersine çok büyük bir soygun vardır.
Gazze’de ateşkes tesis edilmiş olsa da İsrail’in enkaza çevirdiği yerleşim yerlerinde sıkıntılar devam ediyor.
Geçen hafta 1.300 ton insani yardım malzemesi taşıyan 19’uncu İyilik Gemimiz Mısır’ın El Ariş Limanı’na ulaştı.
Son iki yılda Gazze’ye gönderdiğimiz yardım miktarı 105 bin tona yaklaştı.
Mutabakata göre günlük 600 tırın Gazze’ye giriş yapması gerekiyordu.
Ancak İsrail böyle insani bir meselede bile sözünü tutmuyor, insani yardım girişlerine uyduruk bahanelerle sürekli zorluk ve engel çıkarıyor.
Biz bunlara rağmen Gazzeli mazlumların yanında olmaya çalışıyoruz.
Türkiye olarak sinmeyeceğiz, susmayacağız, unutmayacağız; Gazze’yi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız.
Dün Ankara’dan Trablus’a giderken kaza kırıma uğrayan uçakta şehit olan Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali El Haddad’ın başkanlığını yaptığı Libya heyetine ve uçak mürettebatına Rabb’imden rahmet niyaz ediyor; kardeş Libya halkına, Libya Silahlı Kuvvetlerine ve hükûmetine ülkem ve milletim adına taziyelerimi sunuyorum.
Rabb’im ruhlarını ��ad, mekânlarını cennet eylesin.
Bizleri derinden üzen elim hadiseyle ilgili gerekli tahkikat başlatılmıştır, safahatına dair bilgilendirme ilgili bakanlıklarımız tarafından yapılacaktır.
Çok açık ve net söylüyorum…
İster Doğu Akdeniz’de ister Ege’de isterse başka bir yerde olsun; biz ne hak yeriz ne de hakkımızı yediririz.
Elinde 70 binden fazla Filistinli kardeşimizin kanı olanların hadsizliklerinin bizim nazarımızda teneke tıngırtısından farkı yoktur.
Kıbrıs Türkü’nün hak ve çıkarlarının gasbedilmesine de müsaade etmeyiz.
Anlaşmalar yapılabilir, imzalar atılabilir, sipariş sorularla çeşitli mesajlar da verilebilir.
Bunların hiçbiri bizi bağlamaz, bizim politikamızı değiştirmez.
Oyuna gelmedik, gelmeyeceğiz.
Tahriklere kapılmadık, kapılmayacağız.
Türkiye olarak uluslararası hukuk ve ikili anlaşmalarımız çerçevesinde, tarihî tecrübemize ve köklü devlet geleneğimize yakışır şekilde; vakarla, basiretle, sağduyuyla, sükûnetle hareket etmeye devam edeceğiz.
Yerel yönetimlerde hiçbir ayrım yapmadan şehrine hizmet edenin yan��nda olmaya devam edeceğiz.
Yine hiçbir ayrım yapmadan şehrini yağmalayanın karşısında olmayı da sürdüreceğiz.
Kadınlar seçme ve seçilme hakkını 91 sene önce elde etmiş olsa da bunu hiçbir kısıtlama olmadan kullanmaları uzun, sancılı, zorlu, bedellerle dolu bir mücadeleyi gerekli kılmıştır.
Gururla ifade etmek isterim ki Türkiye, kadın hakları konusunda altın yıllarını bizim dönemimizde yaşıyor.
Yıllarca bu meselenin edebiyatını yapanlar hiçbir adım atmazken biz hanım kardeşlerimizin sosyal hayatta, kamuda, ticarette, en önemlisi de siyasette hak ettikleri yere gelmeleri için yoğun bir gayret içindeyiz.
Göreve geldiğimizde kadınların iş gücüne katılım oranı %27,9’du, Eylül 2025 itibarıyla bu sayı %35,7’ye yükseldi.
Parlamentodaki kadın temsil oranı sadece %4,4’tü, bu oran bugün %19,83’e çıktı.
Kadın muhtarların sayısı 117’den 2 bin 1’e yükseldi.
Kadın kamu çalışanlarının oranı 2024 yılı itibarıyla %43,46’ya ulaştı.
Kadın valilerimizin sayısını 4 katına, kadın kaymakamlarımızın sayısını ise 3,7 katına çıkardık.
2002’de kadın büyükelçilerimizin sayısı sadece 14 iken bugün 80 kadın büyükelçimiz görev yapıyor.
Kadın profesörlerimizin oranı %24’ten %36’ya, doçentlerimizin oranı %31’den %44’e, öğretim görevlilerimizin oranı %36’dan %53’e yükseldi.
Sadece 23 yıl gibi kısa bir sürede işte bütün bunları başardık.
Mahkeme kapılarından ayrılmayan muhalefete, kadın hakları meselesini marjinal ideolojilerine paravan yapan çeşitli yapılara rağmen başardık.
Bu mücadeleyi sonuna kadar kadınlarla birlikte sürdüreceğiz. İnşallah daha güzel seviyelere yine birlikte geleceğiz.
Gazi Mustafa Kemal’in bizzat kendi ifadesiyle “kadınların liyakat ve salahiyetle kullanmaları” için verilen seçme ve seçilme hakkı, Gazi’nin vefatından sonra gelenler tarafından sabote edilmiş, çeşitli kısıtlamalarla ve yasaklarla aşındırılmıştır.
Ülkemizdeki kadınlar anayasal haklarını uzun yıllar salahiyetle, liyakatle ve özgürce kullanamadılar, görünür görünmez birçok engelle karşılaştılar.
Mesela başörtüleri dolayısıyla seçilme hakkından mahrum bırakıldılar.
Mesela üniversiteyi kazandıklarında karşılarında ikna odalarını buldular.
Mesela kimi zaman kılık kıyafetlerinden, kimi zaman mezun oldukları okullardan ötürü ayrımcılığa uğradılar.
28 Şubat’ın baskıcı atmosferinde binlerce kadın eğitim, çalışma, kamuda istihdam haklarından feragat etmek zorunda kaldı.
Meclise başörtüsüyle girdi diye âdeta linç edilen kadınları nasıl unutabiliriz?
Okullarda, üniversitelerde yürütülen cadı avını nasıl unutabiliriz?
“411 el kaosa kalktı” manşetinin temsilcisi olduğu karanlığı nasıl unutabiliriz?
Başörtüsü yasağının sürmesi için Anayasa Mahkemesinin kapısında nöbet tutan CHP’yi ve özgürlük düşmanı zihniyetini nasıl unutabiliriz?
Bugün sesleri eskisi kadar çok çıkamasa da medyada, sosyal medyada, iş dünyasında, siyasette, bürokraside varlığını hâlen devam ettiren kadın hakları cellatlarını nasıl unutabiliriz?
Bunları unutmadık, unutmuyoruz ve hiçbir zaman unutmayacağız.
AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları tarafından Kadınla Yükselen Şehirler temasıyla düzenlenen Uluslararası Yerel Yönetimlerde Kadın Zirvesi’nin ufuk açıcı tartışmalara ve somut sonuçlara vesile olmasını canıgönülden temenni ediyorum.
Zirve kapsamında Türkiye’de Şehircilik Vizyonu ve Konut Politikası…
Şehircilikte Kadın ve Aile Politikaları…
Akıllı Şehirler Enerji Yönetimi ve Dijital Dönüşüm…
Göç, Göçmen Politikaları ve Sosyal Uyum…
İklim Değişikliği, Çevre ve Sürdürülebilirlik gibi başlıklarda paneller düzenlenecek, meseleler açık yüreklilikle değerlendirilecek.
Zirvemize iştirak eden birbirinden seçkin isimlerden gelen tenkit, tespit ve tekliflerin başta Partimiz ve hükûmetimiz olmak üzere hepimiz açısından yol gösterici olacağına samimiyetle inanıyorum.
Güvenlik kuvvetlerimizin gücü, kendilerine verilen yetkiden ve taşıdıkları silahtan ziyade, aziz milletimizin vicdanında edindikleri yerden gelir.
Bu gücün etkisini artırmamızın yolu da vatandaşımızın gönlündeki yerimizi pekiştirmemizden geçer.